Fenerbahçe – Young Boys, Demirkol – Sergen

Önce baştan belirteyim, dün akşam oynanan rövanş maçını izlemedim. O saatte CNBC’ de oynayan İspanyol yapımı El Lapiz Del Carpintero (Marangozun Kalemi) adlı 2003 yapımı olan ve faşist Franco döneminde komünist direnişçilere uygulanan zulümü tüm çıplaklığıyla anlatan sürükleyici bir filme kaptırdım kendimi. Hatta yapımı üzerinden yedi yıl geçmiş olmasına rağmen IMDB listesinde filmi 7 puan ile oylayan 208’ nci kişi olma ayrıcalığına dahi eriştim yani!

Tabii aralarda NtvSpor’ u zaplayarak ekran köşesindeki skor tabelasından dakka skor almayı da ihmal etmedim. Maçın devre arasında Mehmet Demirkol’ un, sonundaysa Rıdvan Dilmen – Mehmet Demirkol ikilisinin yorumlarını dinledim. Geçen haftaki maç yazımda bahsettiğim Sergen Yalçın’ ın maçı yorumlamadaki yüzeyselliğine ve dakikalarca nefes almadan konuşuyor olmasına karşın maç ile ilgili kafanızda en ufak bir animasyonun dahi canlanmasına imkan tanımayan sıradan yorumlarına nazaran son derece doyurucu analizler dinledim. Tabii maçın sadece özet görüntülerini izleme şansı bulabildiğim için yapılan analizlerin ne derece objektif ya da rasyonel bir yanı olduğu hakkında net bir fikir sahibi olamasam da Demirkol’ un yorumları sayesinde en azından söz konusu maçı kafamda canlandırabildim..

İşte spor yorumculuğundaki ana doktrin de bu olmalı zaten. Herhangi bir maçı izleme şansı bulamamış bir sporsevere, o maçı kafasında canlandırabilmesine olanak tanıyacak yeterlikte analizler sunabildiğiniz an bu işi iyi yapıyorsunuz demektir. Söz konusu değerlendirmeler sahada oynanan oyunu belki birebir yansıtmayabilir, göreceli olarak kısmen doğru veya yanlış da olabilir ama en azından doyurucu ve açıklayıcı olmak zorundadır. Oysa geçtiğimiz hafta oynanan ilk karşılaşmayı izlememiş olsaydım Sergen Yalçın yorumları eşliğinde o maçın nasıl cereyan ettiği hakkında en ufak bir fikir sahibi dahi olamayacaktım. Öğrenebileceğimiz tek şey Fenerbahçe’ nin berbat bir futbol oynadığından ibaret olacaktı..

Dünkü maçtan bağımsız olarak Fenerbahçe’ ye gelince. Ben kendimi bildim bileli Zico ile geçirdikleri kısa zamanda gösterdikleri başarılı performans süreci haricinde bu takımın ortasahada çalışkan, yaratıcı, agresif ve dinamik bir oyun oynadıklarına neredeyse hiç şahit olmadım. Garip şekilde adeta kendi şahsına münhasır bir “Fenerbahçe ekolü” var ortada ve bu ekolü hangi başkan, teknik adam ya da futbolcu gelirse gelsin bir türlü yıkamıyor nedense..

Fenerbahçe – Young Boys, Demirkol – Sergen” üzerine 2 düşünce

  1. Övünç

    Bu Fenerbahçe'ye özgü bir sorun değil bence. Statik futbol ülke genelinde en büyük sorun hatta ülke futbol kültürümüzün en büyük temel sorunu.

    Monaco'da CL finali görürken takımın en çalışkanı olan Cisse bile geldiğinde takımın geri kalanının statikliğinden olacak koşmayı bırakmıştı.Sonrasında olanlar malum (Liverpool-Kharkiv).

    Birazcık dinamik bir ortasahayla sahne aldığımızda (bknz 2000 Gs-2003 Bjk-2008 Fb) gibi rahatlıkla çeyrek final yüzü görebiliyorken dediğiniz gibi bu statikliği,dinamizim yokluğunu kim sağlıyor çok merak ediyorum.

    Zamanında bir Telegol efsanesinde tam net hatırlamıyorum ama Adnan Aybaba ile Ziya Şengül bunu üzerine bir tespit yapmışlar ardından Ziya abi "Bana niye kızıyorsun Adnan bu adamları kim koşturmuyorsa onların allah belasını versin " gibi birşeyler demişti 🙂

    Cevapla
  2. Great White

    Övünç;

    Tabii ki sadece Fenerbahçe' ye has bir durum değil ancak Fenerbahçe gibi sürekli büyük transferler ve ciddi yatırımlar yapan bir takımın adeta kronik bir sorunu haline gelişi bana garip geliyor..

    Yani kim gelirse gelsin Fenerbahçe üç aşağı beş yukarı aynı futbolu oynuyor. İyi de oynasa kötü de oynasa pek fark etmiyor sanki:)

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir