Aylık arşivler: Ocak 2010

Yarı Final Bileti Belediye’ den

Ziraat Türkiye Kupası’ nda gruptaki rakiplerimizden Denizli Belediyesi’ ni mağlup ettiğimiz maçtan sonra Belediyeler de Olmasa başlıklı bir yazı yazmıştım. Ne var ki bugün çekilen çeyrek final kuralarında rakibimiz gene bir belediye takımı olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmuş. Bizim için makul bir kura. Büyük bir sürpriz olmazsa yarı final biletini belediyeden alacağız umarım. Hayırlısı olsun..

3 Şubat ve 10 Şubat 2010 tarihlerinde oynanacak maçlarda diğer eşleşmeler ise şu şekilde..

Fenerbahçe-Bursaspor

Manisaspor-Denizlispor

Antalyaspor-Galatasaray

Bu turu geçebildiğimizde Antalyaspor – Galatasaray maçının galibiyle eşleşeceğimizi düşündüğümüzde yarı finalde bir Trabzonspor – Galatasaray eşleşmesi kaçınılmaz gibi gözüküyor. Maçlar rövanşlı olmasa bir yere kadar sürpriz beklenebilirdi ancak şu aşamada pek bir ihtimal veremiyorum açıkçası. Ama sonuçta top yuvarlak, orası ayrı..

Çeyrek finaldeki diğer eşleşmelerde ise çok zorlu mücadeleler yaşanacağını düşünüyorum. Gerek Manisaspor – Denizlispor, gerekse Fenerbahçe – Bursaspor karşılaşmalarının kesin favorilerinin olmadığı görüşündeyim..

Finalin adıysa tahminime göre Galatasaray – Fenerbahçe olacak gibi. Ama benim beklentim ve temennim Trabzonspor – Bursaspor olması yönünde..

Bütün takımlarımıza bol şans..

İzlenmesi Keyifsiz Sporlar

Hani bazı spor dalları vardır, TV’ de falan denk geldiğimizde anında zaplar geçeriz. Biraz izlemeye kalksak kurallarını pek bilmediğimizden bir halt anlamayız. Hatta çoğu zaman kurallarını biliyor olduklarımızdan dahi keyif almayız. Bu sporlar belki yapana büyük zevk verir vermesine ama izlenmesi hayli sıkıcıdır. Ben de bu spor dallarından birkaç tanesini yazayım dedim. Bu sporlara ilgi duyan ya da bizzat yapan arkadaşlar alınmazlar umarım..

Sualtı Hokeyi

Bu sporu yapan bir kişiyle tanışmış olmasaydım böyle bir spor dalından haberim bile olmayacaktı belki de. Söz konusu arkadaş, ona benim de iyi yüzdüğümü söylediğimde beni takım ile yaptıkları antrenmana davet etmişti. Ben de evime çok yakın olan ve zaman zaman sabah koşularına gittiğim Burhan Felek Spor Komleksi’ ne ait olimpik yüzme havuzundaki antrenmanlarından bir tanesini izlemeye gitmiştim. Daha doğrusu kafalarında şnorkeller, ayaklarında paletler, suratlarında maskeler ile havuz içerisinde debelenen bir grup insan izlemiştim. Yani o esnada bir spor aktivitesi yapıldığından haberim olmasa havuzun dibinden midye çıkarmaya çalıştıklarını dahi düşünebilirdim. Hatta sonrasında eleman bozulmasın ayağına “Baba harbiden de zor bir spormuş yahu, benim kondisyonum yetmez buna” diyerek de kaçızlamıştım mekandan. Şimdi hala devam ediyorlar mı bilmiyorum..

Eskrim

Bu sporu yapıyor olsaydım büyük ihtimalle keyif alırdım belki ama izlerken hiçbir halt anlayamadığımı itiraf etmem gerek. Ellerindeki kılıçların uçlarında ve giyilen yeleklerde bulunan belli noktaların elektronik bir takım zımbırtılar ile skora dönüşmesi neticesinde birileri birilerini 3-5 saniyede yenip havalara zıplar ama biz hiçbir halt anlamadan buzhane balığı gibi bakarız öyle. Şimdi orada herifin neresine nasıl vurdu da böyle seviniyor diye biz düşünüp dururken maç bitmiştir bile..

Hentbol

Bu da hayli zorlama ve gereksiz sporlardan. Zorlama oluşu gene neyse ama izlemesi de yavan bir spor. Yani basketbolu ayak ile oynamak ne kadar gerekliyse bu da en fazla o kadar gereklidir herhalde. Ayrıca bu hentbolcülerin en iyisi ile en kötüsü arasındaki kalite farkını da çözemiyorum ben. Sanki hepsi hemen hemen biribirinin aynı kalitesindeymişler gibi geliyor bana. Hele o kaleciler ne işe yararlar bir türlü anlamam. Halısahada sırayla kaleye geçen ve gol yedikten sonra değişen kalecilerden biraz daha hallice gibiler. Tamam, biraz abartmış da olabilirim belki ama bu spora oldum olası hiç ısınamamışımdır..

Golf

Zamanında ensesi kalın kodamanların “Ulan şöyle bir spor icad edilse keşke. Bir kere bünyeyi fazla yormasa. Hafiften yürüyüş, temiz hava, doğa ortamı falan olsa. Eşimiz, dostumuz, manitamız da yanımızda takılabilse. Topla falan oynansa. Hatta bir yandan spor yaparken diğer yandan arada iş de konuşup bir şeyler de tıkınabilsek ne kıyak olurdu be” şeklindeki serzenişlerinden türetilmiş olması muhtemel bir spor dalı olsa gerek. Oynayandan başka kime zevk verir anlamak güç. Genellikle ormandan bozma koca bir arazi içerisindeki 18 farklı deliğe top sokarak mutlu olunur olunmasına da böyle bir aktivitenin 2016 Olimpiyatları’ na alınmış olmasına ne demeli bilemiyorum. Madem öyle, en uzağa tek parça halinde balgam atma kategorisi de eklenseydi bari. En azından bir dalda altın madalyamız garanti olurdu..

Bu spor dallarının haricinde Atıcılık, Okçuluk, Yelken, Judo, Rugby, Beyzbol gibi spor dallarını da izlemekten pek haz etmem. Zaten izlemiyorum da. Şaka maka gene Futbol en iyisi yahu. Estetik, güç, teknik, zeka, taktik, hız, çeviklik ne ararsan var. Daha ne olsun..

Fatih Tekke Sendromu

15 gün önce Fatih Tekke ile ilgili bir yazı yazmış, iyiden iyiye kronik bir vaka haline gelen transfer sorununa da değinmeye çalışmıştım. O yazıyı yazdığımda henüz Gutierrez transferi gerçekleşmemiş, Gökhan Ünal’ ın Fenerbahçe’ ye gidişi de kesinleşmemişti.

Şimdi gelinen noktaya bir bakalım. Trabzonspor Kulübü’nün dün yapmış olduğu açıklamadan öğreniyoruz ki bu transfer belli sebeplerden dolayı dondurulmuş. Sebepler arasında hem Zenith teknik direktörünün Fatih’ i kadrosunda görmek istemesi hem de önceden yapılan bir takım anlaşmalara sadık kalınmaması gibi durumlar gösteriliyor kulüp tarafından. Yani TS Yönetimi açıkça söylemese de üstü kapalı bir şekilde “Fatih, parayı Trabzonspor sevgisinin üzerinde tutuyor ve bizimle çetin pazarlıklara giriyor” izlenimini zerk ediyor zihinlere..

Tabii Fatih de boş durmuyor ve bugün yapmış olduğu basın toplantısı ile kulübe detaylı şekilde cevap vererek adeta bir anlamda içini döküyor. Gerçi uzun uzadıya anlatmış olduğu konularda çok da fazla can alıcı yerlere değinmekten kaçınıyor olsa da demeçlerinin bir kısmında açıkça hissedilen sitemkarlık ve dışlanmışlık havasını sezememek mümkün değil.

Aslında kısaca şunu söylüyor Fatih “Benim Trabzonspor’a geri dönebilmek için sarfetmiş olduğum çabanın yarısını bile sarfetmedi Yönetim” Fatih bu konuda haklıdır haklı olmasına ancak ya Yönetim de kendi açısından haklıysa. Bir de işin o kısmı var. Bazı konular vardır ki her iki taraf da kendince haklı olabilir. Bu da sanırım öyle durumlardan biri olsa gerek..

Yönetim’ in en büyük hatası zaten sezon başında bir forvet transferi yapmaması ve daha da inat ederek Fatih’ i geri getirmemesiydi. Burası kesin. Bunu tartışmaya bile gerek yok. Guti ya da Fatih o dönemde alınmış olsaydı, şimdi bu tartışmaların hiçbiri yaşanmıyor olacaktı muhtemelen.

Fakat şu an durum ve şartlar değişti. Yönetim ara transferde Murat Tosun, Burak ve Guti’ yi transfer ederek forvet hattını bir şekilde dörtlemiş oldu. Şu dakikadan itibaren Yönetim’ in 3-4 ay sonra boşa çıkacak 33 yaşındaki bir forvet için para ödemesi bence de gereksiz bir hamle olur. Ancak Yönetim bu tavrını net bir duruş ile açıklayamadığından dolayı haklı gözüken davasında bir kere daha haksız duruma düşmekten kurtulamamıştır. Yani bir kaosu da düzgün yönetin yahu..

“Peki Gutierrez yerine Fatih transfer edilseydi?” Bence iyi fikirdi ama sonuçta bu da Yönetim’ in tercihidir. Sadri Başkan tercih hakkını Fatih’ den 9 yaş genç yabancı bir futbolcudan yana kullanmıştır. Şimdilik kapalı bir kutu olan ama istatitiksel veriler ışığında oldukça iyi görünen Guti, beklenen performansı gösteremezse yapılacak eleştiriler de zaten bu yönde yoğunlaşacaktır. Bunu şimdiden tahmin edebilmek pek de zor olmasa gerek..

Ayrıca şu da var tabii. Şenol Güneş genel olarak tek forvet ve arkasındaki ofansif ortasaha yapılanmasına dayalı bir futbol anlayışına sahiptir. Gutierrez’ in gelişiyle Umut, Murat, Hasan ve Burak’ ın yedek soyunacağını düşünecek olursak en azından sayısal olarak bir forvete daha ihtiyacımızın kalmayacağı açıkça görünüyor..

Çift forvet oynamaya kalktığımızda ise Umut’ un yeri zaten hazır gözükse bile bu kez de serbest oynayan ve hayli de form tutan Alanzinho’ ya kulübenin gözükmesi ihtimali doğacak. Bir de üzerine sakatlığı düzeldikten sonra takıma katılacak olan Yattara ve Zafer Yelen’ i de düşündüğümüzde ofansta çok da sorun yaşanacağını düşünmüyorum ben..

Şimdi bütün gözler yeni transfer Gutierrez’ in üzerinde olacak hiç şüphesiz. Üreteceği gol ve asist sayısı kadar önemli olan bir şey de şu ki, Trabzonspor’ un oyununa katacağı artı değerler. Şayet o da beklentilere cevap veremez ve takım ikinci yarıda ciddi gol sorunları yaşayıp puanlar kaybetmeye başlarsa bu kez Sadri Başkan’ ın işi öncekinden çok daha fazla zorlaşır..

Demedi demeyin.

Kültür Mantarı Feyyaz

Dün sabah gazete bayiinden günlük gazetemi almaya gittim. Baktım ki kenarda bir sürü DVD film. Filmler de öyle boş beleş değil. Requiem For a Dream, Mongol, Zwartboek ilk gözüme çarpanlar. Fiyatlarını sordum. Hürriyet’ e 2,25 verince bedavaymış. Neyse ben o üç filmi de satın alınca yanına bir de Hürriyet verdiler. Tabii almışken kahvaltının yanında okuyayım dedim. Spor sayfasına şöyle bir göz gezdirirken Feyyaz Uçar’ ın yazısı gözüme çarptı..
Belli ki Beşiktaş’ ın erkenden kupa dışında kalması muhteremi sinire kestirmiş ve aynen şu aşağıdaki lafları zikretmiş..

“Kültür söz konusu olunca yurdum insanının gözü hiçbir şey görmez. Konserlerin, tiyatro ve dans gösterilerinin İstanbul’un 7 tepesine dağıldığı bu akşamda maça gidecek bir Allah’ın kulunu ara ki bulasın.Eminim ki bu maç, bu kültür akşamına denk gelmeseydi Olimpiyat Stadı’ndaki biletli seyirci sayısı ikiye katlanırdı!”

Yahu arkadaş, bir yazının içeriği de zihniyeti de bu derece baştan aşağı yanlış olabilir mi? Hani şunu dese anlayacağım..

“Şu ekonomik kriz ortamında 250 milyon dolar para harcayıp millete Tarkan, Sıla, Kıraç dinleterek sözümona kültürümüz mü artıyor? Bir şehirin kültürü böyle mi ölçülür, bu şekilde mi yükseltilir?” gibisinden bir şeyler karalasa neyse..

Adam yurdum insanını aklı sıra eleştirmek isterken farkında olmadan yücelttikçe yüceltmiş. Keşke halk gerçekten de onun dediği gibi olsa.

Bir şey değil; adamın milleti çağırdığı maça da bak. 1-0 biten Belediyespor – Beşiktaş kupa maçı. Mekan da Çiftetelli. Aman ne büyük kayıp..

Berbat Zemin Harika Samba

Şiddetli yağmurun zaten berbat olan zeminini iyiden iyiye ağırlaştırdığı 19 Mayıs Stadı’ nda ilk yarısı son derece zevksiz bir mücadele izledik. Ankaragücü’ nün yoğun pres yaparak alan daraltan bir futbol ortaya koyması, sahanın futbola elverişli olmayan zeminiyle birleşince top tekniği yüksek ortasaha oyuncularından kurulu Trabzonspor bu devrede hayli zorlandı..

Ancak ikinci yarıya öyle bir tempoyla başladık ki golün geleceği erkenden kendini belli etti. Önce Engin, sonra Alanzinho rakip kaleyi yokladı. İlk yarıda silik bir görüntü veren Colman’ ın sazını eline alışıyla takım da oynamaya başladı.

Bazı futbol yobazlarının salt bir şovmen olarak lanse etmeye çalıştıkları Alanzinho, topla beraber yaptığı 50 metrelik ölümcül deparıyla önce Umut’ a “Al da at” dedi. Ardından gene Colman’ dan aldığı topta Ankaragücü savunmasıyla adeta maytap geçercesine öyle muhteşem bir gol attı ki yaratıcılık olarak bu golün bir benzerini geçen sezon Kocaelispor’ a da atmıştı zaten..

Lakin her ne kadar Alanzinho bu maçta bir kez daha yıldızlaşmış olsa da ilk golün sahibi Umut Bulut için de bir şeyler söylemek lazım. Aşırı sert ve agresif bir savunma yapan Ankaragücü defansını kelimenin tam anlamıyla tek başına ezdi geçti bu gece. Tepesinde dikilen iki stoper ile maç boyunca boğuştu, özellikle Baki Mercimek’ e sahayı dar etti. Hatta uzatma dakikalarında pres yaptığı rakip savunma oyuncusunun kalecisine göndermek zorunda kaldığı topu bile sonuna dek kovalayarak ne derece hırslı bir futbolcu olduğunu gösterdi. Kısacası resmen gövde gösterisi yaptı..

Rakip Ankaragücü ise arzulu ve sert futboluna rağmen maç boyunca hiçbir üretkenlik sergileyemedi. Koca maçta tek bir pozisyon dahi yaratamadılar. Özellikle Hürriyet’ in eksikliğini net bir biçimde hissettiler..

Son söz de hakem İlker Meral için. Ne yaptığını bilmez tavırları, Egemen ve Sezer’ e gösterdiği anlamsız sarı kartları, sağa sola tekme sallamaktan başka bir halta yaramayan Baki’ yi ikinci sarı karttan ihraç etmemesi gibi saçmasapan kararlar ile gelecek adına hiç mi hiç güven vermedi doğrusu..

Sonuçta takım oyunu anlamında mükemmel gözükmesek bile yıldızlar sayesinde de olsa kazanmak güzeldi..