7
May

Hepimiz Şikeciyiz!

by Great White in Genel, Spor

Sen değil misin;

 İktidarı her fırsatta eleştirip zırıldanmana rağmen seçim zamanı sandığa gittiğinde tecavüzcüsüne aşık mağdure kıvamında oyunu gene o iktidar partisine basan

 Çocuk istismarı söz konusu olduğunda galeyana gelip sapığı linç etmeye kalkarken arabanın arkasına “Liselim” yazan

 Irkçılığa faşizme karşı çıkıp milliyetçiliği savunurken, komünizme sosyalizme karşı çıkıp solculuğu sahiplenen

 Kendi karına bacına yan gözle bakıldığında gözünü kan bürüyüp adam öldürmekten dahi çekinmezken elin karısına bacısına sokakta laf atan

 Çapkınlıkla övünürken fahişeliği hakaret gören

 Haram maldan hayır gelmez edebiyatı yapıp bahis ve şans oyunlarıyla para kovalayan

 Faizin haram olduğunu söyleyip kâr payından nemalanan

 Herkesin istediği dini yaşamaya özgür olduğunu savunup laikliğe karşı çıkan

 Dinde özgürlüğün teminatı olan laikliği sahiplenip baş örtüsüne cephe alan

 Günahkârların cehennemde yanacağına inanıyor olmana rağmen hırsızlıktan, yolsuzluktan geri kalmayan

 Senenin 11 ayı boyunca içki, kumar, zamparalık, hovardalık, çakallık peşinde koşup ramazan geldiğinde senede bir aylığına müslüman olan

 Hatun sana pas verdiğinde ona delicesine yavşayıp, seni reddederek başkasına yanaştığında sinire kesip çirkefleşen

 Eşini kıskanmıyor hurafesine dayanıp domuz eti yemezken bir kümes dolusu tavuğu bafileyen horozla beraber tavuğu da afiyetle yiyen

 Yunan asıllı Lefter’ in heykelini dikip Papaz’ ın çayırında top oynayarak Rum Pontus üzerinden Trabzonlu’ ya sallayan

 Bi’ taraftan Emre çirkefinin ırkçılığına küfredip diğer yandan anti bizans pankartları açan

 Hamsi’ yi ulusal organizasyonlarda dahi sembolize edip diğer yandan hamsi yakıştırmasına sinirlenen

 Kürde, ermeniye yapılan ırkçılığa sövüp Lazlık üzerinden Trabzon halkını ötekileştiren

 Kendi memleketini utanırcasına gizleyip salt kuru bir taraftar kimliği arkasına gizlenerekten kraldan kralcı bir yavşamayla İstanbul takımlarına dilenerek Trabzonspor taraftarına etnik köken üzerinden giydiren

 Aziz Yıldırım, Mehmet Ağar, Mehmet Ali Yılmaz gibi mafyatik spor adamlarına karşı durup Fatih Terim’ i yere göğe sığdıramayan

 Yıldırım Demirören’ e sezon boyu küfredip içi geçmiş yıldız transferler için stadyumları dolduran

 Sadri Şener’ in yaptığı her doğru hamleyi gözümüze sokarken, yaptığı hataları ısrarla görmezden gelen

 Gruplar halinde takımını delicesine sevdiğini iddia edip bedava bilet peşinde koşan

 Azerbaycan haricinde gezegendeki tek bi’ ülkenin dahi dönüp bakmadığı Fb – GS derbisini dünyanın ilk 5 derbisi arasında bu millete pompalayan

 Yıllar boyunca “Bizim başkan mafyanın kralı olm! Adamın götünden kan alır, kan” diyerekten caka sattığın başkanın şike ve çete kurmak iddiasıyla kodese girdiğinde aynı adama Münir Özkul muamelesi yapmaya başlayan

 Hemen her gün maaşlı gazetecileri objektif ve bağımsız olamamakla suçlayıp kendi kişisel bloglarında dahi şike ve teşvik hususunda tek cümlelik post atamayan

 Sansüre ve sansürcü anlayışa karşı gözüküp diğer taraftan kendisine uygulanan sansürü kabullenerek tavşan boku misali kokmadan bulaşmadan kıyı köşe yazısı yazan

Bi’ yandan İsrail başbakanına sözümona posta koyarken diğer yandan Ortadoğu Projesi’ nde eş başkanlık yapan

58’ nci maddenin değişmemesi gerektiğini savunup bir ay sonra “58 nci madde değişmezse Türk Futbolu batar” diyen

Bi’ taraftan “Cas davası namusumuzdur” ve  “Bu dava onur meselemizdir” çığırtkanlığı yapıp sonrasında davayı sözde Türk Futbolu’ nun menfaati uğruna geri çeken

 Yıllar önce partinin kapatılma davası söz konusu olduğunda “Cezayı partilere verin, bize değil” önerisini yaparken iktidar olduğunda “Kurumlar değil, kişiler cezalandırılmalı” diye çark eden

 Marka değerini kendin belirlediğin sözde Süper Ligi’ ndeki 4 kafa takım zirvede kalınca düzenlediğin kolpa bir turnuvanın adına “Süper Final” adını koyup son maça hayalini kurduğun “Fb-Gs” finalini denk getiren

 AB üyeliği söz konusu olduğunda “Maç devam ederken kural değişmez” diye çıkışıp şike davası devam ederken yasaları değiştiren

 ve sen değil misin;

 Sahadaki futbolculara ceza keserken başta Fenerbahçe ve Türk Futbolu zarar görmesin ayağana “Şike sahaya yansımadı” safsatasıyla kulüpleri kayıran

 İşte bunların hepsi sensin, benim, biziz aslında. Çünkü şikeci zihniyet bizim hamurumuzda var!

 

7
May

Geçmişten Bugüne TS-FB Rekabeti

by Great White in Spor

 

14 Eylül 1983, güneşli bir çarşamba günüydü. Kadıköy’de Fenerbahçe’nin Şampiyon Kulüpler Kupası ilk tur ilk karşılaşmasını izlemek üzere Trabzonsporlu amcam, onun Fenerbahçeli bir arkadaşı ve kuzenimle birlikte tribündeydik. Rakip, Çekoslavakya’ nın adını ilk kez o gün duyduğum Bohemians Prag takımıydı. Bendeniz de bu arada Trabzonspor taraftarlığını henüz yeni özümsemeye başlamış bir ilkokul öğrencisiyim. Tamamen dolu tribünler önünde başlayan karşılaşmada keyifsiz, pozisyonsuz bir oyun oluyordu. Maç golsüz bitecek gibi gözükürken son dakikalara doğru Prag golü buldu. Bu sürpriz golle tribünün tüm coşkusu silinmiş, hattâ son dakikaya girilirken insanlar kapılara doğru yönelmeye başlamıştı. İşte tam o anda stadyumda bir dalgalanmayla birlikte gol sesine benzer uğultu yükseldi ve hemen peşinden tüm tribünler “Trabzon” tezahüratıyla inlemeye başladı. Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken arkamızdaki bir Fenerbahçeli kulağına dayadığı radyoyla bize bakarak Trabzonspor’un gol attığını söylüyordu. Aynı saatte başlayan maçta Trabzonspor, İtalyan devi İnter’i Tuncay’ın son dakika füzesiyle devirmeyi başarmış, Fenerbahçe’ nin mağlubiyetiyle bozulan tribünlerin morali bu galibiyetle biraz olsun yerine gelmişti.

Şimdi bu keyifli anekdotu bir kenara koyarsak, 18 Ekim 2011 tarihinde CSKA Moskova-Trabzonspor maçında Rus taraftarlarla sırt sırta CSKA’yı destekleyip yediğimiz gollerle sevinç yaşayan Fenerbahçeli taraftar profilini göz önüne getirdiğimizde taraftarlık algımızın nasıl bir mutasyon geçirdiğini net olarak görebiliriz sanırım. Tabii ki futbolun endüstriyelleşmesi, medyanın reyting kaygısıyla fanatizmi körüklemesi taraftarlık ve rekabet anlayışımızın ciddi anlamda değişmesine yol açtı. Artık rakibini yenmeye değil adeta düşmanını imha etmeye odaklı bir taraftarlık dürtüsü hâkim olmaya başlamış, tribünlerin yarı yarıya dolduğu şenlik ortamı yerine tek bir rakip taraftarın dahi stadyuma giremediği ucube bir rekabet modeli gelmişti. Tüm bu olumsuzlukların yanında saha içine dair güven de fazlasıyla sarsılmıştı. Hakemler sürekli masaya yatırılıyor, rakiplerin performansları dahi teknik adamlar tarafından irdelenmeye başlanıyordu. Taraftarlar kendi takımının ortaya koyacağı performanstan ziyade rakibinin karşılaşacağı takımın göstereceği performansla ilgileniyordu. Eskiden galip geldiğinde kendi oyuncusunu yere göğe sığdıramayan sağlıklı taraftar modeli yerini, rakip takımın gösterdiği mücadeleye abartılı methiyeler düzmek zorunda kalan hastalıklı ruh haline bırakıyordu.

Derken 3 Temmuz 2011′de ülke futbolunu kökünden sarsan şike krizi patlak verdi. Sürecin ilk günlerinde medyanın dilinden düşürmediği sloganı artık futbolumuzda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı şeklindeydi. Zira bu skandal milat olabilir, futbolumuzun geleceği adına tertemiz bir sayfa açılabilirdi. Ancak ne var ki şike skandalının başrolünde sıradan bir Anadolu takımı değil de futbolumuzun lokomotifi olarak lanse edilen Fenerbahçe olunca, henüz bir yıl öncesinde titizlikle hazırlanıp yürürlüğe sokulan yasalar, türlü basiretsizlik ve siyasi manipülasyonlar vasıtasıyla işlevselliğini yitiriverdi. Gözler önünde pervasızca cereyan eden ayak oyunları, talimat değişiklikleri ve karar alabilme kabızlığı neticesinde tek umudunu UEFA adaletine bağlayan futbolseverlerle sarı-lacivertlier arasındaki kutuplaşma giderek arttı. Tabii doğal olarak geride kalan sezonu aynı puanla zirvede tamamlamış olmaları ve Devler Ligi’ne bordo-mavililerin davet edilmesi sebebiyle süreçten en fazla etkilenen Fenerbahçe-Trabzonspor rekabeti oldu.

Giriştiğimiz her şampiyonluk yarışındaki tek rakibimiz olması gerçeğinin yanında 1996′da ağır bir travma yaşamamıza sebep olan mağlubiyetin de tetiklediği makul seviyelerdeki Fenerbahçe antipatisi, bu son şike davasının etkisiyle çok daha hoşgörüsüz bir karşıtlığa dönüşüverdi. Geçen yıl bozulan kadrosunu revize edemeyince sezonu istediği yerde tamamlayamayan Trabzonspor’un elinde sadece UEFA hedefi kalmıştı. Lakin Fenerbahçe’ye şampiyonluk yarışında vurulacak bir darbe, taraftarın gözünde büyük önem taşıyordu. Burada Galatasaray ya da başka takımın olası şampiyonluğunun çok da ehemmiyeti yoktu. Artık mühim olan, ezeli rakibin bilhassa bu sezona mahsus sevinmemesiydi.Burak Yılmaz’ın golüyle şampiyonluğu Fenerbahçe’nin elinden alıp Bursaspor’a verdiğimiz maçın benzeri yaşanmalıydı bir nevi. Maça dair Trabzonspor taraftarının tüm hissiyatı tamamen bu refleksif duygulardan besleniyordu.

Maça gelirsek; kadro kalitesi ve derinliği açısından Fenerbahçe biraz daha avantajlı gözükmesine karşın yukarıdaki faktörlerin de etkisiyle ekstra bir motivasyonla sahaya çıkacak Trabzonspor’un rakibine sürpriz hazırlama ihtimali hiç de az değil. Ancak ne var ki Süper Final ismini son maça denk getirilen Fenerbahçe-Galatasaray kapışmasından aldığı alenen belli olan bir turnuvada medya ve yayıncı kuruluşun isteyeceği en son şey olmalı, şampiyonun bir hafta önce tur atması. Dolayısıyla bu iki karşılaşmada bazı ince müdahalelerin gerçekleşme ihtimalini de göz önünde tutmak gerek. Yanlış anlaşılmasın; bu asla ‘Fener’i şampiyon yapacaklar’ paranoyası değil. Yaratılan atmosfere bakıldığında, hangisi olursa olsun şampiyonun son maçta belirlenme arzusunun yattığı hissi. Yani amaç olmasa bile arzulananın bu olduğu hissediliyor açıkçası.

Yine de bizler umut edelim ki bu beklenti arzu aşamasında kalsın ve sahaya yansıyanlar futboldan ibaret olsun.

 

http://tr.eurosport.com/futbol/spor-toto-super-lig/2011-2012/yillarla-beslenen-rekabet_sto3259979/story.shtml

4
Nis

Rekabette Değişen Dengeler

by Great White in Spor

 

Lig tarihi boyunca Trabzonspor ve Fenerbahçe arasında ambiyansı farklı, tansiyonu yüksek nice maç oynanmıştır ancak hiçbiri 5 Mayıs 1996’daki Trabzonspor-Fenerbahçe ve 16 Mayıs 2010’daki Fenerbahçe – Trabzonspor maçları kadar zihinlere kazınmamıştır herhalde. Trabzon’ daki maçta bordo-mavililer, İstanbul’ daki maçtaysa Fenerbahçe derin travmalar yaşamıştı. Şimdiyse bambaşka bir travmanın içerisinde savruluyor iki büyük camia. 3 Temmuz’ da başlayan süreç sonunda iki takım da değişik bir ruh haline girdi.

İşte bu keyifsiz sürecin Türk futbolu ekseninde en kötü etkisi ise doğal olarak Trabzonspor – Fenerbahçe rekabetine oldu. Geçen sezonu eşit puanla tamamlayan iki takımdan Fenerbahçe’ nin on küsür maça şike ve teşvik bulaştırdığını iddia eden iddianamenin içerisinde Trabzonspor’ un da iki maça teşvik teşebbüsünde bulunduğu iddiasının yer alması her iki camiayı gerek yönetimler, gerekse taraftarlar bazında karşı karşıya getirmeye yetti. Trabzonspor’ un hemen her şampiyonluk yarışında çekiştiği yegâne takımın Fenerbahçe olması sebebiyle çok eskiden bu yana nispeten ölçülü bir düzlemde cereyan eden “anti-fener” anlayışı, bu olaydan sonra her iki tarafın karşılıklı şekilde bilenmesiyle maalesef çok daha hamasî boyutlara taşındı. Her ne kadar Trabzonspor taraftarının yoğun tepkisi, bizatihî Fenerbahçe camiasından ziyade başkanı ve yönetimi özelinde gerçekleşmiş olsa da gerek bir kısım medyanın, gerek bazı siyasetçilerin ve gerekse futbolu yönetenlerin adalet dağıtma hususundaki basiretsizliği, şu dev mücadeleyi futbolun kendi sportif rekabetinin dışına taşıyarak bambaşka bir hesaplaşma randevusu haline getiriverdi.

Ancak bu tatsız sürece rağmen söz konusu iki takımın rekabetinin şu ligde en az bir Fenerbahçe – Galatasaray maçı kadar özel bir yeri olduğunu unutmamak gerek. Her iki takımdan biri puan sıralamasında hangi pozisyonda olursa olsun Trabzonspor – Fenerbahçe maçlarının adrenalini her daim farklı olmuştur. Zira bu rekabeti son derece önemli ve bir o kadar da anlamlı kılan onlarca farklı anektod sıralanır tarihimizde. Hatta tüm bu yaşanan tatsızlıklara rağmen futbola ve sportmenliğe dair halâ güzel hikayeler çıkabileceğini ümit edebiliriz de. Örneğin İstanbul’ da oynanan ilk maçta Gökhan Gönül’ ün Aykut Akgün’ e gösterdiği nezâketin bir benzerini görebiliriz belki. Aksine bu centilmenliğe karşı Mehmet Topal’ ın gösterdiği tepkiyi değil. Misal bir Trabzonsporlu’ yu Alex’ in kaptan olduğu Fenerbahçe’ ye kaybetmekten çok daha fazla yaralar, Emre Belözoğlu’ nun kaptanlığını yaptığı Fenerbahçe’ye kaybetmek. Herkes emin olsun ki o taraftar bu maçta da yenilgi ya da galibiyet halinde, yıllar önce tıpkı Oğuz Çetin’ in kaptanlığını yaptığı Fenerbahçe’ yi efendice uğurladığı gibi uğurlayacaktır Avni Aker’ den. Tabii ki kendince haklı gördüğü tepkisini ilgili tüm makamlara medenî ölçülerde göstererek.

Tüm bu etmenlerin dışında sahanın içine gelince… Trabzonspor kadrosundaki en kariyerli oyuncu olan Zokora’ nın tıpkı ilk maçta olduğu gibi bu maçta da cezalı olmasının büyük dezavantaj olduğunu kabul etmek gerek. Zira ikinci yarıdaki maçlarda Colman ile birlikte hem Beşiktaş hem de Galatasaray ortasahasını adeta sürklase etmişlerdi. Dolayısıyla bu maçta da Selçuk – Baroni ikilisine karşı üstünlük kurmaları olasıydı. Ben bu dev maçta iki takımın da göreceli en zayıf noktalarının defans hatları olduğunu düşünüyorum. Kanatlarda Olcan ve Mehmet Topuz ile Volkan ve Stoch (Caner) büyük olasılıkla aynı kulvarları paylaşacağından hayli çetin bir mücadele izleyecek olmamız kuvvetle ihtimal. Fenerbahçe’ nin hücumdaki en büyük kozunun Alex, Trabzonspor’ un ise Burak olduğunu zaten belirtmemize gerek yok. İşte burada Alex’ in önündeki Sow’ un ve Burak’ ın arkasındaki Alanzinho’ nun (Adrian) ortaya koyacakları performans da büyük önem taşıyor. Kısacası beraberliğin sahadaki iki takımdan ziyade Galatasaray ve Beşiktaş’ a yarayacağı bir ortamda son derece keyifli ve bol pozisyonlu bir maç gerçekleşeceğini bekleyebiliriz.

Sonuç olarak sahada hak eden, yine sahada kazansın. Futbolu kirleten unsurlar değil de futbolun kendi güzellikleri ön plana çıksın ki biz de bundan sonraki Trabzonspor – Fenerbahçe maçlarıyla ilgili karalayacağımız yazıların tüm satırlarını futbolun kendi iç dinamiklerine ayırabilelim.

 

http://tr.eurosport.com/futbol/spor-toto-super-lig/2011-2012/trabzonspor-fenerbahce_sto3218354/story.shtml

 

23
Şub

Bugün Tv’ de Fenerbahçe Sansürü

by Great White in Medya

Öncelikle belirteyim ki bu yazıyı son günlerde bana sıkça sorulan “Artık pazar günleri neden Canlı Gool programında yoksun?” gibi sorulara maruz kalmamak ve bi’ nevi toplu cevap teşkil etmesi amacıyla yazıyorum.  Ancak bunun yanında benim programda dahi sıkça vurguladığım medyadaki Fenerbahçe faşizminin küçük bir kanıtı olarak da tarihe not düşülmesi açısından önemli görüyorum.  En nihayetinde “Söz uçar yazık kalır” demiş atalarımız.

 Belli bi’ kısmınızın bildiği gibi sezon başından bu yana reyting açısından pek iddialı olmasa da herhangi bir sansür ya da telkine maruz kalmaksızın gayet dobra bir taraftar programı gerçekleştiriyorduk. Önceleri sadece Bugüntv canlı yayını ile seyirciye ulaşan programın videoları Trabzonspor taraftar oluşumlarından Bmn’ nin facebook ve twitter sayfasından binlerce taraftara paylaşılmasıyla somut izleyici geri dönüşleri de alınmaya başlandı. Lakin çok geçmeden bu sansürsüz dobralık, özellikle şike sürecinde Fenerbahçe ile ilgili bazı acı gerçeklerin ekranlardan objektif ve sansürsüzce zikredilmesine alışık olmayan dimağları fazlaca etkiledi.

 Programın gidişatıyla tarafıma son zamanlarda Fenerbahçe cenahından giderek artan tehdit ve küfür mesajları gelmeye başladı . Bu arkadaşların kimileri beni kanalın çıkışında karşılamayı, kimileriyse evimin adresini bularak biraz gezdirip dolaştırmayı vaad ediyorlardı. Daha öncesinde blogdan da alışık olduğum boş beleş  küfür, hakaret ve beddualar da cabası. Fakat bu goygoycular muhtemelen yeterli kalabalığı sağlayamamış olacaklar ki bol keseden salladıkları o vaadlerini bir kez olsun gerçekleştiremediler. İşin daha ironik tarafı, ömrümün neredeyse tamamı Kadıköy ve civarında geçerken bu tayfanın beni Mecidiyeköy’ de marizleme planları kurmasıydı tabii ki.

 Gerçi ben onları da anlıyordum aslında. Zira bu tip bir Trabzonsporlu profiline hiç alıştırılmamışlardı. Onların kafalarında canlandırdığı Trabzonsporlu imajı, sadece kendisine söz hakkı verildiğinde iki kelime konuşup gerisinde susan, başta Fenerbahçe olmak üzere büyük takımları kesinlikle eleştirmeyen ve tavşan boku misali ne kokan ne bulaşan mizacta olmalıydı. Yani yıllardır TV’ lerde boy gösteren kendinden emin, güçlü ve mağrur Fenerbahçe özgüvenine tamamen zıt bir profil teşkil etmeliydi. Oysa ben “yangına” körükle gitmeye ve bir Trabzonsporlu olarak kendi doğrularımızı anlatmaya kararlıydım. Orası bir taraftar programıysa sokaktaki taraftarın ne düşündüğünü birileri açıkça söyleyebilmeliydi. Zaten TV ekranları sansürlenmiş ve tembihlenmiş onlarca spor programıyla doluydu. Biz karşılıksız ve gönüllü birer katılımcı olarak daha dobra, daha çekincesiz ve çok daha hesapsız olabilmeliydik.Göstermelik fikir birliktelikleri, sözde objektif taraftar pozları ve göz yaşartan centilmen taraftar jestleri bi’ yere kadar inandırıcı olabilirdi. Gerçekler de sansürsüzce konuşulmalıydı. Kaldı ki tam iki sezon boyunca katıldığım ve reyting açısından çok daha göz önünde bulunan Ntvspor’ daki YDYD programında dahi böyle bir kısıtlama, sansür ya da telkine asla maruz kalmamıştım.

 Neyse efendim, en nihayetinde benim umursayıp da ciddiye almadığım bu tehditler kanala da sirayet etmiş olmalı ki programın moderatöründen halâ posta kutumda duran ibretlik bir mail aldım. Mail’de programdaki duruşumdan uzun süredir rahatsız oldukları bilinen bazı Fenerbahçeliler’ in son dönemlerde sosyal medyada yazdıklarıma da ciddi anlamda sinirlendikleri ve bunu da mazeret göstermek suretiyle kanalı arayarak şikayetçi oldukları yazıyordu. Hatta canlı yayında programdaki diğer Fenerbahçeliler ile aramızda gerginlik olabilme ihtimali dahi dillendiriliyordu. Yani açıkça Fenerbahçeli diğer katılımcıların “Ya o ya biz” resti çekmiş oldukları bana ima edilirken benim programlara bir süre ara vermemi anlayışla karşılamam bekleniyordu.  Şu an ismini vererek prim yaptırmak istemediğim ve bazı üyelerinin programa da katıldığı küçük bir FB oluşumundan uzun süredir  twitter üzerinden onlarca küfür ve tehdit aldığımı ve bu durumun mail’ deki içerikle örtüşüyor olmasını da hayli manidar bir tesadüf olarak eklemiş olayım bu arada.

 Uzun lafın kısası, kimlikleri dahi belirsiz üç beş kişinin tehditi ya da isteğiyle bana açıkça bir Fenerbahçe sansürü uygulanmış ve Lube, Çavuşoğlu, Yula gibi onlarcası internet ve TV ortamında her türlü pervasızlığa o dokunulmaz FB kimlikleriyle imza atarken nedense bizim varlığımız bazı bünyeleri derinden sarsmıştı. Bilhassa yasak ve kısıtlanmaya karşı ne derece hassas olduğumu beni yakından tanıyanlar çok iyi bilirler. Üstelik gönüllü katıldığımız bir programda böyle aleni bir sansürü asla kabullenemezdim ve cevaben attığım mail’de bunu net bir dille belirttim. Ancak karşı taraftan bu güne dek halâ cevap gel(e)medi.  Sonuç olarak yukarıda detaylıca bahsettiğim üzere tarafıma uygulanan bu sansürden dolayı söz konusu program ile ilişiğimi tamamen kesmeye karar verdim. Bu arada katılımcı bulamadıkları haftalarda telefon ve mail aracılığıyla beni rica minnet programa davet edenlere de aylardır karşılık gözetmeksizin verdiğim emeğimi ve hakkımı da helal etmiyorum yani, kusura bakmasınlar.

 Fazla uzatmadan bu yazıyı noktalarken kendime düstur edindiğim sözümü de buraya iliştireyim

  “Söylediklerin ya da yazdıkların kimseyi rahatsız etmiyorsa hiçbi’ şey anlatmıyorsun demektir”

 Yani vaziyet bundan ibarettir dostlar. Bazı kesimlere verdiğimiz “rahatsızlık” gerek blog gerekse sosyal medya üzerinden artarak devam edecektir. Bilginize sunulur

 Soner Öztürk / 20.02.2012

18
Kas

Biraz Düşünmek Yeterli

by Great White in Spor


Bir futbol kulübü başkanı düşünün; takımının mücadele ettiği ligdeki on küsür maça şike – teşvik yoluyla şaibe karıştırmış olmakla suçlanıp etrafındaki yöneticileriyle, eski futbolcularıyla ve işbirliği içerisinde olduğu iddia edilen diğer futbol adamlarıyla birlikte tutuklu yargılanmak suretiyle aylardır cezaevinde yatıyor olsun.

Bir futbol federasyonu başkanı düşünün; göreve getirildiği günden itibaren futbolun önünü açabilmek adına hiçbir kararı gününde ve sağlıklı bir biçimde verememiş, şike sürecinde sağlam bir duruş muhafaza edememiş, krizi yönetmek bi’ yana daha da içerisinden çıkılamaz bir kaosun içine sokmuş ve bir de üzerine play-off da dahil olmak üzere almış olduğu her kararda ülke futbolunu çok daha çekilmez bir hale getirmiş olsun. 

Bir milli takım sorumlu yardımcısı düşünün; sözümona sorumluluğu sadece başarıdan ibaret sayılsın, yardımcısı olarak görev yaptığı her teknik direktör başarısızlık neticesiyle gönderilirken o görevine her halükarda devam edebilsin ve o mevkiiye getirilmiş olmasının kariyerindeki hangi kritere ya da özelliğe bağlı olduğu hiçbir şekilde izah edilemesin.

Bir milli takım kalecisi düşünün; şampiyonluğu kutladıkları gün ağzından çıkan ilk laf sahadaki rakiplerine hakaretten ibaret olsun, şike yapmakla suçlanan kodesteki başkanı hatırına sakal orucu tutsun, hemen her futbolcuya gösterilen rutin tribün tepkilerine daha üst perdeden cevap versin ama her türlü formsuzluğuna ve arkasında bekleyen diğer meslekdaşlarının yükselen form grafiklerine rağmen milli takım kalesini kimselere kaptırmasın.

Bir milli takım kaptanı düşünün; sadece futbol kamuoyunun çoğunluğu tarafından nefret ediliyor olmakla kalmayıp neredeyse kendi taraftarının dahi büyük kısmı tarafından sevilmesin, zamanında basın tribününe kol çıkararak ettiği küfürün çok daha ağırını sözümona tribünleri sakinleştirmek adına milyonların gözü önünde taraftara açıkça yöneltebilsin ve saha içerisinde de fazlasıyla tahammül edilen tüm bu çirkinliklerine rağmen gerek kendi, gerekse milli takım kaptanlığı’ na layık görülüyor olsun.

Bir futbol yorumcusu düşünün; kendisi ülkedeki en sözüne riayet edilir spor adamlarının başında gelsin, her fırsatta taraflı olduğunu kabul etmesine rağmen sonuna kadar objektif olmasıyla kendini tanımlasın ama kendi takım kaptanıyla kalecisinin tribünlere ettiği galiz küfürlere tepki göstermek yerine topu dışarı vurarak kart gören bir oyuncu üzerinden niyet okumaya girişsin, kendileri gibi maçlara ücretsiz akredite olarak değil o soğuk havada tribünleri para ödeyerek dolduran ve karşılığında güzel futbol ya da iyi bir sonuç bulmak yerine kendi futbolcusundan küfür yiyen taraftarı neredeyse ihanetle suçluyor olsun.

Bir futbol medyası düşünün, objektif yayın ilkelerini tamamen bir kenara bırakıp kendilerine en büyük rantı sağlayan futbol figürlerini el üstünde tutsun, gerçekleri tüm çıplaklığıyla aktarmak yerine diledikleri şekilde sansür uygulasın, kendi gözünde en büyük gördüğü takımın derdini tasasını tutmayı, kendilerine göre yeterince büyük olmayan diğer takımların elde ettiği başarı hikayelerinin önüne çıkarsın ve bırakın dünya futbolunu, iki üç takım haricinde kendi ligindeki hiçbir takım hakkında en ufak bir mesai harcayıp dirhem bilgi birikimi edinemeyen şahısları salt ahbap-çavuş, hısım-akraba kredisinden spor yazarı kimliğiyle istihdam ediyor olsun.

Son olarak, yukarıda bahsi geçen kişi ve oluşumların ortak bir özelliğini düşünün ve gene bunların sadece ülke futbolu, sözde marka değeri, fair play anlayışı ve futbolseverlik kavramına değil ortaklaşa gönül verdikleri camiaya da açtıkları ağır hasarların hangi boyutlarda olduğu gerçeğini kabullenmeye başlayın artık.

İşte o zaman birşeyleri değiştirmeyi başarabiliriz belki. Tüm bu yanlışlardan biraz olsun utanmak ve ilerisi için ders çıkarmak için halâ az da olsa şansımız var.

9
Eki

Hakaret Hürriyeti ve Dişi Fenerbahstein

by Great White in Medya, Spor


Gün geçmiyor ki başta Hürriyet gazetesi olmak üzere ulusal basın seviyesinde bilhassa Fenerbahçe jargonuyla Trabzon Halkı’ na ve Trabzonspor’ a hakaret edilmesin. Hele ki bu güce tapan yardakçı zihniyetten beslenen hamasî tavırların sportif yörüngeden tamamen çıkarak etnik kökene dayalı ırkçı yaklaşımlara doğru yönelmesini ibretle izlemekteyiz artık. Aslında Şenol Hoca geçtiğimiz sezonun hemen sonrasında açıkça “Rakip takım yayın organı gibi çalışanlar olmuştur. Özellikle Hürriyet gazetesinin ismini vermek istiyorum” dediğinde bir şeylere dikkat çekmeye çalışmıştı. Sezon boyunca sözümona Trabzonspor’ a verilen, Fenerbahçe’ yeyse verilmeyen penaltılar üzerinden çığırtkanlık yapmakta beis görmeyen Hürriyet Gazetesi ne yazık ki Türk Spor Gazeteciliği’ nin belki de en utanç verici röportajlarından birine imza attı bugün..
Çalıştığı gazete Hürriyet tarafından yakın geçmişte Trabzon’ daki EYOF organizasyonuyla ilgili izlenimlerini aktarmakla görevlendirildiğinde dahi şike süreci üzerinden Trabzon ve Trabzonspor ile ilgili alaycı göndermeler yapmaktan çekinmeyen Funda Ayaz isimli bir editör, artık tribündeki varlıkları dahi muamma olan GFB Angels adındaki bir kadın taraftar grubunun sözde lideri Ayça Alemdar isimli bir taraftar ile yapmış olduğu röportajda milyonlarca Trabzonlu ve Trabzonsporlu’ yu direkt hedef alan bir hakareti fütursuzca yayınlamıştır. Bu alenî hakareti Hürriyet Gazetesi’ nin Türkiye baskısına değil de Avrupa baskısına vermiş olmasının sebebinin Trabzon ya da Türkiye dışında hiçbir Trabzonlu veya Trabzonsporlu olmayacağını tahmin ettikleri şeklinde varsayılabilir; bilemiyoruz. Ancak neredeyse asırlık bir ulusal gazetenin böylesi bir seviyesizliğe daha imza atmış olmasının akılla, mantıkla, iradeyle, terbiyeyle ve dahası fikir hürriyetiyle izah edilebilir bir yanı olmadığı kesin..
Ancak Trabzonlu ya da Trabzonsporlular’ ın bize yakışan üslupla gayet itidalli bir şekilde tepki göstermesi gereken kişinin söz konusu kadın taraftardan ziyade bu pespayeliği utanmadan yayınlamakta bir sakınca görmeyen Funda Ayaz özelinde Hürriyet Gazetesi’ nin bizatihî kendisi olduğunu unutmayalım. Kadınlara bedava bilet uygulamasının daha ilk gününde adeta testosteron yüklenmiş bazı kadınsı bünyelerin tribünlerden koro halinde Trabzon’ a ettikleri küfürlerden hemen sonra gene iki kadının baş rolünü oynadığı bir röportajda seviyenin bu derece yerlere inmesi, şike süreci boyunca sosyal medyada dört bi’ yana “hebele lubele” ayar vererekten popülizmin dibine vuranların peydah olmaları, mevcut sistemin kendi eliyle yarattığı dişi Fenerbahstein‘ ı da gözler önüne sermekte ne yazık ki..

Hepi topu futbol ile ilgili bir konuda, son derece adaletsiz ve sinsi bir genelleme mantığından hareket ederek, kendi kimliğini, etnik kökenini sır gibi saklayarak, salt kupkuru bir “tutulan takım aidiyeti” arkasına sığınaraktan koskoca bir yöre halkını onursuzlukla, eziklikle itham edenler bu pervasızlığın karşılığını kurumsal ya da hukukî yaptırımlar bazında almadığı sürece bu nefret politikası ve linç zihniyeti daha da artarak devam edecek gibi gözüküyor..


Tüm bunlardan da kötüsü; nezaketin, zarafetin, inceliğin, kibarlığın ve dahası güzelliğin sembolü olan kadınlarımızın salt bir futbol oyunu adı altında bize sunulmasına karşın aslında çok daha makro boyutta gelişen, çıkar ilişkilerinin ve dahası rantiye anlayışının ön planda olduğu endüstriyel bir sektöre kör fanatizm eşliğinde ve bilhassa Fenerbahçe varlığı, popülaritesi kullanılaraktan meze ediliyor olmalarıdır ne yazık ki. Dolayısıyla bu kirli düzen ve onun içerisinde dönen bu paslı çark, kadınlarımıza futbolun kurallarını öğretmek, futbolu sevdirmekten ziyade futbol üzerinden kinlerini kusmak gibi bir anlayışa prim yaptırma yolunda hızla ilerlemekte..

Biz Trabzonlu ve Trabzonsporlular’ a düşen, onların istedikleri frekansa girerekten aynı seviyeye inmek değil aşağıda linklerini vermiş olduğum mail adreslerine gereken tepkimizi en itidalli bir şekilde göstermek ve sonucunu da ısrarla takip etmek olmalıdır..

Hürriyet.com.tr müdürü : ocan@hurriyet.com.tr

Hürriyet Editörü Funda Ayaz : fayaz@hurriyet.com.tr

9
Eki

Şikeci Olmak Varmış

by Great White in Spor


Önce gittiniz, koca bir ligin on küsür maçına şike ve teşvik yoluyla tecavüz ederek kendinizi şampiyon ilan ettiniz, kutlamalar yaptınız, tonlarca ürün satarak şampiyonluk uğruna bol keseden harcadığınız paraları fazlasıyla çıkardınız. Günlerce kutladığınız ve halâ iade etmediğiniz şampiyonluk kupasını elinden gasp edercesine aldığınız rakibinizi sonraki sezona sirayet edecek bir kaosun içine soktuğunuz gibi, oturmuş kadrosunun dağılmasına ve büyük çapta revizyona gitmesine sebep oldunuz..

Ardından onlarca delil, kayıt ve tapeler yoluyla işlediğiniz suçlar ortalığa saçılıp başkanınızdan asbaşkanınıza, yöneticinizden efsane futbolcunuza kadar bütün üst düzey temsilcileriniz kodesi boylayınca bu kez büyük bir ustalıkla mağduru oynamaya başladınız. Kendi başkanınızı taraftarın gözünde adeta bir kült haline getirerek tişörtünden maskesine kadar rant aracı olarak kullandığınız yetmediği gibi kulübün üzerine yönelecek tepki ve yaptırımlara karşı da tampon yaptınız..

Yetmedi… Her yerde dillendirdiğiniz “Darağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe” mottosuyla taraftarınızın saftirik duygularını sömüren popülizmin dibine vurmanıza rağmen tıpkı sahadaki bazı rakiplerinize yaptığınız gibi ipinizi çekmekle görevli cellatınızı da bi’ şekilde ayarlamayı başardınız. Darağacının kurulu olduğu meydana sizin infazınızı izlemeye değil, sizi infazdan kurtarmak amacıyla toplandıklarını görülmemiş bir yüzsüzlükle itiraf eden Kulüpler Birliği’ nin de desteğiyle sıradan bir Anadolu Takımı’ nı çarmıha gerdirmeye yetecek derecedeki suçlarınızın cezasını ötelettiniz..

Fakat siyasetinden sanatına, dininden diline kadar her alanda yozlaşmış ve dejenere olmuş bir ülkenin söğüşlenmelik birer koyun olarak gördüğünüz futbolseverleri önünde pervasızca içine ederekten tam bir foseptik çukuruna çevirdiğiniz Türk Futbolu’ nun kokusu, Galatasaray Başkanı Ünal Aysan’ ın da yardımıyla İsviçre’ deki UEFA’ nın burun kemiklerini sızlattı. TFF’ nin kozmik odalarda alıp da size olan sevgisinden ve biraz da korkusundan açıklamaya cesaret edemediği karar Platini’ nin kulağına üfürülünce, içine kapağı atmak adına her şeyi mübah gördüğünüz Şampiyonlar Ligi’ nden men ediliverdiniz..


O dakikaya kadar TFF’ nin her kararına destek olan, TFF başkanına methiyeler düzen yöneticileriniz bu kez tırnaklarını çıkarıp, dillerini sivriltmekten geri kalmadığı gibi, hocanız ve kaptanlarınızın önderliğindeki basın toplantısında sergilenen ligden çekilme konulu orta oyunuyla bir kez daha taraftarınızın gözünde kahramanlığa soyundunuz. Ancak taraftarınızın ligden çekilme, decoder iadesi ve maçlara gitmeme gibi boykot girişimlerinde ciddi olduklarını görünce pabucun pahalıya patlayacağını anladınız. Şimdi ustaca çark etmeniz gerekiyordu. Hemen peşine başkan yardımcınız önderliğinde bir basın toplantısı düzenleyerek suçunuzu bir anlamda itiraf edip, sadece Devler Ligi’ nden men edilmekle cezanızı fazlasıyla çekmiş olarak sayılmanızı talep ettiniz..

UEFA’ nın müdahalesi ve Platini’ nin son derece net açıklamalarından sonra yeni sezonda bir Süper Lig maçına çıkacak olmanızın ne hukuken, ne vicdanen, ne de mantıken bir olasılığı kalmamıştı ki bu kez zamanında size komplo kurduğunu iddia ettiğiniz siyasetçilere sığınaraktan yasa değişikliği talep ettiniz. Bu talebinize başta yayıncı kuruluş olmak üzere duruşundan, kimliğinden taviz vermekte hiçbir çekince görmeyen ve sizi en yağlı müşterileri olarak başlarının üzerinde tutan diğer kulüp başkanlarının neredeyse tamamından destek aldınız..

Yaşadığınız bu kaotik ortamı bahane ederek elinizde maliyeti yüksek olan ve gönderilmeleri halinde taraftarınızın tepkisine neden olacak yıldız oyuncularla yollarınızı ayırma fırsatı da buldunuz. Şampiyonlar Ligi’ nden gelmesi planlanan paraların zararını bu futbolcuları elden çıkararak telafi ederken taraftarınızın tepkisine değil, aksine merhametine muhatap olarak bir kez daha mağrur ve gururluyu oynadınız..

Bitmedi… Önce Sivasspor, ardından Bursaspor ve son olarak Trabzonspor ile son yıllarda tam bir Anadolu İhtilali’ ne sahne olan ligin formatı da birilerini rahatsız etmeye başlamıştı. Makası gittikçe daraltan Anadolu Takımları’ nın olası şampiyonluk şanslarını azaltmak ve ligden erken kopma ihtimali olan büyük takımlara daha fazla final maçı oynatmak adına bir şeyler yapılmalıydı. Mesela Rıdvan Dilmen hemen her programında sadece büyük takımların katılacağı mini bir lig oynanması halinde Fenerbahçe’ nin her sezon rahatlıkla şampiyon olacağını istatistiksel verilerle söylüyordu. Bu iyi bir fikir olabilirdi. Sonunda tam da sizin önceki saha sonuçlarınıza uygun bir format bulundu ve play-off yürürlüğe girdi..

Kimselere danışma gereği duyulmadan yürürlüğe sokulan play-off sistemi küme düşme potasına hitap etmiyordu. Oysa bir sonraki sezona ertelenen cezanızın küme düşmek yerine puan silmeye dönüşmesi artık neredeyse kesinleşmişti. Fakat bu kez de kesilen puanlar sebebiyle oynayarak düşme tehlikeniz baş gösteriyordu. Üzülmeyin, ona da çare bulundu. Bu sene olmayan düşme hattı playoff’ unun gelecek sene uyarlanacağı müjdesi verildi. Yani 30 puanınız dahi silinse, toplamda alacağınız 60 puan bile ligin dibindeki cılız takımlarla aynı şartlar altında ölüm kalım maçlarına çıkma şansına sahip olduğunuz anlamına geliyordu. Kısacası artık size havada karada ölüm yoktu..


Derken lig başladı. Normal şartlarda içerisinde bulunmamanız gerektiği futbolun en üst noktası UEFA tarafından tescillenmiş olmasına rağmen yepyeni bir lige “kahramanlar” gibi başladınız. Lig başlamadan önce kendi sahanızdaki özel maçta emanet mandayı döver gibi dövdüğünüz gazetecilerin birbirinden cafcaflı gazete manşetleriyle göklere çıkarıldınız. Öyle ki, seyircisiz oynama cezası aldığınız maça kadın ve çocukların ücretsiz girmesine zemin hazırlayan yasaya dahi ön ayak oldunuz. Yaralarınızın sarılması, kırılan gönlünüzün alınması adına hiçbir fedakarlıktan kaçınılmazken, düne kadar topyekün ligi protesto eden taraftarınız da kombinelere, formalara saldırıyordu artık..

Sizin cenahta her şey yolunda giderken sebep olduğunuz şike soruşturması yüzünden ertelenen ve statüsü değişen ligde Avrupa maçlarıyla birlikte 11 günde 4 maç oynamak durumunda kalan rakipleriniz bu eziyetle cebelleşiyor, siz haftada tek maç oynayarak zirvenin keyfini sürüyordunuz. Ne mutlu size ki bu sayede şikesiz de maç kazanabildiğinizi ispatlama şansına sahip olmuştunuz. Artık siz bu ligin haksızlığa uğramış, devrik kralıydınız birilerinin gözünde!

Diğer yandan sizinle hemen hemen benzer pozisyonda bulunan, asbaşkanı ve hocası halâ kodeste tutulan bir kulübün başkanı da Kulüpler Birliği Başkanı olarak ödüllendiriliyordu. Zira şikeci olmak, şikeyle anılmak ya da en hafif tabirle şikeyle suçlanmak bu ülkede bir utanç ya da yıkım sebebi değil, terfi etmek, onurlandırılmak anlamına geliyordu artık. Saygınlığınız, itibarınız daha da artıyordu..

Tüm bunların haricinde bir de üzerine CAS’ dan talep ettiğiniz tazminatı da koparırsanız artık bu ligde şampiyonluğun değil, şike yapmanın ve şikecinin yanında olmanın en ulvî amaç olduğunu dosta düşmana ispatlayacaksınız..

Son olarak; gerçekten büyüksünüz!

Çünkü bu büyüklük futbolu yönetenlerin, futbolda söz sahibi olanların küçüklüğünden besleniyor aslında..

20
Eyl

Aidiyetsiz Taraftar Kompleksi

by Great White in Spor

Son zamanlarda Trabzonspor üzerinden Trabzon halkına ve şehrine karşı gelişen önyargılı tutum beni fazlasıyla rahatsız etmeye başladı. Hani şu salt kupkuru bir taraftarlık psikolojisi ve hiçbir temele dayanmayan içi bomboş bir aidiyet duygusuyla beslenerek karşısındakini hor görerek tepeden bakan, bununla da yetinmeyip anlamsızca böbürlenen enteresan ruh hali hakkında zamanında Bordomavi.net sitesine yazmış olduğum bir yazıydı, burada da dursun istedim..

Yahu tamam.. Anadolu’ nun herhangi bir ücra köşesinde oturan ya da 3-5 sene öncesinde İstanbul’ a göç etmiş bir adamın, ömrü hayatında Fenerbahçe Burnu’nda bir bardak çay içmeden, Beşiktaş sahilindeki bir bankta oturmadan, Galatasaray Adası’ nın İstanbul’ un hangi köşesinde olduğunu dahi bilmeden “Kraldan daha kralcı” bir aidiyet duygusuyla 3 büyük takımdan bir tanesine gönül veriyor olmasını anlayışla karşılarım. Sonuçta mecbur değildir yani kendi memleketinin güdük kalmış takımını zoraki tutmaya ve o takımın taraftarı olmaya. Gerçi kendi şehrinin takımının o hallerde oluşunun sebeplerinden bir tanesidir de aynı zamanda, bu “Güce tapan ruh hali” ya; neyse..

Mesela kendimden örnek vereyim. Aslen Trabzonluyum. Memleketime fırsat buldukça gidiyor olsam da İstanbul’ da doğdum ve büyüdüm. Hayatım Kadıköy civarında geçmiş olmasına rağmen şu bünyeye Fenerbahçelilik ruhu sirayet etmedi. Peki ben şimdi bununla anlamsızca gurur duymalı mıyım? Tabii ki hayır. Bu sadece benim çocukluk yıllarımda Trabzonspor’ un kazandığı başarıların da etkilediği kendi seçimimden ibaret. Belki de tuttuğum takımın isminin kafa kağıdımın arka yüzünde de yazıyor oluşundan tetiklenen bir nevi şanslılık psikolojisidir en fazla. Fakat taraftarı olduğum küçük bir şehir takımının bir Dünya markası haline gelmesinden, sadece Trabzon’ dan değil ülkenin ve hatta Dünya’ nın çeşitli şehirlerinden de taraftarlara sahip tek Anadolu takımı olmasından beslenen kibirli anlayıştan gene de uzağım yani..

Lakin gel gör ki, ortalıkta öylesine garabet ve etnik ayrımcılığa dayalı bir taraftarlık anlayışı gelişmeye başladı ki insan söylemeden geçemiyor. Konuşmaya başlayınca ağzında ayı güreşiyormuş gibi sesler çıkaran, Yattara kadar dahi düzgün bir Türkçe’ ye sahip olmayan ama mevzuu Trabzonspor üzerinden Trabzon’ a giydirmek olduğunda, üstelik kendisiyle uzaktan yakından alakası olmayan“İstanbul jargonu” üzerinden aşağılayıcı tabirler kullanan insanlardan asla haz etmiyorum. Böylelerine rastladığım anda hiç de acımadan anında aynayı suratlarına tutuveriyorum. Aynaya bakıp da acı gerçekle yüzleştiklerinde karşımda ezilip, büzülüveriyorlar tabii; orası ayrı. Ama insan dayanamıyor işte.. Hani tuttuğun takım bizi yener; dalganı geç. Şampiyonluk ya da taraftar sayın bizden fazladır; ona da eyvallah. TS takımını, başkanını, futbolcusunu, teknik adamını gerekirse yerden yere vur; hadi bir yere kadar ona da tamam. Ama kendi durumunu, kökenini adeta gizleyerek TS taraftarına ve hatta topyekün o yörenin halkına çemkirmek size mi düştü yahu? Bu hamasetinizin sebebi kendi memleketinizden bırakın böylesi marka bir takımı çıkarabilmeyi, kıçıkırık bir folklor takımı dahi çıkaramamış olmanız mıdır acaba? Hem sonra hadi biz Trabzonluyuz, Karadenizliyiz, lümpeniz, cahiliz senin gözünde.. Ya siz kimin nesisiniz peki? Madem takım olgusunun dışına çıkarak etnik köken üzerinden futbol konuşacağız; peki ya sizin memleketiniz nere? Yoksa kütüğünüzde İstanbul takımlarından birinin adı mı yazıyor? Çekinmeden yazıverin şu memleketinizi de oldu olacak bir de orayı masaya yatıralım. Bakıp inceleyelim o yörenin futboldaki yeri nedir, halkının ne türden davranış şekilleri vardır görelim bari. Bu nasıl kör bir şovenizmdir be arkadaş? Sağlıklı düşünen ve aklı başında bir insanın, doğduğu şehir, hatta doğduğu ülke sebebiyle dahi böbürlenip durmasının anlamsızlığını kabul eden bir vatandaş olarak bırakın milliyetini, kuru kuruya tutmuş olduğu bir takım ile bu derece kibirlenip karşısındakine böylesi bir aşağılık kompleksiyle yaklaşan taraftar psikolojisine resmen kıl oluyorum; yalan yok..

Ciddi ciddi bize atılmaya çalışılan cakaya bir bakın. Yahu içime sindirebilsem 5 dakka içinde Fenerli de olurum, Cimbomlu da. Bu mudur yani? Marifet mi şimdi bu? Doğuştan gelen ya da salt özel bir kesime bahşedilen ulvi bir özellik mi? Bununla mı hava atıyorsunuz bize arkadaş? Hayatında tutmuş olduğunuz takımın stadını bile görmeden her fırsatta övüyor, Trabzon’ u bir kere dahi görmeden alabildiğine sövüyor olmanız dahi bu trajikomik durumun yanında sönük kalır.. Yok yani.. Gören de sanacak ki, bu tip elemanlardan biriyle beraber kendi tutmuş olduğu takımın kulübüne aynı anda taraftarlık başvurusu yapmışız da o yeterli gözükürken biz yeterli görülmeyip kabul edilmemişiz. Muhabbete bak.

Bir de şöyle iblis tipler var ki, onlar da ayrı vaka. Nedenini çözemediğim bir şekilde Trabzon taraftarına ve daha da ötesi halkına karşı hakir görücü söylemlerde bulunabilmek adına salt kuru bir “TS taraftarı” etiketiyle ağzına geleni söylemekten çekinmeyen sözde taraftarlardan bahsediyorum. Aslen Trabzonlu olmamasına rağmen Trabzonspor’ a bir şekilde gönül vermiş olan renkdaşlarımın taraftarlığını kendi taraftarlığımdan on kat daha değerli gören biri olmama rağmen bu zihniyetteki insanların samimiyetlerine asla inanmıyorum. Ulan size mi düştü koca şehrin insanını genelleyerek karalamaya çalışmak. Bunu İstanbulluspor taraftarları ve medyası alabildiğine yapıyor zaten. Peki siz kimlerin yalakalığını yapıyorsunuz yahu? Özeleştiri mi şimdi bu? Hadi oradan..

Son olarak..

Bizler Trabzonspor taraftarı olarak kimselerin göstermelik merhametine, pohpohlamasına, işine gelmediğinde yerin dibine sokup keyfi yerine geldiğinde “Ama biz sizi severiz yahu” şeklindeki boş beleş muhabbetlerine muhtaç değiliz. Biz Trabzonspor olarak bu saygıyı birilerinin lütfuyla, kayırmasıyla ya da sözümona hoşgörüsüyle değil, bileğimizin hakkıyla söke söke kazandık..

Bu da böyle biline..

15
Eyl

Şampiyonluktan Daha Değerli (İnter 0-1 Trabzonspor)

by Great White in Spor

Baştan söyleyeyim bu bir maç yazısı değil. Zaten böylesi tarihî bir maçtan sonra uzun uzadıya detaylı analizler, teknik adam ve futbolcu performanslarıyla kafa şişirmeye de gerek olduğunu düşünmüyorum doğrusu. Benim burada değinmek istediğim konu 2011-2012 Trabzonspor kadrosunun kalan beş Şampiyonlar Ligi maçında göstereceği performansla ilgili kendi öngörülerimi içerecek. Fakat gene de şu takımı var olan kalitesinin çok daha ötesine taşıyan Şenol Hoca‘ yı bi’ kez daha yürekten tebrik edelim. Ardından başta Colman‘ ın insanüstü soğukkanlılığı ve özgüveniyle süslü kendinden emin futbolunun, tecrübe ve agresiflikle harmanlanmış Zokora ile bütünleştiğinde İnter’ in en güçlü bölgesi olan orta alandaki hakimiyetlerini tamamen bertaraf ettiğini not düşelim. Tabii inanılmaz kurtarışlar yapan Tolga ile gerek defansta yaptığı kritik müdahaleler ve gerekse attığı harika gol ile tarihe geçen Celustka başta olmak üzere tüm futbolcuların da hakkını verelim..

İnter’ den önce oynadığımız Benfica ve A. Bilbao maçlarını Trabzonsporlu renkdaşlarla topluca izlerken onlarla paylaştığım kendimce önemli iki tespitim vardı. Bunlardan biri, geçen yıla oranla çok daha dirençli bir takım haline gelmemize, kendimizden güçlü takımlara karşı muazzam bir motivasyonla direnebilme kabiliyetimize rağmen bizim domine etmemiz gereken ve gole ihtiyaç duyduğumuz maçlarda yeterince üretkenlik sağlayamayacak bir kadro yapısına sahip olduğumuz görüşüydü. Nitekim Benfica, bir kişi eksik oynadığımız Bilbao ve sonrasında İnter maçlarında gösterilen muazzam direniş ile eksik oynayan Manisa karşısında yetersiz kalan hücum organizasyonları bu tezimi henüz erken olsa da destekler nitelikteydi. Yani kısacası mükemmel bir kontra atak takımı görüntüsünde olmamıza karşın basketbol tabiriyle oyunu sete çevirdiğimizde gerekli aksiyonları yapamayan ve hücum bölgesinde topu koruyamayan bir izlenim veriyor olmamızdı..

İkinci görüşüm ise hâla bana göre devam ediyor olan stoper eksiğiyle birlikte şu takımın gerçek golcüsünün belirsizliğini koruyor oluşuydu. Daha çok uzak forvet olarak başarılı da işler çıkaran Halil-Henrique ikilisiyle tek başına bir santrafor değil de iyi bir forvetin mükemmel partneri olabilecek Burak dışında mevcut kadroda bu görevi layığı ile yapabilecek tek adamın sakatlık ve maç eksiği gibi ciddi riskleri olan Vittek oluşu göze çarpıyor. Şayet Vittek maç eksiğini giderebilir ve müzmin sakatlık sorunları yaşamazsa Şenol Hoca‘ nın ileri uçta Burak ile birlikte onu değerlendirmesi halinde bana göre hücumdaki üretkenliğimiz biraz daha artacaktır. Zira Vittek elimizdeki forvetler arasında sırtı kaleye dönük oynayabilen ve ayağında topu saklayarak duvar olabilen tek adam pozisyonunda şu an. Dolayısıyla Şenol Hoca‘ nın içeride oynayacağımız ya da mutlak kazanmamız gereken maçlarda öncelikle onu kullanacağını ümit ediyorum..

Bu arada Slovak transferlere zamanında verilen tepkilerle ilgili yapılan bazı imâlı eleştirilere de muhatapları ve kendim adına cevap vereyim. Söz konusu transferlerle ilgili gerek twitterda gerekse geçen pazar konuk olduğumuz Bugüntv’ deki Canlıgool programında aynen şunları söylemiştim..

Programda “Son anda aldığımız Slovak futbolcular yedek kulübemizde bekleyen bütün oyunculardan kalite olarak yüksek olsalar da Yönetim’ in taraftar üzerinde gereksiz yere yükselttiği beklentinin gölgesinde bırakılmışlardır. Şayet bu futbolcular transferin ilk günlerinde getirilmiş olsalardı belki hiçbir taraftar bu tepkileri vermezdi ama ŞL müjdesi ve onca süslü yıldız vaadlerinden sonra bu futbolcular da taraftarın gözünde bu intibayı bırakmışlardır” demiş, peşine de “Gelen tepkiler Slovak futbolculara değil, bu futbolcularla transferin kapatılmasınadır” cümlesini eklemiştim. Son olarak da Yönetim’ in en baştan “Biz bu parayla Trabzonspor’ un geleceğini inşa edeceğiz. Bu kaynağı altyapıya, amatör branşlara, borçlarımızın kapatılmasına ve daha mütevazi, akılcı transferlere harcayacağız” demesi gerektiğinin çok daha akîl ve dürüst bir davranış olacağına dikkat çekmiştim..

Sonuç olarak şu anki mevcut kadromuzun geçen yıla oranla fizikî ve mental direncinin daha yüksek ancak hücum varyasyonları ve çeşitliliği açısından daha kısır olduğu şüphesini hâla korumaktayım. Bu kısırlık Vittek‘ in benim görüşüme göre kendisinin rakip savunma önünde duvar olabilme özelliğiyle aşılabilir. Fakat ara transfer dönemine kadar geçen sürede devamlılık sağlayamazsa bir stoper haricinde bir de santrafor eksikliğinin tekrardan su yüzüne çıkması kaçınılmaz olacaktır. Sonuçta böylesi muhteşem galibiyetler dahi bizi yanıltmamalı ve bazı eksiklerimizi görmezden gelmemize sebep olmamalı. Rakipleri domine etmemiz gereken maçlardaki oyun şeklimiz ve bazı eksiklerimiz de göz önüne alınmalı, ayaklarımız yere sağlam basılmalı ki sonrasında beklenmedik hayal kırıklıkları yaşanmasın..

Bu arada yazıyı bitirirken dün gece Bostancı’ da 50′ yi aşkın bordo mavi yürekle izlediğimiz maçın coşkusuna değinmeden bitirmek istemedim. Celustka‘ nın attığı golden sonra cafeden doğruca bahçeye fırladığım için içeride kopan gümbürtüyü tam olarak algılayamadım. İçeri döndüğümdeyse sehpaların üzerindeki bardakların yerlerde olduğuna ve onlarca taraftarın biribirlerine sarılarak golü kutluyor olduklarına şahit oldum. Neyse ki mekan sahibi anlayışlı çıktı ve bu ufak zaiyatı görmezden geldi. Sonrasında çocukların Bostancı sahilinde durdukları horon, yakılan meşaleler ve Kadıköy’ ü inleten “Bize her yer Trabzon” nidalarına yoldan geçen araçların da eşlik etmesi görülmeye değer güzelliklerdi..

Umarım bana göre şu ligde kazanılacak bir şampiyonluktan dahi çok daha değerli olan bu tarihî İnter zaferi bir başlangıç olur ve artık grupta sadece üçüncülük değil, gruptan çıkma hesapları da yapabilmemizin önünü açar. Hep söylediğimiz gibi, sonuçta Şenol Hoca’ nın olduğu yerde her daim güneş vardır..

12
Eyl

Gemide Şike!

by Great White in Eğlence

- oufff… nabıcaz be kamil anamız sikildi.
+ kupayı geri götürelim kaptan. bu iş başka türlü kapanmaz.
- çocuk olma. artık şikeye karıştık.
+ kazaydı, anlatırız. hem lig de orospu oldu, kimse siklemez.
- sen öyle san. sen öyle san. kulüp binasında ruhsatsız silah bulundur, 1; silahlı örgüt kurma. uefa, şampiyonlar ligi’ne sokmasın, 2; ihraç edilme. her gece rakip kulüp yöneticileriyle restaurantlarda takıl, nerden baksan 3; şike yapma. maçları en az iki kişi sik, 4; futbolcu ayarlama. en iyi futbolcuları takımdan gönder, 5; takımın amına koyma. bütün bu bokları yedikten sonra taraftarların suratına bakıp ”kusura bakmayın abi, kaza oldu” diyemezsin. adamın götünden kan alırlar kamil kan.
+ hımpff
- hadi bir kaç futbolcu ayarladık. ki bizim ibneler ayarlamadık diyorlar. ayarladığımız futbolcu bize karşı nasıl it gibi oynar ben anlamadım gitti. offf, her şey karışık. neyse… silahlı örgüt kurduk, turnuvadan menedildik, şike yaptık, futbolcu ayarladık, takımı dağıttık. demezler mi ”ulan siz misiniz bu piyasanın akıllısı”. sikerler oğlum hepimizi sikerler. amına kodumun, neler açtık başımıza.

Ekşi Sözlük’ den :)

9
Eyl

Başkan, Yönetici ve Hoca = Şenol Güneş

by Great White in Spor

Uzun süredir bloga yaz(a)mıyordum. Yazmak istediğim ender zamanlarda da ilk paragrafı bir türlü istediğim kıvamda çıkaramadan yazıyı komple siliyor, daha içime sinen bir girizgâh için tekrarına da başlayamıyordum. Bu atâletimin tek sebebi ben yazmaya ara verdikten sonra “Yazılarını çok özledik be Soner! Hadi karala bi’ şeyler artık, yoksa senin yokluğunda karanlığa gömüleceğiz” diyerekten isyan eden kitlelerin çıkmaması değildi tabii ki. Hatta benim sessizliğimde Adem’ in blogu tek başına gayet iyi götürüyor olması da değildi. Hepi topu yedi aydır bi’ şekilde bulaştığım ve beni çok keyif aldığım hobilerimden dahi çoğu zaman mahrum bırakan şu twitter illetine kafamdaki her şeyi anında döküyor olmanın verdiği kolaycılıktı beni yazmaktan asıl alıkoyan. Hani bi’ zamanlar değer verdiğimiz insanların özel günlerini tebrik etmek için önce kırtasiyeye giderek kart postal alıp, sonra arkasına ona özel sözler yazıp, ardından o kartı zarfa koyup, en nihayetinde postanede üzerine bir de pul yapıştırdıktan sonra postaya vermek yerine cep telefonumuzdaki tüm isimlere altına ismimizi yazaraktan otomatiğe bağlanmış bayram mesajını tek tuşla gönderebilme kolaycılığı gibi..

Fakat Şenol Güneş’ in bugün gerçekleştirdiği basın toplantısından sonra bir şeyleri satırlara dökmeden alamadım kendimi. En son 27 Haziran’ da düzenlemiş olduğu basın toplantısı sonrasındaki görüşlerimi daha önce uzun uzadıya yazmıştım. Şenol Hoca o toplantıda geçen sezonun başarılı kadrosunun çeşitli sebeplerle korunamamasını ve izlenen transfer politikasını kendi mizacından beklenmedik sertlikle eleştirmiş, bir anlamda üstü kapalı da olsa Yönetim’ e sitem etmişti. Kaldı ki o dönem elimizde Şampiyonlar Ligi bileti olmamasına rağmen geçen sezondan sekiz önemli oyuncusunu kaybetmiş takıma sadece Zokora, Adrian ve Henrique için toplamda 14 milyon avroya yakın bonservis ödenmiş olmasına karşın transferleri yetersiz bulmuştu Şenol Hoca. O günden bu yana takıma katılan isimlerden bonservisine 3,5 milyon avro ödenen ve Devler Ligi’ nde oynayamayacak olan Volkan’ ı saymazsak son anda toplamda 1,8 milyon avroya transfer edilen üç Slovak oyuncu sayesinde Şenol Hoca’ nın bir ay öncesine dek var olan şikayetlerinin son bulduğunu düşünmemiz hayalcilik olurdu..

Nitekim bugünkü basın toplantısında bu konu hakkındaki düşüncelerini daha öncesindeki kadar sert olmasa da yüzeysel olarak geçiştirdi hoca. Çünkü buna mecburdu. Zira artık transfer dönemi kapanmış, eldeki mevcut oyuncular ve kulüple ne menem bir ilişki içerisinde olduğu hâla gizemini koruyan Mithat Halis’ in menajerliğindeki dokuz yabancısı ile yola devam etmek zorundaydı. Hele ki henüz sezon başında, taraftarın beklentilerinin üst düzeyde olduğu, rakiplerinden Fenerbahçe’ nin şike soruşturmasıyla boğuştuğu, Beşiktaş’ ın hem kendi yönetimiyle taraftarı arasındaki soğukluk, hem futbolcu kadrosu bazında ciddi sıkıntılar yaşadığı, Galatasaray’ ın yepyeni bir yapılanma arifesinde olduğu bir ortamda enseyi şimdiden karartamazdı. Alabildiğine yapıcı, ilerisi için ümit verici ve bütünleştirici bir üslup takınmak zorundaydı. Çünkü taraftara vaad ettiği onlarca sözün arkasında dur(a)mayan, şike soruşturması sürecinde kendi hakkını rijit bir duruşla savunamayan, Devler Ligi vizesini almamızın kapısını açan UEFA şikayetini gerçekleştiren Ünal Aysal‘ a bile destek veremeyen, geçen yıl şampiyonluğunun çalındığı artık ispatlanmış olmasına karşın hâla o payeyi açıkça isteyemeyen ve tüm bunlar yetmiyormuş gibi Fenerbahçe’ nin düşürülmesine karşı topyekün birleşen kulüpler arasında olduğumuz haberlerini resmî siteden yalanlamaya dahi henüz yanaşmayan Yönetim’ e neredeyse inancını kaybetmiş olan taraftarın tutunacağı tek daldı Şenol Hoca..

Dolayısıyla onun güçlü ve kendinden alabildiğine emin durması gerekiyordu ki, bunu da gösterdi. Kimilerine göre felsefik, kimilerine göre öğretici ama bana göre son derece samimî bir dille çok önemli mesajlar verdi. Sözlerinin arasına sıkıştırdığı “Kanunları değiştireceğimize kendimizi değiştirmeliyiz” tespiti aslında bu basın toplantısının özeti niteliğindeydi. Suçluların cezasını çekmeleri gerektiği ve bu suçları örtbas etmenin daha kötü sonuçlar doğuracağını ima ettiği cümleler aslında Yönetim’ in çok daha önce bizzat resmî siteden açıklamak zorunda olduğu söylemlerdi. Oysa Yönetim bazında bunların hiçbirini dile getirememiştik bu güne dek. Fenerbahçe’ nin geçtiğimiz sezon şampiyonluğumuzu elimizden şike ve teşvik yoluyla gasp ettiği onlarca delille iddia edilirken, bu iddialar UEFA nezdinde kabul görmüşken, artık kendileri dahi suçlarını neredeyse kabul edip şu süreçten en az hasarla kurtulma yolları ararken sen hakkını aramak bi’ yana çeşitli haber kaynaklarına göre seni mağdur eden rakibinin kurtulması adına kapalı kapılar arkasında uğraş veriyor izlenimini ister istemez yaratıyorsan Şenol Hoca’ nın bugünkü konuşmalarının da gıyabında muhatabı olmaktan da kurtulamazdın pek tabii..

Açıkçası Yönetim’ in şu dakikadan sonra taraftarının çoğunluğunu tekrar arkasına alabilmesi ve güvenini kazanabilmesi adına şu şike süreciyle ilgili duruşunu ve tarafını net bir ifadeyle göstermesi artık elzem olmuştur. Taraftara verilen onca sözü ve vaadi yerine getiremeyen Yönetim’ in hele ki Şenol Hoca’ nın bugünkü açıklamalarından sonra sessizliğini koruması çok daha büyük sıkıntılar getireceği gibi, midesi gün geçtikçe daha da bulanan taraftarı ümitsizliğe de itecektir. Umarım Sadri Şener bu konuya geç de olsa el atar ve kulübün ortak görüşünü net bir şekilde ortaya koyma erdemini gösterir. Aksi halde işler biraz ters gitmeye başladığında sadece taraftarın değil, şu an yanlarındaymış gibi gözüken küçük bir şakşakçı azınlığın da hedefi haline gelecekleri kaçınılmazdır. Zira bu tip yardakçılar sadece güce taptıklarından dolayı an itibarıyla kim güçlüyse onun yanında olurlar, Trabzonspor’ un değil..

Tekrardan Şenol Hoca‘ ya dönersek. Teknik direktörlük kapasitesi, kariyeri, kıyafeti, diksiyonu falan tartışılabilir. Hatta sezon içerisinde vereceği kararlar, yaptığı ya da yapamadığı oyuncu değişiklikleri, oyuna müdahale şekli, takım formasyonu, taktiği şusu busu her şeyiyle de eleştirilebilir ancak onun kafa yapısı olarak Türk Futbolu’ nun çok üzerinde bi’ yerlerde olduğu gerçeği bakîdir benim nazarımda. Bu gün bir kez daha bu kulüpte hem başkan, hem yönetici hem de hoca rolünü ve dahası sorumluluğunu sırtına aldığını ispatlamıştır..

Ha unutmadan! Hazır elime değmişken şu şike soruşturması ve süreciyle de ilgili iki kelâm edeyim. Şu iki aylık sürecin bize gösterdiği en önemli gerçek birer koyun gibi söğüşleniyor olduğumuzun ortaya ayan beyan serilmiş olmasıydı bana göre. Suçu işledikleri iddia edilen ve hali hazırda hapiste bulunanların yaptıklarından çok daha büyük midesizliklere gerek Federasyon, gerek Yayıncı Kuruluş ve gerekse Kulüpler Birliği bazında gün geçtikçe daha da pervasız bir biçimde şahit oluyoruz. Aslında burada Türkiye’ deki bütün taraftar gruplarının devreye girerek ortak bir iradeyle tepki koyması gerekirdi ancak bu oluşumlar zaten şikayetçi olmaları gereken kurumlar tarafından nemalandıkları için böyle bir tepkiyi beklemek fazlaca iyimserlik olur. O sebeple bireysel vereceğimiz her tepkinin kitlesel sonuçlar doğuracağı gerçeğinden hareketle yapılacak en mantıklı hareket “Boykot” olmalıdır. Alınmayan, alındıysa geri verilen decoderlerle ve ligin ilk haftasındaki maçlara gidilmemesi gibi eylemler taraftarın duyarlılıklarını ciddiye almak bi’ yana dalga geçercesine yok sayanları yola getirmeye fazlasıyla yetecektir..

Son olarak; yazıya twitter ile başlamıştım, şimdi tam bitirmek üzereyken aklıma geliverdi. Avrupa sineması ile ilgili bloguyla bizleri bilgi içinde bırakan sevgili Fatih, benim Şenol Hoca ile ilgili uzun zaman önce söylemiş olduğum bir cümleyi hatırlatmış, ben de o cümleyle yazıyı noktalayayım..

“Şenol Güneş bin yıl önce yaşasaydı belki de mesih ilan edilirdi”

Teşbihte hata olmazmış derler; selametle..
Great White
11
Tem

Fotobahçe’ ye Cevap!

by Great White in Spor


1. Aslında ilk sorunun şu olması dahi diğer sorulara verilecek cevapların çok da zor olmayacağını açıklar nitelikte olsa gerek. En hararetli seçim propagandalarının gerçekleştiği, son derece hararetli bir seçimin tam arifesinde yapılabilecek böyle bir operasyon seçim gündemini arka plana itebildiği gibi (kabul etmek gerekir ki) iktidarın da ciddi oy kaybına sebep olabilirdi. Bizi yönetenlerin pür-i pak olmasalar bile bu derece düşüncesiz ve acemi olmalarını bekleyemeyiz herhalde. Kaldı ki bu soruya verilecek hiçbir cevap içerisinde Fenerbahçe’ yi temize çıkarmaya yetecek bir argümanı barındırmayacaktır..

2. Şayet suçüstü yapılmış olsaydı operasyon tam olarak amacına ulaşmadan asıl büyük başlar ele geçirilemeyebilirdi. Ayrıca bunca tantana lig devam ederken gerçekleşmiş olsa hepimizin takdir etmesi gerekeceği gibi o lig asla bitirilemezdi. Bunu hayal edebilmek hiç de zor değil. Kısacası bu soruya da verilecek hiçbir cevap Fenerbahçe’ yi masum göstermeyecektir..

3. Sekiz ay önce başlanan operasyonun göbeğinde Fenerbahçe’ nin olmadığı bilgisi önümüze sunulmuştu zaten. Şike ve teşvik ile ilgili işlendiği iddia edilen suçların zincirleme geliştiği ve bir şekilde Fenerbahçe’ de düğümlendiği açıkça belirtiliyor. Şimdi kalkıp da böyle bir soru sormak suçlamaya değil, yakalanmaya itiraz anlamı taşıyabilir ancak..

4. Yurt dışındaki bir yargı organı vasıtasıyla patlak veren Deniz Feneri davası ile bu dava statüsel anlamda tamamen farklı. Gerçi ben kendi adıma Deniz Feneri davasına da gelen yayın yasağına karşıydım . Ayrıca burada çok kısa sürede verilmesi gereken bir karar arifesinde kamuoyu vicdanının da rahatlaması amacı güdülerek bilgiler halka sunulmuş olabilir. Sonuçta Uefa’ nın kısa bir süre içinde haber bekliyor olduğu gerçeği ortadayken verilecek olası bir radikal kararın ülke genelinin çoğunluğunun içine sinmesi gerekir..

5. Çünkü Trabzonspor ile ilgili olan iddia Fenerbahçeli bir yöneticinin telefon konuşmasında geçen bir tabirden ibaret. Kaldı ki henüz gözaltıların bittiği açıklanmadı. Trabzonspor’ da da bir takım istismarlar gerçekleşmişse adaletin tecelli etmesini beklememiz en doğru davranış olur..

6. Demek ki henüz hakemlerle ilgili bir delil bulunamadı. Soru mu şimdi bu?

7. Şike sadece futbolcu bazında gerçekleşmez. Yanlış bir taktik, ütopik bir onbir, farklı bir kadro ve dahası teşvik edilen takıma yüklenilen ekstra motivasyonla da gerçekleşebilir. Zaten Sivasspor maçı haricindeki maçlarda öne sürülen kanıtlar genelde teşvik yönünde. Bu sebepledir ki sadece bireysel bazda gerçekleşecek istismarlar beklenmesi son derece anlamsız olurdu..

8. Bu sorunun önceki iki sorudan hiçbir farkı olmadığına göre son iki cevap da yeterli olsa gerek..

9. Aynı Fenerbahçe taraftarının referandum öncesinde pankartlarla “Evet” desteği verdiğini ve Başbakan’ ın sonuna dek arkasında durduğunu söylemek, gerekirse medyadaki fotoğraflarla belgeleyebilme imkanından söz etmek bu sorunun amacına ulaşamayacağını açıklar sanırım..

10. Basında “Fenerbahçe düşecek” yaygarası yapanların bir kısmı bunu içten içe istediğinden yapıyor olsa bile çoğunluğu panikten yapıyor. Muhabirlerin futboldan anlamadığı konusuna gelirsek; futboldan hiç anlamayan bir çok iş adamı bu ülkede kulüp başkanlığı bile yapıyor..

11. Bu soru 4 ncü sorunun neredeyse birebir aynısı. Cevap da 4 ncü soruya verilen cevabın içerisinde zaten..

12. Aziz Yıldırım’ ın ilk etapta ifade vermemesi gayet doğal. Hadi hukuk bilginiz fazla olmayabilir de hayatınızda hiç mi Amerikan Polisiyesi izlemediniz? “Konuşmama hakkına sahipsin. Söyleyeceğin her söz aleyhine delil olarak kullanılabilir” repliğini herkes bilir. Bunun dışında ben kendi adıma Aziz Yıldırım’ ın kendi avukatlarınca bu doğrultuda yönlendirildiğini ve avukatların tavsiyeleri ışığında ifade verdiğini düşünüyorum..

13. Ortadaki iddiaların ve dinlenen konuşmaların çeyreği dahi doğruysa ortada Fenerbahçe’ nin olası bir form grafiğinden bahsetmek fazlaca trajikomik olur herhalde..

14. Böylesine basit bir soruya verilecek cevap “O kadar da aleni yapmaya kalksalar soruşturmaya gerek olmadan herkes anlardı” basitliğinden öteye gitmez yani; kusura bakmayın..

15. Bu soruya gereken en güzel cevap Korcan’ ın cezaevine giderken görüntülere yansıyan yüz halinde gizli aslında. Bunun yanında Korcan’ ın son maçta sadece Selçuk’ dan değil, Dos Santos’ dan yediği gol de pek masum gözükmüyor..

16. Açıkçası geçen sene Fenerbahçe’ nin son karşılaştığı takım Trabzonspor değil başka bir takım olsaydı muhtemelen gene şampiyon olacaktı. Tabii bu benim şahsî görüşüm..

17. Bırakın beş maçı, sadece bir maçın dahi lekelendiğinin ispat edilmesi Fenerbahçe’nin şike gibi son derece ciddi bir emek hırsızlığı yapmış olması anlamına gelecektir..

18. Trabzonspor’ un hali hazırda konuşması için herhangi bir sebep yok ki . Neden konuşsun? Sonuçta sadece biz değil, asıl konuşmaları gereken adı Fenerbahçe ile özdeşleşmiş bir çok spor adamı da suskunluklarını gizemli bir biçimde koruyorlar. Hatta Fenerbahçe Yönetimi’ nin dahi çok fazla konuşabildiğini söyleyemeyiz..

19. Demek ki Eskişehirspor-Trabzonspor maçında dünyada görülmemiş bir şekilde hırsından sahaya kusan Doğa, bir sonraki gün Miami’ ye yapacağı seyahatten dolayı heyecanlanmış o zaman..

20. Ben hayatımda müvekkilini savunmayan ya da o görevi yerine getirmeyen bir avukat görmedim şimdiye dek. Karısını sekiz yerden bıçaklayan kocanın da avukatı benzer savunma kalıplarını kullanıyor zaten. Bunda şaşılacak ya da garipsenecek hiçbir şey olmasa gerek..

21. Basına servis edilen konuşma kayıtlarının gerçekliğinden emin olmaları bu haberleri yapabilmeleri için fazlaca yeterli. Kaldı ki basının topyekün Fenerbahçe’ nin düşmesini istiyor şekindeki algı tamamen yanlış. Aksine büyük bir kısmında ligin sözümona marka değeri ve reytinglerinin aşağıya düşeceğinden beslenen panik ve hatta matem havası var. Başta Lig Tv olmak üzere bir çoğunu ibretle takip etmekteyiz..

22. Yani kusura bakmayın ama böyle saçmasapan bir soru mu olur? En bilgisiz taraftarın dahi soracağı türden bir soru değil bu. Hadi hiçbir ülkede sorulamayacağını varsayalım.. Ee? Şuncacık sinekten yağ çıkar mı şimdi?

23. Yerle bir edilmiştir tabii ki. Bak bu doğru işte. Ancak suçsuzlukları tamamen kanıtlanmışsa onlar da maddi manevî dava açarak haklarını sonuna dek arayabilirler. Tabii vicdanları buna el veriyorsa..

2
Tem
2
Tem

Karamsarlıktan Ümide!

by Great White in Spor


Geçen sene tam da bu zamanlarda Türkiye Kupası’ nı kazanmış, ligde Şenol Hoca’ nın gelişinden sonra büyük bir yükselme trendi yaşayıp son hafta Fenerbahçe’ ye karşı onurlu bir mücadele ortaya koyarak kapadığı sezonun ardından önümüzdeki sezonla ilgili taraflı tarafsız herkesin gözünde şampiyonluk yolunda en büyük favori olarak gösterilen bir takıma sahiptik. Ki o takım da zaten kendisinden beklenen performansı fazlasıyla göstererek ligi futbol tarihimizde görülmemiş bir 18’ de 17 galibiyet istatistiği yakalamış olan Fenerbahçe ile aynı puanı toplayarak ikinci bitirmişti. Ancak şu gün itibarıyle topyekün camia olarak geçen yılki heyecan ve beklentiden hayli uzak kaldığımızı kabul etmemiz gerek..

Bir önceki sezon hayranlıkla izlediğimiz ama oscar ödülünü kıl payı kaçıran filmin jönlerinden Selçuk ve Egemen’ in başkanlık seçiminde Sadri Şener’ in koz olarak kullandığı sözleşmelerini uzatacakları yönündeki vaadlerine rağmen adeta göz göre göre serbest kalarak rakiplerimize gitmesiyle başladı tüm terslikler. Ardından bizde şans bulduğu dönemlerde kendisinden bekleneni fazlasıyla verememiş olmasına karşın genç yaşı, joker olarak kullanılma özelliği ve üstün fizik gücü ile kadro derinliğine katkıda bulunan Ceyhun da ceketini alarak çekip gidiverdi. Takımdaki yaprak dökümü bunlarla da sınırlı kalmadı. Sonrasında her ne kadar disiplinsiz ve umursamaz bir yapısı olsa da geçtiğimiz sezon takımın hücumda inisiyatif kullanan en önemli kozu olan Jaja ve kenarda bekliyor oluşuyla dahi taraftara bir galibiyet anahtarıymışçasına ümit pompalayan Yattara Arabistan yarımadasının yolunu tuttu. Yattara’ ya hak ettiği uğurlamayı yapmak bir yana adeta sınır dışı edilmiş bir mülteci gibi uğurlamış olduğumuza daha önce değinmiştik zaten. Bu arada Sadri Başkan’ ın transferini yaptığı gün “Adam kendine o kadar güveniyor ki sözleşmesine 12 milyon avro getirirsem serbest kalırım maddesi koydurmak istedi, ben de kabul ettim” dediği Jaja’ nın o söz konusu parayı getirmeden neredeyse maliyetine satıldığını da not düşelim. Kadroda çok önemli yer tutan bu beş oyuncu haricinde takımda adeta bir fenomen haline gelen, son beş yılımızın tüm gol yükünü tek başına sırtlanan, aslında tam bir Kuyt olması gerekirken aynı zamanda takımın Torres’ i de olması beklenen Umut Fransa’ ya gönderilince geçen sezonun o rüya takımının iskeleti tamamen bozulmuş olduğu gibi yepyeni bir yapılanmanın da önünü açmış oldu..
Takım içinde gerçekleşen tüm bu aksiyonların haricinde saha dışında da keyifli gelişmeler olmadı ne yazık ki. Kendilerini Trabzon aşığı olarak lanse eden, Trabzonspor’ a hissettikleri sevgi nemalandıkları ceplerden beslenen, Avni Aker’ in rakipler için bir cehennem değil adeta bir cennet bahçesi haline dönüşmesine sebep olan, küfürlü kavgalı tribün olaylarında baş rol oynayan, işlerine gelmeyen durumlarda siyasete karşı olup işlerine geldiğindeyse en tiz sesli siyasî enstrüman haline gelen, hobisi değil mesleği taraftarlık olan bir güruhun ön plana çıktığı bir genel seçim sonrasında Avni Aker’ in her iki kale arkası tribünleri adeta peşkeş çekilerekten malûm kesime hibe edildi. Açık söyleyeyim, gözler önünde cereyan eden sırf şu olay dahi beni Trabzonspor’ dan da memleketim Trabzon’ dan da soğutmaya yetebilirdi belki ancak Looking For Eric’ deki ‘Dinini, ideolojini, hatta karını dahi değiştirebilirsin ama takımını asla’ repliği bir çok şeyi açıklamaya yeter herhalde..

Yetmedi; Türkiye Futbol Federasyonu’ nda Trabzonspor’ u temsil edecek isimlerin belirlenmesi konusunda yaşanan plansızlık ve ardından patlak veren yakışıksız ithamlar, öncesinde tam destek olunmasına karşın sonrasında karşı karşıya gelinen federasyon ile iplerimizin gerilmesine yol açtı. Yeni sezon formalarıyla ilgili büyük ümitler vaad ederek taraftarın beklentisini yükselten Yönetim’ in katalog ürünlerinden seçtiği, Man. United’ dan Ofspor’ a kadar farklı takımlar tarafından kullanılmış forma dizaynlarını resmî siteden adeta kendi özgün tasarımızmışçasına sunması da ayrı bir talihsizlik örneği olarak yerini aldı. Tabii bunu belirtirken Kuruçeşme’ de gerçekleştirilen forma lansmanını gerek organizasyon, gerekse tanıtım açısından hayli başarılı bulduğumun da hakkını vermeden geçmeyeyim..
Yeni sezon öncesinde tadımızı kaçıran bunca faktörün üzerine taraftarın camiadaki en güvendiği isim olan Şenol Güneş’ in de basın toplantısında kendi mülayim mizacı ve peygamberlere taş çıkartacak derecedeki sabrıyla tezat oluşturan ruh haliyle zikretmiş olduğu demeçler devreye girince işin ciddiyeti daha da net bir biçimde ortaya çıkmış oldu. Dünyaya pempe gözlüklerle bakmayan her insanın rahatlıkla algılayabileceği gibi Şenol Güneş mütevaziliğinde bir adamın sarf edebileceği en sert konuşma bu olurdu ancak. Şenol Hoca açıkça hem giden hem de gelen transferlerden memnun olmadığını söylüyordu. Daha sezon öncesinde dile getirilen bu isyan Sadri Başkan’ ın “Ben Miller’ ı alacaktım ama Şenol Hoca Brozek’ i istedi” demecine de dolaylı bir yanıt anlamına geliyordu muhtemelen. Çünkü Şenol Hoca’ nın ısrarla istediği bir oyuncuyu aylarca kadro dışında bırakmasının imkansızlığını Burak örneğinden çok iyi biliyoruz hepimiz.. 


Tabii yazıyı buraya değin okuyanlar eminim ki “Ulan gudubet kuşu gibi içimizi kararttın. Hiç mi güzel şeyler olmuyor burada” diye veryansın edebilir. İlla ki en azından ümit verici şeyler de olmuyor değil; onları da yazalım..

Mesela Zokora’ nın mental ya da şehirsel sorunlar yaşamazsa çok büyük katkı yapacağına inanıyorum. Adrian için her ne kadar Polonya ligi tarihinin rekor transfer bedelini ödemiş olsak da belli standartın altına düşmeyeceğine eminim. Henrique ise benim bu sezon öncesinde performansını en fazla merak ettiğim ve aynı derece de önemsediğim bir adam. Zira bu sezon başarılı olabilmemiz bana göre öncelikle onun hücumda göstereceği performansa bağlı. Çünkü Brozek’ den pek fazla ümidim olmadığı gibi Halil’ in de yeni bir Burak patlaması yapmadığı takdirde Umut’ dan daha efektif olacağına pek fazla şans vermiyorum. Ayrıca takıma yeni katılan Sercan, Eren ve Aykut gibi genç isimlerin de olumlu birer takviye olduklarını ekleyelim. Tüm bunların yanında Yönetim’ in transfer sezonu bitmeden çok iyi bir stoper ve bir sol kanat oyuncusu takviyesi daha yapacağı ümidimi koruduğumu da belirteyim..

Fakat taraftarın yeni sezondan bir şeyler ümit edebilmesi adına bir takım makûl sebepler hâla var. O sebeplerin başında da hiç şüphesiz Şenol Güneş geliyor. Neredeyse kendisine verilen her tahta parçasından bir Pinokyo çıkarması beklenen Geppeto Usta misali o gene tezgahının başında, bıçkısı ve rendesi elinde bekliyor neyse ki..
2
Tem
18
Haz

Büyüdükçe Büyüleyenler / Elle Fanning

by Great White in Sinema

Sene: 2008
Yaş: 10

Sene: 2011
Yaş: 13

Bu şirin hanım kızımızın kendisinden 4 yaş büyük ablası Dakota Fanning’ e de burada yer ayırmıştık..

31
May

Frikikçi Zokora!

by Great White in Spor

İşin şakası bir yana her ne kadar 31 yaşında da olsa, mizacı gereği Trabzon’ da bir takım mental ya da sosyal sorunlar yaşama olasılığını da içinde barındırsa önümüzdeki sezon şampiyonluk mücadelesi verecek bir takım için alabildiğine tatmin edici ve bir o kadar da heyecan verici bir transfer olduğunu kabul etmek gerek..

Umarım o enerjik, agresif ve efektif oyun anlayışını Trabzonspor’ da da sahaya yansıtmayı başarır..

Zokora hayırlı olsun..

30
May

Hele Bir Karar Verin!

by Great White in Spor