Aylık arşivler: Mart 2010

Kim Takar Bu Yasayı!

Bu sezon özellikle Diyarbakırspor maçlarında çıkan tribün olayları neticesinde TFF ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı, Şiddet Yasası’ nı yürürlüğe koymak için düğmeye basmış. Söz konusu yasa önce Bakanlar Kurulu’ nun onayını aldıktan sonra TBMM tarafından da değerlendirilip yürürlüğe girecekmiş. Bu tasarı hazırlanırken de Hollanda ve İngiltere’ de hali hazırda uygulanmakta olan modellerden alıntılar yapılmış. Onay bekleyen yasanın ana başlıkları aşağıda gözüküyor..

Statlara yasak madde sokmak ve kullanmak: 3 yıldan 5 yıla kadar müsabakalardan men, 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası.

Çirkin ve kötü tezahurat: 2 yıldan 4 yıla kadar men, 5 bin liradan 10 bin liraya kadar para cezası.

Maçlarda yasak alana girmek: Tribünlerden oyun alanına giren kişiye 2 yıla kadar müsabakalardan men, oyunun durmasına neden olanlara 3 yıldan 5 yıla kadar müsabakalardan men cezası.

Yasak beyan ve demeç: 100 bin liradan başlayan para cezası.

Dini ve etnik ayrımcılık: 3 yıldan 5 yıla kadar men ve para cezası.

Şike ve teşvik primi: 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası.

Usulsüz bilet satışı: 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ve 5 bin liradan 10 bin liraya kadar para cezası. Ayrıca ilgili kulübe 250 bin liradan, 1 milyon 500 bin liraya kadar para cezası.

Tahrik edici yayınlar: Haber ve yorum yazan medya mensubuna 200 bin, ilgili medya kuruluşuna 500 bin liradan başlayan para cezası.

Kavga eden ve yaralanmaya neden olanlar: 3 yıldan 5 yıla kadar men ve 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası.

Spor alanlarına hasar verenler: 1 yıldan 3 yıla kadar müsabakalardan men cezası.

Açıkçası benim kafama yatmayan iki yaptırımı koyu karakterler ile belirttim yukarıda. Tribünde oturup çirkin tezahürat yapan adama 4 yıla kadar men ve 10 bin liraya kadar para cezası verilmesi öngörülürken, sahaya dalarak oyunun durmasına sebep olan kişiler ise para cezasından muaf tutulup en fazla 5 yıla kadar men cezasına çarptırılabiliyor. Üstelik adam sahaya daldıktan sonra oyunun durmasına sebep olmamışsa sadece 2 yıl men cezası ile paçayı sıyırabiliyor..

Şimdi bu işte bir mantık görebilen varsa beni aydınlatsın. Sonuçta hukukçu değilim fakat bir insanın küfür etmesi, fiziki müdahalede bulunmasından daha mı ağır bir cezaya muhatap olur sosyal hayatta? Küfürü savunmuyorum tabii ki de, tribünde küfürlü tezahürat yapmak sahaya dalmaktan daha mı vahim bir olaydır? Mesela evinin bahçesindeki bir adama kaldırımda durup küfür etmek, bahçeye girip adamı darp etmekten daha mı ağır bir suçtur?

Bir de şu men cezası gerçekten de sağlıklı bir şekilde uygulanabiliyor mu ki acaba? Müsabakalardan men cezası alan şahıslar maçların olduğu gün karakola giderek imza atacaklarmış. Karakol ile stadyum yakınsa ne olacak? Adam imzasını attıktan sonra birkaç dakika geç de kalsa stadyuma giremez mi? Tribünde fotoğrafları asılarak teşhis edileceklerini okudum gerçi.Yahu o hengamede kim kimi tanıyıp da ihbar edecek ki? Yani kısacası benim gözümde caydırıcılıktan gene çok uzak ve biraz da göstermelik cinsten yaptırımlar var sanki ortada..

Mesela sahaya dalıp oyunun durmasına, hatta tatil edilmesine sebep olan şahıslar oracıkta yakalanıp trafik cezası kesercesine vatandaşlık numaralarına 3-5 bin lira tutarında para cezaları verilse, bu cezalar temyize kapalı olsa ve asla ertelenmese bir kişi dahi o sahaya dalmaya cesaret edebilir mi? Veya para cezasını karşılayamayacak durumda olanlar tutuklu olarak hapis cezası ile yargılansa çok daha kesin bir çözüm olmaz mı bu? Cezalar bu şekilde olsa bırakın sahaya girmeyi, yanlışlıkla oyun alanına düşen birisi tribüne dönebilmek için kendisini paralar eminim. Ama ne var ki bizdeki yasalar uygulanmak için değil, dışarıya “Bakın sizdeki kanunların aynısını bizler de kullanıyoruz” diyebilmek için konuluyor maalesef..

Umarım faydalı olur ama şu yeni tasarıdan benim pek de fazla bir ümidim yok. Zira hayli laçka gözüken ve bana göre biraz da samimiyetsiz duran şu müeyyidelerin tribün anarşizmini engelleyebileceğini asla düşünmüyorum açıkçası. Hayırlısı diyelim biz gene..

Yattara Nihayet Antrenmanda (Legend Is Back)

Şu ülkede kimselere sakatlığını bir türlü inandıramayan, şişerek ödem yapmış ayağına rağmen kendisi hakkında “Bilerek oynamıyor!” kıvamında martavallar sıkılan Yattara, Trabzon’ da aylar boyunca göremediği tıbbi tedaviyi Avrupa’ da gördükten sonra Trabzon’ a dönmüş..

Birçok futbolcunun asla yanaşmayacağı ‘Garanti para hakkı’ ndan indirime giderken herhangi bir zorluk çıkarmayan, bu camiayı kendi ülkesinde bir TS takımı kuracak kadar seven, şov yaptığı birçok maçtan ve youtube arşivlerini süsleyen onlarca klibinden dolayı taraflı tarafsız herkesin hayran olduğu bir futbolcu Yattara.

Şu fotolardaki keyifli ambiansa bir bakıyorum da. Ayağının tozuyla geldiği idmanda futbolcusundan teknik kadrosuna kadar herkese üçlü çektiriyor eleman. Öncesinde oynadığı, bundan sonra oynayacağı maçları falan geçtim; takıma kattığı şu pozitif enerji, neşe, moral ve hava bile aldığı parayı sonuna dek hak ettiğinin kanıtıdır nazarımda. Kaldı ki şu mental dopingi sağlayacak bir uzman da neredeyse Yattara kadar maaş alırdı herhalde..

Ayrıca yeni jenerasyonun Trabzonsporlu olmasını sağlayacak etmenlerden bir tanesi şampiyonluksa eğer en az onun kadar önem taşıyan bir başka unsur da yukarıdaki fotoğrafta gizli aslında..

Yattara’ nın oynadığı maç sayısının, attığı gollerin, yaptığı asistlerin, kurtardığı onca maçın spesifik bir değeri vardır illa ki de şu fotoğraflarda görülen mutluluk ve neşenin bir bedeli olacağını sanmıyorum..

Hoş geldin, sefalar getirdin be Yattara.. Kim ne derse desin, senin varlığın bile yeter bize..

Gerçekten de özlemişiz seni..

Kupa Beyi Alanzinho (Trabzonspor 2-0 Antalyaspor)

Öncelikle baştan belirteyim. Özellikle dün oynanan ve izlerken beni neredeyse uyutan Fenerbahçe – Manisaspor maçına nazaran bu tempo ve kalitede bir maç beklemiyordum ben açıkçası. Dört gün önce Galatasaray karşısında son derece yüksek bir tempo ile oynayarak kazandığımız maçın ardından, bir önceki turda Galatasaray’ ı elemeyi başaran Antalyaspor’ a karşı müthiş bir kazanma azmi gösterdi futbolcular. Tabii maçın bu denli hareketli ve keyifli geçmesinin bir diğer sebebi de Antalyaspor’ un ortaya koyduğu pozitif futboldu şüphesiz. Bilhassa ilk yarıda Ceyhun’ un da kötü oyunu neticesinde ortasahada çok iyi pas yaptılar. He ne kadar ofansta etkili olamasalar da kalelerinde de pek pozisyon vermediler. Ama mücadele ve tansiyon maç boyunca had safhadaydı..

Şenol Hoca son haftalarda adeta klasikleşen kadrosuyla sahaya sürdü takımı. Kalede Onur her zamanki gibi güven verirken Antalyaspor’ un tek etkili atağında Ali Zituni’ nin köşeye giden sert şutunu da çıkarmayı bildi. Onur’ un bana göre en başarılı yönü oyundan asla soğumaması. Koca maçta kalesinde bir kez dahi tehlike yaşasa kolay kolay çuvallamıyor. Daha da önemlisi asla hatalı gol yemiyor Onur..

Defansın sağında Serkan gene şimendifer misali çalıştı. Futbolcu olsam karşımda görmek isteyeceğim son adam olurdu herhalde Serkan. Çalımı yese dahi bir şekilde gene önüne geçerek rakibi karşılamayı başarıyor ve kene gibi de yapışıyor. Fakat defansın solundaki Cale her ne kadar risksiz oynasa da maalesef bir o kadar dirençsiz ve narin bir görüntü veriyor. Bu maçta da rakip genelde o koridoru kullandı zaten. Defansın göbeğinde Song ve Giray her zamanki gibi mükemmele yakın bir uyum ve konsantrasyon içerisindeydiler. Bu arada Song’ a yaşlı diyenlere de gerçekten anlam veremiyorum. Şu haliyle Sivok, Servet, Bilica gibi hantal adamların yanında atletik ve kıvrak yapısı ile yirmilik delikanlı kıvamında gözüküyor doğrusu. Alayından daha karizmatik oluşu da cabası..

Ortasahanın göbeğinde görev alan Selçuk son zamanlarda adeta kronikleşen vasat futboluna bu maçta da devam etti. Neredeyse her maçta istikrarlı bir şekilde 10 üzerinden 6 lık bir performans sergiliyor Selçuk. Ne 8 e çıkıyor ne de 4 e düşüyor. Açıkçası ben Selçuk’ dan daha fazlasını bekliyorum. Bir diğer beklentim de her frikik atışında topun başına geçmemesi gerektiği üzerine. En azından sağ çapraza yakın kazanılan atışlarda Alanzinho’ nun kendisinden çok daha etkili şutlar çıkarabileceğini düşünüyorum doğrusu. Bu bölgede Selçuk ile birlikte forma giyen Ceyhun ise belki de Trabzonspor’ a gelişinden bu yana en kötü performansı sergiledi. Neyse ki Şenol Hoca mükemmel bir hamle ile kendisini kenara aldı. Lakin yerine tercih ettiği futbolcunun Teofilo oluşu, ikinci yarının ilk dakikalarında ortasahamızın eksik kalmasına ve bocalamasına sebep olsa da bu durum fazla uzun sürmedi..

Burak ise oynadıkça hafiften Umut’ a benzemeye başladı sanki. Neredeyse Umut kadar koşuyor, mücadele ediyor, gol için iştahını var gücüyle ortaya koyuyor olsa da savruk ve kontrolsüz görüntüsünden bir türlü sıyrılamıyor. Oysa ki Colman‘ daki soğukkanlılığın yarısı onda olsa çok daha verimli olacağından eminim ben. Bir kere mükemmel bir fiziği ve kondisyonu var. Sahanın her mevkiisinde oynayabilecek joker özelliklerine de sahip. Mesela Colman’ da onun fiziki özelliklerinin hiçbiri olmamasına rağmen müthiş oyun zekası ve sakin oyun stili sayesinde çok daha verimli olabiliyor. Çünkü kafası ve ayaklarını büyük bir uyum içerisinde çalıştırıyor. Halihazırda bu ülkenin uzak mesafeye en isabetli paslar gönderen adamıdır Colman. Bu maçta da mükemmel olmasa da doğru zamanda doğru yerlerde olmayı başardı..

Son haftalardaki göz kamaştıran formuyla rakip defansları adeta maymuna çeviren Alanzinho bu maça da damgasını vurdu. Özellikle ilk yarıda kendisine yapılan bariz faulleri sistematik bir şekilde es geçen Hüseyin Göçek dahi onu durduramadı. Rakibin dengesini bozan koşuları, durduğu yerden ya da hareket halindeyken kalçadan çıkardığı ölümcül şutları, rakiplerinin başını döndüren hızdaki driplingleri, defansın arkasına gönderdiği zekice pasları ve attığı şık gol ile Antalyaspor’ u adeta tek başına dağıttı. Ofansif anlamdaki katkısının yanısıra bir çok kez rakibin ayağından top da çaldı ki bunu çok iyi başarıyor doğrusu. Rakip topu daha kontrol etmeye fırsat bulmadan bir anda yanıbaşında biterek pozisyonunu bozabiliyor. Topu kapamadığı anlarda ise baskı altındaki rakip oyuncu kontrolsüz oynamak zorunda kaldığı için gönderdiği savruk toplar gene bize geliyor ama bu enstantaneler istatistiklere top çalma olarak geçmiyor tabii ki..

Maça tek forvet başlayan ve hemen gerisindeki Alanzinho, Burak ve Colman desteğiyle gol arayan Umut için söylenecek pek fazla şey yok bu maçta. Gene son haftalardaki vasatın biraz üzeri futboluna devam ederken takımı ikinci maç öncesinde hayli rahatlatan golü atmayı başardı. Fakat Teofilo‘ ya bakınca Şeno Hoca’ nın Umut konusunda neden bu kadar ısrarcı olduğunu da anlayabiliyorum aslında. Bu adamın Kolombiya’ da leblebi gibi gol atmasının sebebi orada offside kuralının olmaması falan sanırım. Zira ikinci yarıda oyuna girdikten sonra çok acemice yakalandığı offside pozisyonları oldu. Bunlardan bir tanesinde dikkatli olabilse Umut’ un çektiği şutu tamamladığı pozisyon gol olarak değer kazanabilecekti. Neyse ki Alanzinho’ ya bir şekilde asist yapmayı başardı ve ikinci golde kendisini son anda Umut’ un önünden kaçırarak şut çekmesini sağlayabildi..

Son sözümüz de Engin‘ e. Bir futbolcuda olması gereken yetenek ve hırs gibi özellikler kendisinde ne kadar çoksa, olmaması gereken disiplinsizlik ve asabiyet de bir o kadar var. Kendisinin bu zaaafiyetini kullanarak sinsice onun üzerine oynayan bazı teknik adam ve futbolcuların da varlığı ortadayken, hala bu ayak oyunlarına kapılıp bu kafada devam ederse önce kendisine yazık edecek; Trabzonspor’ a değil..

Çirkef Orkun, Çapsız Manisa

Bir aralar halısahada sürekli oynadığımız bir rakip takım vardı. Kozyatağı’ nda yedişerlik oynardık hep. O takımın forvetinde kırkın üzerinde hafif tıknaz, seyrek saçlı, balgöbek bir abi oynardı. Adam özellikle de mağlupken hayli sinire keser, kendi takımındaki futbolcuları habire fırçalardı. Bir keresinde rakipteki çocuklardan biri getirdiği topu bunun önüne al da at diye yuvarladı. Eleman topu aldı, olduğu yerde şöyle döndükten sonra bir vurdu, dağlara taşlara. Ardından bir hışımla pası veren çocuğa dönerek “Senin atacağın topun amuğa goyyim” diye bağırdı. İşte bu akşam Orkun’ un yaptığı hareketi görünce direkt bu olay aklıma geldi doğrusu..

Takımda hasbelkader şans bulan isimlerden Gabriel, topu gayet ölçülü ve neredeyse kaleye paralel bir şekilde kalecisinin önüne yuvarladı. Orkun’ un yapacağı tek şey topu ileriye doğru yollamaktan ibaret. Üstelik en yakın pozisyondaki Guiza pres halinde olmadığı için topu kontrol edip vurma şansı da var. Oysa Orkun ne yaptı? Topun gelişine berbat bir vuruş yaparak topu Guiza’ nın önüne düşürüp golü kalesinde görüverdi. Sonra da tam bir çirkeflik örneği sergileyerek Gabriel’ e ağzına geleni sayıp döktü..

Bir kere karşısındaki adam yerli bir futbolcu olsa o abartılı ve son derece haksız tepkiyi asla veremezdi Orkun. Karşısında bir Lugano ya da Neill olsa da veremezdi o tepkiyi. Ama karşısında garibim Gabriel olunca esti gürledi tabii. Çünkü ölümcül hatasını kamufle edecek atraksiyonlar yapması gerekiyordu. Şark kurnazı ya..

Gelelim Manisa’ ya. Tarihinde Türkiye Kupası’ nın yarı finalini ilk kez gören, eskaza bir çifte beraberlikte dahi finale yükselme ihtimali olan, finalde kazansa tarihi bir başarıya ulaşacağı gibi, kaybetse bile olası bir lig sıralamasında UEFA’ ya gidebilme imkanı bulunan bir takım nasıl olur da bu derece çapsız ve vizyonsuz adamların elinde yönetilir? Yahu bu takımın hiç mi taraftarı yok? O taraftar, hayatı boyunca bir kez olsun görebileceği meçhul olan Türkiye Kupası’nda final oynama heyecanını tatmak istemez mi? Takımını bir Avrupalı rakibe karşı izlemeyi hayal etmez mi? O Avrupa takımının kendi şehirlerine gelmesini arzulamaz mı? Hadi kulübün yöneticisi, teknik adamı çapsız diyelim, koca şehirin ne suçu var? Bu kadar mı gamsızsınız? Ama kim takar ki kariyeri, Avrupa’ yı ya da kupayı. Sen bunlara sadece paradan haber vereceksin. Zira asıl amaç kıçını bir şekilde Süper Lig’ de tutup yayın gelirlerinden pastayı kapmaktan ibaret. Sen İstanbul’ da Fenerbahçe ile oynuyorsun ve takımın altı as oyuncusu kulübede oturuyor. Hafta sonu oynayacağın kıçıkırık bir lig maçı için rakibe göz göre göre yatmanın anlamı ne? Abartmıyorum, en az şike kadar utanç verici bir durumdur bu ortadaki tablo. Umarım bu köhnemiş zihniyet ile ligde kalmayı da başaramazlar..

Neyse ki şu akşam gözümüzü gönlümüzü okşayan tek şey, aramızdan ayrılan Galatasaray’ ın centilmenlik abidesi başkanı Özhan Canaydın anısına yapılan saygı duruşunda stadyumdaki bütün Fenerbahçe taraftarının kendisini alkışlarla uğurlamasıydı..

Maça gelince. Takımın yarısının kadro dışında kaldığı yedek Manisaspor karşısında Orkun’ un ikramı haricinde gol pozisyonu dahi bulmakta zorlanan Fenerbahçe, berbat ve temposuz bir maç sonunda Guiza ve Deivid’ in golleriyle 2-0 galip gelerek finale adını yazdırmıştır. Bu da büyük bir mucize olmazsa Trabzonspor – Fenerbahçe finali izleyeceğiz demektir..

Gerçi kim takar ki Manisa’nın dahi iplemediği kupayı!!

Ölen Yoksa Aynen Devam!

Galatasaray – Ankaragücü maçında Ali Sami Yen tribünlerinde iki taraftar arasında geçen olay günlerdir konuşuluyor. Gördüğümüz kadarıyla lafla atışma şeklinde başlayan bu kavga neticesinde sarı kırmızı kıyafetli taraftar siyah beyaz kıyafetli diğer taraftarı tabiri caizse emanet mandayı döver gibi bir güzel marizliyor. Amansız dayağı yiyen eleman linç olmaktansa kendisini bir alt tribüne atarak kurtarma yoluna gidiyor. Ardından bu münferit olay neticesinde Galatasaray Kulübü’ ne 185 bin TL para cezası geliyor. İşin ilginç yanı bir sonraki hafta Ali Sami Yen Stadı’ nda Fenerbahçe derbisinin oynanacak olması tabii ki. Doğal olarak tartışmalar da bu noktadan sonra alevleniyor..

Bir kere şunu baştan söyleyeyim. 25 bin kişinin bulunduğu bir ortamda 5 dakika süren bir kavga sonucunda o adam tribünden aşağıya düşüp hayatını kaybetmiş olsaydı dahi bu olaydan dolayı Galatasaray Kulübü’ nin sahasını kapatmayı bırakın, para cezası vermek bile son derece anlamsız bir karardır nazarımda. Zira söz konusu talihsiz taraftar biraz daha ters düşse muhtemelen ölümcül bir kaza gerçekleşmiş olacak ve Ali Sami Yen büyük bir ihtimal ile kapanacaktı..

Fakat ortalıkta dolaşan tartışmalara şöyle bir bakıyorum da, Galatasaray cephesi çıkıp da “Kardeşim, iki adam tribünde biribirini yedi diye koca camiayı cezalandırmak da neyin nesi? Asıl olayı çıkaranlar cezalandırılmalıdır” diyemiyor yahu. Bunu söylemek yerine garip bir şekilde “Adam oradan kendisi atladı, atılmadı. Ahanda videodan da görüyoruz” gibisinden komik savunma şekilleri geliştiriyor..

Aslında bana kalırsa bir adamın tribünden atılmasından daha trajik olan şey, o yükseklikte bir yerden atlamayı dahi kurtuluş olarak görmesine sebep olacak korku ve paniği hissetmiş olmasıdır zaten. Sen adamın oradan aşağıya atlamasına sebebiyet verecek kadar büyük tehdit oluşturmuşsan bu daha vahim bir haldir yani. Bir de “Orada dayak atan adam aslında diğerinin atlamasını engellemeye çalıştı” diyenler var ki onlar ayrı komedi. “Adamın aşağıya atlamasını engellemek için biraz zor kullanmak durumunda kaldı” deseler daha mantıklı olacak neredeyse..

Ama diyorum ya, kimse kalkıp da bu bireysel olayın camianın geneline etki edecek bir yaptırıma muhatap olmaması gerektiğini söylemiyor nedense. Ortada yazılanlar, dolaşanlar bir nevi kayıkçı kavgasından öteye gidemiyor haliyle tabii..

Şimdi biraz daha açıklayıcı olabilmek maksadıyla spesifik bir örnek verelim. Haziran ayında İnönü Stadı’ ndaki dev konserlerde stadyuma en az 50 bin kişi akın edecek. Onları taraftar olarak düşünelim. Mesela Rammstein tayfası ile Megadeth fanatikleri bir şekilde biribirlerine dalsalar söz konusu müzik gruplarına herhangi bir ceza verebilir misiniz? Orada bir yaralanma gerçekleşirse ceza alacak taraf, olayı çıkaranlar ile organizasyonu düzenleyenler olacaktır tabii ki. Şimdi bu örnekteki organizatörü futbola uyarlarsak kime denk geliyor? Tabii ki Türkiye Futbol Federasyonu’ na . Ya da şöyle bir örnek de olabilir. Misal, Federer ile Nadal arasındaki maçta iki kişi kavga edip biribirini yaralasa iki tenisçiye herhangi bir yaptırım uygulanır mı? Hiç sanmıyorum. Eğer uygulanıyorsa o da alabildiğine saçma bir karar olmaz mı?

E daha neyi tartışıyoruz o zaman? Var mı futbol ile diğer iki örnek arasında kabaca bir fark? Bence yok. Sadece uygulamalar farklı nedense..

Bir de şu var. Genelde yapılan eyleme değil de sonucuna göre cezalar veriliyor. Tamam, adam öldürmek ile teşebbüs arasında bir fark vardır illa ki ama bu derece de olmaz ki. Tribünden yüzlerce sert cisim atılıp isabet sağlanmazsa maç devam ederken, bir tanesi isabetli atılıp da kafayı yardığında maç tatil edilebiliyor. Bu işte bir mantık görebilen varsa beri gelsin arkadaş..