Aylık arşivler: Mayıs 2010

Vokallerin Efendisi DIO Öldü


Rainbow, Black Sabbath ve kısa süre de olsa Deep Purple gibi dev gruplarda da çalıştıktan sonra kendi adıyla kurduğu Dio’ nun vokalistliğini yapan ve en son Sonisphere Festivali kapsamında Haziran ayında İnönü’ de son grubu Heaven and Hell ile sahne alacakken mide kanseri tedavisi sebebiyle konseri iptal edilen Ronnie James Dio 17 Mayıs 2010 tarihinde 67 yaşındayken yaşama veda etti..

Rainbow’ dayken Temple Of The King, Black Sabbath’ dayken Die Young, Dio’ dayken ise Don’t Talk to Strangers gibi muhteşem parçaları zihnimize kazıyan Ronnie’ yi istesek de unutabilmek mümkün olmayacak sanırım. Yani Dio’ yu unutsak bile şu parçaları ve daha nicelerini hafızalardan silebilmek sahiden de imkansız..


Ayrıca sadece o mükemmel sesiyle ya da sanatçı dehasıyla değil, duruşuyla, karizmasıyla, yardım konserlerine de iştirak eden karakteriyle hayattayken de efsane olan bir adamın öleceğinden emin olmasına rağmen son günlerinde nasıl da korkusuzca dimdik ayakta kalabildiğini şu görüntüleri izlediğimizde anlayabiliyoruz zaten. İşte yıkılmadan, ezilmeden, ayakta ölmek dedikleri şey bu olsa gerek..

Huzur içinde yat büyük üstad..

Seni unutmayacağız..

Yeniden Anadolu İhtilali (FB 1-1 TS)

Dün gece tam 26 yıl aradan sonra gene başrolünü Trabzonspor’ un oynadığı ama kazananın bu kez Bursaspor olduğu bir başka Anadolu ihtilali daha gerçekleşti Türkiye’ de. Bu ihtilal sadece Bursaspor’ un kendi sahasında Beşiktaş’ ı 2-1 yenerek şampiyon olmasıyla değil, aynı anda İstanbul’ da oynanan maçta Trabzonspor’ un lider Fenerbahçe ile 1-1 berabere kalmasıyla ortaya çıktı tabii ki. Ligin zirvesinde gerçekleşen bu deprem bir yana, üçüncülük mücadelesi veren G. Saray’ ın da G.Birliği’ ne 2-1 kaybetmesi, ligin son haftasında şiddetle galibiyete ihtiyaç duyan üç İstanbul takımının da kaderlerinin aynı olduğunu gösterir gibiydi..

Daha on gün önce Kupa finalinde Fenerbahçe’ nin 27 yıllık kupa hasretine son vererek o hasreti 28 yıla uzatan Şenol Güneş’ in Trabzonspor’ u belki de en büyük darbeyi dün gece vurdu sarı lacivertli camiaya. Günlerdir ortalıkta pervasızca dolaşan “Kupayı verip, ligi aldılar” ya da “Trabzon nasılsa Fener’ e yatar” kıvamındaki hezeyanlara inat, sadece kendi taraftarını değil maçı izleyen tüm futbolseverleri gururlandıracak ve bu ülkede herşeyin masabaşında dönmediğini, maçların sahada kazanılması gerektiğini hatırlatacak türden bir onur mücadelesi verdi dün gece Trabzonspor..

Maçtan önce skordan ziyade önemsediğim tek şey, Trabzonsporlu futbolcuların sahada arzulu, hırslı ve istekli bir futbol ortaya koymalarıydı zaten. Hatta futbolcuların jest ve mimiklerinde kendini belli edecek en ufak bir isteksizlik ya da Fenerbahçe’ ye maçı bıraktıklarını hissettirecek en küçük bir ifade bile beni sadece Trabzonspor’ dan değil, Türk futbolundan dahi soğutacaktı. Çünkü maçın hemen ardından etrafta söylenecek laflar ve ortaya atılacak dedikodular şimdiden belliydi. Zira Fenerbahçe ile aramızda “anlaşılmış” olan sözümona kupa – lig takası dışında üzerimize yapıştırılacak en aşağılık iftira, Trabzonspor’ un kendisinden başka bir Anadolu takımının şampiyonluğunu asla istemeyeceği üzerine olacaktı. Zaten haftalardır fütursuzca ciddi ciddi dillendirildi de bu iddialar. Hatta Ankaragücü maçını önem açısından göklere çıkaran zihniyet, bizimle oynanacak son maçı çantada keklik olarak göstermekten çekinmedi bile. Oysa dün gece Kadıköy’ de aslanlar gibi gururla mücadele veren Trabzonspor bu çirkin iddiaları da sahiplerine teker teker yutturdu. Her birinin suratlarına tokat gibi çarptırdı. En son 26 yıl önce kendisinin gerçekleştirdiği devrimin bir benzerini Bursaspor’ un da yapabilmesinde birincil etken oldu. Hiçbir hesap yapmadan, herhangi bir kirli senaryoya prim vermeden sadece sahada futbol oynayarak yaptı bunu Trabzonspor..

Daha maçın hemen başlarında cezasahasının önünde bir anda boş kalan Alex‘ in Onur‘ dan dönen şutunu tamamlayan Guiza ile öne geçen F. Bahçe için işler tam da istedikleri gibi gidiyordu oysa ki. Fakat hızlı kullanılan bir serbest atış sonrasında Colman‘ ın pasını orta şut karışımı bir vuruşla kaleye gönderen Burak‘ ın golü her şeyi değiştiriverdi. Bu gollerden sonra ilk yarıda her iki takımın da müthiş tempolu mücadelesini izledik keyifle. Trabzonspor’ da Serkan, Giray ve Egemen muazzam bir savunma örneği gösterirken gene Cale‘ nin savunmaya çalıştığı sol kanadı kullandı genellikle Fenerbahçe. Kalede Onur ise bir çok kez olduğu gibi gene devleşti. Her şey bir yana gerçekten de çok büyük bir kaleci kazandı Türk futbolu..

Ortasahada Selçuk, Colman ve Engin üçlüsü gerek top kullanmada gerekse defansif açıdan müthiş bir tempo ile oynadılar. Öte yandan Alanzinho ve Burak kupa maçında gösterdikleri performansı gösterememiş olsalar da zaman zaman bunaltan Fenerbahçe ataklarında defanslarına yardım etmekten geri kalmadılar. Umut ise tek bir gol pozisyonuna dahi giremediği maçta rakip stoperlere uyguladığı baskı ve defansına verdiği destek açısından verimliydi. Sonradan oyuna giren Ceyhun vasatı aşamazken Murat Tosun istekli bir görüntü çizdi ve hakem Yunus Yıldırım’ ın adeta sarı kart göstermemeye yemin ettiği Bilica’ ya bir de kart yedirdi. Maçın son dakikalarında oyuna giren Yattara ise neredeyse topla dahi buluşamadan maç bitiverdi. Maçın son dakikaları inanılmaz bir heyecan içinde Fenerbahçe’ nin yoğun baskısı altında geçerken özellikle Alex ve Guiza’ nın girdiği gol pozisyonlarında gerek defans gerekse Onur o gole izin vermedi..

Fakat bu maçta Fenerbahçe’ nin yaşadığı trajedi bir yana asıl ilginç olay, maç sonrasında Fenerbahçe tribünlerinde cereyan eden yanlış haber neticesinde tüm Saraçoğlu tribünlerinin şampiyonluğu kutlama görüntüleriydi şüphesiz. Yani 80 li yıllarda olsa anlarım anlamasına da neredeyse herkesin cebinde internet ile dolaştığı bir ortamda böylesine enteresan bir durum nasıl gelişebilir, aklım almıyor doğrusu. Herhalde dünya üzerinde iki rakip takımın iki farklı şehirde aynı anda şampiyonluğu kutladığı bir başka gece olmamıştır daha önce. Gerçekten de bu trajikomik olayın hafızalarda en az Bursaspor’ un şampiyon oluşu kadar iz bırakacağı ve her türlü platformda malzeme edileceği kesin gibi gözüküyor..

Bursaspor’ a gelince. Zaten bana göre ülkedeki en mükemmel hücum hattına sahip oldukları gerçeğiyle dahi şampiyonluğu hak eden bir tarafları vardı aslında. Ozan, Sercan, Volkan, Turgay gibi son derece etkili hücumcularının haricinde mütevazi sayılabilecek bir kadro ve ne yaptığını bilen (kendisine çok da fazla sempati duymuyor olsam da) zeki bir teknik adam ile elde ettikleri bu büyük başarıdan dolayı kendilerini yürekten tebrik ederim. Ayrıca şampiyon olabilmek için büyük takımları da yenmek gerektiği gerçeğini bize tekrardan hatırlatmış oldu Bursaspor bu görkemli zaferiyle. Her şey bir yana çok büyük iş çıkardılar gerçekten de. Türk futbolunun sadece İstanbul takımlarından ibaret olmadığını Trabzonspor’ dan sonra bir kez daha ispatladılar..

Gelecek sezon Şampiyonlar Ligi’ nde ve Süper Lig’ de kendilerine başarılar dilerim. Uğurlar olsun..

Vederson Trabzon’ a İlaç Olur

Son zamanlarda sıklıkla konuşulan bir mevzuu olsa gerek, sezon sonunda sözleşmesi sona erecek olan Fenerbahçeli Vederson’ un Trabzonspor’ a transfer edilme olasılığı. Fenerbahçeli ya da Trabzonsporlu taraftarların bu transfer ile ilgili görüşleri nedir bilemem ama kendi adıma Vederson’ un Trabzonspor’ a son derece faydalı olabileceğini düşünüyorum doğrusu..

Önümüzdeki temmuz ayında 29 yaşına girecek olsa da yaşını pek fazla göstermeyen fiziki özelliği, atletik yapısı, sürati, gücü, son derece sert ve etkili şutlarının yanısıra yerli statüsünde oynuyor oluşuyla Trabzonspor’ a büyük bir güç katacağından eminim ben. Tabii ki bunca artı özelliklerinin yanında bazı eksileri de yok değil. Mesela sağ ayağını neredeyse hiç kullanamayan bir oyuncu Vederson. Kimi zaman geri gelişlerde sorun yaşadığını ve agresif yapısı sebebiyle kart görmeye müsait bir futbolcu olduğunu da biliyoruz. Fakat gene de elimizdeki Cale ve Ferhat ile kıyaslandığında çok daha faydalı olacağı ortada..

Zira Cale’ de neredeyse hiç olmayan hız, güç, kondisyon gibi fiziki özellikler kendisinde fazlasıyla var. İleri çıkışları, orta ve şutları da Cale ile kıyaslanamayacak kadar iyi.Üstelik yerli statüsünde oluşu da cabası. Diğer alternatif genç Ferhat ile kıyaslamıyorum bile..

Sonuçta bu transfer biterse hem Fenerbahçe’ de düzenli olarak forma şansı bulamayan Vederson hem de Trabzonspor kazançlı çıkacaktır. Umarım bir aksilik yaşanmaz ve her ne kadar sonradan uydurduğu şu ön ismine inceden ayar olsam da Vederson’ u bir sonraki sezonda Trabzonspor formasıyla izleme şansına erişiriz..

Ayrıca Vederson haricinde bu bölgeye bir başka alternatif olarak da Denizlispor’ dan Çağlar düşünülebilir. Aynı zamanda Trabzonlu da olan bu futbolcunun 25 yaşında oluşu ve Vederson ile benzer artılara sahip olması da dikkat çekici. Kısacası yeni sezon öncesinde bu mevkiiye kaliteli bir transfer yapılması elzem duruyor, orası kesin..

Hayırlısı bakalım..

Trabzonspor 2-1 Denizlispor (Maksat Spor Olsun)


Dün akşam Atatürk Olimpiyat Stadyumu’ nda, ligden düşmesi haftalar önce kesinleşen Denizlispor ile Türkiye Kupası’ nı kazandıktan sonra bir nevi erken tatil havasına giren Trabzonspor karşılaştı. Maçın pek bir önemi yoktu belki ama Kupa Beyi Trabzonspor İstanbul’ a gelmiş ve kendi evinde (fikstür olarak da) oynayacaktı. Bizler de ayağımıza kadar gelmiş bu harika fırsatı değerlendirerek tribünlerdeki yerimizi aldık tabii ki. Benim tahminime göre 20-25 bin civarında bir izleyici kitlesi vardı dün akşam tribünlerde. Pazartesi günü oynanan ve herhangi bir önem arz etmeyen bir maç için hayli tatminkar bir kalabalık olduğunu söylemek gerek doğrusu..

Şenol Hoca’ nın sahaya süreceği kadrodan ziyade hemen herkesi asıl heyecanlandıran olay, Yattara’ nın aylar sonra ilk kez sahne alacak olmasıydı illa ki. Kalede Tolga, hemen önünde Serkan, Giray, Egemen ve Ferhat’ dan kurulu bir defans kurgusu vardı. Ortasahada Ceyhun, Sezer ve Colman görev yaparken hemen önlerinde Alanzinho ile Yattara sürekli olarak yer değiştirerek oynarken forvette Umut’ a da destek verdiler..

Defansa maç boyunca çok da fazla iş düşmezken Serkan ve Egemen vasattılar. Giray köşe vuruşundan gelen topa yükselerek attığı gol dışında defansta da sağlam bir görüntü verirken sol kanatta Ferhat ne hücumda ne de defansta herhangi bir varlık gösteremedi. Ben açıkçası geçen süre zarfında bu futbolcuda herhangi bir gelişim gözlemleyemedim maalesef. Sanırım bir sonraki sezonda da pek fazla etkili olamayacak gibi gözüküyor..

Ortasahada Ceyhun, defans ile köprü olabilme vazifesini elinden geldiğince başarıyla kotardı. Her ne kadar top kullanma konusunda hala ciddi sıkıntıları olsa da ikili mücadelelerde fiziğini çok iyi kullanıyor oluşu takım için büyük avantaj. Ancak aynı şeyleri Sezer için söylemek hayli güç. Sezer’ in şu kadro yapısında vasat bir alternatif olabilmekten fazlaca bir fonksiyonu olabileceğini asla düşünmüyorum. Colman ise her zamanki gibi sakin, şuurlu ve zekiydi. Oyunu gene mükemmel yönetti ve inanılmaz kontra toplar atarak pozisyonlar yarattı. Gerçekten de gün geçtikçe daha bir keyif veriyor Colman’ ı izlemek..


Hücum hattında ise Alanzinho pek iştahlı değildi dün. Umut’ un değerlendiremediği mükemmel asistinin dışında pek fazla ortalarda gözükmedi. İlk yarının sonlarına doğru ayağına aldığı darbe sonrasında ikinci yarının hemen başında yerini Murat Tosun’ a bıraktı zaten. O Murat Tosun ise kendisinden çok daha fazla şans bulmasına rağmen hala gol atmayı başaramayan Teofilo’ ya nazire yaparcasına cezasahası dışından jeneriklik bir gol attı Denizlispor kalesine. Yattara ise aylar sonra dönmesine ve onca maç eksiğine rağmen en azından benim beklediğimin üzerinde bir performans gösterdi doğrusu. İlk yarıda iki net pozisyona girerken, ikinci yarıda ise Teofilo’ nun değerlendiremediği mükemmel bir asiste imza attı. Umut ise bildiğimiz gibi. Gol hariç her şeyi fazlasıyla yaptı gene. Özellikle ilk yarıda iki net pozisyondan yararlanamadı. Fakat her ne olursa olsun, ikinci pozisyondan sonra tribünlerden gelen yuhalama tepkisi son derece yakışıksız ve mantıksızdı. Yahu bu adam daha birkaç gün önce kupayı bize getiren golü atmış. Kıtıbiyöz bir maçta kaçırdığı golden sonra elindeki yegane forvet hangi akla hizmet yuhalanır, anlamak mümkün değil. Kaldı ki bir hafta sonra İstanbul’da Fenerbahçe’ ye karşı son derece kritik bir maça çıkacak bu adam..

Son bir paragraf da 56 ncı dakikada Sezer’ in yerine giren Teofilo’ ya açmam gerek. Bundan önceki yazılarımda da bu futbolcunun tarihimizdeki en büyük fiyaskolardan bir tanesi olduğunu öngören cümleler sarf etmiştim. Şimdi artık neredeyse tam olarak emin oldum ki, şu ana dek Trabzonspor formasıyla görmüş olduğum en kötü forvet bu adam. Bir futbolcu kötü oynayabilir, formsuz ya da moralsiz de olabilir fakat bu derece silik, ruhsuz, cansız, hantal ve etkisiz olamaz. Sahaya yansıtılmış bir hologramdan farkı yok neredeyse. Önüne atılan hiçbir topa yetişemediği gibi ikili mücadelede geçebildiği tek bir rakip dahi göremedim henüz. Hava hakimiyeti zaten sıfır; onu biliyoruz. Tek bir meziyeti olduğunu düşündüğüm top saklama konusunda da son derece yetersiz. Ayağına gelen her toptan bir an önce kurtulup kıçını cezasahasının en tenha köşesine gizlemekten başka bir halt yapmadı dün gene. Dripling kabiliyeti sıradan bir stoperinkinden bile zayıf. Hele ki hız? Bırakın bir forveti, düzenli antrenman yapan herhangi bir vatandaşın dahi bu derece ağır olabilmesini benim aklım almıyor. İnanılır gibi değil. Çıplak gözle izlerken bağıra çağıra giden 3,5 milyon dolara daha bir kan ağlıyor insan..

Neyse; Teofilo‘ dan bahsederken gene sinire kesiverdim sanırım. Yönetim ve Şenol Hoca‘ dan bir sonraki sezon için en büyük beklentim gerçek bir santrfor alınması üzerine olacak. Aslında her yazımın altına bu notu düşmem lazım artık. Zira en büyük, en hayati ihtiyacımız bu gerçekten de. Zaten iki senedir şampiyonluğu kazanamıyor ve yarıştan kopuyor oluşumuzun da asıl sebebi bu. Ama artık yeter yahu. Bari bu sefer yapın şu transferi..