Aylık arşivler: Nisan 2010

Urfalıyak Ezelden!!

Haftalardır nerede oynanacağı konusunda tartışmaların yaşandığı Ziraat Türkiye Kupası Final maçının Şanlıurfa Gap Arena Stadyumu’ nda oynanacağının kesinleşmesinin ardından ilginç gelişmeler de yaşanmaya başladı..

Mesela final maçı için Urfa’ ya THY’ nin Barcelona kulübüne tahsis etmiş olduğu bordo-mavi renkli uçağıyla uçmak için “Bir tur verir misin ağbi?” kıvamında izin alan Trabzonspor Yönetimi, finalin Urfa’ da oynanacağının açıklanmasından sonraki gelişmelerin ardından Şanlıurfaspor Kulübü ile kardeş kulüp olma kararı da almış..

Bizim kardeş kulüplerimizi seçmemizde TFF’ nin final için seçtiği şehirlerin etkili olduğu düşüncesini her ne kadar biraz tuhaf ve inceden de popülist bir yaklaşım gibi algılıyor olsam da sonuçta güzel (en azından kötü değil) bir hamle olduğunu kabul etmek gerekir tabii..

Hatta iki kulüp arasındaki karşılıklı jestleşmeler bununla da kalmamış, artık iyiden iyiye klasikleşen 61 nci dakika şovunun 63 ncü dakikada yapılması konusunda fikir birliğine de varılmış. Tam burada insanın “Maç iyi ki Adana’ ya alınmamış” diyesi geliyor. Yani maçın daha ilk dakikasında gerçekleşecek bir tribün şovu fazlaca garip kaçardı herhalde. Umarım o dakikalarda skor olarak ümitsiz bir durumda olmayız da bunca tantananın ardından keyifli bir 63 ncü dakika ambiansı yaşarız hep birlikte..

Şu dev finali Atatürk Olimpiyat Stadyumu’ nda (dışarıda kalacaklar hariç) en az 70-75 bin taraftarın önünde oynatmak yerine, hafta içi mesai saatinde hangi şartlarda oraya ulaşabilecekleri meçhul 25-30 bin kişinin önünde oynanmasının kararını tam bir eyyamcılık ve emri vaki örneği göstererek alan TFF’ yi kendi adıma şiddetle kınadığımı da belirteyim..

Siz bakmayın önce Fenerbahçe, daha sonra da Trabzonspor Yönetimleri’ nin yarım ağız ile yaptıkları “Gerekirse Urfa’ da da oynamaktan memnunluk duyarız” şeklindeki nabza şerbet türünden açıklamalarına. Her iki kulübün de tribünlerden elde edecekleri salt maddi kayıplar bile böyle bir demeç vermelerine büyük engel teşkil edecek cinsten aslında. Ama işte tepelerde bir yerlerde yapılan bazı “küçük” hesaplar neticesinde “Onlarca trilyon harcayarak yaptığımız stadyum bir işe yarıyor gözüksün bari” zihniyeti devreye girmiş ve bu büyük final resmen sürgün edilmiştir..

Yağmayıp da gürlemeyi bir halt zanneden bir takım vurdumduymaz güruhu “Orası da sonuçta bizim topraamız. Urfalıyak eezeldeen!” teranelerini sıka dursunlar burada gözden kaçan asıl mevzuu, Federasyon’ un sezon başında açıklama gereğini duymadan son dakikada atmış olduğu golün varlığıdır. Önemli olan şey, bu acı gerçeği idrak edebilmek ve koyun gibi güdülmek yerine haklı tepkini gösterebilmektir. Gerisi benim nazarımda “tribüne oynayan” boş beleş zırvalardan öteye gitmez açıkçası..

İlk Safra Ömer Aysan

Ajanslara düşen haberlere göre, Ankaraspor’ dan tabiri caizse batan geminin malı edasıyla kurtarılan Ömer Aysan‘ ın sözleşmesi karşılıklı olarak feshedilmiş. Açıkçası kendi adıma bu habere pek de fazla şaşırdığımı söyleyemem. Gerçi forma şansı bulduğu ilk zamanlarda özellikle defansif açıdan hayli güven veren ve kontrollü oynamayı seven oyun tarzıyla başarılı maçlar çıkarmış olsa da ofansif açıdan hayli yetersiz görüntü arz etmişti Ömer. Hatta daha önceki maç yazılarımda orta yapma yeteneği açısından inanılmaz bir zaafiyeti olduğunu ve yaptığı ortaların neredeyse tamamının cezasahasını dahi bulmadığı şeklinde eleştiriler de getirmiştim kendisine..

Dolayısıyla alınan bu karara aslında şu açıdan bakmak lazım. Mesela aynı bölgede görev yapabilecek kapasitedeki Tayfun ve bu bölgeyi ikincil mevkii olarak kullanabilen Serkan‘ ın da varlığını düşündüğümüzde bir sonraki sezona bu iki isimden (bilhassa Serkan’ dan) fazlaca artıları olmayan Ömer‘ in kadroda düşünülmemesi gayet doğal karşılanmalı. Kaldı ki benim düşünceme göre bu bölgeye çok daha kalifiye bir futbolcu transfer edilmesinin istendiği şeklinde de yorumlanabilir bu hamle. Aslında bana kalsa bu isimler arasında ilk olarak Tayfun‘ a yol verirdim ama bu futbolcunun Trabzonspor’ da tutunabilmesini sağlayan kafa kağıdının arka yüzü düşünüldüğünde ilk olarak Ömer‘ in safra durumuna düşebileceği gayet net bir şekilde ortaya çıkıyor. Ayrıca Ömer‘ in bazı maçlarda ortaya çıkan asabi ve disiplinsiz yapısı da bu seçimde etkili olmuştur eminim. Zira bu mental eksilerini bir yere kadar absorbe edecek cinsten özel yeteneklere sahip olsaydı belki Engin Baytar‘ a gösterilen tolerans kendisine de gösterilebilirdi. Ancak gerek hücuma katkı açısından var olan yetersizlikleri ve gerekse kimi zamanlar ortaya çıkan sinirsel zaafiyeti bu sonucu doğurmuş olabilir..

Sonuçta bu kararın her iki tarafa da şans getirmesini ummaktan ve Şenol Hoca‘ nın bu kararına saygılı olmaktan başka bir seçeneğimiz olmasa da bu bölgeye gerçekten kaliteli bir takviye yapılmaması halinde bir sonraki sezonda Ömer Aysan‘ ı dahi arayabilme ihtimalinin varlığı beni tedirgin etmiyor değil. Bizden söylemesi..

Sadece Futboldan Anlayan, Futboldan da Anlamaz

Ne de güzel söylemiş Cesar Luis Menotti. Gerçi ben bu mükemmel sözü geçtiğimiz cumartesi NTVSpor ekranlarında yayınlanan ve bizlere de futbol hakkında konuşma fırsatı veren Yenilsen de Yensen de programının değerli konuğu Tanıl Bora’ dan duydum aslında..
1978 Dünya Kupası’ nı takımının teknik direktörü olarak Arjantin’ e kazandıran ünlü futbol adamı Menotti’ nin bu sözü o kadar çok şey ifade ediyor ki, şu söylemin zihnimde patlattığı flaşları yazıya dökebilmekte zorlanıyorum resmen. Böylesine gerçekçi, sosyal ve bir o kadar da felsefik anlamlar içeren şu cümleden çıkarmamız gereken çok şey olduğu açık..

Hakikaten de sosyal çevrenizi şöyle daha bir dikkatlice incelediğinizde sizinle sadece futbol hakkında konuşabilen insanların aslında futbol hakkında da ne derece klişe ve bağnaz bir tutum sergiliyor olduklarının farkına varacaksınızdır. Mesela bu kişiler kendi hayatlarını birebir ilgilendiren siyasi manüplasyonların neredeyse tamamından bi’haberdirler. Dini düşünceleri, ilkokul beşinci sınıfta sağdan soldan duydukları kulaktan dolma dogmatik ve bir o kadar da hurafelerle bezeli rituellerden ibarettir. Sanatın sinema dalındaki birikimleri Cekicen filmerinden öteye gidemezken, müzik hakkında konuşabilecekleri anekdotları ancak Kıraltivi’ nin yayın akışıyla besleyebilmektedirler..

Bu kişilerin sokakta sizi gördüklerinde selam vermeden önce söyledikleri ilk şey “Bu hafta kimle oynuyonuz la?” sorusundan öteye geçememekte, kendi takımlarına karşı aşırı bir şekilde hissettikleri tamamen suni bir aidiyet duygusuyla fanatizmin doruklarında gezinmektedirler. Dolayısıyla bu futbol yobazları asla objektif de değillerdir ve hemen her takımın taraftarları arasında kendilerine bir yer edinmişlerdir..

Sonuçta fark ederiz ki bu kişiler çok iyi anladıklarını iddia ettikleri futboldan da aslında hiç anlamıyorlardır. Futbolun sadece futboldan ibaret olmadığı gerçeğinin de farkında değillerdir. Onların gözünde futbol, salt bir suni kimlik arayışı ve kendi egolarını tatmin etme platformundan fazlası değildir. Dolayısıyla hayatlarında futboldan fazlasına yer bulamayan insanların futbol hakkındaki söylemlerinin de ne bir anlamı, ne de bir kalitesi vardır..

Bu mükemmel sözü zikreden büyük usta Menotti ve bu sözü bizlere (en azından bana) duyuran üstad Tanıl Bora’ nın zihnine sağlık..

NOT: Fotoğraf söz konusu programın facebook grubundan alınmıştır..

Great White

Trabzonspor 2-0 Kasımpaşa (Teşekkürler Şenol Hoca)

Daha dün izlediğim ve izlerken sıkıntıdan inim inim inlediğim Fenerbahçe – Beşiktaş karşılaşmasından sonra şöyle yüksek tempolu ve bol pozisyonlu bir maç bekliyordum Trabzonspor – Kasımpaşa maçından. Zira bir tarafta takımını 6 ofansif oyuncuyla sahaya süren Şenol Güneş, diğer taraftaysa içeride dışarıda açık futbol oynayan ve futbolu çirkinleştirmeyen Yılmaz Vural vardı. Ama itiraf edeyim, gene de böylesine mükemmel bir maç beklemiyordum açıkçası. Hatta hiç abartmıyorum, izlediğim onca maç arasında sezonun en hareketli ve pozisyon zengini maçı olduğunu dahi söyleyebilirim rahatlıkla..

Serkan, Burak ve Ömer’ in yokluğunda sağ kanadı Engin ve Gabric’ e emanet etti Şenol Hoca. Engin sağ bek mevkiinde hiç sırıtmadığı gibi kendisinden beklenen performansın ötesine geçti. Ortasahada Selçuk, Colman, Gabric ve Alanzinho alabildiğine yüksek bir pas yüzdesiyle oynayınca ilk yarı özellikle Umut ile Kasımpaşa kalecisi Murat arasında geçti. Bu periyodda inanılmaz pozisyonlara giren Umut, gerek beceriksizlik, gerek şanssızlık ve gerekse egoistliği yüzünden tamamını heba etti. Bu devrede Alanzinho tek kelimeyle bir futbol resitali sundu. Gol için futbol oyun kuralları içerisinde her şeyi yaptı. En incesinden arapaslar attığı yetmedi, bireysel yetenekleriyle adam eksilterek rakibin bütün dengesini bozdu. Teofilo‘ nun da hücumda pek etkili olamamasına karşın ortasahaya kadar gelerek top istemesi ortasahadaki pas trafiğini daha da yükseltti. Ancak bu noktada artık iyiden iyiye kronik bir sorun halini alan forvet sorunsalına değinmeden geçemeyeceğim..

Dün bir kez daha gördük ki, ileride top tutabilme kabiliyeti ve son vuruş ustalığı açısından yeterli olan tek bir forvetimiz dahi olmadığı için sahada oynana o mükemmel futbol bir kez daha heba olup gidecekti. Artık ortada ibret nişanesi gibi gözüken bu soruna kalıcı bir şekilde çözüm üretmek gerekiyor. Mesela dünden bu yana Umut‘ un egoistliği ya da beceriksizliği konuşuluyor; eyvallah. Ama görüyoruz ki hemen hemen bütün pozisyonlara tek forvet de oynasa çift forvet de oynasa sadece Umut giriyor. Bu derece müthiş bir gol iştahı ve pozisyon yaratabilme becerisi olan bir adamın tam bir son vuruş özürlü olması ironik bir şekilde acıklı bir durum aslında. Bir de diğer taraftan Teofilo‘ ya bakıyoruz. Onun hakkında söyleyebileceğimiz olumlu şeyler “Umut o pozisyonda ona verseydi boş kaleye vuracaktı ne güzel” den öteye gidemiyor maalesef. İşte aralarındaki en büyük fark bu zaten. Biri tüm yetersizliklerine rağmen pozisyonları yoktan yaratırken diğeri bir kenarda yancı pozisyonundan öteye gidemiyor..

Bu noktada Teofilo ile ilgili tekrar söylüyorum. Kendisinden asla ümitsiz değilim. Muhtemelen ileride daha iyi olacaktır. Mesela o bir türlü döndüremediği belini döndürecek, tosbağadan hallice gözüken hızını biraz olsun yükseltebilecektir. Yani ileride kaç level birden atlar, ne derece bir evrim sürecinden geçer bilemem ama şu haliyle bir sonraki sezonumuzu emanet edebileceğimiz forvet tipinin kıyısından dahi geçemeyeceği kesin. Umut ve Teo ikilisinin yanına ya da yerine gerçek bir santrfor transfer edilmesi gereği ve gerçeği bu maçtan sonra farz olmuştur artık..

Maça dönersek, hakikaten de büyük bir keyif aldım maç boyunca. Kasımpaşa da maçı güzelleştirmek için elinden geleni yaptı. Asla kapanmadı ve gol aradığı dakikalarda tehlikeler de yarattı. Bunlardan bir tanesinde Engin‘ in Cenk‘ e yaptığı müdahaleye penaltı kararı verilse kimse itiraz edemezdi. Ama iki dakika öncesinde cezasahasının çaprazında Alanzinho‘ ya arkadan yapılan sert faule ses çıkarmayıp devam ettiren ve bu pozisyonun hemen akabinde gelişen atakta son adam durumundayken Alanzinho‘ yu yaka paça indiren Barış’ a kırmızı kartı çıkaramayan Özgüç Türkalp bu kararı vermeye cesaret edemedi..

Umut’ un tek kelimeyle gol kaçırma rekoru kırdığı maçta Egemen‘ in kafa golü olmasa mutemelen bu güzel futbola çok yazık olacaktı. Bu arada son kazanılan serbest vuruşu paslaşarak kullanan Kasımpaşa beni resmen dumura soktu. Yahu kalecin bile gitmiş Trabzon cezasahasının içinde top beklerken önce paslaşıp, sonra bir de driplinge girmenin anlamı neydi çözemedim. Kaptırılan topu kazanan Umut‘ un uzatma dakikalarında atmış olduğu 80 metrelik deparın da hakkını vermek lazım. Gerçi kalecinin olmadığı kaleye dörde bir şekilde giderken dahi o golü atamama ihtimalini düşünmedim değil; orası ayrı. Neyse ki burada egoistlik yapmayıp yanında bekleyen ve ofsaytta beklediğinin dahi farkında olmayan Colman‘ a falan vermeyi düşünmedi..

Son olarak; başta Şenol Hoca olmak üzere Yılmaz Hoca ve sahadaki bütün futbolcuları bizxlere böylesine harika bir maçı izlettirdikleri için yürekten kutlayarak teşekkür ederim..