The Wrestler (Geçmişe Duyulan Özlem)

Hangimiz kimi zamanlar geçmişe özlem duymayız ki. Hele ki geçmişindeki başarılarını mumla aramakta olan bir takımın taraftarıysanız. The Wrestler da işte böyle bir film. Trabzonspor’ un 80 li yıllarda kalan görkemli günlerinin hasretini bizler nasıl hala yaşıyorsak bu başyapıttaki muhteşem performansıyla Mickey Rourke da neredeyse aynı şekilde yaşıyor. O da tıpkı bizler gibi günümüzün postmodern dünyasında kimi zaman hor görülüp kimi zamansa dışlanıyor. O da şiddetle mazisini arıyor. Zamane büyükleri arasında var olma savaşı veriyor adeta..

Sinema dünyasına Requiem For a Dream, Pi, Fontaine gibi şaheserleri armağan eden Darren Aronofsky bu temayı izleyicilerin gözüne öylesine dramatik, samimi ve bir o kadar da gerçekçi bir şekilde sokuvermiş ki filmin her karesinde tüylerinizin diken diken olmaması elde değil..

Gençlik yıllarında 80 li dönemlerin Rockn Roll yaşam felsefesine ve halihazırda yapabildiği tek iş olan amerikan güreşine kendisini kaptırırken avucunun içerisinden kayıp giden yaşamını, elinde tutamadığı kadınını ve eşcinsel bir hayat yaşıyor olduğunu yıllar sonra fark edebildiği tek kızını tekrar kazanabilmek adına hayata tekrardan sıkı sıkıya tutunmaya uğraşan, bir yandan artık iyiden iyiye yaşlanmasına, giderek artan sağlık sorunlarına ve yaşlandıkça güçsüzleşen kalbine rağmen sağlığı açısından son derece riskli olan mesleğine devam edip, diğer yandan da kendisini adeta utandıran ek işler yaparak içinde yaşadığı karavanının kirasını vermeye çalışan bir adamın hikayesi The Wrestler..

Ringdeki o görkemli ve kahramanvari görüntüsüyle salonu dolduran izleyicilerin alkışlarına muhatap olduktan sonra salonu terk edip karavanına gittiğinde kitap okurken yakın gözlüğünü kullanmak zorunda kalışıyla tam bir tezat oluşturan, saygı gördüğü ring dışında gerçek hayattaki herkesin kendisini ezerek hakir gördüğü bir adam Randy. Ama o kendisine hala geçmişinde kullandığı Ram ismiyle hitap edilmesini istiyor. Çünkü o yılları özlemle geri istiyor. Hala o yılları yaşıyor Ram. Kısacası filmin her karesi onlarca satırlık yorum yazılabilecek argümanlar içeriyor aslında..

Striptiz yaparak hayatını kazanmaya çalışan ve tek oğluna bir gelecek hazırlamak peşinde koşan kendisi gibi bir başka looserı mükemmel bir şekilde canlandıran Marisa Tomei‘ ye barda söylediği “80 li yıllarda müzik bir başkaydı. Taa ki Cobain denen yavşak ortaya çıkana kadar. Ondan sonra herşey altüst oldu” söylemi ne kadar da gerçekçi ve içtendi. Şimdiki başarısızlığının ve hayatın acımasızlığının dahi hesabını neredeyse Nirvana’ dan soruyormuşçasına bir sitem içerisinde söylüyordu bunu Ram. 80 li yılların o glam havasını 90 lı yıllardan sonra grunge akımına çeviren Kurt Kobain’ e giydiriyor resmen. O sırada arka planda Ratt’ in “Round and Round” parçası çalıyor bu arada..

Filmin müzikleriyse başlı başına muhteşem. Nefret ederek çalışmak zorunda kaldığı markete restini çekip son dövüşüne giderken arka planda bir Accept şaheseri “Balls To The Wall” ile damarlarınızın çekilmemesi elde değil. Filmin belli sekanslarında kulaklara ziyafet çeken Quiet Riot, AC/DC, Ratt, Accept, Firehouse, Scorpions, Slaughter, Cindrella gibi devlerin yanısıra asıl darbeyi finalde Guns n Roses ile vuruyor Aronofsky. Filmin sonunda ise Bruce Springsteen’ in huzur veren sesiyle ebediyete uzanıyorsunuz..

Gerçi bu sinema şaheseri hakkında yazılabilecek çok şey daha var ama filmi hala izlememiş olanlara da spoiler vermek istemediğimden kısa keseyim. Hayatın aslında son derece acımasız ve fani gerçekliğini, bir çok güzelliğin geçici olduğunu, artık yapabilecek hiçbir şeyimiz olmadığında, yaşlanıp güçsüzleştiğimizde ve daha da kötüsü yanımızda bizi seven hiç kimse kalmadığında bir nevi işe yaramaz et parçasına dönüştüğümüzü gözümüzün içine acımasızca sokuyor bu film..

Fildeki en can alıcı repliklerden bir tanesiyle de yazımı noktalayayım..

“Mumu iki ucundan da yakarsan bunun bedelini ödersin”

Bu başyapıtı hala izlemeyen var mı?

The Wrestler (Geçmişe Duyulan Özlem)” üzerine 8 düşünce

  1. Cezasahasi

    Mickey Rourke'u böyle görmek feci halde yaslandigimi hissettirdi bana. Bir donem televizyonlarda gece yarilari yayinlanan ve ismini zaman dilimlerinden alan filmlerindeki Rourke olarak kalmis bu adam hafizamda.

    Filmde kiziyla iliskisi cok klise, haricinde gayet guzel bir filmdi.

    Cevapla
  2. Great White

    Vallahi Adem iyi diyorsun da Mickey Rourke' un yaşına geldiğimde filmdeki gibi bir fiziğim olmasını isterdim gene de yahu..

    Gerçi film ayağına illa ki biraz modifiye etmişlerdir vücudu ama sağlam duruyordu eleman:)

    Cevapla
  3. tch

    Filmi seyrederken aklima Trabzonspor gelmemisti. Cok guzel baglamissin.
    Yeni filmi "Black Swan" bu sene çikçak gibi, piskolojik korku gerilim.
    Uzun zamandir takip ediyordum blogunuzu, siki takipçinizim.

    Cevapla
  4. Great White

    Ne diyeyim tch..

    Malum 80 li yıllardan aklımızda kalan şeyler belli..

    O dönemin giyim tarzı, müzikleri ve en son kazandığımız şampiyonluk maalesef..

    fb nin kupa hasreti neyse bizdeki de o işte:)

    Cevapla
  5. holmes

    Eline sağlık üstat, güzel yazı olmuş. Filmin "kaybedenler" üzerine söylediği çok güzel şeyler var gerçekten. Filmin bana göre en can alıcı repliklerinden biri de Ram'ın, belkide hayatını özetlediği şu cümlesiydi: "Benim canımı acıtan herşey bu ringin dışında."

    Cevapla
  6. izlandik

    ben onermistim ben ben :p harika olmus abi. seninle bi konuda gorusmek istiyorum, mail adresini falan nasıl alayım 🙂

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir