Aylık arşivler: Ağustos 2010

Keyfimizi Liverpool Değil İlker Yasin Kaçırır

Yarın akşam Trabzon Avni Aker Stadı’ nda tarihinin belki de en önemli maçlarından bir tanesine çıkacak Trabzonspor. Tabii ki bu önem sadece Avrupa Ligi’ nde gruplara kalabilme endişesinden kaynaklanmıyor. Tarihlerinde ilk olarak 34 yıl önce eşleşen iki takımın yıllar sonra bir kez daha karşı karşıya geliyor oluşundan, İngiliz futboluna karşı Milli Takımlar bazında yaşadığımız başarısızlıklardan oluşan bir nevi eziklik psikolojisinden, Liverpool’ un kadrosuyla, taraftarıyla, topyekün camiasıyla dünya çapında saygın bir ekol oluşundan ve aynı Liverpool’ un bu topraklarda şu ana dek tek bir galibiyet dahi elde edememiş olduğunu gösteren istatistiki verilerden besleniyor aslında. Yani eleriz ya da eleniriz ayrı mesele ancak sonuç ne olursa olsun benim açımdan asıl önem taşıyan bu maçtan alacağım keyfin önüne geçebilecek etkenlerin varlığıdır açıkçası. İşte bu etkenlerin en önemlilerinden bir tanesi de her haliyle özel olan bu maçın biz ekran başındaki sporseverlere sunum şekliyle ilintili maalesef..

Anfield Road’ daki ilk maçta Trabzonspor’ un ortaya koymuş olduğu yürekli futbolu miskin ve bir o kadar da ruhsuz ses tonuyla bizlere aktaran İlker Yasin’ in sunumu gibi mesela. Zira maçın ikinci yarısına yetişerek TV’ yi açan bir futbolsever skoru görmeden İlker Yasin’ in sesini duyduğunda Trabzonspor’ un ilk yarıyı 4-0 geride kapadığı şeklinde bir tahmin yapabilirdi rahatlıkla. Umut’ un yakalamış olduğu en önemli gol pozisyonumuzu rakip santrforun kalemizde yarattığı bir gol pozisyonunu anlatırcasına yansıtan, Onur’ un kurtarmış olduğu müthiş penaltıyı herhangi bir stoperin topu uzaklaştırmak adına rast gele ileriye yolladığı bir pozisyonda söylenecek tarzda “Aferin, bravo!” tepkisiyle kuru kuruya geçiştiren, maç boyunca Liverpool’ un hepi topu üç eksiğini takımın yarısı sahada değilmişçesine lanse eden ve maçın en hareketli dakikalarında bile aynı saatte PAOK deplasmanında mücadele veren diğer temsilcimiz Fenerbahçe’ nin tur şansı üzerine kafa yorarak hayıflanan bu spikeri rövanş maçında bir kez daha duymak, dinlemek istemiyorum ben..

Koskoca D-Smart personelinin bünyesinde şu maçı enerjisi, sinerjisi, heyecanıyla sunabilecek kapasitede başka bir ademoğlu illa ki vardır herhalde. Gerekirse bu harika filme hiç dublaj falan yapmasınlar, direkt olarak Eurosport spikerine de razıyız biz. Söylediklerinin tamamını anlamasak da o maçın ruhunu hissettirmesi bizim için fazlasıyla yeterli. Zaten İlker Yasin‘ in de söylediklerini anlamaya pek ihtiyacımız yok açıkçası..

Üç Büyük Darbe!

ST Süper Lig’ in henüz ikinci haftası geride kaldı. Yani uzun lig maratonu süresince köprünün altından milyonlarca metreküp suların geçeceği aşikar. Ancak henüz ikinci haftada ortaya çıkan ilgi çekici tablonun meydana getirdiği kompozisyon üzerine tarihe küçük bir not düşmek istedim doğrusu..

Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray üçlüsünün ilk iki haftada oynamış olduğu toplamda altı maçtan sadece altı puan çıkarabilmiş olmaları lig tarihimizde sıklıkla rastlanan bir istatistik olmasa gerek. Hele ki Galatasaray’ ın ilk iki maçında dahi puanla tanışamamasının daha öncesinde bir örneği yoktur sanırım..

Ligin zirvesindeyse şimdilik üç Anadolu takımının adı var. Oynadıkları iki maçı da galibiyet ile tamamlamayı başaran Trabzonspor, Bursaspor ve Kayserispor topladıkları 6 şar puan ile ligin zirvesinde sıralanmış durumdalar..

Şimdilik vaziyet bundan ibaret. Bakalım ligin sonundaki fotoğraf nasıl olacak. Zira asıl önemli olan o zaman objektife hangi takımların gireceği olsa gerek..

Özellikle Galatasaraylı dostlar alınmasın; başladığı gibi gitmesi dileğiyle..

Trabzonspor 3-2 Fenerbahçe (Kalite Yok Keyif Var)

Maç öncesindeki en büyük beklentim perşembe günü oynayacağımız ve bizim açımızdan azami önem taşıyan Liverpool rövanşı öncesinde takıma moral aşılayacak bir sonucun ortaya çıkmasıydı. Bu beklentiye mükemmel bir oyun sonucunda alınacak beraberlik ya da vasat bir futbol ile alınacak bir galibiyet de dahildi. Neyse ki en azından ikincisi gerçekleşti. Fenerbahçe önünde seyri son derece keyifli olmasına karşın oyun kalitesi ve futbolcu performansları bakımından vasatı aşamayan bir oyun sergilemiş olmasına karşın rahat bir galibiyet almayı başardı Trabzonspor..

Her iki teknik adamın sahaya sürdüğü kadrolara baktığımızda Trabzonspor’ un inisiyatifi elinde bulunduran bir futbol ortaya koyma düşüncesini, karşılığında Fenerbahçe’ nin ise öncelikle Trabzonspor’ u durdurup orta alandaki pas trafiğini bozarak ani hücumlarda gol üretme planını görebiliyorduk. Nitekim karşılaşma da bir bakıma bu tablonun sahaya yansıması şeklinde geçti aslında..

Defans hattını gene klasik dörtlüsüyle şekillendiren Trabzonspor’ da Serkan kendi bölgesini her zaman olduğu gibi başarıyla savundu. Hatta Fenerbahçe maç boyunca kendi sol kanadını neredeyse hiç kullanamadı. Tabii ki bunda Yattara’ nın da etkisi çok büyüktü. Belki çok da muhteşem bir oyun ortaya koyamamış olsa da sahadaki varlığı ile dahi kendi kulvarındaki Özer ile Dos Santos’ u pasifize etmeyi başardı. Atmış olduğu ikinci gol ise buram buram kalite kokuyordu. Sağ kanatta pek sorun yaşamayan Trabzonspor’ un başı bir çok kez olduğu üzere gene sol kanattan ağrıdı. Alanzinho’ nun takıma katıldığı günden bu yana belki de en etkisiz oyununu sergilediği maçta Cale her zamanki gibi takımın en yumuşak karnı olarak gözümüze çarptı. Fenerbahçe’ nin kazanmış olduğu iki gol ve gene M. Topuz’ un değerlendiremediği gol pozisyonu maalesef gene onun savunmaya çalıştığı bölgeden türedi. Takımının üçüncü golünü atan Glowacki sakatlanıp oyundan çıkana dek Lugano’ nun kafa vuruşuna müdahale edemediği pozisyon haricinde nerdeyse sıfır risk ve hata ile oynarken ilk müdahalelerde çok etkili bir oyun ortaya koyan Egemen hem kendi bölgesini savundu hem de Cale’ nin geri gelemediği anlarda sol kanada yama oldu. Ayrıca bu ikili Fenerbahçe’ nin iki gol ümidi Niang ve Semih‘ e maç süresince tek gol pozisyonuna girebilme fırsatı dahi tanımadı..

Sahaya çift forvet ile çıkabilmesi adına bence en doğru hamleyi yapan ve defansif özellikleri zayıf olan Alex ile Stoch’ u kulübeye yollayarak orta sahasını dinamik oyunculardan oluşturan Aykut Kocaman’ ın planları M. Topuz’ un ters kafa vuruşu ve hemen ardından Yattara’ dan gelen klas gol sonucunda sekteye uğradı. Göbekte Emre ve Baroni’ nin agresif oyununa karşı aynı agresiflikle yanıt veren CeyhunSelçuk ikilisi bu bölgede amansız bir savaş verdi maç boyunca. Ancak hemen önlerinde oynayan ve maç 3-2 devam ederken bir de penaltıdan yararlanamayan Colman’ ın gününde olmayışı Trabzonspor’ un hücum zenginliğine büyük sekte vurdu. Sola yakın oynayan, göbekte kazandığı toplarda ise kendisine geniş alan bulamayınca adeta sahadan silinen Alanzinho’ nun yerine ikinci yarının hemen başında sahaya sürülen Umut, Fenerbahçe’ nin en etkili gücü olarak gözüken sağ kanadının etkinliğini azalttığı gibi o bölgeden getirdiği bir topta Yattara’ ya hayatının en kolay golünü atma fırsatını dahi sundu. Ancak Yattara birkaç dakika önce kendisinin hazırladığı pozisyonda topu boş kaleye itemeyen Teofilo’ ya nazire yaparcasına bu topu dışarıya gönderdi..

İkinci yarıdaki doğru hamleleriyle takımını farklı bir galibiyete ulaştıracak pozisyonların da bir anlamda yaratıcısı olan Şenol Hoca’ nın bu maç ile ilgili bana göre eleştirilebilecek tek tercihiyse sahada etkisiz bir görüntü çizen, tek gol pozisyonu dahi hazırlayamadığı gibi yakalamış olduğu yüzde yüzlük fırsatı da gole çeviremeyen ve maçın son bölümlerinde iyiden iyiye yorulan Teofilo’ yu 90 dakika boyunca sahada tutmuş olmasıydı. En azından ikinci yarının ortalarında onun yerine Jaja ya da Burak’ ı oyuna sokarak takıma ekstra bir enerji katabilirdi..

Son olarak Aykut Kocaman‘ a da bir paragraf açmam lazım. Şu meşhur 1996 senesinde şampiyonluğu elimizden son anda söküp aldıkları maç sonrası vermiş olduğu demeç ile başta Trabzonsporlu olmak üzere bir çok sporseverin gözünde asil bir adam portresi çizen Aykut Hoca‘ nın bir nevi sorumluluktan kurtulma ya da kendisini temize çıkarma içgüdüsü kokan bazı demeçlerini hayretle izlemekteyiz maalesef..

Daha önce de kötü gidişatı üstü kapalı bir şekilde de olsa bazı futbolcularının üzerine hem de nokta atışlı eleştiriler eşliğinde yönelten teknik adamın dünkü maçtan sonraki ilk demecinde genç kalecisini hedef gösteren açıklaması kendisine hiç yakışmadı doğrusu. Üstelik yediği gollerin hiçbirinde hatası olmadığı gibi (mesela Onur ikinci golde çok hatalıydı) üzerine kritik bir penaltı da kurtaran kalecisini en başta kendisinin koruması gerekirdi. Yani şık olmuyor; hele ki Aykut Hoca‘ ya hiç yakışmıyor..

Bumerang Her An Dönebilir!

2001-2002 İşsiz
2002-2003 işsiz
2003-2004 Galatasaray
2004-2005 İşsiz
2005-2009 Milli takım
2009-2010 İşsiz
2010-2011 İşsiz

2001 milad olmak üzere hesaplandığında son on yılın beşini her türlüsünden yurt dışı tekliflerine rağmen boşta geçirmekte ısrar eden ve diğer beş yılın birini içerisinden yetiştiği Galatasaray’ da, geriye kalan dört yılıysa Milli Takım’ da dolduran ünlü bir teknik adamın istatistikleri yukarıdakiler..

Yani “İmparator Fatih Terim” in Milan ile ilişiğinin kesilmesinin ardından geçen son on yıllık dönemdeki çetelesi bir nevi..

Henüz bir ay önce yazmış olduğum yazıda ve aynı yazı içerisinde linkini vermiş olduğum diğer yazımda Fatih Hoca’ nın adının Galatasaray’ da yaşanması muhtemel en ufak kaos halinde bir şekilde dillendirilmeye başlanma olasılığının altını çizmiştim. Tabii ki sadece benim değil, başta Galatasaraylı olmak üzere futbol ile ilgilenen bir çok sporseverin de tahmin ettiği üzere ligde alınan iki mağlubiyet sonrasında benzer içerikli haberler yapılmaya başlanmış bile..

Yukarıdaki tablodan da açıkça görüldüğü gibi, boşta geçen her iki yıllık periyod sonrasında adeta bir bumerang edasıyla gönderildiği yere tekrardan gerisin geri dönme yeknesaklığı bu yılda devreye girerse Galatasaray’ daki üçüncü Fatih Terim döneminin gerçekleşmesi kimseleri şaşırtmamalı..

Uzatmadan kendi adıma şöyle noktalayayım. Şayet böyle bir olay gerçekleşir, kötü gidişatın bütün faturası eline bir türlü kaliteli kadro verilmeyen Rijkaard’ a kesilir ve sonrasında tekrardan zaman kazanmaya yönelik yeni bir Fatih Terim istihdamı yaratılma yoluna gidilirse son dönemlerde yükselen (ya da körüklenen) Fenerbahçe antipatisi etkisini şiddetle Galatasaray’ a devredecektir. Hem de bol miktarda Galatasaray taraftarını dahi içerisine kataraktan..

Bu tercihin gerçekleşmesi sonucunda başarı garantisini hiç kimse veremese de antipati hususunda garantisini bizzat bendeniz verebilirim kolaylıkla..

Son olarak “Hayırlısı” diyerekten geçelim..