Aylık arşivler: Eylül 2010

Senede 2 Milyon Kazandıran Zırvalar!

Grupta bizim asıl rakibimiz Belçika’ dır..

Belçika falan bizim rakibimiz olamaz. Bizim rakibimiz Almanya’ dır. Birinci olamazsak başarısızlıktır. İkinci olmazsak % 1000 başarısızlık demektir. Bırakın Belçika’ yı falan yaa. Bu milli takım grubu Belçika’ nın önünde bitiremezse bu bizim ayıbımızdır..

Hocam Belçika eski Belçika değil. İki yıldır yeni bir yapılanma içerisindeler..

Mesela demin Lukunku mu dedin ne dedin sen?

Lukaku..

Ona bakarsan Real Madrid’ de benim Arda oynar. Sağbekde Gökhanım oynar..

Niye oynamıyor o zaman hocam?

Volkan dediğin kaleci Avrupa’ nın en önemli kulüplerinde oynar. Senin sağbekin oynar, Servetin oynar..

Onlarınki oynuyor zaten..

Onlardan bir oyuncu söyler misin büyük takımda oynayan?

Vermaulen oynuyor ağbi? Arsenal’ de direkt oynuyor..

Peki Fenerbahçe’ de kazandığından fazla mı kazanıyor Arsenal’ de? Kazanabilmesi mümkün değil..

Ama burada biz yetenek tartışıyoruz..

Peki Arda Arsenal’ de oynayamaz mı? Gökhan Gönül oynayamaz mı?

Adam Arsenal’ de oynuyor, seninkisi burada oynuyor. Üstelik formsuz olduğu için kötü oynuyor ve PAOK’ a eleniyor..

Sonuçta sen bu grupta birinci olamazsan başarılı değilsin demektir..

Peki biz ne zaman grupta birinci olduk ki tarihimizde? Şimdiye dek grubunda birinci olamamış bir takımın birinci olamamasını nasıl başarısızlık sayabiliriz?

???

Hocam şimdiye dek rakipleri küçümseyerek çok ağzımız yandı. Bu kez daha sağlam adımlar atalım istiyoruz biz..

Sonuçta Belçika bizim rakibimiz olamaz. Olmamalı!!

Peki ya Bosna Hersek? Onlar rakibimiz oldu ama..

Biz Bosna’ dan iki maçta 4 puan toplamıştık. Demek ki bizim problemimiz başka bir yerde. Onu da hoca çözsün işte..

Rakibiniz Değil İhtiyacınızdır Fenerbahçe

Ntvspor’ daki Yüzde Yüz Futbol Programı‘ nın dün akşamki konuğuydu Galatasaray Başkanı Adnan Polat. Son iki sezondur ligde ve kupada yokları oynayan, bu sezona kötü başlayan, kura çekimine kadar kendi taraftarının adını ilk kez duyduğu bir rakibe elenerek Avrupa’ dan elenen ve gecikmeli de olsa yaptığı transferler ile dahi geçen seneki kadrosundan daha güçlü bir görüntü çizemeyen bir kulübün başkanı olarak çağırılmıştı stüdyoya. Ancak Adnan Polat’ ı izlerken yukarıdaki bilgilerden haberi olmayan bir insan, son yıllarda kupalara ambargo koymakla kalmayıp üzerine de müthiş takviyeler yapmış bir futbol kulübünün başkanını izliyor olduğunu sanabilirdi rahatlıkla..

Tabii ki bu ruh halini özgüven ya da liderlik karizmasıyla da açıklayabiliriz. Taraftarına karşı umutsuz bir başkan imajı çizmemek adına gösterilmiş bir reaksiyon olarak da nitelendirebiliriz. Hatta transferin son gününde medyaya düşürülen haberlere göre Atletico Madrid’ in Arda Turan teklifine olumsuz yanıt verdiklerini ifade eden “Galatasaray kaptanını kimse son dakikada alamaz. Bu parayla ilgili bir konu değil” şeklindeki demecini de bir nevi güç gösterisi olarak değerlendirebiliriz..

Ancak bu sezon ligdeki rakiplerinin hangi takımlar olacağı yönündeki soruya karşılık olarak verdiği “Bizim tek rakibimiz Fenerbahçe. Beşiktaş ve diğerleri daha geride olur” kıvamındaki cevabı yukarıda değinmeye çalıştığımız ruh haliyle dahi açıklayamayız. İlk bakışta bu yorumun masumane bir tahmin ya da beklenti olarak algılanabilirliği olsa da içeriğinde karşı tarafa hissedilen katıksız bir ihtiyacın olduğu da apaçık ortada. Yani ara sıra medyada da sıkça dillendirilerek muhtemelen farkında olmadan dışavurulan “Fenerbahçesiz Galatasaray (ya da tersi) düşünülemez” sloganı bu ihtiyacın bir nevi itirafıdır da aslında..

Aralarında oynanan karşılaşmaları gezegenin en büyük derbileri arasında lanse ediyor olmalarına rağmen Dünya üzerinde sadece Azerbaycan tarafından satın alınıyor olduğu, Avrupa’ nın neredeyse hiçbir basın organının akredite olmadığı, dahası bizden başkaca kimselerin de pek fazla sallamadığı, birinin diğerine en az elli sene süresince kapatamayacağı bir farkla üstünlük kurduğu Fenerbahçe-Galatasaray rekabetini gözümüze sokarcasına efsaneleştirerek diğer takımları kaale almama tribi bir yere kadar anlaşılır anlaşılmasına da, henüz bir hafta öncesinde adı sanı duyulmamış takımlara elenerek Avrupa’ nın dışına itildikleri, kendi liginde iki senedir tek bir kupa dahi kazanamadıkları ve yeni sezona da anlı şanlı bir giriş yapamadıkları gerçeği nasıl bu derece pervasızca göz ardı edilir; anlamakta güçlük çekiyoruz doğrusu..


Masumane bir tahmin ya da temenniden uzak bir anlayışı dillendirdiği vücut dili, jest ve mimikleriyle dahi rahatlıkla anlaşılan Adnan Polat’ ın dikkate almayarak birer sıra takımıymışçasına lanse ettiği takımlardan Bursaspor geçen seneyi şampiyon bitirip lige müthiş bir giriş yapmışken, Trabzonspor çifte kupa kazanıp ilk üç haftaya bir de Fenerbahçe galibiyeti sıkıştırmışken, Beşiktaş belki de son yılların en spektaküler transferlerini gerçekleştirmişken bu röportajdaki asıl vurguyu göz ardı etmek büyük bir hata olur herhalde..

Dolayısıyla yeri geldiğinde ezeli dost, yeri geldiğindeyse ezeli rakip olarak gösterilerek haklarında türlü güzellemeler kaleme alınan bu iki takımın biribirlerine ne derece ihtiyaç duyuyor olduklarının kanıtıdır da bu durum aslında. Sonuçta Fenerbahçe cephesi zaten bu durumdan şikayetçi olmaz; zira oynadıkları her on maçın en az sekizini kazanıp birinde berabere kaldıkları bir ezeli rakibin onların gözünde kaymaklı ekmek kadayıfından bir farkı olmasa gerek. Galatasaray açısından bakıldığındaysa ezeli rekabette her ne kadar büyük bir hüsran söz konusu olsa bile Türkiye’ nin en büyük reytingine sahip olduğu sıkça dillendirilen bir takım tarafından birincil rakip olarak gösteriliyor olmak kendileri açısından gurur duyulası bir ayrıcalık olarak dahi görülebilir..

Hani derler ya, “Körler sağırlar birbirini ağırlar” diye; teşbihte hata aranmayacağı gerçeğinden hareketle biraz da o hesap. Neyse ki diğerlerinin gözleri de görüyor, kulakları da duyuyor. Gözler önünde yıllar boyunca oynanmakta olan bu orta oyununu da ibretle izlemeye devam ediyor..

Kazım’ a Takım Bulundu!


Bugünkü Fanatik gazetesinde okudum şu haberi. Guiza ile Kazım‘ ın bugün saat 17.00′ ye kadar kendilerine kulüp bulunamaması halinde Fenerbahçe’ nin başını bir hayli ağrıtacağı çekincesi dile getirilmiş haberde. Bu arada kendisinden takım bulması istenen Kazım‘ ın Milli Takım’ a davet edilmesinin de ayrı bir ironi olduğunu ekleyelim. Öyle ya.. Bundan daha büyük takım mı bulacak kendisine?

Gerçi sakatlıktan yeni çıkmış, sakatlığı devam eden, sezonda ortalama en fazla üç-beş maç oynayan ve takımlarında birer sorun yumağı haline gelen futbolcuların çoğunluğunu oluşturduğu bir Milli Takım’ dan bahsediyorsak bu duruma pek de şaşırmamak lazım. Hele ki o Milli Takım’ ın, bazı büyük kulüplerin ellerinden çıkarmaya çalıştığı futbolcuları dışarıya cazip gösterebilmek ve satış kolaylığı sağlanması adına ayyıldızlı forma ile ambalajlayarak piyasaya sürülme amacına hizmet ediyor oluşu da ayrı bir şüphe unsuru yaratıyor bünyede..

İşin bir diğer yanı da şu ki, halihazırda basına düşen son haberlere göre her iki ‘yıldız’ futbolcu da elde kalmış gözüküyor. Yaklaşık onbeş gün önce yazmış olduğum “22 Milyon Fenerbahçe’ yi izleyecek” başlıklı yazıda değindiğim 22 Milyon dolarlık meblağın, Deivid‘ in bedelsiz gidişinin ardından Kazım‘ ın da kadro dışında tutulması halinde 24 milyona ulaşacağı gerçeği de cabası..

Aslında öyle ya; bize ne onun bunun parasından, pulundan! Sonuçta biz sürekli olarak yeni gelenlere bakalım. Her yeni transferde fok balıkları gibi el çırpmaya devam edelim. Gidenler nasılsa sessiz ve usulca gidiyorlar gelişlerinde kopartılan yaygaranın aksine..

Belki de sadece Fenerbahçe’ nin değil bütün takımlarımızın asıl sorunu, gelişlerinde medya tarafından süpernova edasıyla pompalanan bir çok yıldızın gerisin geriye gidişlerinin ardından arkalarında bıraktıkları onca maliyet ile nasıl da koca birer kara delik haline dönüştüklerinde gizlidir. Kimbilir?

Ne Robinho, Ne Adebayor.. Fatih Tekke Beşiktaş’ a!!

Haftalardır gerek kolpacı basın tarafından gerekse özellikle Beşiktaş forumlarında fink atan kimi duyumcu tayfası tarafından dillendirilip durulan Robinho ve Adebayor gibi fantastik transferlerin aksine şeytanın dahi aklına gelmeyecek derecede radikal bir tercihte bulunarak Fatih Tekke ile anlaşma yoluna gitmiş Demirören Yönetimi..

Biraz önce Ntvspor’ da geçilen habere göre yıllık 300 bin euro kiralık ya da 750 bin euro bonservis bedeli üzerinden iki yıllık bir anlaşmaya varılacağı bildirildi eğer yanlış duymadıysam. Beşiktaş’ dan senede yaklaşık 750 bin avro ve maç başına 40 bin TL alacağı bilgisini de ilave edeyim. Zaten anlaşılan o ki, günler öncesinden Fatih Tekke ile her konuda anlaşma sağlanmış bile. 15 milyon avro karşılığında Milan’ a imza atan Robinho söylentilerinin ve ardı ardına patlatılan flaş transferlerin ardından Yönetim’ in bu son dakika hamlesi Beşiktaş camiasında nasıl karşılanır; orası da ayrı bir muamma tabii..

Ne diyelim ki.. Trabzon’ a dönebilmeyi bir türlü başaramamış olsa da Beşiktaş’ a gelerek bir çıkış yapabilme düşüncesinde olan eski kaptanımıza başarılar dileyelim buradan ve sözü Beşiktaşlılar’ a bırakalım en iyisi..

Son anda bir aksilik çıkmaz ise her iki taraf için de hayırlısı olsun..