Aylık arşivler: Eylül 2009

Küstürülen, Harcanılan, Bitirilen Yıldız.. Alanzinho..


Futbol hayatına Brezilya’ nın köklü kulüplerinden Flamengo’ da başlayan ve ardından Avrupa’ ya transfer olarak kendi fiziksel özelliklerine hiç de uymayan bir futbol yapısına sahip Norveç Ligi’ nde harikalar yaratarak Stabaek takımını şampiyonluğa taşıyan Alanzinho en son olarak geçen sezon Ersun Yanal’ ın da onayı ile tam 4 milyon avro gibi ciddi bir bedel karşılığında Trabzonsporlu olmuştu..

Kendisi için ödenen paranın astronomik olup olmadığı tartışmaları bir yana yarım yamalak şans bulmaya başladığı ilk maçlardaki görüntüsü ile Türk futbol kamuoyuna, bir takım oyuncusundan ziyade şova yönelik spektaküler bir futbolcu olduğu izlenimini verdi..

Ardından düzenli olarak şans bulmaya başladığında sadece şova yönelik bir futbolcu olmadığı, son derece kolay adam eksilttiği, asist ve gol yeteneğinin yüksek olduğu, kısa ve uzun alanlarda inanılmaz bir hıza erişebildiği, her iki ayağıyla da vasatın üzerinde bir şut yeteneğine ve rakiplerinin kart görmesini sağlayabilme özelliğine sahip olduğu ortaya çıkmaya başladı..

Geçen sezonun sonlarında hayli form tutan ve özellikle Galatasaray, Kocaelispor ve Eskişehirspor maçlarında son derece başarılı performanslar ortaya koyan bu futbolcunun şu an gelmiş olduğu nokta, sadece Trabzonspor’ un değil Türkiye’ de futbolun görsel yanından zevk alan tüm futbolseverlerin ortak sorunu olsa gerek..

Ancak ne var ki sezonun ilk maçında Sivas deplasmanında da mükemmel bir futbol ortaya koyan ama Diyarbakır yenilgisinden sonra bir kez daha ilkonbirde forma şansı bulamayan Alanzinho adım adım köreltilme ve adeta dışlanma sürecine girmiş gibi gözüküyor..

Haftalardır takımında şans bulamayan futbolcunun, İstanbul B.Ş.B. ile oynanan maçta daha 55 nci dakikada 5-1 galip durumda olan bir takımın 88 nci dakikasında oyuna sokulması yetmezmiş gibi son Gençlerbirliği karşılaşmasında 45 nci dakikada oyuna alınıp 25 dakika sonra oyundan tekrar çıkarılması gerek Alanzinho cephesinde gerekse taraftarın belli bir kısmında sabırları da doğal olarak taşırıverdi tabii ki..

Bir futbolcu formsuz olabilir, hatta bazı mental sorunları da bulunabilir. Asıl önemli olan, böyle kreatif özellikleri olan futbolcuları takıma kazandırmak ve onlardan alabileceğiniz verimi azamiye çıkarmaya çalışmaktır. Hele ki bu oyuncu kadrodaki en fazla maliyeti olan birkaç futbolcudan biriyse bu hassasiyet daha da artmalıdır..

Şans verildiğinde başarılı olduğu diğer maçlarını geçtim, daha birkaç ay önce oynanan GS maçında adeta şov yapan, topyekün GS savunmasını peşine takan, kimi zaman faullerle bile durdurulmakta zorluk çekilen böylesi bir yeteneğin şu anki performans düşüklüğünün ve bu derece silik görüntüsünün hesabını Hugo Broos birilerine vermelidir..

Sonuçta bu adamda yetenek var, hız var, teknik var. Disiplin ve kondüsyon konusunda bazı sıkıntılar varsa bunun sorumluluğu tamamen teknik heyete aittir.

Hugo Broos bu futbolcuyu kazanmak için herhangi bir çaba sarfetmek yerine aksine adeta futbolcuya sövercesine davranışlarda bulunmaya ve onu iyiden iyiye paralize etmeye devam ederse ipini çektiği Alanzinho ile birlikte bu girdapta boğulur gider..

Ama bu takımın asıl can yakan kaybı Hugo Broos olmaz, Alanzinho olur..

Bizden söylemesi..

Great White

Parlamadan Sönen Bir Yıldız , Quincy Owusu-Abeyie

15 Nisan 1986 yılında Ganalı göçmen bir ailenin çocuğu olarak Amsterdam’ da dünyaya geldi.

Çalkantılı ve son derece fakir bir çocukluk dönemi geçirdiği yıllarda Ajax’ ın altyapısında kendisini buldu.

Orada kendisinin insanüstü yeteneklerini fark eden Arsen Wenger’ in önerisiyle 2002 yılında henüz 16 yaşındayken Arsenal’ e transfer oldu.

Ancak gerek bir takım mental sorunları ve disiplinsiz davranışlarının yanısıra kendi mevkiisinde görev yapabilecek Theo Walcott ve Adebayor gibi yükselen yıldızların da takıma katılmasıyla Arsenal’ den Spartak Moskova’ ya transfer oldu..

Orada da gerek iklim şartlarına gerekse Rus ekolüne ayak uyduramadı ve ilk olarak Celta, daha sonra Birmingham’ a kiralandı.

Gitmiş olduğu bu iki takımda da yeteri kadar şans bulamadı ve 2 ayrı sezonda toplamda 6 gol atabildi. Ardından son olarak Cardiff’ e kiralandı..

Ben kendisini ilk olarak 2005 Fifa Dünya Gençler Şampiyonası’ nda izlemiş ve adeta gözlerime inanamamıştım. Sol kanatta almış olduğu her topu istisnasız rakip saha çizgisine kadar taşıyan ve inanılmaz driplingler ile kolayca adam eksilten müthiç bir yetenekti. O turnuvada Hollanda forması giyiyordu. Fakat daha sonra düşen performansının etkisiyle Hollandalılar onu unuttular. O da atalarının ülkesinin  formasını ıslatmaya başladı. Kendisi Gana Millî Takımı için ter dökmekte şu sıralar. 

Böylesi müthiş özellikler ile donatılmış bu denli genç bir futbolcu ne kadar disiplinsiz ve ne kadar faydasız olabilir, aklım almıyor gerçekten.. Trabzonspor formasıyla taraflı tarafsız bütün futbolseverleri büyüleyen Yattara’ nın sol kanattaki ve fizik olarak daha güçlü bir halini yansıtıyordu oysa ki.. Açıkçası her ne sorunu olursa olsun ülkemize getirilen bir çok kalitesiz futbolculara harcanan onca paraya nazaran çok daha makul bir fiyat ile bu yetenekte bir oyuncuyu Süper Lig’ de izlemeyi çok isterim kendi adıma.. Hatta kendisini TS formasıyla hiç değilse bir sezon kiralık olarak görmeyi de dilerdim; yalan yok..

Şu takım ve şu taraftar şimdiye dek kimlere katlandı yahu. Bir Abeyie’ ye mi katlanamayacak? 🙂 

http://www.youtube.com/watch?v=U2gid1DohVA

Great White

Taraftar Günah Keçisi(!)

İşler ters gittiğinde sorumluluk sahipleri tarafından kolaylıkla suçlanabilecek, suçlamanın karşısında bireysel anlamda somut bir muhatabın olmadığı en soyut kavramdır taraftar olgusu..

Aynı kulüp içerisinde görev yapan Yönetim, teknik adam ve futbolcuların biribirlerini alenen suçlamaya kalkması zordur mesela.
Yönetim kendi bulduğu hocayı ya da kendi transfer ettiği futbolcuyu alenen hedef gösteremez. Teknik adam, maaş aldığı patronunu veya kendisinin onay verdiği kadroyu töhmet altına sokamaz. Futbolcu zaten her iki güce de karşı tek kelime dahi edemez. Ama sıkıştıklarında kendi yetersizliklerini ve basiretsizliklerini kamufle edebilmek adına hepsi birlik olup topyekün taraftara yüklenebilirler maalesef. Zaten Trabzonspor’ da yıllardır izlemekten bıktığımız senaryo da bundan ibaret aslında..

“Futbolcu fabrikası” denilen altyapısından çıkara çıkara Hasan, Hüseyin, Ergin, Tayfun, Tolga gibi vasatın altı adamları çıkarıp bir de bunları senelerce salt kafa kağıtlarının arka yüzleri hatırına istihdam eden, Gökhan Ünal gibi bir adama 13 trilyon parayı reva gören zihniyetin bu tür futbolculara gösterilen haklı tepkiye “Taraftar baskısı” yakıştırması yapıyor olmaları hastalıklı bir psikolojik hal olsa gerek..

Şampiyon olunmasa bile şampiyonluk yarışını sonuna dek götürebilecek potansiyelde bir kadroyu altı üstü 3 kaliteli nokta transfer ve bir işbilen hoca ile takviye etmekten başka bir şeyin beklenilmediği Yönetim’ in şuncacık hamleyi dahi yapamayıp ellerine yüzlerine bulaştırdığı transfer komedyasının faturasını taraftarın sabırsızlığına bağlaması nasıl bir şark kurnazlığıdır; aklım almıyor..

26 yıldır şampiyon olunamamasına, bırakın şampiyonluğu bir çok kez lige erkenden havlu atılıyor olmasına rağmen, içerisinde hayatlarında hiç şampiyonluk görmemiş insanların da bulunduğu yüzbinlerce taraftar hala bu camiaya gönülden bağlıysa bu kitleyi bırakın sabırsızlıkla suçlamayı her birine birer sabır madalyası dahi takılması gerekir..

Altı pastan tribüne gönderilen topun, iki metre öteye verilemeyen pasın, sahada 5 pas ardı ardına yapılamamasının sebebini sözümona taraftar baskısına bağlayacak futbolcu, mümkünse bu formayı giyip sözleşmeye imza attığı gün “Büyük bir takıma geldiğim için çok mutluyum” teranesini de sıkmasın bir zahmet. Büyük bir takıma transfer olan bir futbolcu, gene o büyük takımın pikolojik, mental yükünü karşılayabilecek potansiyel ve profesyonellikte olmalıdır zaten..

Kendi tesislerinde takım kaptanını döven, kendi tribünlerinde cinayet işlenilen, kendi tesislerini basıp araçlarının içerisindeki futbolcularını taciz eden, kendi aralarında oynadıkları derbilerde tribünden trübüne poşet içerisinde karşılıklı idrar tahlilleri yaptıran, kendi teknik direktörlerini ligi ikinci bitirdiklerinde dahi bir senede sepetleyen taraftar profili bizmişçesine basında sürekli olarak “Trabzonspor taraftarının baskısı ve sabırsızlığı” safsataları dolaşıyor her nedense. Henüz sezonun ilk 4 haftasında kaybedilen 10 puanın bu hurafeyle bir ilgisi varmışçasına..

İlla ki bir baskıdan söz edilecekse asıl baskıyı biz taraftarlar hem de sadece tribünde ya da sahada değil sosyal alanda yiyoruz maalesef..

Hayatım Kadıköy’ de geçmiş olmasına rağmen, daha 3 sene evvel İstanbul’ a göç etmiş, ömrü hayatında Moda sahilinde bir bardak çay bile içmemiş, Türkçeyi Yattara kadar dahi konuşamayan ama her nasılsa inanılmaz bir “aidiyet” duygusuyla takımlarını destekleyen bazı adamların “Ne buluyorsunuz kardeşim şu Trabzonspor’ da” gibisinden laflarını dinliyoruz. Sanarsın, adamla aynı anda onun tuttuğu kulübe taraftarlık başvurusu yapmışız da o kabul edilmiş, ama biz yeterli görülmemişiz:)

Son olarak, bir de şu var tabii ki..

Yurdum insanının politikacısı, yöneticisi, sporcusu ve hatta sanatçısı çok mu kaliteli ve kültürlü de tribünlerden böylesine devasa bir sosyo-kültürel olgunluk bekleniyor.

Yahu bırakın Türkiye’ yi, bizden kat be kat gelişmiş olan Yunanistan, İtalya, İspanya liglerinde bile tribün olayları ve taraftar baskısı had safhadayken bu göstermelik hassasiyetlerin tamamen sorumluluktan kurtulma psikolojisinden ibaret olduğu apaçık ortada gözükmüyor mu sanki?

Great White