Aylık arşivler: Ağustos 2009

Kötünün İyisi Olmak, Şampiyonluk İçin Yeterli

Yıllardır her yerde, her ortamda, her söylemde veya yazıda sıklıkla duyar ve okuruz; “Başarı için öncelikle uzun vadeli istikrar şarttır” teorisini…
Biz Trabzonsporlu taraftarlar da 25 yıldır şampiyon olamayışımızın altında yatan gerçekleri sürekli olarak bu istikrarın sağlanamamış olmasında arar dururuz genelde..

Tabii ki mantık çerçevesinde bakacak olursak istikrarlı bir yapılanmanın herhangi bir oluşuma katkı sağlayacağı gerçeği göz ardı edilemez fakat acaba bu kriter Süper Lig’ de öncelikli bir geçerlilik arz ediyor mu? İşte o biraz göreceli gibi..

Tam 25 yıldır şampyonluklara ambargo koyan İstanbul’ un 3 büyük takımına şöyle bir baktığımızda birkaç seneden oluşan kısa süreçler haricinde hiç de öyle destansı istikrar örnekleri gösteremediklerine şahit oluyoruz. Hatta üstelik bazıları bir sezon içerisinde 2 başkan, 3 teknik direktör değiştirdikleri ve türlü krizler yaşadıkları sezonlarda dahi şampiyonluklara bir şekilde ulaşabilmişlerdir bu takımlar..

Benim kendi adıma bu kısımdan çıkaracağım sonuç şu ki, Türkiye’ de şampiyon olabilmek için her anlamda en iyi olmak değil, kötünün iyisi olmak dahi gayet yeterli olabiliyor.

Şimdi gelelim 25 yıldır hemen her sezon şampiyonluk parolasıyla lige başlayan ama bir kaç sezonda şampiyonluğu saha içi ya da dışı olmak üzere bir takım sebeplerden dolayı kıl payı kaçırıp diğer sezonların büyük kısmında ise ancak Avrupa Kupaları’ na katılma hakkı elde ederek kendisini teselli etmek zorunda kalan Trabzonspor’ un şu tablo içerisindeki duruşuna..

Bana göre gerçek olan şu ki, önümüzdeki 25 yıl içerisinde en az 10 şampiyonluk yaşama ihtimalimiz ile hiçbir sezon şampiyonluk görememe olasılığımız tamamıyla aynı. Yani bu öngörüden şu çıkıyor ki, şampiyonluk biz onu zorlaştırmadığımız sürece hiç de zor değil aslında..

Olaya kağıt üzerinde ve belli bir düz mantık çerçevesinde matematiksel bir yaklaşım göstererek baktığımızda diğer 3 büyük takımın bize oranla kadro maliyetinin fazlalığı, lobi gücü, rating avantajı, arkalarındaki medya desteği gibi son derece spesifik avantajları olduğunu görmemek elde değil mutlaka. Dolayısıyla bizim bu rakipler ile aynı güçte ve inandırıcılıkta şampiyonluk nidaları atabilmemiz için öncelikle onların kullanmış olduğu günümüze ait global şartların sunduğu maddi olanakları da alabildiğine yararlı bir şekilde değerlendirebilmemiz gerekiyor..

Tabii bunu şu şekilde algılamamak gerekir. Yani onlar 50 milyon avro harcıyorsa bizim de en az onların harcadığı parayı harcayarak şartları eşitleme yönteminden bahsetmiyorum. Aksine o kulüplerin 50 milyona sağlayabildiği avantajları, biz daha akılcı hamleler üreterek yarı maliyet ile tolere edebilme becerisini gösterebilmeliyiz. Örneğin 3.5 milyon avro vermemize rağmen kuruş fayda sağlayamadığımız bir Tomas Jun getirmek yerine, daha dikkatli bir scout çalışmasıyla 300 bin avro vererek bir Yattara kazanabilmek gibi..

Elbette günümüz şartlarına uyum sağlayan bu hamleleri alt yapımıza yeterince önem göstermek, kurmuş olduğumuz kadronun başına yeterliliği az çok kanıtlanmış belli kariyere sahip bir hoca getirmek ile de pekiştirmeliyiz. Ancak alt yapıya verilen önem, alt yapıya bel bağlama gafletine dönüşmeden gerçekleşmelidir kesinlikle..

Aslında konu hakkında daha yazılacak bir çok argüman var ama ben kendi adıma en çok önem vermiş olduğum alanlara dikkat çekmek ve yazının okunulabilirliğini düşürecek ayrıntılara girmemek adına fazla uzatmadan sonuç olarak şunu da ekleyerek bitiriyorum..

Şu ligde şampiyon olmak çok kolay.. Tıpkı bir kez daha şampiyonluk görememe ihtimalinin de o derece kolay olduğu gibi..

Great White