Başkan, Yönetici ve Hoca = Şenol Güneş

Uzun süredir bloga yaz(a)mıyordum. Yazmak istediğim ender zamanlarda da ilk paragrafı bir türlü istediğim kıvamda çıkaramadan yazıyı komple siliyor, daha içime sinen bir girizgâh için tekrarına da başlayamıyordum. Bu atâletimin tek sebebi ben yazmaya ara verdikten sonra “Yazılarını çok özledik be Soner! Hadi karala bi’ şeyler artık, yoksa senin yokluğunda karanlığa gömüleceğiz” diyerekten isyan eden kitlelerin çıkmaması değildi tabii ki. Hatta benim sessizliğimde Adem’ in blogu tek başına gayet iyi götürüyor olması da değildi. Hepi topu yedi aydır bi’ şekilde bulaştığım ve beni çok keyif aldığım hobilerimden dahi çoğu zaman mahrum bırakan şu twitter illetine kafamdaki her şeyi anında döküyor olmanın verdiği kolaycılıktı beni yazmaktan asıl alıkoyan. Hani bi’ zamanlar değer verdiğimiz insanların özel günlerini tebrik etmek için önce kırtasiyeye giderek kart postal alıp, sonra arkasına ona özel sözler yazıp, ardından o kartı zarfa koyup, en nihayetinde postanede üzerine bir de pul yapıştırdıktan sonra postaya vermek yerine cep telefonumuzdaki tüm isimlere altına ismimizi yazaraktan otomatiğe bağlanmış bayram mesajını tek tuşla gönderebilme kolaycılığı gibi..

Fakat Şenol Güneş’ in bugün gerçekleştirdiği basın toplantısından sonra bir şeyleri satırlara dökmeden alamadım kendimi. En son 27 Haziran’ da düzenlemiş olduğu basın toplantısı sonrasındaki görüşlerimi daha önce uzun uzadıya yazmıştım. Şenol Hoca o toplantıda geçen sezonun başarılı kadrosunun çeşitli sebeplerle korunamamasını ve izlenen transfer politikasını kendi mizacından beklenmedik sertlikle eleştirmiş, bir anlamda üstü kapalı da olsa Yönetim’ e sitem etmişti. Kaldı ki o dönem elimizde Şampiyonlar Ligi bileti olmamasına rağmen geçen sezondan sekiz önemli oyuncusunu kaybetmiş takıma sadece Zokora, Adrian ve Henrique için toplamda 14 milyon avroya yakın bonservis ödenmiş olmasına karşın transferleri yetersiz bulmuştu Şenol Hoca. O günden bu yana takıma katılan isimlerden bonservisine 3,5 milyon avro ödenen ve Devler Ligi’ nde oynayamayacak olan Volkan’ ı saymazsak son anda toplamda 1,8 milyon avroya transfer edilen üç Slovak oyuncu sayesinde Şenol Hoca’ nın bir ay öncesine dek var olan şikayetlerinin son bulduğunu düşünmemiz hayalcilik olurdu..

Nitekim bugünkü basın toplantısında bu konu hakkındaki düşüncelerini daha öncesindeki kadar sert olmasa da yüzeysel olarak geçiştirdi hoca. Çünkü buna mecburdu. Zira artık transfer dönemi kapanmış, eldeki mevcut oyuncular ve kulüple ne menem bir ilişki içerisinde olduğu hâla gizemini koruyan Mithat Halis’ in menajerliğindeki dokuz yabancısı ile yola devam etmek zorundaydı. Hele ki henüz sezon başında, taraftarın beklentilerinin üst düzeyde olduğu, rakiplerinden Fenerbahçe’ nin şike soruşturmasıyla boğuştuğu, Beşiktaş’ ın hem kendi yönetimiyle taraftarı arasındaki soğukluk, hem futbolcu kadrosu bazında ciddi sıkıntılar yaşadığı, Galatasaray’ ın yepyeni bir yapılanma arifesinde olduğu bir ortamda enseyi şimdiden karartamazdı. Alabildiğine yapıcı, ilerisi için ümit verici ve bütünleştirici bir üslup takınmak zorundaydı. Çünkü taraftara vaad ettiği onlarca sözün arkasında dur(a)mayan, şike soruşturması sürecinde kendi hakkını rijit bir duruşla savunamayan, Devler Ligi vizesini almamızın kapısını açan UEFA şikayetini gerçekleştiren Ünal Aysal‘ a bile destek veremeyen, geçen yıl şampiyonluğunun çalındığı artık ispatlanmış olmasına karşın hâla o payeyi açıkça isteyemeyen ve tüm bunlar yetmiyormuş gibi Fenerbahçe’ nin düşürülmesine karşı topyekün birleşen kulüpler arasında olduğumuz haberlerini resmî siteden yalanlamaya dahi henüz yanaşmayan Yönetim’ e neredeyse inancını kaybetmiş olan taraftarın tutunacağı tek daldı Şenol Hoca..

Dolayısıyla onun güçlü ve kendinden alabildiğine emin durması gerekiyordu ki, bunu da gösterdi. Kimilerine göre felsefik, kimilerine göre öğretici ama bana göre son derece samimî bir dille çok önemli mesajlar verdi. Sözlerinin arasına sıkıştırdığı “Kanunları değiştireceğimize kendimizi değiştirmeliyiz” tespiti aslında bu basın toplantısının özeti niteliğindeydi. Suçluların cezasını çekmeleri gerektiği ve bu suçları örtbas etmenin daha kötü sonuçlar doğuracağını ima ettiği cümleler aslında Yönetim’ in çok daha önce bizzat resmî siteden açıklamak zorunda olduğu söylemlerdi. Oysa Yönetim bazında bunların hiçbirini dile getirememiştik bu güne dek. Fenerbahçe’ nin geçtiğimiz sezon şampiyonluğumuzu elimizden şike ve teşvik yoluyla gasp ettiği onlarca delille iddia edilirken, bu iddialar UEFA nezdinde kabul görmüşken, artık kendileri dahi suçlarını neredeyse kabul edip şu süreçten en az hasarla kurtulma yolları ararken sen hakkını aramak bi’ yana çeşitli haber kaynaklarına göre seni mağdur eden rakibinin kurtulması adına kapalı kapılar arkasında uğraş veriyor izlenimini ister istemez yaratıyorsan Şenol Hoca’ nın bugünkü konuşmalarının da gıyabında muhatabı olmaktan da kurtulamazdın pek tabii..

Açıkçası Yönetim’ in şu dakikadan sonra taraftarının çoğunluğunu tekrar arkasına alabilmesi ve güvenini kazanabilmesi adına şu şike süreciyle ilgili duruşunu ve tarafını net bir ifadeyle göstermesi artık elzem olmuştur. Taraftara verilen onca sözü ve vaadi yerine getiremeyen Yönetim’ in hele ki Şenol Hoca’ nın bugünkü açıklamalarından sonra sessizliğini koruması çok daha büyük sıkıntılar getireceği gibi, midesi gün geçtikçe daha da bulanan taraftarı ümitsizliğe de itecektir. Umarım Sadri Şener bu konuya geç de olsa el atar ve kulübün ortak görüşünü net bir şekilde ortaya koyma erdemini gösterir. Aksi halde işler biraz ters gitmeye başladığında sadece taraftarın değil, şu an yanlarındaymış gibi gözüken küçük bir şakşakçı azınlığın da hedefi haline gelecekleri kaçınılmazdır. Zira bu tip yardakçılar sadece güce taptıklarından dolayı an itibarıyla kim güçlüyse onun yanında olurlar, Trabzonspor’ un değil..

Tekrardan Şenol Hoca‘ ya dönersek. Teknik direktörlük kapasitesi, kariyeri, kıyafeti, diksiyonu falan tartışılabilir. Hatta sezon içerisinde vereceği kararlar, yaptığı ya da yapamadığı oyuncu değişiklikleri, oyuna müdahale şekli, takım formasyonu, taktiği şusu busu her şeyiyle de eleştirilebilir ancak onun kafa yapısı olarak Türk Futbolu’ nun çok üzerinde bi’ yerlerde olduğu gerçeği bakîdir benim nazarımda. Bu gün bir kez daha bu kulüpte hem başkan, hem yönetici hem de hoca rolünü ve dahası sorumluluğunu sırtına aldığını ispatlamıştır..

Ha unutmadan! Hazır elime değmişken şu şike soruşturması ve süreciyle de ilgili iki kelâm edeyim. Şu iki aylık sürecin bize gösterdiği en önemli gerçek birer koyun gibi söğüşleniyor olduğumuzun ortaya ayan beyan serilmiş olmasıydı bana göre. Suçu işledikleri iddia edilen ve hali hazırda hapiste bulunanların yaptıklarından çok daha büyük midesizliklere gerek Federasyon, gerek Yayıncı Kuruluş ve gerekse Kulüpler Birliği bazında gün geçtikçe daha da pervasız bir biçimde şahit oluyoruz. Aslında burada Türkiye’ deki bütün taraftar gruplarının devreye girerek ortak bir iradeyle tepki koyması gerekirdi ancak bu oluşumlar zaten şikayetçi olmaları gereken kurumlar tarafından nemalandıkları için böyle bir tepkiyi beklemek fazlaca iyimserlik olur. O sebeple bireysel vereceğimiz her tepkinin kitlesel sonuçlar doğuracağı gerçeğinden hareketle yapılacak en mantıklı hareket “Boykot” olmalıdır. Alınmayan, alındıysa geri verilen decoderlerle ve ligin ilk haftasındaki maçlara gidilmemesi gibi eylemler taraftarın duyarlılıklarını ciddiye almak bi’ yana dalga geçercesine yok sayanları yola getirmeye fazlasıyla yetecektir..

Son olarak; yazıya twitter ile başlamıştım, şimdi tam bitirmek üzereyken aklıma geliverdi. Avrupa sineması ile ilgili bloguyla bizleri bilgi içinde bırakan sevgili Fatih, benim Şenol Hoca ile ilgili uzun zaman önce söylemiş olduğum bir cümleyi hatırlatmış, ben de o cümleyle yazıyı noktalayayım..

“Şenol Güneş bin yıl önce yaşasaydı belki de mesih ilan edilirdi”

Teşbihte hata olmazmış derler; selametle..
Great White

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir