Aylık arşivler: Kasım 2009

“Gunesh 4” Vizyona Geliyor!

Broos ile yollar ayrıldığı günden itibaren bir çok ajansa düşen ve son olarak Habertürk dahil çeşitli kanallarda alt yazıyla geçilen haberlere göre, son anda bir pürüz çıkmaz ise Şenol Güneş 4 ncü kez Trabzonspor’ da diyebiliriz artık..
Hatta Şenol Hoca kendi internet sitesinde Kore’ yi asla unutamayacağını ancak artık yeni bir sayfa açması gerektiğini dahi zikredivermiş..

Zaten bu durumun, daha sezon başında işleme konulduğu ayan beyan belli olan bir senaryonun parçası olduğu hemen herkes tarafından biliniyor ve yazılıp çiziliyordu..

Gerçi sözünü ettiği sayfa pek de yeni sayılmaz ya neyse; o kısmı kurcalamayalım şimdi..

Daha önce bir şeyler karalamış olduğu Trabzonspor sayfalarında iki kez şampiyonluğu kıl payı kaçırarak “Şerefli ikincilikler” ile yetinen, 2002 Dünya Kupası’ nda mağlup olduğu tek takım olan Brezilya ile yarı final yerine finalde eşleşmiş olsa orada da ikincilik kazanacağı kuvvetle muhtemel olan ve Kore’ deki macerasında gene takımına iki kez ikincilik yaşatan Şenol Güneş ile bir sonraki sezon ikinciliğimizin garanti olduğunu bile söyleyebiliriz yani..

Biz bu filmin önceki 3 versiyonunu hep birlikte görmüştük ancak diğerlerinin baş rolündeki jönümüz (Kendisini hafiften Andy Garcia’ ya benzettiğim:) Şenol Güneş olsa da yönetmenler farklıydı..

Bakalım Sadri Şener yönetmenliğinde çekilecek, senaristliğini ise Hacısalihoğlu’ nun üstleneceği 4 ncü filmin içeriği nasıl olacak ve daha da önemlisi bu kez vizyonda ne kadar süreyle kalmayı başaracak..

Belli mi olur? Bakarsınız bu sefer en iyi film dalında bir oscar heykelciği dahi gelebilir; kimbilir..

Ne diyelim, hayırlısı olsun..

Laz Müteahhit ve Bitmeyen İnşaat

Geçenlerde bir akrabam geldi Trabzon’ dan İstanbul’ a. Önce bir hasret giderip hoş geldin faslını geride bıraktıktan sonra doğal olarak memleketten havadisler almaya geldi sıra ve başladı anlatmaya. Vermiş olduğu havadislerden en fazla ilgimi çekeniyse gerek Trabzon’ da gerekse ülke çapında gayet tanınan bir Karadenizli müteahhitin ihalesini almış olduğu büyük bir inşaat projesinde yaşanan garip olaylardı..

Söz konusu müteahhit, namı Türkiye sınırlarını aşmış büyük bir kuruma ait sitede 5 katlı lüks bir binanın ihalesini almış. Kendilerinden de, sitede daha önce yapılmış olan diğer 6 binanın heybetinde bir apartmanı mümkünse 2 sene içerisinde bitirmeleri istenmiş ve firması da bunu kuruma taahhüt etmiş..

Neyse efendim, ihale alındıktan sonra ilk iş olarak bu projeyi layığıyla kotarabilecek bir mimar ile anlaşılmış. Mimardan, inşaatı ilk senesinde bitirip teslim edemese bile en azından üçüncü kata kadar çıkma garantisini almışlar ve mimar da bunun teminatını verince inşaat başlamış. İlk senenin sonunda mimarın taahhüt etmiş olduğu üçüncü kata çıkılmış, hatta dördüncü katın da bitirilmesine neredeyse ramak kalmışken gelin görün ki müteahhit firma bu icraatı yeterli bulmamış ve eldeki malzemeyle bundan daha iyi bir iş çıkarılacağı düşüncesiyle mimarın işine son vermiş..

İkinci senenin başında ise inşaatı teslim edecek daha kaliteli bir mimar ile anlaşma çabasına girilmiş ancak teklif ettikleri onlarca mimar tarafından reddedilmişler. Hatta teklif götürülen adamlardan bir tanesi, daha önce aynı kurumun başka bir inşaatında görev alıp henüz temel atılma aşamasındayken şantiyeyi bırakıp kaçan mimarlardan bir tanesi olunca işveren kurum buna büyük tepki göstermiş ve mecburen atılan geri adım sonrasında bu kez Avrupalı bir mimar ile anlaşma yoluna gitmişler..

Eh tabii, bundan önceki mimarın başına gelenleri öğrenen pek çok aklı başında mimar bu teklifleri geri çevirmiş fakat, küçük bir ülke olan kendi memleketinde almış olduğu iki ihaleyi başarıyla tamamlamasına rağmen yurt dışında aldığı ilk inşaatı yerle bir eden bir mimar ile anlaşmayı başarmış bunlar..

Lakin ne var ki, geçen sene başında anlaşılan ilk mimara ciddi yatırımlar yapan müteahhit, bu kez malzemeyi biraz sıkı tutmuş ve musluğu da inceden kısıvererek “Sana bu inşaatı bitirebilmen için birkaç işçi takviyesi ve iş makinası sağlayabilirim ama fazlasını bekleme” deyivermiş ve mimar da bu duruma boyun eğince inşaat tekrar başlamış..

Bu arada çeşitli kesimlerden firmanın demirbaş alımlarında ihaleye fesat karıştırıldığı, alınan malzemelerin değerinden fazla gösterildiği ve firmanın iyiden iyiye borç batağına girdiği dedikoduları ortalığa yayıla dursun, mimar bu yeni katılan işçi ve demirbaşların neredeyse hiçbirini kullanma yoluna gitmemiş. Firmaya ait bazı kaliteli demirbaşları gerek arızalı olduklarından, gerekse kendi projesine uygun olmadığından sebeple görmezden gelmiş. Hatta şantiyedeki en yetenekli işçilerden bir tanesiyle çalışma prensibine uymadığı gerekçesiyle adeta papaz olmuş ve kendisinden de doğal olarak hiçbir verim alamamış..

Hal böyle olunca inşaatta işler de bozulmaya başlarken, işçilerde de huzursuzluk baş göstermiş. Özellikle Afrika’ dan getirilen işçiler, yevmiyelerini gününde alamadıkları gerekçesiyle resmen kazan kaldırmışlar. Bu hengame arasında şantiyenin kalfası da bu duruma daha fazla sessiz kalamamış ve müteahhit firmaya, işçilerin ücretlerini zamanında yatırmaları gerektiğini söyleyivermiş..

Bütün bu olan bitenler yetmezmiş gibi Avrupalı mimar, izinli olarak gitmiş olduğu memleketinde gerek çalıştığı firmaya, gerek işveren kuruma, gerekse ülkenin sosyo-kültürel sorunlarına varıncaya dek vermiş veriştirmiş..

Derken efendim, inşaatta hali hazırda baş gösteren ufak tefek iş kazalarına çok daha vahim bir kaza daha eklenivermiş. Bu kez hasar o kadar büyük olmuş ki, bir önceki mimarın bitirmiş olduğu üçüncü kat dahi büyük darbe almış ve binanın statik dengeleri yerinden oynayarak neredeyse ikinci kata gerilenmiş. .

Tabii bu tablo karşısında bizim müteahhit küplere binmiş ve öfkesini hem mimardan hem de ücretlerinin gününde ödenmesini isteyen kalfa ve bazı işçilerden çıkararak alayının işine son vermiş. Hatta bununla da yetinmemiş, inşaatta çalışan vasıfsız işçilerden kendi köylüsü olan bir tanesini inşaatın yeni kalfası olarak belirlemiş..

Herkes yeni mimarın kim olacağını merak ederken müteahhit, daha önceki mimarlık deneyimlerinin istisnasız hepsinde çuvallayan ve bıraktığı her şantiyede koca enkazlar bırakan bir firma çalışanını geçici olarak bu mevkiiye atamış. Çalışmayı düşündüğü asıl mimar ise, gene müteahhitin hemşehrisi olduğu gibi, şu anda uzak bir ülkede elindeki inşaatın bitmesini bekleyen, daha önce aynı kurumun üç inşaatını devralmasına rağmen en fazla ikinci kata çıkmayı başaran ve gene aynı kurum tarafından üç kez işine son verilen bir mimarmış..

Bu arada şantiyede ortaya çıkan bu kaos ortamında, sitedeki en son binayı başarıyla bitiren ancak sonrasında tek bir müştemilat dahi dikemeyen bir başka ünlü müteahhit de haber gönderivermiş. İnşaat sahipsiz kalır ve herkes de kendisine gelmesi için yalvarıp yakarırsa duruma el atabileceğini salık vermiş. Zaten ortalıkta bu muhteremden başka da dişe dokunur bir müteahhit gözükmüyormuş..

Yani efendim uzun lafın kısası, hem sitede, hem işveren kurumda, hem de müteahhit firmada işler iyice sarpa sararken inşaatın bitmesini ve içerisine yerleşerek mutlu mesut yaşamayı düşünen müşteriler ise alabildiğine karamsarlaşmış. Ne diyelim; hayırlısı artık..

Son olarak bu alakasız mevzuuyu neden anlattığıma gelince. Öyle bir esiverdi, yazayım dedim..

Neyse ki futbolda böyle tuhaf şeyler olmuyor..

Henry’ ye Yakışmadı!

2010 Dünya Kupası’ na katılmaya hak kazanmak adına çıktı her iki takım Stad de France çimlerine..
Play off maçlarının ilk ayağını deplasmanda Anelka’ nın attığı golle 1-0 kazanan Fransa’ ya kendi evinde bir beraberlik dahi yetiyordu oysa ki..

Fakat bu ümitsiz gibi gözüken tabloya rağmen sahada aslanlar gibi mücadele eden bir İrlanda vardı dün gece..

Robbie Keane’ in attığı golle öne geçmiş, hatta aynı futbolcunun ayağından yüzde yüzlük bir gol fırsatından yararlanamayarak maçı uzatmalara kadar taşımışlardı..

Ancak ne olduysa uzatma dakikalarında oldu..

İrlanda cezasahası içerisinde defansın arkasına atılan topta Henry pasif ofsside pozisyonunda öne çıktı, topla buluştu, sol eliyle topa bir değil iki kez müdahale etti, düzeltti ve sıfırdan pasını Gallas’ a çıkardı..

Gallas’ ın topu boş kaleye itmesiyle İrlanda’ nın bütün umutları yerle bir olurken, böylesine ölümcül bir hakem hatası Afrika’ ya gidecek takımın adını da belirlemiş oldu..

Ama dün gece beni hakemin bu büyük hatasından daha fazla rahatsız eden şey, Henry gibi şu ana dek hakeme bir kez dahi itiraz ettiğini görmediğim, aldatmaya yönelik bir hareketine dahi rastlamadığım, herhangi bir futbolcuyla kavgasına bile şahit olmadığım, çirkeflikten uzak hatta son derece mülayim sayılabilecek bir futbolcunun böylesi bir çirkinliğe ve emek hırsızlığına imza atmış olmasıydı..

Açıkçası bu hareket özellikle Henry’ ye hiç mi hiç yakışmadı..

Artık olan oldu ve Domenech’ in öğrencileri mutlu sona ulaştı..

Ancak ben kendi adıma Henry’ nin bir basın toplantısı düzenleyerek en azından bu çirkin hareketinden dolayı samimi bir özür dilemesini bekliyorum doğrusu..

İrlanda hiç değilse bu kadarını fazlasıyla hak ediyor..