Aylık arşivler: Ekim 2009

Sadri Başkan’ ın Transfer Çetelesi

Sadri Şener yönetimindeki Trabzonspor’ un transfer politikası kimi zaman sıkça eleştirildi, kimi zamansa övüldü durdu ama bir de göreceli olmayan ve yorum gerektirmeyen rakamlar vardır ki bu veriler her daim sabittir..

İşte 2008-2009 ile 2009-2010 transfer dönemlerini kapsayan ve mevcut kadromuzun Trabzonspor’ a mal olan bonservis bedellerini içeren tablo..

Tony Sylva: 534,000 Euro

Onur Kıvrak: 623,000 Euro

Tolga Zengin : 0

Hrvoje Cale: 1,958,000 Euro

Ferhat Öztorun: 0

Rigobert Song: 0

Egemen Korkmaz: 0

Tayfun Cora: 0

Giray Kaçar: 1,513,000 Euro

Serkan Balcı: 0

Engin Baytar: 0

Ceyhun Gülselam: 890,000 Euro

Zafer Yelen: 0

Selçuk İnan: 1,780,000 Euro

Barış Memiş: 0

Gustavo Colman: 2,403,000 Euro

Faty Papy: 17,800 Euro

Alanzinho: 3,560,000 Euro

Razundara Tjikuzu: 0

Drago Gabric: 2,225,000 Euro

İbrahima Yattara: 267,000 Euro

Eren Görür: 44,500 Euro

Gökhan Ünal: 5,518,000 Euro

Umut Bulut: 1,557,500 Euro

Hasan Ahmet Sarı: 0

Toplamda 22,890,800 Euro..

Başkan Sadri Şener öncesinde halihazırda takımda olan Umut ve Yattara’ nın maliyetleri düşüldüğünde net kalan harcama ise 21,066,300 Euro..

Şimdi Sadri Şener Yönetimi’ nin Albayrak Yönetimi’ nden kalan futbolcu satışlarından gelen paraya bakalım..

Gökdeniz Karadeniz: 7,743,000 Euro

İki rakamı biribirinden çıkardığımızda toplam bonservis harcaması net olarak: 13,323,300 Euro..

Ayrıca geçen sezon ve bu sezon başında takımdan gönderilen Ufukhan Bayraktar, Musa Büyük, Ömer Rıza, Jefferson, Çağdaş Atan, Mustafa Keçeli, Hüseyin Çimşir, Hasan Üçüncü, Daouda Jabi, Tomas Jun, Feridun Sungur, Yusuf Kurtuluş, Murat Ocak, Ahmet Şahin, Ufuk Bayraktar, Abdülaziz Solmaz, Zafer Aydoğdu, Ergin Keleş, Ahmet Buğra, Ferhat Çökmüş, Cem Demir, Isaac Promise, Fatih Altundağ, İsmail Özeren ve Karadenizspor ya da başka takımlara yollanan diğer genç futbolcularımız da dahil olmak üzere bir çok oyuncunun bedelsiz elden çıkarıldığını da belirtelim..

Tabii ki bu tablodaki rakamlara gelen – giden futbolcuların şu ana dek almış ve sözleşme bitimine ya da transfer olacakları güne dek alacak oldukları ücretlerin dahil olmadığını da hatırlatalım..

Şimdiyse gelinen noktaya bakalım..

Ligin henüz ilk çeyrek periyodunda ilk iki mücadelesinde havlu atan ve Sadri Şener koltuğu devraldığında 30 milyon tl dolaylarında gezinen borcun şimdilerde yaklaşık 100 milyon tl olarak açıklandığı bir takım var elimizde. Üstelik şu an elimizde Simek, Gökdeniz, Fatih Tekke, Musampa, Marcelinho gibi marka isimler de bulunmuyor..

Kaldı ki mevcut takımda en fazla para ödenen iki isim olan ve bu tutarın neredeyse tamamına denk gelen Alanzinho ve Gökhan Ünal’ dan ne derece verim alınıyor ya da alınmak isteniyor olduğu da tartışmaya açıkken..

Zaten geri kalan rakamı da Colman, Cale ve Gabric tamamlıyor sayılır..

Kısacası, her transfer dönemi sonrasında kadro derinliği olarak daha güçlenmesi ve kalite olarak gelişmesi gereken bir takımın an itibariyle gelmiş olduğu noktanın rakamsal göstergesidir bu tablo..

Son olarak, bu akşam saat 20.00′ de karşılaşacağımız Kayserispor’ un bu sezon dış transferde sadece 3 futbolcuya toplamda 700,000 Euro bonservis ücreti ödemiş olduğunu ve kadrosunun neredeyse tamamını free transfer ile şekillendirdiklerini de not düşerek takımımıza şu “zorlu” maç öncesinde başarılar dileyelim..

Haber61 ve Yattara Hamaseti Üzerine

Haberlerine konu edecekleri oyuncular özellikle Trabzon orjinli isimler olduğunda adeta kahramanlık destanları yazan ve bununla da yetinmeyip tamamen hayal olan ama asla gerçekleşmeyen transfer haberleriyle kendilerine yakın gördükleri oyunculara hatır gönüle binaen piyasa yaptırmayı amaç edinmiş olan Haber61, iş Yattara’ dan bahsetmeye geldiğinde akıllarına gelebilecek her şekilde bel altına vurmaya devam ediyor maalesef..

Bir hafta kadar önce zaten futbolcudan çok şovmen olarak gördükleri Yattara’ nın Galatasaray’ a karşı bilerek oynamak istemediği yönünde haberler yaparak (amacı şov yapmak olan bir adamın en göz önünde maç olan GS karşılaşmasında oynamak istememesi de ayrı bir tezat konusu) taraftarı bu futbolcuya karşı kışkırtma operasyonuna geçen ve hayati bir maç öncesinde Yattara’ nın havaalanında maruz kaldığı taraftar tacizine zemin hazırlayarak bu amacında başarıya da ulaşan Haber61, şimdi de başka bir dedikodu yaratarak gündem yaratmayı başardı..

Neymiş efendim? Yattara, GS soyunma odasının kapısında dakikalar boyunca Galatasaraylı Arda’ dan forma alabilmek umuduyla çaresizce beklemişmiş. Bu bizim için utanç vesikasıymış. Trabzonspor Yönetimi de şimdi bu olayın doğru olup olmadığını araştırıyormuş; falan filan..

Oysa ki Tayfun’ un milyonların önünde mağlup bitirdiğimiz bir maç sonrasında Fenerbahçeli Roberto Carlos’ dan forma alabilmek için verdiği mücadeleyi mevzu bahis bile etmemişlerdi..

Hem sonra bu mevzuu nasıl cereyan etmiş ki acaba? Zira haberde herhangi bir detay olmadığından dolayı orası da ayrı bir muamma..

Maçlardan sonra sıradan bir taraftarın ya da herhangi stadyum sorumlusunun dahi çoğu zaman rahatlıkla girebildiği soyunma odasına Yattara’ yı sokmayıp elinde formasıyla kapının önünde mi bekletmişler yani?

Yoksa beklemekten kapının önünde ağaç olan Yattara’ ya Galatasaraylı futbolcular içeriden “Baba şu an takım halinde giyiniyoruz. Sakın açma kapıyı, cıbıl cıbıldağız” mı demişler?

Bu garip enstantaneyi kim ya da kimler görüp de Haber61′ e yetiştirmişlerse herhangi birinde bırakın bir fotoğraf makinesini, şu “yılın haberini” resmedebilecek kıçıkırık bir cep telefonu da mı yokmuş?

Hadi hiçbirinin olmadığını varsayalım, konu hakkında Yattara’ ya herhangi bir soru sorulmadan ve mevzuu hakkındaki fikri ya da “savunması” dahi alınmadan salt kuru bir dedikodu üzerinden tamamen edilgen fiiller ile bezeli habercilik anlayışına ne demeli?

Bu kolpa haberden beslenerek almış oldukları gazla Yattara’ ya sallayan sürü psikolojisine değinme gereğini duymuyorum bile zaten..

Bu arada haberin linki de bu..

http://www.haber61.net/news_detail.php?id=45950

Great White

“İmparator” Fatih Terim Gerçekleri

2010 Dünya Kupası Elemeleri’ ndeki mutsuz sonun akabinde “İmparator” Fatih Terim, Ermenistan maçının ardından görevi bırakacağını ilan etmiş. Hem kendisi hem de Milli Takımımız için hayırlısı olsun..

Bu gelişmenin ardından Fatih Terim ile ilgili kısa bir kariyer özeti geçmek gerekir sanırım..

Hatırlayanlar bilir; Fatih Terim’ in futbolculuk dönemleri pek de gösterişli sayılmazdı ve GS’ nin şampiyonluk hasreti çektiği 14 yılın 11′ i gene kendisinin futbolculuk dönemine rast gelir..

Futbolculuk kariyerinin ardından teknik direktörlük hayatına atıldığı Ankaragücü ve Göztepe gibi takımlardaki backroundunun da ülkemizde yıllardır cirit atıp duran vasatı aşamamış ve sürekli küme mücadelesi veren diğer onlarca teknik direktörünkünden pek farklı olduğunu söyleyemeyiz..

Dışarıdan objektif bir bakış açısıyla incelendiğinde son derece silik görünen ve herhangi birilerinin dikkatini çekemeyecek olan bu kariyerine rağmen Sepp Piontek’ in kendisine bıraktığı Milli Takım’ ın başına getirilen Terim, Euro 96′ ya Milli Takım’ ı taşımış fakat o turnuvada tek bir gol dahi atabilme başarısı gösteremeden 3 maçta toplayabildiği sıfır puan ile geriye dönmüştür..

Milli Takım’ daki ilk macerası kısa süren Terim’ in en göz kamaştırıcı dönemiyse bu andan itibaren başlamıştır ve kendisine kapılarını açan Galatasaray’ da 96-2000 seneleri arasında 4 lig şampiyonluğu ve UEFA Kupası başarısı yaşamıştır..

Ancak bu parlak başarı hikayesinin aslında o zamanki jenerasyona ve daha da ötesinde sahada adeta bir teknik direktör edasıyla takımını çekip çeviren Hagi’ ye endeskli olduğu gerçeği, gerek o dönemin efsane futbolcularının sonradan vermiş oldukları demeçlerle gerekse Fatih Terim’ in bu dönemden sonraki icraatleriyle ortaya çıkmıştır..

Bu başarının vermiş olduğu titr ile bundan tam 8 yıl önce transfer edildikten sonra aynı yıl içerisinde iki farklı İtalyan takımı tarafından görevine son verilen Terim, o dönemlerde yazılı ve görsel basına vermiş olduğu bütün röportajlarda Avrupa’ nın farklı büyük takımları tarafından istendiğini sıklıkla zikretmesine rağmen tam 2 yıl boyunca boşta kalmış ve hiçbir takım ile sözleşme imzala(ya)mamıştır..

Kendisinin boşta kaldığı sürecin Türk Futbol Tarihi’ nin tartışmasız en büyük başarı destanı olan Dünya Üçüncülüğü dönemine denk gelmesi de ayrıca ironik bir rastlantıdır..

Bu iki yıllık boşta geçen zamanın ardından Fatih Terim’ e kapısını açan ve onu tekrar bağrına basan kulüp tabii ki gene Galatasaray olacaktır. Lucescu’ nun hem Türkiye Ligi’ nde şampiyon olmuş hem de Şampiyonlar Ligi’ nde çeyrek final oynamış maliyet olarak son derece mütevazi ama sahada aksine gayet gösterişli olan kadrosunu salt “Kendi takımını kurma” pahasına bozup üstüne milyonlarca dolar harcatarak adeta kuşa çeviren “İmparator” un görevine, GS kulübünü tarihinin en büyük borç bataklarından birine sokup arkasında işe yaramaz bir futbolcu güruhu bırakmasından sonra burada da son verilmiştir..

Son görev yapmış olduğu 3 takım tarafından görevden alınan ve gene bir takım “Yurt dışı tekliflere” karşın bir seneden fazla süreyle boşta kalmayı tercih eden Terim, kariyerindeki son 5 yıldır süregiden inanılmaz düşüşe rağmen gene garip bir şekilde Milli Takım Patronluğu ile ödüllendirilecektir..

Üstelik 2002 senesinde Hakan Şükür’ ü takımda oynatması sebebiyle Şenol Güneş’ i adeta yerden yere vuran ama aynı Hakan Şükür’ ün 4 sene sonraki halini takımda istemeyen Ersun Yanal’ ı da bu kez onu oynatmadığı bahanesiyle diline dolayan Hıncal Uluç ve türevi yazarların “destekleriyle” gerçekleşecektir bu hamle..

Fatih Terim’ e yeniden bir istihdam kapısı açılması pahasına Ersun Yanal’ a görevi bıraktırıldığında son maçlar öncesinde Milli Takım’ ın 2006 Dünya Kupası’ na katılma şansı hala devam ediyorken Fatih Terim, grubunda play off oynama hakkını son anda kazanmış fakat şu ülkenin Dünya Kupası’ na gidememiş olmasından daha büyük bir utancı İstanbul’ da İsviçre ile oynamış olduğumuz o kara maçtaki agresif ve provakatif tavırlarıyla bizlere yaşatmıştır..

Son olarak göreve geldiği günden itibaren vaad ettiğinin aksine Milli Takım’ da herhangi bir gençleştirme operasyonu ya da dünya futbolunda bir ekol olma anlamında herhangi bir hamle göstermek bir yana, rakip teknik direktörlerin bile sistemini çözmekte zorlandığı, 30′ unu geçtikten sonra Milli Takım ile tanışan futbolcuların görev almaya başladığı toplama bir takım olmaktan öteye gidememişizdir..

Salt kişisel sebepler ve inatlar uğruna Milli Takım’ a çağrılan ya da yüzlerine dahi bakılmayan bazı yıldız oyunculara değinmiyoruz bile..

Son katıldığımız Euro 2008′ de oyun sistemimiz ve ortaya konulan futbol hiç kimseyi tatmin etmemiş olsa da elde edilen yarı final başarısını görmezden gelemeyiz tabii ki. Bu başarıda son saniyelerde gelen spontane gollerin ve daha da önemlisi dünyanın sayılı kalecilerinden Cech’ in son dakika ikramının da büyük bir rolü olsa da bu başarının ne derece kalıcı olup olmadığı ve şans faktörünün hangi oranda etkili olduğu şüphesi 2010 Dünya Kupası elemelerindeki performansımız ışığında netleşecekti..

Ancak ne yazık ki Euro 2008′ de elde edilen yarı final başarısının aksine gruptaki İspanya haricinde Avrupa’ da söz sahibi olabilecek kapasitede tek bir takımın dahi yer almadığı bir grupta bırakın grup liderliğini, ikincilik şansını dahi son iki maçı oynamasına gerek kalmadan yitiren bir Milli Takım bırakmıştır bize Sinyor Terim..

Şimdi asıl merak edilen soru şu. “İmparator Terim” bu sürecin ardından acaba hangi takımda görev yapacak?

Teknik Direktörlük kariyerinin son 20 yılı boyunca kısa süren İtalya macerasını saymazsak Milli Takım ve içerisinden doğup yetiştiği Galatasaray haricinde hiçbir takımda görev al(a)mayan Terim’ in bir sonraki durağı neresi olacak?

Tarihin tekerrür ritueli devreye girerse bu takım gene Galatasaray olacak gibi gözüküyor. Hazır Rijkaard da irdelenmeye başladı zaten..

Sonra demedi demeyin..

Great White

En “Ünlü” Taraftar..

Evet Steve Harris’ den bahsediyoruz..

Hala dünyayı kasıp kavuran Iron Maiden efsanesini yaklaşık 35 yıl önce kuran usta bas gitarist, besteci ve bunların haricinde fanatik bir West Ham United taraftarıdır kendisi..

Tabii grubun efsanevi vokalisti Bruce Dickinson’ ın, Hollywood’ un ünlü aktörü Nicolas Cage’ in ve ABD başkanı Obama’ nın da koyu birer West Ham taraftarı olduklarını hatırlatmak gerekir..

54 yaşına gelmiş olmasına rağmen ne müziğe ne de futbola olan aşkı hiç eksilmemiş olan ve genelde bir arka plan enstrümanı olarak görülen bas gitarı ön plana çıkaran virtüözlerden..

Henüz küçük bir çocukken gitmiş olduğu West Ham-Newcastle maçından sonra gönül vermiş bordo mavili renklere. Hatta kendisindeki futbol yeteneğini keşfedenler tarafından West Ham’ a bile davet edilmiş fakat müziğe olan aşkı ve gitardaki üstün yeteneği onu sahnelere itivermiş..

Iron Maiden parçalarındaki o mistisizm, tarih, savaş, isyan temalı eşsiz parçaların yaratıcısı olan Steve Harris’ in kızı Lauren Harris de müzisyen olup o da tıpkı babası gibi bir futbol fanatiğidir..

Kendisinin şahsına münhasır bir başka özelliği de sahnede kaşlarının alabildiğine terlemesidir ki bu mevzuu üzerine notaya dökülmüş şarkı sözleri dahi vardır..

Böyle bir ustayı ve devasa grubunu 11 yıl önce İstanbul Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’ nda canlı kanlı izleme onuruna sahip olmakla kendimi şanslı hisseden bir futbolsever ve müziksever olarak bu küçük paylaşımı yapmadan geçmek istemedim..

Bir kez daha saygılar büyük üstada..

Great White

Özgener’ den Fatih Terim “Garantisi”(!)

Bosna Hersek’ in deplasmanda güle oynaya 2-0 lık skor ile kazandığı Estonya maçının ardından Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener kendisine yöneltilen mikrofonlara bir açıklama yaptı..

Özetle şunları söyledi Mahmut Bey: “Finallere gidebilmek adına elimizdeki fırsatları kaçırmasaydık şu an bir başka takımın kabedeceği puanı beklemek zorunda kalmayacaktık. Elimizdeki avantajı kaçırmamamız gerekirdi. Fatih Hoca ile 2012 senesine kadar kontratımız var. 2010 Dünya Kupası ile turnuvalar bitmiyor”

İşte bir başka federasyon başkanının vefatı sebebiyle birileri tarafından başa getirilen ve sonrasında tek aday olarak sokulduğu federasyon seçiminde kucağına başkanlık mazbatası verilen bir adamın bana göre son derece vurdumduymaz, kayıtsız ve talihsiz açıklaması aynen bu şekildeydi..

Belçika maçı başlamadan önce Bosna maçından gelen kara haberi duymalarına ve artık finallere gidebilme şansımızın kalmadığını öğrenmelerine rağmen mikrofonlara anlamsız tebessümler eşliğinde demeç vererek bir formalite maçına çıkacağımızı ama sonuçta gerçek birer “profesyonel” olduklarını hatırlatan Terim’ in yardımcısı Metin Tekin’ den bahsetmiyorum bile..

Ne sistemi anlaşılan, ne belli bir oyun planı olan, ne bir kadro istikrarı bulunan, ne de herhangi bir gençleşme operasyonu yaşamasını bırakın veteran oyuncular ile takviye edilip duran Milli Takım’ ın geçtiğimiz Avrupa Şampiyonası’ nda mucizevi son dakika golleri ve Cech’ in özel ikramı sayesinde gördüğü yarı final başarısından sonra tek dişli takımın İspanya olduğu böylesine kolay bir grupta son iki maçı dahi beklemeden havlu atarak elenmesinin karşılığı böylesi pişkince bir edayla verilen röportaj olmamalıydı..

Mahmut Bey, ülke nüfusunun neredeyse yüzde sekseni tarafından tartışılan Fatih Terim’ in Milli Takım’ da 3 sene daha ömrü olduğunun garantisini vereceğine o koltuktaki kendi ömrünün ne kadar olduğunu düşünmeye başlasa çok daha akıllıca olur sanırım..

Bakalım önümüzdeki günlerdeki gelişmeler bu röportaj ışığında mı cereyan edecek, hep birlikte göreceğiz..

Great White