Aylık arşivler: Mart 2011

Ne Susmayı Becerdik Ne Konuşmayı!

Kulüpten yapılan resmi açıklamaya göre Trabzonspor Kulübü konuyu bir kez daha değerlendirmiş, ligde kritik maçların oynandığı ve derbi haftalarına girilen süreçte tansiyonu arttıracak eylemlerin fayda getirmeyeceği fikrine vararak tartışmayı sonlandırmış..
Daha bir hafta öncesinde sanki mevcut fikstürden haberleri yokmuş gibi ortalığı yıkan, Beşiktaş’ı dahi peşine takan ve hemen akabinde Fenerbahçe’ nin tepkisinden sonra gereken cevabı pazartesi günü vereceklerini açıklayan Yönetim ne yazık ki kelimenin tam anlamıyla tornistan yapmıştır..

Yani daha açık bir ifadeyle Sadri Başkan ve Yönetim susmayı da konuşmayı da maalesef becerememiştir..

Tıpkı Şenol Güneş’ in Aykut Kocaman ile girdiği polemikte olduğu gibi resmen çuvallanılmış ve camia bir kez daha zor durumda bırakılmıştır..
Bir hafta sonrasını dahi göremeden yapılan fevri çıkışın hemen ardından çark edebilen zihniyetin geleceği görecek vizyonu olamayacağı gibi bundan sonraki gerçekleşecek olası bir haklı isyanda dahi herhangi bir inandırıcılığı ya da ikna kabiliyeti tamamen ortadan kalkmış olacaktır..
Hep söylüyorum, ısrarla da söylemeye devam edeceğim. Kaybedeceğin ya da sonuçta cevapsız kalacağın bir polemiğe baştan girmeyeceksin. Daha bir hafta önce yazdığımız gibi ağzına geleni değil, aklına geleni konuşacaksın. Bırakın bir haftayı, birkaç sene sonra dahi pişman olacağın bir hareketi asla yapmayacaksın. Hele ki bu davranışları kendi adına değil de milyonları temsil ettiğin bir makamda yapıyorsan çok daha dikkatli olacaksın..
Çünkü bu tür kritik polemikler bir nevi satranç gibidir. Doğru hamleyi yapmadan önce rakibinin senin hamlene nasıl bir karşılık vereceğini de çok iyi ve detaylı bir şekilde düşünmek zorundasındır. Satrançtaki gibi birkaç hamle sonrasını tahmin edemesen dahi en azından bir hamle sonrasını hesaplayabilecek ciddiyete ya da zekaya sahip olmalısın. Nacizane ben şu blogda dahi birisiyle polemiğe girdiğimde ona yazdığım cevabı göndermeden önce o postu çürütebilecek herhangi bir argümanı bizzat kendim arıyorum ve ancak bulamadığımdan emin olduğumda o postu gönderiyorum. Kaldı ki kendi adıma değil de koskoca bir kulübün başkanı olarak böyle bir polemiğe girecek olsam her kelimem için en az iki gün düşünürdüm ben sanırım. Oysa buradaki ciddiyetsizlik dayanılır gibi değil!
İşin daha da vahimi böylesi şekilde sonuçlanan bir politikayı dahi mazur görüp bir de üzerine biribirinden samimiyetsiz ifadelerle süsleyerek neredeyse başarıymış gibi göstermeye çalışan “yalaka” zihniyetin varlığıdır. Küçük hesaplarla birilerine şirin gözükmek dürtüsü ya da birileriyle papaz olmamak korkusundan olsa gerek eleştiri kültüründen bi’ haber olan ve şimdilik deşifre etmediğim bu şakşakçıların varlığı Trabzonspor camiası adına da bir utanç kaynağıdır. Gönül verilen takımın her daim yanında olup desteklenmesi olgusuyla, yapılan her türlü hatayı adeta görmezden gelircesine sineye çekerek bir de üzerine güzellemeler yapan yanaşma zihniyet arasındaki kalın çizgiyi ihlal edenlerden tiksinmemek elde değil açıkçası..

Bu son gelişmeler de bir kez daha göstermiştir ki şu kadro şampiyon olacaksa Yönetim’ in hem transferdeki hem de kriz ortamındaki yanlış politikalarına rağmen eldeki futbolcuların üstün gayretiyle bunu başaracaktır. Her ne olursa olsun mevcut futbolcu kadrosu her türlü olumsuzluğa ve takviyesizliğe rağmen şampiyonluk yarışını son haftaya kadar kovalayabilecek kalitededir ve bunu sezonun ilk yarısında gösterdiği performansla da ispatlamıştır. Yeter ki o kadrodan maksimum verim alacak akıl ve otorite, işini düzgün bir şekilde yapsın, dönen tekere durduk yere taş koymasın..
Kısaca üstad Diyojen’in tabiriyle “Gölge etmeyin yeter, başka ihsan istemez”!

İyi Oynayan Değil İyi Konuşan Kazanır!

Herşey Aykut Kocaman’ ın Fenerbahçe 9 puan gerideyken “Trabzonspor’ un penaltıları irdelenmeli” çıkışıyla başladı. Sezona büyük umutlarla girilmişken Avrupa’ da ve Kupa’ da hüsrana uğramış, yeni transferlerinden beklediği verimi alamamış, tutunabileceği son dal olan ligden kopma noktasına gelmiş ve kendi camiası tarafından topun ağzına getirilmekten dolayı kaybedecek hiçbirşeyi kalmamış bir teknik adamın can havliyle haykırdığı bir çığlıktı bu. Belki de kısa süre öncesinde hakemleri açık dille tehdit etmiş olan Aziz Yıldırım’ a bir nevi dublaj yapmıştı Kocaman. Her ne şekilde olursa olsun yaratılan bu kaosun Fenerbahçe’ yi mevcut halinden daha kötüye sürükleme şansı yoktu ancak muhatabı Trabzonspor’ un başta liderlik ve sonrasında şampiyonluk olmak üzere kaybedebileceği çok şey vardı. Dolayısıyla derinlerden gelen bu feryada alabildiğine akilane ve soğukkanlı bir cevap verilmeli ya da hiç muhatap alınmayarak ustaca geçiştirilmeliydi. Maalesef Trabzonspor’ un ne yönetimi ne de teknik direktörü ikisini de başaramadı..

Önce Şenol Güneş, Nubar Terziyan’ dan bozma o mülayim mizacıyla taban tabana zıt sayılabilecek abartılı bir Erol Taş tepkisiyle Kocaman’ a gürleyiverdi. Avının tam da istediği kıvama geldiğini gören Kocaman bir anda mağdur ve kırgın çocuk rolüne bürünüverince merhamet konusunda peygamberlere dahi taş çıkartacak potansiyeldeki Şenol Hoca Saracoğlu’ ndaki şu meşhur “barışma” serenomisini sahneledi. Tüm Türkiye’ nin gözü önünde cereyan eden böylesine tansiyonu yüksek bir tartışmanın iki önemli figürünün nasıl bir davranışta bulunacağı merak konusuyken ve futbolcular dahi basında sürekli ısıtılan bu polemiğe kilitlenmişken Şenol Hoca adeta bir suçlu edasıyla üstelik misafir kimliğine karşın kendisinden yaş ve kariyer olarak da geride olan meslekdaşının ayağına kadar gidiverdi. Ancak muhatabının karşılığı hiç de beklediği gibi olmadı. Gölgelerin arasına gizlenmiş olduğu kulübesinden kerhen çıkan Kocaman samimiyetsiz bir ifadeyle elini uzatırken Güneş’ in suratına dahi bakmadı. Bazı “romantik” Fenerliler’ in Şenol Hoca’ ya bu jestinden dolayı sözümona adamlık payesi biçmelerine karşın tam aksi davranışlarda bulunan Aykut Hoca’ ya nedense hiçbir sıfat yakıştıramamaları ortadaki samimiyetsizliğin de bir belgesiydi aslında. Üstelik bu gereksiz ve bir o kadar da içi boş barış gösterisinin ardından iki teknik adamın can ciğer kuzu sarması birer dost haline gelmedikleri gerçeği hemen sonrasında yaşanan artçı polemiklerle de belgeleniyordu ayrıca. Fakat bu hengameden hem puan hem de moral olarak fazlasıyla karlı çıkan taraf Aykut Kocaman’ ın Fenerbahçesi olurken Şenol Güneş’ in Trabzonspor’ u kandırılmış ve küçük düşürülmüş olmaktan dolayı sinirlenen bir insan psikolojisine bürünüyordu. Zira basiretsizce girilen ve beceriksizce yönetilen bu polemik sonrasında hem moral hem de güven kaybı yaşanırken Şenol Güneş’ in Beşiktaş deplasmanında adeta kontrolden çıkmasına sebep olacak kadar ağır bir travmanın kapıları da ardına dek açılıyordu. Hekeme itirazdan Beşiktaş tribününe gönderilen ve orada bir de arbede yaşayan Şenol Hoca katotonik bir ifadeyle her gördüğünden özür diliyor, kendi başkanını dahi çileden çıkaracak bir söylemle tekrar sahaya çıkıp çıkmayacağı hususundaki çekincelerini saçıveriyordu medyaya..

Kısacası Trabzonspor’ un penaltılarının irdelenmesi yönündeki feveranın ardından Fenerbahçe’ nin üç penaltı kazandığı, Trabzonspor’ un ise penaltı kazanmak bir yana A. Gücü ve Beşiktaş maçlarında birer penaltısının verilmediği bir sürece girilmişti artık. Hakemler pek tabii ki her iki takımın da lehine ya da aleyhine hatalar yapmaya devam ediyorsa da Fenerbahçe’nin G. Birliği deplasmanında 4-2 kazandığı maçta kantarın topuzu fena halde kaçınca bu kez ardı ardına aldığı beraberliklerle puan avantajını da yitiren Trabzonspor cephesi yaygarayı basıverdi. Kulüpten yapılan resmi açıklamanın özünde Aziz Yıldırım’ ın Kulüpler Birliği Başkanlığı’ ndan istifası ve hakemlerden adalet isteği yer alıyordu. Bu sert bildirinin yankıları geçmeden “Düşmanımın düşmanı benim dostumdur” sosuna bulanmışçasına gelen bir Beşiktaş desteği sonrasında G. Birliği’ nin de kayıtsız kalamadığı bir kakofoniye dönüşüverdi ortam. Ne de olsa bu tür fevri çıkışlarla prim yapan ve istediğini fazlasıyla alan kanlı canlı taptaze bir Fenerbahçe örneği vardı ortada. Herkesin iştahı kabarmış ve ardı ardına Aziz Yıldırım özelinde Fenerbahçe aleyhine gönderilen basın açıklamaları adeta bir şeytan taşlama ayinine dönüşmüştü..

Fakat özelikle Trabzonspor camiasının önemsemesi gereken ince bir ayrıntı vardı. Sonuçta rakibinin ilk yaptığı çıkışta olduğu gibi kaybedeceği hiç bir şeyi kalmamış bir takım pozisyonunda değildi. Hala liderliğe ve şampiyonluğa en az rakibi kadar ortaktı. Ayrıca bu tartışmaları kamuoyuna dilediği üslupla yansıtan medya, tabiatı gereği Trabzonspor’ un yanında değil aksine tam karşısındaydı. Yani saha ve seyirci avantajı da alenen Fenerbahçe’ nin elindeydi. Daha da önemlisi Fenerbahçe’ nin başında bu tür kaos ortamlarını ustaca yönetebilen, hatta kurgulayabilen Aziz Yıldırım gibi kurnaz ve tecrübeli bir başkan vardı. Kendisi kolaylıkla oltaya gelmeyeceği gibi teknik direktörünün ya da bir başka yöneticisinin kendisinden habersiz bir çıkış yapmasına asla izin vermezdi. Bu durumda sessiz kalmak veya topa aynı sertlikte girmeden ustaca bir manevrayla geçiştirmek en akıllıca hareket olacaktı. Hatta Sadri Şener’ in gereksiz bir şekilde dillendirdiği “Türkiye’ nin dörtte üçü bizi istiyor” söyleminin rahatlıkla “Türkiye’ nin dörtte üçü Trabzonspor’ a yatacak” şeklinde algılanabileceği bir ortamda Fenerbahçe’ yi ülkenin yalnız ama mağrur delikanlısı gibi lanse etmek çok da güç olmayacak, Fenerbahçe camiasının sürekli olarak kendisine biçmeye çalıştığı bu “kahramanvari” model şimdi adeta rakipleri tarafından yakıştırılacaktı. Yani her an geri tepebilecek ters bir çıkış yapılmadığı sürece herşey Fenerbahçe’ nin istediği şekilde cereyan ediyordu..


Olaya Trabzonspor cephesinden bakıldığında tüm bu olanlardan bağımsız perde arkasında başka detaylar da vardı elbette. Kendi teknik direktörünün açık talebine ve kendi başkanının garanti vermesine rağmen devre arasında takıma hepi topu iki kaliteli takviye yapamayan takım yukarıda sayılan sebeplerin de etkisiyle 6 haftada tam 9 puanlık kayba uğramıştı. Kulübün başında hangi teknik adam ya da başkan olursa olsun bir şekilde transfer gündemine sokulan Brozek kardeşler nihayetinde Trabzonspor’ a “kazandırılmalarına” rağmen kadroya girmekte dahi zorlanıyorlardı. Çok akıllıca geçiştirilmesi gereken ve bir çok takımın son derece verim almayı başardığı ara transfer dönemi tam bir fiyaskoydu. Gerek başkan gerek hoca bazında açıkça bir basiretsizlik ve pasiflik örneği sergilenmişti. Dolayısıyla camiaya karşı bir suçluluk ve yetersizlik duygusu hakim olmaya başlamış bu son çıkışın altındaki psikolojik etmenlerin temelleri örülmeye başlanmıştı. Bir de bazı boş beleş andavalların kör değneğini bellercesine sürekli ısıtıp durdukları “Trabzonspor camiası bu baskıyı kaldıramaz” teranesi dillendirilmeye başlayınca soğukkanlı duruşunu asla bozmayan camianın aksine gene başkan ve hoca ekseninde bir kriz yaratılmış oldu. Yani bir anlamda kendi camiasına “Bakın biz sandığınız kadar da pısırık değiliz. Yeri gelince biz de bağırmasını biliriz” mesajı verilmeye çalışıldı..

Neyse efendim, uzun lafın kısası ben bu satırları yazana dek daha önceden de öngördüğüm gibi Fenerbahçe camiasından herhangi bir açıklama gelmedi. Bundan sonra da beklenmedik puan kayıpları yaşamadıkları sürece herhangi bir açıklamanın geleceğini de pek düşünmüyorum. Zira oltaya gelindiğinde, kontrolden çıkıldığında nelerin kaybedilebileceğini çok yakın geçmişteki Trabzonspor örneğinde açıkça gördükleri için sessiz ve serinkanlı olmanın en akıllıca yol olduğunu çok iyi biliyorlar. Çünkü onlar bu tür polemikler ve ayak oyunları ile elde edilmiş şampiyonluk hikayelerini ulvi bir zafer kazanmış general edasıyla gururla anlatan bir başkana da şahit olmuşlardı, benzer oyunlarla kaybettikleri şampiyonluklardan da gereken dersi çıkarmışlardı. Yani her açıdan bize oranla daha tecrübeli olduklarını bildiğimiz gibi medyanın da ağırlıkta olarak onların yanında olduğunu daha önce ispatlamıştık. Dolayısıyla Sadri Şener’ in bence çok erkenden oyuna soktuğu bu topa girmemelerini ben gayet doğal buluyorum. Kimse şimdi Aziz Yıldırım’ a kızmasın. Bu işler böyle yürüyor. Artık öğrenmek lazım..