Aylık arşivler: Ekim 2011

Hakaret Hürriyeti ve Dişi Fenerbahstein


Gün geçmiyor ki başta Hürriyet gazetesi olmak üzere ulusal basın seviyesinde bilhassa Fenerbahçe jargonuyla Trabzon Halkı’ na ve Trabzonspor’ a hakaret edilmesin. Hele ki bu güce tapan yardakçı zihniyetten beslenen hamasî tavırların sportif yörüngeden tamamen çıkarak etnik kökene dayalı ırkçı yaklaşımlara doğru yönelmesini ibretle izlemekteyiz artık. Aslında Şenol Hoca geçtiğimiz sezonun hemen sonrasında açıkça “Rakip takım yayın organı gibi çalışanlar olmuştur. Özellikle Hürriyet gazetesinin ismini vermek istiyorum” dediğinde bir şeylere dikkat çekmeye çalışmıştı. Sezon boyunca sözümona Trabzonspor’ a verilen, Fenerbahçe’ yeyse verilmeyen penaltılar üzerinden çığırtkanlık yapmakta beis görmeyen Hürriyet Gazetesi ne yazık ki Türk Spor Gazeteciliği’ nin belki de en utanç verici röportajlarından birine imza attı bugün..
Çalıştığı gazete Hürriyet tarafından yakın geçmişte Trabzon’ daki EYOF organizasyonuyla ilgili izlenimlerini aktarmakla görevlendirildiğinde dahi şike süreci üzerinden Trabzon ve Trabzonspor ile ilgili alaycı göndermeler yapmaktan çekinmeyen Funda Ayaz isimli bir editör, artık tribündeki varlıkları dahi muamma olan GFB Angels adındaki bir kadın taraftar grubunun sözde lideri Ayça Alemdar isimli bir taraftar ile yapmış olduğu röportajda milyonlarca Trabzonlu ve Trabzonsporlu’ yu direkt hedef alan bir hakareti fütursuzca yayınlamıştır. Bu alenî hakareti Hürriyet Gazetesi’ nin Türkiye baskısına değil de Avrupa baskısına vermiş olmasının sebebinin Trabzon ya da Türkiye dışında hiçbir Trabzonlu veya Trabzonsporlu olmayacağını tahmin ettikleri şeklinde varsayılabilir; bilemiyoruz. Ancak neredeyse asırlık bir ulusal gazetenin böylesi bir seviyesizliğe daha imza atmış olmasının akılla, mantıkla, iradeyle, terbiyeyle ve dahası fikir hürriyetiyle izah edilebilir bir yanı olmadığı kesin..
Ancak Trabzonlu ya da Trabzonsporlular’ ın bize yakışan üslupla gayet itidalli bir şekilde tepki göstermesi gereken kişinin söz konusu kadın taraftardan ziyade bu pespayeliği utanmadan yayınlamakta bir sakınca görmeyen Funda Ayaz özelinde Hürriyet Gazetesi’ nin bizatihî kendisi olduğunu unutmayalım. Kadınlara bedava bilet uygulamasının daha ilk gününde adeta testosteron yüklenmiş bazı kadınsı bünyelerin tribünlerden koro halinde Trabzon’ a ettikleri küfürlerden hemen sonra gene iki kadının baş rolünü oynadığı bir röportajda seviyenin bu derece yerlere inmesi, şike süreci boyunca sosyal medyada dört bi’ yana “hebele lubele” ayar vererekten popülizmin dibine vuranların peydah olmaları, mevcut sistemin kendi eliyle yarattığı dişi Fenerbahstein‘ ı da gözler önüne sermekte ne yazık ki..

Hepi topu futbol ile ilgili bir konuda, son derece adaletsiz ve sinsi bir genelleme mantığından hareket ederek, kendi kimliğini, etnik kökenini sır gibi saklayarak, salt kupkuru bir “tutulan takım aidiyeti” arkasına sığınaraktan koskoca bir yöre halkını onursuzlukla, eziklikle itham edenler bu pervasızlığın karşılığını kurumsal ya da hukukî yaptırımlar bazında almadığı sürece bu nefret politikası ve linç zihniyeti daha da artarak devam edecek gibi gözüküyor..


Tüm bunlardan da kötüsü; nezaketin, zarafetin, inceliğin, kibarlığın ve dahası güzelliğin sembolü olan kadınlarımızın salt bir futbol oyunu adı altında bize sunulmasına karşın aslında çok daha makro boyutta gelişen, çıkar ilişkilerinin ve dahası rantiye anlayışının ön planda olduğu endüstriyel bir sektöre kör fanatizm eşliğinde ve bilhassa Fenerbahçe varlığı, popülaritesi kullanılaraktan meze ediliyor olmalarıdır ne yazık ki. Dolayısıyla bu kirli düzen ve onun içerisinde dönen bu paslı çark, kadınlarımıza futbolun kurallarını öğretmek, futbolu sevdirmekten ziyade futbol üzerinden kinlerini kusmak gibi bir anlayışa prim yaptırma yolunda hızla ilerlemekte..

Biz Trabzonlu ve Trabzonsporlular’ a düşen, onların istedikleri frekansa girerekten aynı seviyeye inmek değil aşağıda linklerini vermiş olduğum mail adreslerine gereken tepkimizi en itidalli bir şekilde göstermek ve sonucunu da ısrarla takip etmek olmalıdır..

Hürriyet.com.tr müdürü : ocan@hurriyet.com.tr

Hürriyet Editörü Funda Ayaz : fayaz@hurriyet.com.tr

Şikeci Olmak Varmış


Önce gittiniz, koca bir ligin on küsür maçına şike ve teşvik yoluyla tecavüz ederek kendinizi şampiyon ilan ettiniz, kutlamalar yaptınız, tonlarca ürün satarak şampiyonluk uğruna bol keseden harcadığınız paraları fazlasıyla çıkardınız. Günlerce kutladığınız ve halâ iade etmediğiniz şampiyonluk kupasını elinden gasp edercesine aldığınız rakibinizi sonraki sezona sirayet edecek bir kaosun içine soktuğunuz gibi, oturmuş kadrosunun dağılmasına ve büyük çapta revizyona gitmesine sebep oldunuz..

Ardından onlarca delil, kayıt ve tapeler yoluyla işlediğiniz suçlar ortalığa saçılıp başkanınızdan asbaşkanınıza, yöneticinizden efsane futbolcunuza kadar bütün üst düzey temsilcileriniz kodesi boylayınca bu kez büyük bir ustalıkla mağduru oynamaya başladınız. Kendi başkanınızı taraftarın gözünde adeta bir kült haline getirerek tişörtünden maskesine kadar rant aracı olarak kullandığınız yetmediği gibi kulübün üzerine yönelecek tepki ve yaptırımlara karşı da tampon yaptınız..

Yetmedi… Her yerde dillendirdiğiniz “Darağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe” mottosuyla taraftarınızın saftirik duygularını sömüren popülizmin dibine vurmanıza rağmen tıpkı sahadaki bazı rakiplerinize yaptığınız gibi ipinizi çekmekle görevli cellatınızı da bi’ şekilde ayarlamayı başardınız. Darağacının kurulu olduğu meydana sizin infazınızı izlemeye değil, sizi infazdan kurtarmak amacıyla toplandıklarını görülmemiş bir yüzsüzlükle itiraf eden Kulüpler Birliği’ nin de desteğiyle sıradan bir Anadolu Takımı’ nı çarmıha gerdirmeye yetecek derecedeki suçlarınızın cezasını ötelettiniz..

Fakat siyasetinden sanatına, dininden diline kadar her alanda yozlaşmış ve dejenere olmuş bir ülkenin söğüşlenmelik birer koyun olarak gördüğünüz futbolseverleri önünde pervasızca içine ederekten tam bir foseptik çukuruna çevirdiğiniz Türk Futbolu’ nun kokusu, Galatasaray Başkanı Ünal Aysan’ ın da yardımıyla İsviçre’ deki UEFA’ nın burun kemiklerini sızlattı. TFF’ nin kozmik odalarda alıp da size olan sevgisinden ve biraz da korkusundan açıklamaya cesaret edemediği karar Platini’ nin kulağına üfürülünce, içine kapağı atmak adına her şeyi mübah gördüğünüz Şampiyonlar Ligi’ nden men ediliverdiniz..


O dakikaya kadar TFF’ nin her kararına destek olan, TFF başkanına methiyeler düzen yöneticileriniz bu kez tırnaklarını çıkarıp, dillerini sivriltmekten geri kalmadığı gibi, hocanız ve kaptanlarınızın önderliğindeki basın toplantısında sergilenen ligden çekilme konulu orta oyunuyla bir kez daha taraftarınızın gözünde kahramanlığa soyundunuz. Ancak taraftarınızın ligden çekilme, decoder iadesi ve maçlara gitmeme gibi boykot girişimlerinde ciddi olduklarını görünce pabucun pahalıya patlayacağını anladınız. Şimdi ustaca çark etmeniz gerekiyordu. Hemen peşine başkan yardımcınız önderliğinde bir basın toplantısı düzenleyerek suçunuzu bir anlamda itiraf edip, sadece Devler Ligi’ nden men edilmekle cezanızı fazlasıyla çekmiş olarak sayılmanızı talep ettiniz..

UEFA’ nın müdahalesi ve Platini’ nin son derece net açıklamalarından sonra yeni sezonda bir Süper Lig maçına çıkacak olmanızın ne hukuken, ne vicdanen, ne de mantıken bir olasılığı kalmamıştı ki bu kez zamanında size komplo kurduğunu iddia ettiğiniz siyasetçilere sığınaraktan yasa değişikliği talep ettiniz. Bu talebinize başta yayıncı kuruluş olmak üzere duruşundan, kimliğinden taviz vermekte hiçbir çekince görmeyen ve sizi en yağlı müşterileri olarak başlarının üzerinde tutan diğer kulüp başkanlarının neredeyse tamamından destek aldınız..

Yaşadığınız bu kaotik ortamı bahane ederek elinizde maliyeti yüksek olan ve gönderilmeleri halinde taraftarınızın tepkisine neden olacak yıldız oyuncularla yollarınızı ayırma fırsatı da buldunuz. Şampiyonlar Ligi’ nden gelmesi planlanan paraların zararını bu futbolcuları elden çıkararak telafi ederken taraftarınızın tepkisine değil, aksine merhametine muhatap olarak bir kez daha mağrur ve gururluyu oynadınız..

Bitmedi… Önce Sivasspor, ardından Bursaspor ve son olarak Trabzonspor ile son yıllarda tam bir Anadolu İhtilali’ ne sahne olan ligin formatı da birilerini rahatsız etmeye başlamıştı. Makası gittikçe daraltan Anadolu Takımları’ nın olası şampiyonluk şanslarını azaltmak ve ligden erken kopma ihtimali olan büyük takımlara daha fazla final maçı oynatmak adına bir şeyler yapılmalıydı. Mesela Rıdvan Dilmen hemen her programında sadece büyük takımların katılacağı mini bir lig oynanması halinde Fenerbahçe’ nin her sezon rahatlıkla şampiyon olacağını istatistiksel verilerle söylüyordu. Bu iyi bir fikir olabilirdi. Sonunda tam da sizin önceki saha sonuçlarınıza uygun bir format bulundu ve play-off yürürlüğe girdi..

Kimselere danışma gereği duyulmadan yürürlüğe sokulan play-off sistemi küme düşme potasına hitap etmiyordu. Oysa bir sonraki sezona ertelenen cezanızın küme düşmek yerine puan silmeye dönüşmesi artık neredeyse kesinleşmişti. Fakat bu kez de kesilen puanlar sebebiyle oynayarak düşme tehlikeniz baş gösteriyordu. Üzülmeyin, ona da çare bulundu. Bu sene olmayan düşme hattı playoff’ unun gelecek sene uyarlanacağı müjdesi verildi. Yani 30 puanınız dahi silinse, toplamda alacağınız 60 puan bile ligin dibindeki cılız takımlarla aynı şartlar altında ölüm kalım maçlarına çıkma şansına sahip olduğunuz anlamına geliyordu. Kısacası artık size havada karada ölüm yoktu..


Derken lig başladı. Normal şartlarda içerisinde bulunmamanız gerektiği futbolun en üst noktası UEFA tarafından tescillenmiş olmasına rağmen yepyeni bir lige “kahramanlar” gibi başladınız. Lig başlamadan önce kendi sahanızdaki özel maçta emanet mandayı döver gibi dövdüğünüz gazetecilerin birbirinden cafcaflı gazete manşetleriyle göklere çıkarıldınız. Öyle ki, seyircisiz oynama cezası aldığınız maça kadın ve çocukların ücretsiz girmesine zemin hazırlayan yasaya dahi ön ayak oldunuz. Yaralarınızın sarılması, kırılan gönlünüzün alınması adına hiçbir fedakarlıktan kaçınılmazken, düne kadar topyekün ligi protesto eden taraftarınız da kombinelere, formalara saldırıyordu artık..

Sizin cenahta her şey yolunda giderken sebep olduğunuz şike soruşturması yüzünden ertelenen ve statüsü değişen ligde Avrupa maçlarıyla birlikte 11 günde 4 maç oynamak durumunda kalan rakipleriniz bu eziyetle cebelleşiyor, siz haftada tek maç oynayarak zirvenin keyfini sürüyordunuz. Ne mutlu size ki bu sayede şikesiz de maç kazanabildiğinizi ispatlama şansına sahip olmuştunuz. Artık siz bu ligin haksızlığa uğramış, devrik kralıydınız birilerinin gözünde!

Diğer yandan sizinle hemen hemen benzer pozisyonda bulunan, asbaşkanı ve hocası halâ kodeste tutulan bir kulübün başkanı da Kulüpler Birliği Başkanı olarak ödüllendiriliyordu. Zira şikeci olmak, şikeyle anılmak ya da en hafif tabirle şikeyle suçlanmak bu ülkede bir utanç ya da yıkım sebebi değil, terfi etmek, onurlandırılmak anlamına geliyordu artık. Saygınlığınız, itibarınız daha da artıyordu..

Tüm bunların haricinde bir de üzerine CAS’ dan talep ettiğiniz tazminatı da koparırsanız artık bu ligde şampiyonluğun değil, şike yapmanın ve şikecinin yanında olmanın en ulvî amaç olduğunu dosta düşmana ispatlayacaksınız..

Son olarak; gerçekten büyüksünüz!

Çünkü bu büyüklük futbolu yönetenlerin, futbolda söz sahibi olanların küçüklüğünden besleniyor aslında..