Hollanda 2-0 Danimarka


Turnuvanın ağır toplarından Fransa, Arjantin, İngiltere ve Almanya’ dan sonra bir başka favori Hollanda’ nın zorlu Danimarka karşısındaki performansı benim açımdan da hayli merak konusuydu. Arjantin’ den sonra turnuvalarda en fazla desteklediğim takım olan Portakallar’ ın Robben gibi bir silahtan mahrum olsalar da kupaya Johannesburg’ da galibiyet ile başlamasını temenni ediyordum doğal olarak. Tabii ki Hollanda’ dan beklentim sadece galibiyet değil, aynı zamanda kaliteli ve hücum zenginliği içeren bir performans ortaya koymasıydı. Sonuçta karşısındaki Danimarka’ nın da açık bir futbol ortaya koyacağını tahmin ediyordum..

Ne var ki karşılaşma hiç de beklediğim gibi başlamadı. Zira bu görüntüdeki en büyük etken, Danimarka Milli Takımı’ nın şimdiye dek hiç görmediğim bir şekilde tutuk ve defansif bir oyun ortaya koymasıydı. Adeta sahada Danimarka’ yı değil de bir başka kuzey Avrupa takımı Norveç’ i izliyor gibiydik. Oyunu tamamen kendi yarı sahasında kabul eden, ortasaha oyuncularını dahi defansif özellikleri yüksek oyunculardan oluşturan, tüm hücum organizasyonlarını sağ kanattaki Rommedahl‘ in bireysel çabalarına ve cezasahası içerisinde oluşacak karambollerde Bendtner‘ in kuracağı fiziki üstünlüğe bağlayan Danimarka’ nın bu ucuz stratejisi, Hollanda’ nın da tutuk futbolu ile birleşince ortaya Cezayir-Slovenya maçına benzer bir mücadele çıkardı ilk yarı boyunca. Bu devrede hafızalarda kalan tek önemli pozisyon, sağ kanattan Rommedahl‘ in yapmış olduğu mükemmel ortaya adeta eğilerek kafayı vuran Bedntner‘ in dışarıya gönderdiği toptu zaten..


Ancak ikinci yarının hemen başında gelişen Hollanda akınında Van Persie‘ nin rakip altı pas önüne gönderdiği top Simon Poulsen‘ in kafasına adeta bir taş gibi düşünce o kontrolsüz vuruş Danimarka kalesinde gole dönüşüverdi. Hiç hesapta olmayan bu şans golüyle skor avantajını eline geçiren Hollanda bu dakikadan sonra en iyi yapabildiği işi yapmaya, yani topu ayağında alabildiğine tutarak oyunu kontrol etmeye başladı. İşin ilginç yanı, Danimarka takımı oyunun bu periyodlarında dahi risk almaya yanaşmadı. Gene aynı kösülük futbol anlayışlarına devam ettikleri gibi kenardan yapılan emektar Gronkjaer hamlesi de hücuma hiçbir zenginlik katamadı. Maçın bu şekilde devam edeceği kesin gibi gözükürken 67 nci dakikaya dek sahada adeta yürüyen Van der Vaart‘ ın yerine giren Elia hem oyunu hem de skoru değiştiren adam oldu. 23 yaşındaki genç oyuncunun oyuna dahil olmasıyla Hollanda’ nın maç boyunca hiç işlemeyen sol kanadına büyük bir hareketlilik geldi. Oyuna girişinin ardından yarattığı üç tehlikeli akının sonrasında o dakikaya kadar sahada pek gözükmeyen Sneijder‘ in mükemmel pasına hareketlendi ve direğe çarptırdığı topu boş kaleye Kuyt tamamlayınca Hollanda zor geçebilecek bir maçtan net bir galibiyet ile çıkmayı başardı..

Açıkçası Hollanda benim beklentilerimin aşağısında bir futbol ortaya koymuş olsa da ortasahadaki dirençli futbolunun ve defanstaki sağlam görüntüsünün turnuvada kendilerine çok önemli bir avantaj getireceğini düşünüyorum. Ayrıca üçüncü bölgede pozisyon yaratabilme konusundaki kısırlıklarının Robben‘ in dönüşüyle büyük ölçüde giderileceğini tahmin ediyor olsam da bu maçta sonradan oyuna giren Elia ve henüz şans bulamayan Ryan Babel‘ in de kullanılması gerektiğini, zira bu iki futbolcunun da en az kendilerinin yerinde görev alan futbolcular kadar performans ortaya koyacaklarını düşünüyorum doğrusu. Sonuç olarak bir başka favori daha sürprize yer bırakmayarak kazanmasını bildi..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir