Önce Hoşbulduk, Sonra Hoşgeldin

Fenerbahçe-Trabzonspor maçının ardından kimileri Fenerbahçe’ nin galibiyetinin etkisiyle zafer sarhoşluğu yaşarken kimileriyse Trabzonspor’ un mağlubiyetinin sebeplerini tartışadursun bana göre maçın en önemli hikayelerinden biri de şu sayfalarda çokça methettiğim ve eminim bundan sonra da sıklıkla methedeceğim Şenol Güneş ile Aykut Kocaman arasındaki diyalogdu (monolog da denebilir) şüphesiz..
Zira mülayimlik ve alttan alma hususunda on Münir Özkul gücünde olan, karşılıksız sevgi ve merhamet konusundaysa Nubar Terziyan’ ı dahi gölgede bırakan Şenol Hoca’ nın bu dev maçta, daha öncesinde polemik yaşadığı Aykut Kocaman’ ın yanına kadar giderek kendisine başarılar dilemesi şeklinde cereyan eden ibretlik hal ve hareketlerinin de gündemi bir hayli meşgul ettiğini kabul etmek gerek..
Şimdi iki adım geriye çekilip biraz uzaktan şöyle bir baktığımızda, bu olayı taraftarımızın bir kısmının Şenol Hoca’ nın büyüklüğü ya da adamlığı olarak algıladığını diğer bir kısmınınsa bu davranışı pasiflik veya pısırıklık olarak değerlendirdiğini görüyoruz. Yani çekilen bu fotoğrafa ya siyah denilmiş ya da beyaz. Diğer renkler bir çok tartışmada olduğu gibi gene görmezden gelinmiş. Gerçi sadece sporda değil, sosyal hayattaki tartışmalar da genelde hep uçlarda gezinmez miyiz? Mesela biri kalkar çarşaf giyene laf eder. Diğeri tutup karşılık olarak minik etekliyi örnek gösterir. Sanki normal bir kıyafet şekli yokmuş gibi. İşte bu da aynı hesap. Birilerinin gözünde Şenol Hoca ya çok büyük bir adam ya da pısırık bir insan. Ortası yok!
Oysa açık konuşmak gerekirse çok sevdiğim ve bir o kadar da saygı duyduğum Şenol Hoca’ nın bu tavrını Trabzonspor’ u alçaltan bir hareket olarak yorumlamasam da büyüklük olarak değerlendirilmesini de son derece yersiz buluyorum. Hatta takıma böylesi tansiyonu yüksek bir maç öncesinde dolaylı yoldan olumsuz etki ettiğini düşünüyorum. Neden mi? Dilimin döndüğünce açıklayayım..
Bir kere herşeyden önce Şenol Güneş on yıllık teknik direktörken kendisi hala futbol oynayan Aykut Kocaman’ dan tam onüç yaş büyük. Ayrıca son derece başarılı kariyerinde meslekdaşının hayalini dahi kurmakta zorlanacağı bir Dünya Kupası üçüncülüğü ve dahası var. Üstelik aralarındaki tatsızlığa sebep olan polemiğin fitilini ilk olarak ateşleyen de kendisi değil. Hepsinden de ötesi Şenol Hoca orada bir misafir. Yani Aykut Hoca evsahibi. Daha açık bir ifadeyle, bizim kültürümüzde çok önemli bir yer tutan ve bana göre insan ile diğer canlıları ayıran en önemli özelliklerden biri olan evsahipliği görevini gerçekleştirmekle mükellef olan taraf Aykut Kocaman’ dan başkası değil..
Fakat o gece Saracoğlu’ nda ne oluyor? 1500 yıl önce yaşamış olsa muhtemelen bir evliya olacağını tahmin ettiğim Şenol Hoca, evine kadar gelen bir misafire kuru bir “Hoşgeldin” diyebilmekten dahi aciz bir adamın ayağına kadar gidiyor, kulübesinin önünde bekliyor, kendisinin suratına dahi bakmaksızın asık bir yüz ifadesiyle kerhen elini sıkan meslekdaşına bir nevi “Hoşbulduk” diyor. Bu hareket Şenol Hoca‘ nın gezegendeki en naif ya da en kibar insanlardan biri olduğunu gösterebilir belki ama büyüklüğünü ne yazık ki göstermez. Büyüklük nasıl olurdu, onu da nacizane söyleyeyim..

Misal Şenol Hoca bir misafir teknik adam olarak sahaya gelirdi. Seremoniden sonra yerine gider Aykut Kocaman’ ın onun yanına gelmesini beklerdi. Aykut Hoca yaklaşırken yerinden kalkıp elini sıkarak onu affettiğini söylerdi. İşte büyüklük tam olarak bu olurdu. Şayet Aykut Hoca gelmeseydi, asli görevi olan bu misafirperverliği yapmasaydı küçülen Şenol Hoca değil gene bizzat kendisi olacaktı. Ancak Şenol Güneş bu fırsatı maalesef iyi kullanamadı. Yapmış olduğu son derece gereksiz ve karşılık dahi bulmayan bu kompliman, günlerdir medyanın gündemine yerleşen polemikle beslenen her iki takım futbolcularının psikolojilerine de aynı şekilde sirayet etti. Çünkü bu çarpık tablo ve dahası bu nezaketsizlik futbolcuların da gözü önünde gerçekleşmişti. Dolayısıyla iki teknik adamın maç öncesindeki ruh hali takımların ilk yarım saatte ortaya koydukları futbola da birebir yansıdı. Bir tarafta başı önde, mazlum ve çaresiz bir Trabzonspor dururken, diğer tarafta kendine aşırı güvenen, agresif, hatta pervasız bir Fenerbahçe vardı..
Lakin sevgili Şenol Hoca‘ nın maç öncesindeki göz yaşartan sevgi pıtırcığı ruh hali maçtan sonra da devam etti. Hayatı boyunca inisiyatif alınması söz konusu dahi olmayan ve sürekli emir altında yaşamanın kanıksandığı bir mesleğin içerisinden gelmesine rağmen kendisine böylesi önemli bir maçta inisiyatif kullanması yönünde yetki verilen, maç içerisinde eyyamın dibine vuran kararlarıyla karşılaşmayı adeta kendi kişisel şovuna dönüştüren bir hakemi sahanın yıldızı ilan etti..
Şimdi ben bunları yazdım diye kalkıp “Zamanında Şenol Hoca’ yı öve öve bitiremiyordun. Şimdi bir Fener’ e yenildi diye başladın eleştirmeye” kıvamında mızırdanacak olanlara cevap vermeyeceğim. Şenol Güneş benim gözümde asla eleştirilmesi söz konusu olmayan bir mesih olmadığı gibi birilerinin öngördüğü gibi aciz bir kişilik de değildir. Burada bana göre rakibiyle girmiş olduğu polemiği iyi yönetememiş ve bir anlamda rakibinin tuzağına düşmüştür. Bu anlık zaafiyet onu kötü hoca yapmaz, hele ki kötü adam hiç yapmaz ama belki kötü bir stratejist yapabilir. Artık önemli olan bundan sonrasında oluşması kuvvetle muhtemel krizleri akilane bir biçimde yönetmek. Sonuçta hepimiz biliyoruz ki başarıya giden yol hiç de tekin ve temiz bir yol değil..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir