Aylık arşivler: Ağustos 2009

Ne TS Taraftarı ne de TS Kadrosu Şu Futbolu Haketmiyor!!

Tam bir sene evvel 20 trilyonun üzerinde para harcanarak oluşturulmuş ve hasbelkader de olsa ligi ilk 3 arasında bitirmesinin haricinde son 3 haftaya kadar şampiyonluk mücadelesi vermiş bir kadro vardı elimizde..

Bu sezon da şampiyonluk yarışına ortak olabilmek adına o kadroya sadece 3 nokta transfer ve kaliteli bir teknik adam takviyesi gerekiyordu ama TS Yönetimİ buncacık bir görevi dahi layığıyla yerine getiremedi maalesef..

Yıllar boyunca sol kanadı olmayan bir takımın o bölgeye ardı ardına Alanzinho ve Engin’ i transfer etmiş olmasına rağmen kör gözün dahi görebildiği forvet ihtiyacı konusunda kılını bile kıpırdatmayan Yönetim ve hocanın bir yabancı kanat oyuncusu daha transfer ettikten sonra o futbolcuyu dün Manisa’ da sağ bek mevkiinde görevlendirmiş olması ayrı bir kara mizah örneği olsa gerek..

Daha ligin başında önce D. Bakır, sonra Toulouse ve şimdi de Manisa bozgunu ardı ardına gelince insan şöyle bir soruveriyor kendine; “Gerçekten bu kadar mı kötü takımız biz?” diye..

Hadi gene Toulouse’ un Fransa’ nın sıra takımlarından biri olmasına rağmen nihayetinde bir Avrupa takımı olması gerçeğinden hareketle o maçta ortaya koyduğumuz utandıran futbolu bir kenara bırakalım ve biraz da zorlama bir şekilde kadronun Avrupa tecrübesizliğine yoralım..

Yahu şu kadro her ne kadar bazı takviyeler gerçekleşmemiş olsa bile lige daha yeni çıkan, kadrosunu 18′ e güçlükle tamamlamayı başaran bir D. Bakır’ a ve bizim geçen sezon yollamış olduğumuz ıskartalar ile takımın iskeletini kurabilen bir Manisa’ ya karşı yenilmeyi geçtim; bu derece mahkum, bu derece aciz bir futbol oynayabilir mi?

Yani şu ilk haftalarda bir GS ya da FB’ ye karşı mahkum oynayıp da kaybetmiş olsak bunu Yönetim’ in acizliğine haklı olarak bağlayıp Broos’ u bu sorumluluktan sıyırabilirdik belki ama şu rezaletin baş sorumlularından biri de, futbolcu transferleri konusunda herhangi bir inisiyatif kullanabilme kişiliğini gösteremeyen, elindeki kadroyu lige yeterince hazırlayamayan, takımın sahada tel tel dökülüyor olmasını ifadesiz gözlerle izleyen ve ligin en zayıf takımlarına karşı dahi 8-9 defansif oyuncuyla çıkma tırsaklığını gösteren Hugo Broos’ dan başkası değildir tabii ki..

Bir takım düşünün, maçın son dakikalarında panikleyerek bir an önce hücum bölgesine gitmek isteyen takımlar edasıyla maçın daha ilk dakikasından itibaren rakip defans arasında sıkışıp kalmış olan ve hava hakimiyeti olmayan Umut’ un olduğu bölgeye doğru ısrarla ve sistemli bir şekilde doldur boşalt oynuyor. Bu rezalet, futbolcunun formsuzluğu, taraftarın agresifliği ya da Yönetim’ in basiretsizliğine benzer basmakalıp hezeyanlar ile açıklanamaz..

Eğer ki futbolcular her maçtan önce kendi aralarında toplanarak “Bırakın şimdi hocanın taktiğini falan. Defanstan ve ortasahadan sürekli olarak Umut’ un olduğu bölgeye topu şişerelim. Belki eğrisi doğrusuna denk gelir de bir gol atar üzerine yatarız” şeklinde bir konsultasyon yapmıyorlarsa birileri hocaya sorar tabii “1930 lardan kalma bu futbola hem de 3 maç üst üste nasıl izin veriyorsun? “ diye..

Geçenlerde bir topiğin altına ironik bir mesaj atmıştım “Madem bu şekilde oynayacağız hiç değilse 4-1-5 sistemiyle oynayalım ki en azından top şişirilen bölgede daha çok oyuncumuz olur ve spontane gol şansımız daha da çoğalır” diye. Bunu yakında ciddi ciddi yazmaya başlarsam kimse şaşırmasın artık..

Milli Takım’ daki tek oyuncumuz olan ve Sivas’ daki maçı sonradan oyuna girerek lehimize çeviren Ceyhun’ un adeta cezalandırılırcasına bırakın ilkonbiri, 3 eksiği olan bir takımın 3 oyuncu değişikliğinden bir tanesi olarak dahi tercih edilmiyor oluşu ayrı bir trajikomik vaka örneği olsa gerek . Hele ki rakibin arkada bırakacağı boş alanları değerlendirme şansı, skor avantajı sağladıktan sonra geriye çekilen bir rakibe karşı daha az olan Alanzinho’ nun her maçta sonradan kurtarıcı misali oyuna sokuluyor oluşu bir zamanlar adeta bir fenomen haline gelen Ziya Doğan-Yattara sendromunu hatırlatıyor bana açıkçası..

Sonuçta diyeceğim o ki, şu kadro her ne kadar eksik ya da takviyesiz dahi olsa ne Manisa ne de D. Bakır gibi 2 asansör takıma ardı ardına yenilmemeliydi. Hadi yenilmeyi de geçtim, bu derece etkisiz ve bu derece silik bir futbol ortaya koymamalıydı.

Yani şu takımlara kadro yetersizliğinden dolayı yenildiğimizi düşünen aklı evvellere Manisa ve D. Bakır’ ın bizi geçen senelerdeki o berbat kadromuzun ıskartalarıyla sahadan sildiklerini hatırlatmak yeterlidir sanırım..

Gelelim cefakar Trabzonspor taraftarının bu tablodaki görüntüsüne..

25 senedir şampiyon olamamasına rağmen hala bu camiaya büyük bir sevdayla gönül verebiliyor olması dahi takdire şayan bir fedakarlık olan TS taraftarının aylardır dile getirdiği forvet ihtiyacının şimdi ayyuka çıkmış olması bile bu kitlenin futbol ile ne derece haşır neşir olduğunun ve öngörülerindeki isabet oranının doğruluğunu gösteriyor zaten..

Taraftar baskı altına alıyormuş da futbolcu baskıyı kaldıramıyormuş. Hikaye..

Demek ki kendi tesislerimizde takım kaptanımızı tekme tokat dövsek ve bir de kendi tribünümüzde bir adam bıçaklanarak can verse daha neler çemkirecek bu millet..

Taraftar küfür ediyormuş. Gören de İstanbul takım taraftarlarının alayı maç bittikten sonra operaya gidiyor sanacak. O tribünlerdekilerin her biri ikişer üniversite devirmiş entellektüel insanlar ya(!)

Birileri şunu kafalarına soksun. TS taraftarı salt şampiyonluk istemiyor. En azından şampiyonluğu bu camiaya şart koşmuyor..

Sahada yenilse bile en azından ligin sıra takımlarına karşı da olsa kendisinin göğsünü kabartacak ve dosta düşmana utandırmayacak kişilikli bir futbol görmek istiyor. Sen bu taraftara onu dahi sunamıyorsan kimse kalkıp da sözümona taraftar baskısından falan bahsetmesin..

Bu rezalete şu baskı az bile..

Great White

Yattara Aranıyor!!

Evet, Yattara aranıyor hakikaten..

Her ne kadar geçen sezonda sakatlıklar ve anlamsız transfer kaosları sebebiyle kendisinden bekleneni verememiş olsa bile formunda olduğunda bir takımı tek başına taşıyabilecek kapasitede olduğu kesin..

Hatta bazı maçlarda takıma öylesine büyük katkılar sağladığı oluyor ki, onun şahsi becerileriyle yakaladığımız fırsatlar ve gol pozisyonları maçtaki diğer kusurlarımızı dahi örtebiliyor çoğu zaman..

İşte bu özelliğiyle kendi teknik direktörünün ya da bazı arkadaşlarının dahi bir takım eksikliklerini kamufle edebilme özelliğine sahip bir oyuncu Yattara..

Sezona Sivas maçındaki olumlu futbol ile başlayıp ardından gelen D. Bakır ve Toulouse maçlarında daha kontrollü oynayan rakiplere karşı bocalayan ve savunma kilidini açmakta zorlanan Trabzonspor’ un çilingiri olabilecek en etkili oyuncu pozisyonunda şu an..

Gerçi yeni transfer edilen Gabric’ in göstereceği performans ve alınması ümidini hala saklı tuttuğumuz kaliteli bir forvetin takıma katılması da Trabzonspor’ un oyun kalitesini yukarıya itebilecek etkenler olarak görülebilir..

Tabii bunların yanısıra şu kadroyu alabildiğine fonksiyonel bir biçimde kullanmak zorunda olan Broos’ un da kadro tercihlerinin önemi de çok büyük olacak..

Son iki maçta gerek oyuna müdahaleleri, gerekse sahaya sürdüğü kadro tercihleri sebebiyle sadece benim değil bir çok taraftarımızın haklı tepkilerini alan Broos’ un muhtemelen dikkatinin de çekilmiş olması sebebiyle aynı hataları en azından bu derece fazla yapmayacağını ve özellikle de Yattara konusunda diğer 3 ncü sınıf hocaların takındığı kompleksli tavrı takınmayacağını ümit ediyorum kendi adıma..

Zira şu bir gerçek ki, formda bir Yattara’ nın düzenli bir şekilde sahada tutulması ve oyunun bazı bölümlerinde bir takım sorunlar yaşaması ihtimalinde bile üzerinde ısrarla sabredilmesi halinde kazanan taraf mutlaka Trabzonspor olacaktır..

Sahadaki en formsuz haliyle bile rakip taraftardan futbolcusuna kadar büyük bir tedirginlik yaratan, sahada gezinirken dahi onun ayağına gelen her toptan kendi taraftarına bir gol pozisyonu beklentisi veren bu adamı alabildiğine sahada tutmayı başarmalıyız bu sene..

Yattara’ nın özellikleri tabii ki bunlarla sınırlı değil..,

Ülkemizde kesintisiz aynı takımda en uzun süre oynayan yabancılar arasında ilk sıralarda olmasının yanında, gerek mükemmel futbol tekniği, gerek göze hoş gelen oyun stili, gerek sempatik tavırları ve gerekse rengarenk kişiliği sebebiyle sadece Trabzonspor taraftarının değil diğer bütün takım taraftarlarının da ortak bir şekilde beğenerek saygı duyduğu yegane yıldız oyuncudur Türkiye’ de..

Yaşının da artık 30 lara merdiven dayamış olması ve artık futbolunun en olgun dönemine girmiş oluşu nedeniyle de kendisini yeşil sahalarda en fazla 3-4 sene daha izleyebileceğimiz gerçeğini de göz önünde tutarak bu senenin Yattara’ nın yılı olması umudunu burada dile getirme ihtiyacı hissettim açıkçası..

Sadece Trabzonspor taraftarı değil, Trabzonspor maçlarını takip eden ve futbolun görsel yanından zevk alan diğer tüm takım taraftarları da onun bir an önce sahalara mükemmel bir dönüş yapmasını istiyorlardır eminim..

Ayrıca şu da bir gerçek ki; Keita, Elano, Dos Santos, Ernst, Holosko, Alex gibi yıldızlar ile savaşacaksak biz de Yattara ve Alanzinho gibi kendi yıldızlarımızı alabildiğine hazır ve sahada tutmak zorundayız..

Bekliyoruz Yattara..

O kıvrak çalımlarını, adeta kafaya çarptırma ortalarını, o müthiş bilek hareketlerini, sağdan yaptığın amansız bindirmelerini, gollerden sonraki o içten sevincini ve dahası seni özledik be Yattara..

Dön artık..

Great White

12 nci Adam(!) Hugo Broos


Genelde 12 nci adam tabiri seyirci için kullanılır fakat Toulouse ile oynadığımız UEFA Kupası maçını en az benim kadar etkisiz kalarak aynen bir seyirci gibi izleyen ve ikinci gol yiyeceğimiz alenen ortadayken bile oyuna herhangi bir müdahale gereği duymayan Broos bu tabiri sonuna kadar hak etmiştir..

Sayın Broos’ un biz seyircilerden tek farkı, bizlerin maçı bir yerlerde izlemek için ücret ödemesi gerekirken, kendisinin aynı maçı saha kenarında izlemesine rağmen bir de üzerine çuval dolusu para kazanıyor olmasından ibaret maalesef..

Öncelikle şunu belirteyim ki Fransa’ nın en istikrarsız takımlarından olan ve her iki senede bir düşme mücadelesi veren bir takıma karşı alınan bu ağır yenilginin tek sebebi, Broos’ un garabet kadro tercihleri ve oyuna hiçbir olumlu müdahalede bulunmadan kulübesinden adeta bir buzhane balığı gibi sahaya boş boş bakıyor olması değil tabii ki..

Şu kadroya 3 tane nokta transfer yapamayan, neredeyse tüm taraftarın söylemekten usandığı forvet ihtiyacı konusunda kılını dahi kıpırdatmayan ve bize Christian Dior’ dan tutup Chanel’ e kadar onca kaliteli parfüm markası vaad ettikten sonra gidip de semtin parfümeri deposundan Hugo Boss denen şu tütün kolonyasını getiren Sadri Şener de bu tablonun baş mimarlarından bir tanesidir maalesef..

Gelelim kulübede pinekleyen 12 nci adamımızın marifetlerine..

Maçtan önce kendisiyle yapılan röportajda 2-0 lık galibiyet hedefleyen teknik direktörün sahaya çıkardığı kadro yapısına bir göz atalım önce..

Kendi sahasında Barcelona ya da Manchester ile değil, Toulouse ile oynayacak olan hocanın ilkonbirinde ofansif anlamda sayabileceğimiz sadece 2 isim var. Bir tanesi son 8 maçta sadece bir gol atabilmiş Umut, diğeriyse ortasahadan bireysel yetenekleriyle ofansa yardımcı olmaya çalışan Engin. Kaleci dahil diğer 9 futbolcu defansif özelliklere sahip oyuncular. Yani sahaya çıkarken adeta bir kontra atak takımı hüviyetine büründüğümüz apaçık ortada..

Avni Aker taraftarıyla arasında adeta bir husumet olan Tayfun Cora’ yı böylesine kritik bir maçta görevlendirmiş olmasına değinmiyorum bile. İlk yarının ortalarına doğru ardı ardına yapmış olduğu birkaç hata sonrasında taraftarın vermiş olduğu aşırı tepkiden dolayı resmen paralize olmasına rağmen bu oyuncuyu ikinci golü yiyene dek ısrarla sahada tutmuş olması da ayrı bir garabet örneği olsa gerek..

Kendi seyircinin önünde oynadığın bir maçta, üstelik Yattara, Gökhan ve Gabriç’ in de bulunmadığı bir takımda Alanzinho hala ilkonbirde görev alamıyorsa ya o ya da ona şu durumda dahi yer vermeyen hoca hemen yarın gönderilmelidir. Böylesi bir saçmalık olamaz. Bu saçmalık hiçbir teknik direktör mazeretiyle açıklanamaz..

Rakip teknik direktörün bile en çok çekindiği Alanzinho’ yu rakibin gol için yüklenmesi gerektiği ilk dakikalarda oynatması gerekirken, aksine rakip skor üstünlüğü yakalayıp geriye çekildikten sonra onu sahaya süren zihniyetin daha iki sene evvel kurtulduğumuz Ziya Doğan zihniyetinden en ufak bir farkı yok. Tek fark, Ziya Doğan’ ın arada bir tercüman kullanmıyor oluşu ve Yattara – Alanzinho farkından ibaret..

Hadi şu ana dek yazdıklarımızı tamamını göreceli kabul edelim ve bir teknik direktör zaafiyetinden kaynaklanmadığını düşünelim..

Yahu takım özellikle ikinci yarıda adeta tel tel dökülmeye başlamışken, Cignac cezasahamız etrafında cellat gibi dolaşırken, rakibin ikinci golünün geleceği alenen belliyken oyuna “olumlu” yu geçtim, herhangi bir müdahalede bulunulmaz mı? Sen ne iş yaparsın be Broos?

Maç boyunca rakip takımın 4 defans oyuncusu arasında çaresizce çırpınıp duran Umut’ a sağdan, soldan ve geriden katapultla döver gibi salla parti orta yapmak gibi bir hücum anlayışını hangi akıl ve mantık çerçevesinde kabulleneceğiz? Böylesine ilkel bir futbol anlayışı mı olur?

Sahada harikalar yaratmasa bile Serkan ile birlikte en yararlı oyuncusu olan, en azından ayağına aldığı her topta oyunu kanatlara mükemmel bir ustalıkla açarak adrese teslim paslar atan ve hiç değilse ortasahada topu ayağımızda tutmamızı sağlayan Tjikuzu hangi zeka pıtırcığı ile kenara alınır; anlamak mümkün değil?

Bunlar da yetmezmiş gibi acil gol ihtiyacı olan bir teknik direktörün yapacağı oyuncu değişikliği sol bekin kenara alınıp, yerine bir stoper sokulmasıyla mı gerçekleşir? Üstelik Ceyhun bile tercih edilmezken oyuna giren adam Giray.. Şaka gibi..

Tabii ki aslında söylenecek çok şey var daha. Ama en önemlisi alınan skordan ziyade ortaya koyduğumuz çağ dışı futbol anlayışıdır. Bir takım 3 de yiyebilir, 5 de. Ama hiçbir büyük takım bu derece aciz ve doldur boşalt bir futbol anlayışına dayanarak başarılı olamaz..

Son umudum, transfer sezonunun sonuna kadar radikal bir takım önlemlerin alınmasıdır artık..

Bekleyip göreceğiz..

Great White

Asıl sen haddini bil Avea!!

Trabzonspor da tıpkı Fenerbahçe ve Galatasaray gibi Trabzoncell adı altında Avea ile bir taraftar hattı anlaşması yaptı. Hayırlı olsun. Umuyoruz ki TS Yönetimi taraftardan beklediği ilgiyi fazlasıyla bulur ve hedefledikleri 500 bin aboneye ulaşılır..
Gelelim işin pazarlama kısmına. Ortada bu çapta bir anlaşma olduğuna göre doğal olarak bunun taraftarlara en iyi şekilde pazarlanması da gerekiyor ve pazarlama işinin en büyük silahıysa reklam tabi ki. İşte en azından benim gözümde asıl sorun da buradan itibaren başlıyor..

İçerisinde Trabzonspor taraftarı, futbol, telefon, iletişim gibi öğeleri barındıracak bir reklam filminden insan doğal olarak karadeniz insanının kendine has kıvrak zekasını ön plana çıkaracak esprili replikler ve eğlenceli görüntüler bekliyor ama nafile..

Bir kere reklamın başrolünde rol alan tiplemenin bırakın karadenize has kıvrak bir zekaya, bir şempanzeninki kadar dahi algılama yeteneğine sahip olmadığını gerek davranışlarından, gerekse o avel bakışlarından gayet net bir şekilde görüyoruz..

Aklı başında herhangi bir TS taraftarını sokakta formasıyla beraber dolaşırken adeta utandıracak ve alay konusu durumuna düşürecek şekilde canlandırılan tiplemenin sağda solda rastladığı onca tepkiye, tezahürat yapmaya çalışırken kendi taraftarı tarafından tartaklanmasına rağmen abartılı bir algılama sorunu göstererek hala neler olup bittiğini algılama yoksunluğu çekiyor oluşu onu gitgide saldırgan bir hale getiriyor ve yıllardır İstanbul basınının bize yakıştırmış olduğu “Vandal TS taraftarı” kıvamına sokuveriyor..

Bütün bunlar yetmezmiş gibi, maçlarda bağırıp çağırmaktan ve asabi davranışlarda bulunmaktan başkaca bir halta yaramayan algılama özürlü TS taraftar tiplemesi, reklamın devam filminde de aynı idiot görüntüsünden kurtulamıyor maalesef..

Ayrıca, reklamın ana fikri olan o sözümona esprili slogan ile “Hattıni (haddini) bil” denilen tek taraf TS seyircisi her nedense. Reklamda TS taraftarından başka hiçbir taraftara ya da gruba “özellikle” yöneltilmiyor bu slogan..

İşin daha da trajikomik tarafı, bu rezalete son noktayı da Sadri Başkan koyuyor; belki de farkına bile varamadan..

“Gerçek Trabzonlu hattıni bilur” demiş hazret, anlaşmanın sonunda vermiş olduğu röportaja..

Şimdi şu cümleyi reklamdaki sözümona espri ile birleştirin bakalım ne çıkacak ortaya. “Gerçek Trabzonlu haddini bilur”.. Tam bir utanç vesikası..

Herifler hem de sırtımızdan para kazanmak suretiyle öyle tuzak bir kampanya sloganı bulmuşlar ki, reklamdaki ardı ardına gelen aşağılamalar haricinde mental olarak da sindirmişler bizi..

Yani bir anlamda “Trabzonlu haddini bilecek. Öyle sağda solda büyüklük falan taslamayacak” kıvamına getirmişler olayı..

Açıkçası başka bir takımı tutan ama TS ile de ciddi husumeti olan bir tip olsaydım, ekran başında keyfimden adeta yarılarak gülebilirdim bu filme ama bir TS taraftarı olarak şu reklamı yapanları da, bize reva görmeyi kabul edenleri de şiddetle kınıyorum kendi adıma..

Gerçi iki gündür neredeyse bütün TS taraftar portallarını dolaştım durdum ama benden başka bu reklam filminden rahatsız olanı da göremedim; yalan yok.. Bırakın rahatsız olmayı neredeyse bütün taraftar fok sürüsü gibi el çırparak alkış tutulmuş bu rezilliğe. Daha da garibi, reklamın neresinden hoşlandığını dahi açıklayamıyor kimse. Adam komikmiş.. Yahu o seni temsil ediyor zaten, neyine gülüyorsun?

Son olarak, aklı başında bir taraftarın bu reklamı beğenebilmesi için reklam filminin başrolündeki taraftar tiplemesiyle kendisini birebir özdeşleştirebilmiş olması gerekir. Zaten gerçekte de o algılama kapasitesindeyse beğenmesi de son derece doğaldır..

Yazık..

Great White

Hugo Broos Hakkındaki Şüpheler

Trabzonspor’ un Süper Lig’ in ilk haftasında deplasmanda oynayıp da kazanmış olduğu Sivas maçında ortaya koymuş olduğu dominant futbol ben dahil tüm TS li taraftarları tatmin etmiş olsa bile bir teknik direktör hakkında olumlu ya da olumsuz yorum yapmak konusunda erken davranmamak gerektiğini her daim savunmuşumdur..
Tabii ki henüz ikinci hafta oynanmış olan bir D. Bakır maçı sonrasında da herhangi bir kesin tespitte bulunmak erken gibi gözükse de şu maçta hiç de göreceli olmayan ve hiç de taraftarın bakış açısına göre değişemeyecek bazı hataları göz ardı etmemek gerekir açıkçası..

Sahaya çıkan onbiri gördüğümde geçen hafta kazanan takımda yer alamayan Selçuk ve Song’ un yokluğunu çok da fazla büyütmeden izlemeye başladım maçı. Sonuçta Selçuk hafta içi küçük bir rahatsızlık geçirmişti ve onun yerinde geçen haftanın flaş ismi Ceyhun yer alıyordu. Gene geçen haftanın bir başka başarılı ismi Song’ un yerine oynayan Giray da en azından bende pek bir rahatsızlık yaratmamıştı. Zira D. Bakır’ ın üzerimize fazlaca gelemeyeceği düşünülürek yapılmış küçük bir rotasyon hamlesi olarak bakıyordum olaya..

Maçın ilerleyen dakikalarında tek bir gol pozisyonuna dahi giremeyişimizi bile bir TD yetersizliğine bağlama kolaycılığına girmemeye çalışarak izliyordum maçı hatta. Tabii bu arada yanımda maçı izleyen biri GS li diğeri BJK lı iki arkadaşımla beraber de maçın en verimli oyuncuları konusunda fikir alışverişinde de bulunuyorduk doğal olarak..

Maç esnasında “Bu maçın yıldızı şu adamdır” diyebileceğimiz Tjikuzu, Serkan ve Alanzinho olmak kaydıyla 3 futbolcu tespit etmiş, sahada pek de varlık gösteremeyen oyuncular olarak da başta Engin, Umut, Cale, Ceyhun ve Colman arasında gidip gelmiştik aramızda..

Lakin gerin görün ki, Hugo Broos sanki bizlere nazire yaparcasına sahada en çok katkı sağlayan ve rakibi en fazla zorlayan 3 oyuncumuzu sırasıyla kenara alırken, maç boyunca hemen hemen hiç bir varlık gösteremeyen en az 5 oyuncumuzdan bir tanesine dahi dokunmadı inanılmaz bir seçicilikle..

Yani açık ve net, bir maç ancak bu şekilde rakip takıma hediye edilir. Maç başlamadan evvel kendilerine teklif edilecek 1 puana bile balıklama atlayacak olan toplama bir takıma hem de kendi sahasında 1-0 galibiyetten 1-2 mağlup olmak tek kelimeyle skandaldır; daha ötesi yok..

Hele ki Broos’ un maç sonrasında raip takım hakkında söylediği “Organize bir takımla oynadık” cümlesi, 18 kişilik kadrosunu dahi son iki hafta içerisinde toparlamaya çalışan ve bir arada en fazla iki üç antrenman geçirmiş toplama bir takıma söylenecek iltifat değildi ayrıca..

Gözler önünde cereyan eden TD skandalı haricinde şu maç da gösterdi ki, TS taraftarının aylardır üzerinde durmaktan yorulduğu forvet ihtiyacı artık çırılçıplak ortadadır. Bu takıma Yönetim’ in üzerinde durduğu alternatif bir forvet yerine mevcut forvetleri alternatif statüsüne getirebilecek kalitede bir santrfor alma gerekliliği farz olmuştur..

Hala geç kalmış sayılmayız üstelik..

Great White