Aylık arşivler: Şubat 2010

Güzel Günler Göreceğiz Güneşli Günler


Yeni sezona Yönetim’ in “Hiç kimse tarafından tartışıl(a)mayacak bir hoca” vaadinin ardından “Tartışılmayacak kapasitede bir adam” ile giriş yapan Trabzonspor, Şenol Güneş’ in gelişinden ziyade aslında Hugo Broos’ un gidişiyle bambaşka bir kimliğe büründü. Bu gerçeği zamanında yol gösterilen “körler” dahi açık ve net bir şekilde görmeye başladı artık.

İki üç ay evveline kadar bir iki maç hariç herhangi bir hücum planı olmaksızın maçın daha ilk dakikasından itibaren doldur boşalta başlayan takım neredeyse her maç topa sahip olma oranını % 60’ ın üzerine çıkarmaya başladı..

Ceza sahasının en tenha köşesinde pinekleyerek önünde hiçbir rakip oyuncusu yokken topun sağ ayak içine oturmasını bekleyip durmaktan başkaca bir halta yaramayan Gökhan’ ın varlığında sahada bir kişi eksik mücadele eden takım uzun bir aradan sonra tekrar 11 kişi oynar hale geldi..

Takımın kronik yedeği haline gelen, ikinci yarıda oyuna dahil edildiği maçların bile sonunu göremeden tekrar oyundan alınarak adeta maymuna çevirilen Alanzinho, istisnasız bir çok maçı 90 dakika tamamlayan ve takımın hücum yükünü sırtlayan ve giden maçı çeviren bir yıldızı haline büründü..

Yanındaki partneri Gökhan’ ın bir nevi ayağına dolanması ve ortasahadaki kısır futbol anlayışı sebebiyle kafası kesik tavuk gibi sağa sola koşuşturmaktan topa vuracak dermanı kalmayan Umut Bulut bile tekrar ideal bir golcü kimliğine kavuşuverdi..

İleri uçta biribirinin neredeyse aynı özelliklerdeki çift forveti ve 4 lü ortasaha düzeni yerine, daha rahat top yapabilecek teknik kapasitesi yüksek oyunculardan kurulan bir ortasaha yapılanması ile tek forvete dönüldü ve Alanzinho serbest dolaşım hakkını elde ederek hem ortasahayı hücuma taşıdı hem de ikinci bir forvet gibi varyasyonlar yaratarak hücum zenginliğini artırmaya başladı..

Şenol Güneş’ den önce takımın huysuz ve antipatik adamı haline gelen, hatta takımdan bir an önce gönderilmesi düşünülen Engin Baytar bile hala gideremediği mental sorunlarına rağmen takımın hücum gücüne etki eden önemli bir yıldızı haline geliverdi..

Ayrıca kulübesinden sahaya buzhane balığı gibi ifadesiz gözlerle somurtarak bakan bir surat yerine, mülayim ve mütevazi bir ifadeyle futbolcularını motive eden bir insan modelinin futbolcu üzerindeki olumlu etkisi de cabası..

Tabii ki takıma daha sonra katılan Ömer Aysan’ ın sağ kanatta gerçek bir sağbek gibi oynaması da Şenol Güneş’ in bir nevi şansı oldu; orası kesin..

Bütün bunların haricinde Şenol Hoca’ nın şu ana dek kendilerinden henüz tam olarak faydalanma şansı bulamadığı Yattara, Teofilo, Gabric gibi önemli yıldızların da ileride takıma verecekleri olası katkıları göz önüne aldığımızda sezon sonunda en azından ilk 3 için umutlanmamak elde değil açıkçası. Hele ki kazanılabilecek bir Ziraat Kupası bu sezonu fazlasıyla kurtarır bile..

Son olarak, dün son derece ağır hava şartları altında İstanbul’ un en ücra köşesinde oynanan Manisa maçında takımımızı yalnız bırakmayan, gişelerde ve maç sonrasındaki trafik keşmekeşinde yaşadığımız onca rezalete katlanmak zorunda kalan ama bütün bu zorluklara rağmen Olimpiyat Stadı’ nın neredeyse yarısına yakınını doldurarak müthiş bir destek ortamı yaratan İstanbul’ daki taraftarlarımızı yürekten kutlarım.

Edip Akbayram üstadın da dediği gibi..

“Güzel günler göreceğiz, güneşli günler”