Aylık arşivler: Aralık 2009

Nesilleri Tükenen Pivot Santrforlar

Şenol Hoca 2002 Dünya Kupası’ndayken Hakan Şükür’ e sürekli olarak şans veriyor oluşu üzerine eleştirildiğinde mikrofonlara şuna benzer bir açıklama yapmıştı:

“Hakan Şükür gibi pivot özelliği bulunan ve uzun boyuna rağmen teknik olarak da belli bir seviyede olan oyuncuların nesilleri tükenmeye başladı. Böyle oyuncular artık çok değerli. Bir daha bu tip bir futbolcuyu uzun süre göremeyebiliriz. Biz Hakan’ ın değerini o futbolu bıraktıktan sonra daha iyi anlayacağız”

Ben dahil bir çok insan Şenol Hoca’ nın Hakan’ ı biraz fazla abarttığını ve ısrarla şans verip durduğu futbolcusunu sahiplenmeye çalıştığını düşünmüştük o zamanlar..

Lakin gelin görün ki Şenol Hoca’ nın 7 yıl önce söylediği şeyler bırakın Türk Futbolu’ nun, neredeyse Dünya Futbolu’ nun bir gerçeği haline dönüşüverdi geçen kısa sürede..

Şimdi şöyle bir düşündüğümde rakip defans arasında ciddi bir hava hakimiyeti olan, fiziki açıdan heybetli, cezasahası içerisinde kazanmış olduğu topu saklayabilen, orta saha oyuncularını hücuma çekebilen ve rakip yarı alanda yerleşebilmesini sağlayan santrfor tipi olarak aklıma çok da fazla isim geldiği söylenemez açıkçası..

Hani ilk aklıma gelenler Ibrahimovic, Dzeko, Adebayor, Drogba, Inzaghi, Kanoute, Crouch, Van Nistelrooy gibi isimlerden ibaret. Dünya Futbolu hakkında benden daha donanımlı arkadaşlar belki bu listeye bir kaç ekleme de yapabilirler ama sonuçta bu tip futbolcuların yetişmesi konusunda ciddi bir sıkıntının olduğu açık..

Türk Futbolu’ ndaki vaziyete baktığımızda ise Fatih Tekke, Mehmet Yıldız, Semih ve hatta Ersen Martin’ den başka isim sayabilmek imkansız gibi. Gerçi Beşiktaş’ da şimdilik ilkonbire giremeyen Batuhan, belki de önümüzdeki on yılda hem Beşiktaş hem de Milli Takım’ ın bu sorununu çözebilecek gibi gözüküyor ancak ileride kaybolup gitmezse tabii..

Artık sahalarda bir Bierhoff, Kluivert, Kovacevic, Batistuta, Koller, Vieri, Flo, Morientes, Van Basten gibi santrforlar görebilmekte zorlanıyoruz doğrusu..

Zaten hali hazırda ligimizde şampiyonluk mücadelesi veren 4 büyük takımın ve bir çok büyük Dünya kulübünün de ortak sorunlarından biri bu aslında. Doğal olarak devre arasındaki transfer döneminde en fazla konuşulacak konuların başında geleceğini şimdiden tahmin etmek pek de zor olmasa gerek..

Denizlispor 0 – 1 Trabzonspor “Kazanmak Güzel”

Yaralı horoz Denizlispor deplasmanında Şenol Güneş ile çıkılan ikinci maç ve toplamda 4 gol atılıp hiç gol yemeden kazanılan 6 puan, son hafta oynanacak kritik Fenerbahçe maçı öncesinde hatırı sayılır bir moral motivasyonunu da beraber getirdi doğrusu..

Maça kalede Onur, hemen önlerindeki Ömer, Song, Egemen ve Cale dizilişindeki bir defans kurgusuyla başlayan Şenol Hoca, orta alanı Selçuk, Colman, Gabric ve Serkan’ ın dinamizmine emanet ederken Alanzinho’ ya gene serbest dolaşım hakkı tanıyıp Umut’ u da tek forvet olarak görevlendirdi..

İlk yarı boyunca gerek golü bulana dek, gerekse gol sonrasında topu koşuşturmak yerine topu ayağa oynayarak pozisyon arayan bir futbol sergiledi Trabzonspor. Hatta yıllardır izleyebilmek için özlemle beklediğim set hücumlarını, sağlı sollu atak varyasyonlarını bile görebildik ilk yarının belli periyodlarında..

Bu bölümde Umut Bulut ile son derece müsait iki net gol fırsatını heba eden Trabzonspor, sezon başından bu yana kuru bir inat uğruna yedek kulübesine hapsedilmiş olan Alanzinho’ nun bireysel çabası sonucunda golü bulabildi. Bu arada Alanzinho’ nun bu maçın genelinde çok da başarılı olduğunu söyleyemeyiz tabii ki ama yıldız futbolcu ayrıcalığı da bu zaten. Oyunun hepi topu on saniyelik bir bölümünde dahi sahne alması, koca maçı size getireviriyor işte. Yani anlayana..

Ancak ilk yarı sona erip ikinci yarının başlamasının ve Gabric-Ceyhun değişikliğinden sonra defansın iyiden iyiye geriye yaslanması sonucunda Denizlispor topla daha çok oynamaya ve oyun içerisinde güven kazanarak daha fazla inisiyatif almaya başladı. Bu durum, ikinci yarının ilk onbeş dakikası boyunca Denizlispor’ un bizi adeta sahamıza hapsedercesine yoğun bir baskı kurmasıyla devam etti..

Maçı izlerken Şenol Hoca’ nın maça bir şekilde müdahale etmesi gerektiğini düşünürken neyse ki o hamle gecikmedi. Her ne kadar benim tasvip etmediğim bir oyuncu da olsa Gökhan Ünal’ ın Serkan Balcı ile değişmesi maçtaki gidişatı bir anda döndürüverdi. Gerçi burada Gökhan Ünal’ ın öyle aman aman bir futbol oynamasının herhangi bir etkisi olmadı. Kötü gününde olan ve çıkmadan önce çok net bir gol pozisyonundan da yararlanamayan Serkan Balcı’ nın oyun dışında kalmasının yanında, Şenol Hoca’ nın ikinci bir forveti sahaya sürerek takıma bir nevi “Paniğe gerek yok, bakın ben korkmuyor ve size güveniyorum” mesajını yollamış olmasının da bir etkisi oldu sanırım..

Zira bu dakikadan sonra Denizlispor’ un baskısı tamamen ortadan kalktı ve maçın bitmesine daha beş dakika kalmasına rağmen Denizlispor taraftarlarının maçtan ümidini kesip stadyumu erkenden terk etmelerine sebep olan süreç başlamış oldu..

Maçın geneline baktığımızda, Denizlispor’ un baskılı gözüktüğü dakikalar da dahil olmak üzere genç kaleci Onur’ u rahatsız edecek tek bir şutunun ya da gol pozisyonunun olmadığını söyleyebiliriz. Bu da demek oluyor ki defans, özellikle son üç maçtır son derece olumlu bir görüntü veriyor. Tabii bunda Song’ un kaptanlık göreviyle almış olduğu moralin ve Ömer Aysan’ ın soğukkanlı, sağlam duruşunun da etkisini göz ardı etmemek gerek..

Ortasahada Selçuk defansif görevini layığıyla yaparken hücumda pek de fazla gözükmedi. Hücumda etkisiz bir oyun ortaya koyan Colman her zaman olduğu gibi paslarıyla oyunu tutup rahatlatabilirken, Gabric ise gol pozisyonundaki takipçiliği haricinde vasat bir oyun ortaya koydu. Üçüncü bölgede gene canla başla mücadele eden ama 3 net gol fırsatından yararlanamayan Umut için söylenecek tek bir şey var; o da ligin ikinci yarısında iyi bir golcü alternatifi olması gerektiği tabii ki..

Denizlispor’ da ise herhangi bir net gol fırsatına girememiş olsa da Angelov gene etkili ve tehditkar bir futbol ortaya koydu. Defansta Çağlar ise muazzam bir mücadele örneği verdi. Ancak şunu da söylemeden geçemeyeceğim; Denizlispor şu akşam Trabzonspor’ a karşı göstermiş olduğu kazanma hırsı ve azmini, geride kalmış diğer maçlarına da yansıtabilmiş olsaydı, şu anda en kötü ihtimal ile ligin ortalarında geziniyor olurdu eminim. Yani öyle ki, hani puan tablosundan haberiniz olmasa neredeyse Denizlispor’ un ligdeki ilk mağlubiyetini aldığını sanacaksınız; o derece..

Ancak şu da var ki, sezon başından bu yana kelimenin tam anlamıyla forvetsiz oynayan bir takımın hala ligin zirvesine tutunuyor oluşu ve son hafta kazanılacak bir Fenerbahçe galibiyeti sonrasında şampiyonluk adayları arasında kendisine sağlam bir yer bulacak olması son derece önemlidir..

Eh artık; gerek Şenol Hoca, gerekse futbolcular üzerlerine düşen görevi layığıyla yaptılar diyebiliriz. Şimdi top Yönetim’ de. Devre arasında yapılacak akılcı hamleler ve başta forvet olmak üzere eksik bölgelere futbolcu takviyeleriyle şu ana dek yapmış oldukları onca hatayı biraz olsun tolere edebilme şansını yakalayabilirler..

Ama tabii ki öncelik Fenerbahçe maçı..

Bari Sen Yapma Rıdvan Hocam

Biraz önce 2-1 sona eren BJK – CSKA Moskova maçını izledim. Her maçta olduğu gibi bu maçta da enteresan tabirler kullanan, maçın bazı bölümlerinde ses bağlantısının koptuğu izlenimi verecek kadar sessiz kalan, kimi zamansa maçı bırakarak uzun uzadıya sohbete dalan İlker Yasin’ in yanında yorumcu olarak Rıdvan Dilmen de bulunuyordu..
TV’nin açık kanaldan verdiği bir maçı üstelik ortalıkta bir çok BJK orjinli blog varken detaylıca anlatacak değilim ama kısaca değinmek gerekirse Beşiktaş’ın gücü ve azmi CSKA’ya yetmedi maalesef. Özellikle Krasic ve Aldonin ile çok iyi organize olan CSKA, diğer vasat üzeri oyunculardan kurulu ve aynı zamanda son derece disiplinli kadrosuyla İnönü’de başarıyla direnerek istediğini aldı ve M. United’ ın deplasmanda Wolfsburg’ u 3-1 yenmesiyle de Devler Ligi’nde bir üst tura yükselmesini bildi. Beşiktaş ise Mustafa Denizli’nin makus talihinin de etkisi olsa gerek, grup sonuncusu olarak ülkemize dönmüş oldu..

Bu arada Beşiktaş’da benim gözüme batan en başarılı oyuncunun emektar İbrahim Üzülmez olduğunu da ekleyeyim. Wolfsburg’ dan bahsederken ısrarla “Folsburk” deyip duran maçın spikeri İlker Yasin’in kanatları bir türlü istediği şekilde kullanamayan Beşiktaş hakkında daha önce hiç kimsenin aklına gelmemiş orjinallikte bir söylemi zikredercesine yapmış olduğu “Kartal kanatlarıyla uçmalıdır” yorumu da bence maçın Beşiktaş adına en önemli eksikliğini gözler önüne seriyordu.

Ancak ben daha çok Rıdvan Hoca ile ilgili küçük de olsa bana göre önemli sayılabilecek bir detaya takıldım maçta. İlker Yasin ile 90 dakika boyunca yan yana oturuyor olmanın vermiş olduğu bir akıl tutulmasından mıdır, yoksa bu maçı yorumlayacağından son anda haberdar oluşundan mıdır bilemeyeceğim ama Rıdvan Hoca da yorumlarında ve maç içerisinde vermiş olduğu garip tepkilerde bana bir hayli formsuz gözüktü doğrusu..

Mesela bir CSKA atağında yaklaşık 35 metreden vurulan bir şutu daha önce zilyon kez yapılmış bir espriye gönderme yaparcasına “Rüştü sadece ellerinden öpüyorum” şeklinde yorumlaması bile hayli güdük kaldı diyebilirim yani. Fakat bana asıl garip gelen şey, gruptaki puan cetvelinde takımların hangi skorlarda hangi sırayı alacakları ve dolayısıyla hangi turnuvaya gitmeye hak kazanacakları konusundaki alternatifler ve değişik kombinasyonlar konusunda Rıdvan Hoca’ nın bırakın biraz kafa yormayı maçtan önce şöyle bir göz dahi atma zahmetine girmeden maç yorumcusu olarak orada bulunuyor oluşuydu..

Yani ne bileyim, mesela nacizane bendeniz bile bırakın TV’ye çıkmadan önce inceden bir ön hazırlık yapmayı, arkadaşlar arasında geyik yaparken dahi “Ulan maçı arkadaşlarla izleyeceğiz ama hangi durumlarda kimler tur atlıyor, kimler eleniyor; şöyle bir araştırıp bakalım ya da bir bilene soralım ki maçı da biraz olsun bilinçli izleyelim” sendromunu yaşarken, Rıdvan Hoca’nın İlker Yasin’ e “E peki şimdi bu şartlarda CSKA’ nın bir üst tura çıkma şansı var mı yani?” şeklinde enteresan bir soru sormuş olması sadece bana garip gelmemiştir sanırım..

Vallahi abartmıyorum, bana böyle bir maçın yorumlanması görevini verseler bırakın gruptaki takımların ne tür skorlarda ne haltlar yiyecek oluşunu, CSKA’nın tarihçesine kadar araştırım herhalde..

Bir şey değil, İlker Yasin’ den bu soruya karşılık kendisine bir cevap da gelmedi hani. Artık o da mı puan tablosundaki çetrefil vaziyete pek hakim değildi yoksa Rıdvan Hoca’ nın sormuş olduğu sorunun gereksizliğini düşünerek cevap vermeye tenezzül mü etmedi; orasını bilemeyeceğim tabii. Fakat maç boyunca gruptaki takımların skorlara göre olası akibetleri konusunda da izleyiciyi aydınlatıcı argümanlar sunulamadı ayrıca..

Neyse yahu; çok da büyütülecek bir detay değil belki ama bir şekilde kafama takılmışken yazayım dedim. Yorumlarını beğenerek dinlediğim Rıdvan Hoca’ ya bu da benden bir nazarlık olsun artık.

Karnın mı Acıktı? Hayde Maça!!

Dün oynanan ve Kayserispor’ un Bursaspor’ a karşı 3-0 üstünlüğüyle sona eren maçı çeşitli haber kaynaklarının da doğruladığı üzere bir stadyum dolusu insan bir yandan pasta börek tıkınıp diğer yandan da beleş meşrubatları tüketerek izlemişler. Hem de sadece 1 liraya. Şaka gibi yahu..
Haberlere göre 4 ton kurupasta ve 40 bin adet meşrubat ikram edilmiş taraftarlara. Her ne kadar pek de sağlıklı bir beslenme şekli olmasa da sporu sevdirmek bu olsa gerek.

Yani Kayseri’ de yaşıyorsanız ve içiniz de hafiften kıyılmışsa Kadir Has stadyumunda maç izlemeye gitmek en iyi fikir olsa gerek. Sahadaki futbol gözünüzü doyurur mu bilemem ama stadyumun açık büfesindeki ikramlar sayesinde midenizin tıka basa doyacağı kesin. Ama tabii bunun için önce 1 liranıza kıymayı da göze almanız gerekecek..

Eski stadyumun dahi tam olarak doldurulamadığı bir şehire astronomik bedeller ile açıkçası bana göre de son derece şık bir stadyum yapıp, o stadyumda harcanan elektriğin maliyetini dahi karşılayamayacak fiyatlar ile stadı doldurmayı başaramayan belediyeci ve popülist kulüp zihniyetinin son çaresi de bu oldu sanırım..

Öyle ya.. Sorarlar adama.. “Madem böylesi bir stad yaptınız, neden boş tribünlere oynuyorsunuz?” diye..

Trabzonspor gibi bir futbol şehrine yeni bir stadyum yapılması adına bırakın devletin ya da belediyenin olanaklarını kullanmayı, aksine engel üstüne engel yaratan bürokrasinin Kayseri’ ye yaptığı bu jestin açılımı biraz da siyasi olacağı için detaylıca girmek istemiyorum ama durumun vehametini anlayan anlamıştır herhalde..

Yok yani, sonuçta Kayseri’ deki o şık stadyum ve Kayserispor taraftarına yapılan tuhaf ikramlarda değil gözümüz. Her birine afiyet şeker olsun hatta..

Ama böylesi kör bir popülizmin doruklarında gezen sadakacı zihniyet futbola da mı el atacaktı yahu? Bir şey değil, millet pastadan börekten bıkıp stad gene boş kaldığında ne türden promosyonlar ile halk stada çekilecek; asıl merak ettiğim o..

Bu arada Kayserispor’ u güzel futbolu ve liderliği dolayısıyla buradan kutlamış da olalım ki yazının futbol ile bir alakası olsun bari..

Bakalım daha neler göreceğiz..

Sihirli Değnek Alanzinho (3-0)

Hugo Broos’ un geride bıraktığı kasvetli havanın yerini “Güneş” li bir havaya bırakmasının ardından gelen iki haftayı, önce Eskişehirspor sonrasında ise Ankaragücü’ ne karşı Avni Aker’ de üst üste kazanılan altı puan ile çok iyi değerlendirdi Trabzonspor..

Bu altı puan, belki camiaya şimdiden şampiyonluk şarkıları söyletmeyecektir tabii ki ama ligin ilk yarısının bitimine az bir süre kala zirveye tutunabilmek ve devre arasında Yönetim’ in (artık bir zahmet) yapması gereken takviyeler sonucunda ikinci yarıda yarışmacı bir takım yaratılması adına taraftara bir nebze de olsa ümit verecektir mutlaka..

Bu arada şimdi gerek ulusal, gerek yerel medyada, gerekse türlü sanal platformlarda olsun Şenol Güneş’ in gelir gelmez takımı bir anda modifiye ettiği, takıma olağanüstü bir kazanma ruhu verdiği ya da taktik dehasını konuşturduğu gibisinden türlü söylemler üretilecektir muhtemelen ama ben iki haftada gelen altı puan ve ondan daha da önemlisi ortaya konulan olumlu futbolun sırrını kendi açımdan değerlendirerek söyleyeyim:

Mantıklı davranmak..

Evet, bence bu kadar basit.

Kompleksten, saplantıdan, inatlaşmadan, sidik yarışından uzak, son derece insani ve hatta bir o kadar da mütevazi bir tavırdan fazlası değil yani. Trabzonspor’ u uzaktan takip eden her insan evladının dahi rahatlıkla görebileceği gibi, “Gökhan”sız ve “Alanzinho” lu tek forvet üzerinden, biri ofansif serbest oyuncu olmak üzere beşli ortasaha bloku ile bu takımın çok daha kreatif bir futbol sergileyebilecek olması gerçeğinden ibaret aslında..

Şimdi kimileri kalkıp, bir çiçek ile bahar gelmeyeceğinden dem vurabilirler; ki haklıdırlar da. Ancak o tek çiçek, baharın müjdecisi olabilir pekala. Tabii Şenol Hoca bu kadro formasyonunu ve elindeki yıldızlardan maksimum fayda sağlamaya yönelik mental yapısını değiştirmediği sürece..

Bir süre evvel blogda eski teknik direktörümüz Hugo Broos’ un kendi sisteminde düşünmediğini zikrettiği ve bana göre bu bağnaz tutumunu açıkça gösterdiği Alanzinho hakkında “Küstürülen yıldız Alanzinho” başlıklı bir yazı yazmış, bu adamdan maksimum fayda sağlanması gerekliliğinin bir teknik direktörün en önemli görevlerinden biri olduğunu önemle belirtmiştik..

Bir dünya yıldızı olmadığını kabul etmekle birlikte şu an Türkiye’ de topla birlikte en süratli dripling yapan ve en çabuk şekilde adam eksilten oyuncu olduğunu buradan rahatlıkla iddia edebilirim. Nos ile upgrade edilmiş turbo otomobil misali topla fişek gibi uzayan, karşısındaki rakibini paralize eden, hatta o sürati sebebiyle kimi zaman ayağından açtığı toplarda pozisyon kayıpları da yaşamakla birlikte takımın hücum gücüne hatırı sayılır bir katma değer ekleyen bu yıldızdan sezon başından bu yana faydalanamadık ki, ben en çok ona yanarım..

Maça gelince.. Yaşanan enstantaneleri, golleri, önemli dakikaları satır satır yazmaya gerek duymuyorum açıkçası. Malum, her internet sitesinde text halinde uzun uzadıya yazılmıştır muhtemelen. Ancak futbolcuların performanslarına değinmeden geçemeyeceğim tabii ki..

Öncelikle kalede Onur için söylenecek pek bir şey yok; zira maç boyunca yere düştüğü tek bir pozisyonu dahi hatırlamıyorum. Ömer Aysan sağbek mevkiinde aranan kan olmayabilir belki ancak gösterişsiz ve soğukkanlı futboluyla güven verdiğini söyleyebilirim. Göbekte Song mükemmel işler yapıp, kaptanlığı sonuna dek hak ettiğini gösterirken, maalesef Egemen bazı pozisyonlarda panikatak hamleler yapmaktan geri kalmadı. Sol bekte Cale ise her zamanki gibi ne koktu ne de bulaştı ama görevini de iyi yaptı..

Orta sahaya gelindiğindeyse asıl farkındalık burada göze çarptı. Göbekte Selçuk ve Colman yan yana oynarken özellikle her ikisi de ilk yarı boyunca son derece tutuk bir oyun sergiledi. Ancak ikinci yarıda özellikle Selçuk çalışkanlığıyla göze batarken, üçüncü golde topu kaparak atağı başlatıp sonrasındaysa golü atan Colman, ara sıra basit top kayıpları yapsa da orta sahada topu dinlendirme ve atakları yönetme adına görevini başarıyla yerine getirdi..

Kanatlarda Serkan ve Gabric’ e görev veren Şenol Hoca, Serkan’ ın sağ kanattaki gayretli futbolu ve Umut’ a yaptığı harika orta sayesinde verim alırken sol kanatta Gabric’ den ilk yarı boyunca pek yararlanamadı. Zira Gabric koşarak orta yapmaktansa topu geri çekerek içeri kavisli ortalar yapması açısından çok daha etkili bir oyuncu bana göre. Neyse ki bu durumu iyi süzen Şenol Hoca Gabric’ i sağ kanada sürdüğü andan itibaren hem daha etkili bir oyun ortaya koydu hem de o jeneriklik gol geldi..

Alanzinho için fazla söze gerek yok zaten, yukarıda da yazdık. Ayağına aldığı hemen her topta rakiplerini sürklase etti, takımı üçüncü bölgeye taşıdı, rakibin sinirini bozan driplingler yaptı ve hatta bir çok pozisyonda kontra presler yaparak kritik toplar da çaldı..

Umut’ a gelince. Vallahi herkes kendisini nasıl biliyor ve tanıyorsa aynı şekilde oynadı. Hırs, mücadele, güç, pres hepsi vardı ama o son vuruş yetersizliği hat trick yapabileceği bir maçı, sonuçta enfes bir kafa vuruşuyla da olsa tek golle kapatmasına sebep oldu..

Sonradan oyuna dahil olan futbolculardan Ceyhun ve Ferhat vaziyeti idare ederken, Gökhan beni de fazlasıyla şaşırtan klas bir asist ile Colman’ a üçüncü golü attırdı ki, bu gol buram buram G. Amerika esintileri veriyordu doğrusu..

Ankaragücü’ nü ise açıkçası bu kadar dirençsiz ve etkisiz beklemiyordum. Gariptir, ilk golden sonra maçın ilk yarısının sonuna dek tek bir tehlike yaratamamış olsalar da ciddi bir baskı kurdular ancak ikinci yarının başından itibaren tamamen dağıldılar..

Son olarak, gecenin en göze batan ayrıntısı tribünlerde boy gösteren Fatih Tekke idi. Şenol Güneş’ e maç sonrasında Fatih Tekke’ nin tribünde olduğunun söylenmesi üzerine verdiği cevap ise çok manidardı:

“Umarım sahaya da iner. Kendisini bekleriz”