Aylık arşivler: Aralık 2010

Panikatak Ruh Hali ve Sonrasında Telkinler

Son dönemlerde spor programlarına bir karamsarlık, bir umutsuzluk ve hatta bir matem havasının hakim olduğunu fark etmeyen yoktur sanırım. İlk başlarda Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş üçlüsünün yarışta geri kalmış olmasından dolayı ihaleyi alan firmanın decoder satışlarının düşeceği endişesinin dillendirilmesiyle başlayan panikatak ruh hali, zamanla ligimizin marka değerinin gittikçe düştüğü fikrinin zihinlere zorla empoze edilmesine dönüştü. Bitmedi. Daha sonra bu üçlü arasında en iyi durumda olan Fenerbahçe ile lider Trabzonspor arasındaki puan farkının son A. Gücü mağlubiyetiyle dokuza ulaşması sonucunda ortaya çıkan tablo, canlı yayında bir “facia” olarak nitelendirildi..

Ligin ilk yarısının 37 puanla lider geçildiği sezonlarda dahi ligimizin kalitesi hakkında böylesine hayıflanılmamışken ilk yarının bitimine bir hafta kala 39 puana ulaşan Trabzonspor’ un lider olarak devam ettiği sezonun henüz ortasında bu tip yorumların sistematik biçimde zikredilip durması hayli manidar olsa gerek. Öyle ki, sahada galip gelmiş olduğu takımların oyun sistemlerine, hocalarına övgüler yağdırırken puan kaybettiği takımlara gider yapmakta beis görmeyen ve ligimizi yarım asır öncesiyle kıyaslayan Schuster dahi bu sinsi yaklaşımın yanında masum kalır aslında. Şimdi benim bu yazıda dikkat çekmeye çalıştığım noktalar karşısında bana gene “Herkesin size-bize karşı olduğu paranoyasından kurtulun artık” şeklinde laflar hazırlayacak olanlar bu paragraftan sonrasını hiç okumasınlar mümkünse..
Daha iki sene öncesine kadar ligimizde sadece üç takımın şampiyonluğa oynuyor oluşunu Anadolu takımlarının kalitelesizliğine bağlayan, ligde rekabetin artmasının Anadolu takımlarının güçlenmesine bağlı olduğunu savunan, şampiyonlukları aralarında pay eden üç takımın Avrupa’ daki başarısızlıklarını dahi ligdeki rakiplerininin çelimsizliğiyle kamufle etme yoluna giden ağızlar, şimdi aynı ekranlardan adeta ağıtlar yakıyorlar. Bu samimiyetsizlik bir yana gayet iyi bir tempo yakalayarak açıkara liderliği eline alan Trabzonspor ile ilgili de enteresan tespitlerin sunulduğunu ve bu tespitlerin sürekli olarak tekrarlanması neticesinde sanal bir gerçeğin zihinlere pompalanmaya çalışıldığını görmekteyiz..

Mesela son zamanlarda Trabzonspor ile ilgili sıklıkla kullanılan argümanlardan biri olan “Kaliteli bir kadroları yok, yıldız futbolculara da sahip değiller. Ama Şenol Hoca İstanbul’ da tutunamamış futbolculardan bir takım yaratmayı başarmış” kıvamındaki söylemler önce Rıdvan Dilmen tarafından zikredildi. Ardından bir başka canlı yayında Mehmet Demirkol benzer cümleleri kurduğunda Sergen Yalçın’ ın “Öyle diyorsunuz da üç büyüklerde bir Selçuk, Engin, Alanzinho, Yattara, Jaja var mı sanki?” şeklindeki muhalefetine maruz kaldı. Daha sonrasında Mustafa Doğan neredeyse aynı kelimeleri bu kez kendi yorumunun içerisinde kullandı ve son olarak Sergen Yalçın iki gün önce itiraz ettiği bu söylemi “Baktığın zaman Trabzonspor’ un öyle aman aman bir kadrosu yok. Yıldızı var mı? Yok. Ama iyi takım olmuşlar” diyerekten inanılmaz bir biçimde yineledi..
Adeta doğruluğu ispat edilmiş bir doktrin edasıyla ısrarla tekrarlanarak insanların bilinç altlarına zorla empoze edilmeye çalışılan bu tespitler, kamuoyunun bir kısmı tarafından Şenol Hoca’ nın hakkının fazlasıyla verildiği şeklinde yorumlanıyor olsa da ben aynı şekilde düşünmüyorum doğrusu. Aksine bu yorumlar eşliğinde ben alttan alta “Bakmayın siz şu anki tabloya. Aslında Trabzonspor’ un takım kalitesi burada olmayı hak etmeyecek kadar yetersiz. Başta Şenol Hoca’ nın motivasyonu ve diğer büyüklerin formsuzluğu sayesinde şimdilik yollarına devam ediyorlar” telkininin sinsice verildiğini düşünüyorum. Tabii ki kadro kalitemizin en üst seviyede olduğunu ya da ligin en pahalı kadrosuna sahip olduğumuzu iddia edecek değilim. Ancak rakiplerimizin transferde harcadıkları para ile kadro kalitelerinin doğru orantılı bir çizgiye sahip olmadığı gerçeğinin farkında olduğumuz gibi geçmişte ve hatta günümüzde dahi elden çıkarılmak adına onca tazminatlar ödenmesi göze alınan sözde yıldızların da varlığını inkar edemeyiz sanırım. Ayrıca “İstanbul’ da tutunamamış isimler” klişesini besleyebilecek sadece iki isim var kadroda. Biri henüz 25 yaşındaki Burak, diğeriyse 27 yaşındaki Serkan. Bu mudur yani İstanbul’ da tutunamayanlardan kurulu kadro? Yapmayın artık!
Sonuçta demek istediğim şu ki, bir takımın kadrosunu zülfiyare dokunmadan eleştirmenin, değerini olduğundan düşük göstermenin, bu sayede camiada bir güvensizlik ortamı yaratmanın, bunun yanında geri düşmüş diğer takımlara ve bu tablodan endişe eden kamuoyuna bir nevi moral kondisyon aşılamanın en ucuz ve en kadim taktiklerinden birinin o ekibi “sadece teknik adam” üzerinden övmek olduğunu Hıncal Uluç bize yıllar boyunca göstermişti. Hedefinde bir teknik adam olduğundaysa yukarıdaki denklemi tamamen tersine çevirerek bu kez o takımın kadrosunu bir nevi yıldızlar topluluğuymuşçasına ortaya sunar, kadro kalitesinin en üst düzeyde olduğunu savunur ve bu ucuz numarayı milllete (maalesef kulüplere de) afiyetle yedirirdi..
Sonuçta henüz ligin tam ortasındayız. Açıkçası ben kendi adıma 3 puanlık sistemde Galatasaray hakında o kadar iyimser olamasam da bırakın Fenerbahçe’ yi, Beşiktaş’ ın dahi üç dört maçlık bir galibiyet serisi yakalaması halinde yeniden potaya girebileceğini, Bursaspor ve Kayserispor’ un ligin sonuna dek zirveyi zorlayacağını tahmin etmekteyim. Ayrıca bizim de bu mükemmel tempomuzun kesintisiz devam edemeyeceğini, illa ki beklenmedik bazı puanlar kaybedebileceğimizi şimdiden öngörmek kehanet sayılmamalı. Ancak uzun yıllar sonra tekdüzelikten kurtularak renklenen ligimizdeki şu rekabet ortamının keyfini doyasıya sürmek yerine yıkım edebiyatı yapmaktan, felaket tellalliğine soyunmaktan birileri kendini kurtarsa da şu yarışın keyfini hep birlikte sürebilsek hiç fena olmayacak..
Kısacası, kasmayın bu kadar; rahat olun!

Belediye’den Adamına Göre Muamele, Takımına Göre Fiyat

28 Kasım 2010 / İBB – Fenerbahçe Kapalı Tribün Fiyatı : 20 TL

12 Aralık 2010 / İbb – Trabzonspor Kapalı Tribün Fiyatı: 60 tl

2010-2011 Sezonu / İbb Kombine Bilet Fiyatı : 60 tl

Şimdi şu tabloyu gördükten sonra “Hakkat bu nasıl bir adaletsizliktir arkadaş. Bu türden keyfi tutarsızlıklara ne zaman son verilecek?” şeklinde tepki göstermek yerine “İyi ama ona bakarsak Fenerbahçe taraftarına da böyle özel tarifeler uygulanabiliyor” gibisinden savunma mekanizmaları geliştirilmez umarım. Yanlış her yerde yanlıştır. Birileri tarafından daha önce yapılmış olması şimdi yapılan yanlışı masum göstermez. Zaten şu tablodaki tek çarpıklık Fenerbahçeliler’ in daha iki hafta önce aynı stadyuma bizim ödediğimizin üçte biri fiyatına girmiş olmasından ibaret de değil. Ne türden bir mutasyon ya da motivasyona uğradılarsa artık bir anda İBB aşkıyla yanıp tutuşmaya başladığı gözlenen çiçeği burnunda bir taraftar grubunun aynı maçı aynı tribünden bizimle birlikte (60 bin tl/17 maç) sadece 3,5 TL’ ye izliyor olmalarıdır da bir bakıma..

Tabii ki kombine alındığında bir maçın maliyeti, normal tek giriş ücretine oranla çok daha uygun olacaktır; eyvallah. Ancak aynı sezonda aynı tribündeki tek bir lig maçı fiyatı ile kombine fiyatı nasıl aynı olabilir? Üstelik bu fiyatın açıklanmasının tam da Trabzonspor taraftarlarının ülke geneline yayılan “70.000 kişi rekor için oradayız” sloganıyla organize ettikleri bir zamana denk gelmesi daha manidar olsa gerek. Bu durumda insanın aklına bu kombinelerin kendi varoluşlarını anlamlandırmak amacıyla finanse ettikleri birilerine sembolik fiyatlar eşliğinde peşkeş çekildiği ya da bazı takımların seyirci potansiyellerine ve ligdeki konumlarına bakılaraktan açıkça düdüklendiği düşüncesi geliyor. Başka bir olasılık olduğunu düşenen varsa söylesin söylemesine de benim aklıma bir üçüncü seçenek gelmedi açıkçası..

Çoğunluğu genç 80 milyonu aşkın nüfusumuza rağmen olimpiyatlarda rezil rüsva olduğumuz bireysel branşlarda sporcu yetiştirmek yerine kimselerin umursamadığı bir futbol takımını idame ediyor olmakla eleştirilen ve ne mazisi ne de tek bir taraftarı dahi olmaması sebebiyle yıllardır varlığı sürekli olarak sorgulanan İstanbul Büyükşehir Belediyesi şimdi göğsünü gere gere “Artık bizim de bir taraftar grubumuz olduğuna göre bu takımı hayatta tutmaya devam edeceğiz” diyebilir. Ne mutlu onlara! Birilerini önemsiyor ve birileri tarafından da önemseniyorsunuz artık. Gene de her türlü olumsuz saha, hava ve masabaşı şartlarına rağmen bizler yarın orada olacağız ve Trabzonspor’ u yalnız bırakmayacağız..

Son olarak da size söylüyorum İBB, neymişsiniz siz arkadaş!

En Tembeli Ben, En Yeteneklisi Arda Turan


Dün akşam Lig Tv’ deki Quiz programının konuğuydu İbrahim Üçüncü ya da nam-ı diğer Yattara. Vermiş olduğu cevaplara bakılırsa hayli keyifli geçen programda kendisine sorulan tüm soruları içtenlikle yanıtladığı anlaşılıyor doğrusu..

Ancak içlerinde bazı cevaplar var ki gerçekten de ilginç. Mesela “En iyi teknik direktör” sorusuna Ersun Yanal cevabını veren Yattara “En kötü teknik direktör” sorusunaysa hiç düşünmeden Ziya Doğan‘ ı layık görmüş. Ayrıca röportajın sonunda Şenol Hoca‘ nın da hakkını fazlasıyla veren Yattara’ nın hayli objektif olmaya çalıştığı “En yetenekli futbolcu” sorusuna vermiş olduğu Galatasaraylı Arda Turan cevabından da anlaşılıyor olsa gerek..

Bunların haricinde kendisini en tembel, Umut Bulut‘ u en çalışkan, Barış Memiş‘ i en yalancı, vatandaşı Kanfory Sylla‘ yı en cimri, Sivassporlu Hayrettin‘ i en gaddar, eski Fenerbahçeli Anelka‘ yı ise idolü olarak seçmiş olduğu bu eğlenceli röportajını ve içerisinde Yattara’ nın biribirinden estetik hareketlerinin yer aldığı programı baştan sona izlemek isteyenler şuradaki linkten ulaşabilirler..

Gazozuna Lig ve Neurosport

Beşiktaş’ ın Fulya’ daki Şan Ökten Tesisleri’ nde tam üç haftadır tüm hızıyla devam eden ve mayısın son haftasına kadar da sürecek olan son derece renkli bir lig gerçekleşmekte şu an. Bu linkte yer alan haber içerisinde bilgilendirildiği üzere çeşitli meslek gruplarının katıldığı, biribirinden renkli simaların da boy gösterdiği Gazoz Ligi’ ndeki tüm maçlar ile ilgili bilgileri (puan durumu, fikstür ve çeşitli istatistikler) şuradaki adresten takip edebilmek de mümkün. Hatta İstanbul’ daki bütün futbolseverleri bu keyifli organizasyonu izlemeye davet ettiğimizi de ekleyelim..
Gelelim defansında benim de (Great White- Soner Öztürk) görev aldığım ve ilk üç hafta içerisinde bir galibiyet iki de mağlubiyet alarak en azından şimdilik 11 takımlı ligin orta sıralarında yer bulmaya çalışan Neurosport takımına. İsminden de anlaşılacağı üzere Eurosport ve NtvSpor ekibinin Yenilsen De Yensen De programı katılımcıları ile takviye edilmiş bir kadrosu var Neurosport’ un. Eurosport ve Ntvspor ekranlarından kendisini tanıdığımız Caner Eler’ in teknik direktörlüğünü, gene Eurosport spikerlerinden Erman Yaşar’ ın da yardımcılığını yaptığı takımımızın kalesini Ntvspor’ dan Onur Erdem koruyor. Takım kaptanlığını Ekşibeşiktaş’ dan Gürcan Ulusoy’ un yaptığı Neurosport’ da hazırlık dönemi ve geride kalan üç haftalık periyod içerisinde forma giyen isimler ise Ntvspor basketbol yorumcusu ve spikeri İsmail Şenol, Ntvspor yorumcusu Emek Ege, Tardini Büfe’ den Emre Özcan, Ekşibeşiktaş’ dan Armağan Ükünç, Papa Bouba Diop’ dan Yusuf Koç, Di Massimo Talento’ dan Sencer Yücel, Pc LionFC’ den Uğur Karakullukçu , Çizgiden Çıkaran’ dan Barış Gerçeker, Cezasahasi.net’ den bendeniz ve Eurosport bünyesinden Mustafa Özdemir, Gürsoy Ercan, Onur Salman, Ozan Sülüm, Yücel Tuğan, Uygar Karaca, İbrahim Koçyiğit, Eray Kaş, Alican Keser ile gene YDYD kadrosundan Emre Alayoğlu’ ndan ibaret. İlerleyen haftalarda gerçekleşecek ara transfer döneminde biz dahil tüm takımların yeni takviyeler yapabilme şansları olduğunu da ekleyelim tabii..

Açıkçası Gazoz Ligi’ nin benim turnuva öncesinde tahmin ettiğimden çok daha ciddi bir havada cereyan ettiğini belirtmek gerek. Tüm maçlarda centilmenliğin ön planda olmasına karşın puan mücadelesinin kızışmasıyla ligin henüz üçüncü haftasında bilek kırılması dahil çeşitli sakatlıkların yaşanmış olması da bunun bir işareti olarak gösterilebilir. Her haftanın salı ve çarşamba akşamlarında 21.00-24.00 saatleri arasında gerçekleşen mücadeleler nizami boyutlara sahip suni çim üzerinde gerçekleşmekte. Biri orta diğerleri yardımcı olmak üzere lisanslı üç hakemin görev aldığı, saha kenarında ilk yardım müdahalesinin yapıldığı, futboldaki bütün kuralların (ofsayt, geripas gibi) istisnasız uygulandığı 11 takımlı ligin, ilk etapta 22 hafta boyunca süren maçlara sahne olacağını ve her takımın bu dönem içerisinde biribirleriyle ikişer kez karşılaşacaklarını belirtelim. Ardından son üç takım arasında kalmayarak ilk sekize girebilme başarısı gösteren takımlar kendi aralarında elemeli play-off maçlarına çıkacak ve yarı final ile final maçlarının ardından lig şampiyonu belli olacak..
İlk üç haftasında başta Tiyatro olmak üzere İtü ve Boğaziçi takımlarının ağırlığını koyduğu Ayazma’ nın ise gayet istikrarlı bir şekilde yoluna devam ettiği ligde mutlu sona hangi takımın ulaşacağını şimdiden tahmin etmek güç olsa da izleme şansı bulduklarım arasında kendi adıma en şanslı gördüğüm takımın gayet hızlı, teknik ve mücadele gücü yüksek bir takım olan Tiyatro olduğunu düşünüyorum doğrusu..

 

Son olarak hemen yukarıda toplu fotoğrafını sunduğum takımımızdaki isimleri soldan sağa tanıtmadan önce deplasman ve iç saha ayrı ayrı olmak üzere tozluklarımızdan şortumuza kadar forma ihtiyacımızı ücretsiz karşılayan Nike ‘a teşekkürü borç biliriz. Düz beyaz deplasman formamız haricinde özellikle buram buram Doncaster Rovers esintileri taşıyan enine çizgili formalarımızı tedarik etmek adına büyük çaba gösteren Armağan Ükünç ile bu güzel organizasyonda aktif olarak büyük emek sarfeden Mustafa Özdemir’ e de buradan bir selam gönderelim..
Üst sıra..
Erman Yaşar, Yücel Tuğan, Emre Özcan, Gürcan Ulusoy, Emre Alayoğlu, Onur Erdem, Mustafa Özdemir, Uğur Karakullukçu, İsmail Şenol, Caner Eler.
Alt sıra..
Onur Salman, Alican Keser, Uygar Karaca, Armağan Ükünç, Kobay Gök, Soner Öztürk, Gürsoy Ercan ve Barış Gerçeker