Aylık arşivler: Ocak 2010

Teofilo Gutierrez

Ligtv.com.tr’ nin son dakika haberine göre Kolombiyalı golcü ile her konuda anlaşılmış ve yarın atılacak imzalardan sonra Trabzon’ a dönülecekmiş..

LigTv’nin Haberi

Son anda büyük bir aksilik çıkmazsa sezon başından bu yana yılan hikayesine dönen forvet transferi de bu şekilde sonlanmış bulunacak..

Gutierrez ile ilgili blogda daha önce yorum yapmıştık ama gerek futbolcu gerekse transfer hakkındaki detayları daha sonra yazarız artık.. Bu transferin hem bizler, hem de kendi adına hayırlı olmasını umarım..

Şenol Hoca’ ya Danışıklı Danışman

Futbolumuzun henüz evrilmediği, kendi şampiyonlarımızın yurt dışında 5 den az gol yemediği, Milli Takımımız’ ın 1-0 kaybettiği maçlarda bile sevinmemize sebebiyet verdiği 70 ve 80 li yılları bir çoğumuz az çok hatırlıyor olsak da arşivler sayesinde çok iyi biliriz..

O dönemlerde sahalarımızın tamamı topraktı. Bir çok maçın skoru çamura saplanan topun çizgide takılma olasılığına bağlı kalırdı. Kulüplerimiz 3 ile sınırlı yabancı futbolcu haklarını “topa yabancı” Yugoviç ler ile kullanır, Alman ya da İngiliz’ in ancak emekli tayfası ülkemize gelirdi. Brezilya, Arjantin zaten hak getire..

O yıllarda kaleciye ardı ardına 5 defa geri pas vermek de serbestti. Stoperin arkasında bir libero bekler ve bırakın ileri çıkıp gol aramayı kendi cezasahasını dahi nadiren terk ederdi. Sol bekde görevli bir futbolcu sağ çizgiyi ancak oyuncu değişikliği anında görebilir, forvet hattında görevli bir adam hasbelkader ortasahaya kadar geri geldiğinde o futbolcu “çok koşan forvet” sıfatını elde ederdi..

Antrenman sistemleri günümüzün profesyonel idman programları ile kıyaslandığında “sahilde sabah joggingi” kıvamından öteye gitmezdi neredeyse. Hatta o senelerde toplara kayarak müdahale etmek bile extreme bir olaydı. Hani rakibin ayaklarına yatarak müdahale eden bir adama “Yahu harpte miyiz? Şurada altı üstü maç yapıyoruz” şeklinde serzenişte bile bulunulabilecek derecede mülayim bir ortam vardı. GS li Semih Yuvakuran bu işi çok sık yaptığı için kendisinden bahsedildiğinde “Hani şu toplara kayarak müdahale eden sarışın bir adam var ya” gibisinden tabirlerde bulunulurdu..

İşte o dönemlerden bu yana futbol ile en azından organik bir bağı olmadan kendi mütevazi dünyasında yaşayan Ahmet Suat Özyazıcı hocamız, Dünya ve Konfederasyon Kupaları Üçüncüsü, Dünya’ da Yılın Teknik Direktörü etiketli Şenol Güneş’ in teknik danışmanlığına getirildi..

Öncelikle “hayırlı olsun” diyelim demesine de asıl merak edilen şu. Şenol Hoca kendisiyle eski günleri yad ederek hasret giderebilmek haricinde Ahmet Suat Hoca’ ya teknik anlamda acaba ne danışabilir? Gerçi Şenol Hoca mütevazilikte 10 Münir Özkul gücündedir ama biz gene de sormuş olalım..

Tamam; Ahmet Suat Hoca o dönemin efsane isimlerindendir illa ki. Kendisine saygımız sonsuz. Ancak şu da var ki her dönemi kendi şartlarına göre değerlendirmek gerekir. 30 sene öncesine kadar önündeki daktiloyla harikalar yaratan bir adama şimdi tutup bilgisayar yazılım şirketinde üst düzey bir görev veremezsiniz. Olmaz bu. Zaten kendi kabul etmez..

Sonuçta diyeceğim şu ki;

“Efsaneler birer efsane olarak kalabildikleri sürece değerlidirler”

Şenol Hocam’ a kolaylıklar..

Tanrı’ nın Kuzusu Alanzinho

Uzun süre sonra Trabzonspor’ un resmi internet sitesinde yüzümde biraz olun tebessüm uyandıracak bir habere rastlayabildim neyse ki. Haber aynen şöyle..

Brezilya’nın en büyük gazetesi O GLOBO, Alanzinho’nun Trabzonspor dergisine kapak olmasını okucuyularına duyurdu..


O GLOBO, ‘Eski Flamengolu, Tanrı’ya atıf yapan dövmesiyle kapak konusu’ başlığıyla verdiği haberde özetle şu ifadeleri kullandı: ‘Trabzonspor’un tek Brezilyalısı Alanzinho, derginin bu ayki sayısında ‘Tanrının kuzusu’ dövmesiyle kapak konusu oldu. Flamengo altyapısında yetişen oyuncu, kulübün kendisine yaptığı bu jest hakkında ”Kulübüm tarafından taraftarlara bu şekilde tanıtılmış olmak beni fazlasıyla mutlu etti. Böylece Türkiye’ye ve Trabzon’a uyum sürecimi anlattığım söyleşim, güzel bir görsel unsurla tamamlanmış oldu” diye konuştu.

Gerçi her ne kadar habere konu olan fotoda gözüken dövmede sadece Tanrı kavramına vurgu yapılmış olsa da kolundaki Agnus Dei dövmesi durumu açıklamaya yetiyor..
İncil’ de adı geçen Agnus Dei (Tanrı’ nın Kuzusu) kavramı, aslında Trabzonspor’ daki Alanzinho’ ya uymuyor da değil. Efsaneye göre Agnus Dei’ nin tüm insanlığa ait günahları kendi bünyesinde çektiği inancının hemen hemen aynını Broos döneminde Alanzinho da bir anlamda “Günah Keçisi” olarak çekmişti. Hatta o ızdırap biraz daha sürse çarmıha gerilmesi dahi işten değildi. Bu arada sırtına da keşke sadece God yerine Lamb Of God yazsaymış bence daha kıyak olurdu hani..

Sonuçta son zamanlarda hasret kaldığımız türden bu güzel habere vesile oldukları için hem Alanzinho’ ya hem de TS Dergisi’ ne teşekkürler..

En Baba Coverlar

Neredeyse bütün müzikseverlerin herhangi bir yer ya da zamanda mutlaka bir şekilde geyiğini çevirdiği bir mevzuudur bu..

“Şimdiye dek kim kimin parçasını en hakkını verecek şekilde kavırmıştır? “

O esnada onlarca şarkı geliverir akıllara. Kimisi orjinaliyle birebir benzeşen, kimiyse orinaline kendi ruhunu ve özgün tarzını katarak bambaşka bir eser haline getirilen parçaları beğenir..

Ben de biraz ikinci sınıfa giriyorum açıkçası. Çünkü orjinal versiyonun birebir aynısını yapmanın pek de kayda değer bir iş olduğunu düşünmüyorum, zira adamlar zamanında bunun en iyisini yapmışlardır zaten..

Aşağıdaki 20 parçalık liste de tamamen kendi zevkime göre düzenlenmiş olup, en az yüze yakın parçanın arasından derlenmiş ve beğeni önceliğime göre sıralanmıştır. Tabii ki Rock ağırlıklı bir liste olması da kaçınılmazdır. Herkes takdir edecektir ki aradan asırlar da geçse değerini yitirmeyen ve değişik şekillerde cover lanma ihtiyacı duyulan klasiklere diğer müzik türlerinde rastlamak pek mümkün olmuyor..

Ancak illa ki unuttuğumuz ya da Top 20 kontenjanı uğruna üzülerek elediğimiz parçalar vardır. O kadar da olsun artık. Buyrun efendim, unuttuklarımızı da siz ekleyebilirsiniz..

Blind Guardian – Dont Talk The Strangers (Dio)
Metallica – Turn The Page (Bob Seger)
Pretty Maids – Perfect Strangers (Deep Purple)
Dimmu Burger – Metal Heart (Accept)
Pantera – Planet Caravan (Black Sabbath)
Guns N Roses – Knockin On Heaven’s Door (Bob Dylan)
Angel Dust – Temple Of The King (Rainbow)
Nightwish – High Hopes (Pink Floyd)
Sebastian Bach & Dimebag Darrell – Believer (Ozzy Osbourne)
Marilyn Manson – Sweet Dreams (Eurythmics)

Dream Theater – Time (Pink Floyd)
Metallica – Whiskey in The Jar (Thin Lizzy)
Mr. Big- Wild World (Cat Stevens)
Aerosmith – Come Together (Beatles)
Wasp – Paint It Black (Rolling Stones)
Whitesnake – Burn (Deep Purple)
Black Label Society – Stairway To Heaven (Led Zeppelin)
Van Halen – Pretty Woman (Roy Orbison)
Guns N Roses – Symphaty For The Devil (Rolling Stones)
Children Of Bodom – Talk Dirty To Me (Poison)
Jeff Scott Soto – Forever Young (Alphaville)
Alien Ant Farm – Smooth Criminal (Michael Jackson)

Belediyeler de Olmasa 6-0

Ligin ilk yarısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ ne attığımız 6 golden sonra bu kez de Denizli Belediyesi’ ne aynı sayıda gol atarak “coştu” takım. Şu belediye takımlarının gereksiz varlıklarına her daim isyan eden bir kişi olarak, bu takımlar da olmasa golcülerimizin ikisinin birden aynı anda gol atabilecekleri bir başka maç bulabilmelerinin imkansızlığına da eminim açıkçası. Müstakbel golcülerimizin birlikte gol atabildikleri ilk maçta stoperimizin hat-trick yapmış olduğunu da ekleyeyim..

Karşımızda maç boyunca top kapmaya çalışmaktan ve hasbelkader kaptıkları topu iki saniye sonra kaybetmekten başkaca halt edemeyen bir takım olduğundan sebep, takımın ya da tek tek futbolcuların performanslarına değinmeyeceğim bile..

Ancak Umut’ un attığı 2 nci, takımın ise 5 nci golü sıradan bir lig takımına karşı kaydedilmiş olsaydı belki de yılın golü olabilecek kalitedeydi. Böylesi muazzam bir golün şu kıytırık maça denk gelmesi Umut adına büyük şanssızlık olsa gerek. Şimdi herhangi biri kalkıp da “O takıma karşı ben de atardım” demeden önce golü bir izlemeli. Yanında Nesta, kalede Buffon da olsa o top gene aynı şekilde girerdi..

Bu arada rakipte öyle bir kaleci vardı ki (adını deşifre etmeyeyim) bir tane topu da tutuver be arkadaş. Bırakın kurtarışı top da çarpmıyor elemana. Bir şey değil Sadri Başkan çıkıp da “Mevcut golcülerimiz bizim için fazlasıyla yeterli” diyerek forvet almaktan vazgeçmese bari..

Ayrıca kimse artık “Alanzinho küçük maçların adamıdır” demesin yani. Adam ikinci yarı oyuna girdi ve zaten paralize olmuş bir takıma karşı olumlu tek bir iş dahi yapamadı. Ben onun küçük maçların adamı olmadığını söylediğimde bazıları burun kıvırırdı oysa ki 🙂

Bitirirken TRT’ ye de bir iki kelam edelim. Neredeyse bir asırdır yayın yapan kurum, hala Gökhan’ ın sakatlık anını spikerin “İşte sakatlandığı pozisyon” replikleri eşliğinde iki defa denemesine rağmen göstermeyi beceremiyorsa adamların en azından siyah beyaz yayın yapmadıklarına şükretmek lazım. Yani Gökhan’ ı oracıkta öldürüverseler adam canlı yayında faili meçhul gidecek..

Neyse, şu maç için fazla bile yazdım. Önümüzdeki maçlara bakalım..