Aylık arşivler: Kasım 2011

Biraz Düşünmek Yeterli


Bir futbol kulübü başkanı düşünün; takımının mücadele ettiği ligdeki on küsür maça şike – teşvik yoluyla şaibe karıştırmış olmakla suçlanıp etrafındaki yöneticileriyle, eski futbolcularıyla ve işbirliği içerisinde olduğu iddia edilen diğer futbol adamlarıyla birlikte tutuklu yargılanmak suretiyle aylardır cezaevinde yatıyor olsun.

Bir futbol federasyonu başkanı düşünün; göreve getirildiği günden itibaren futbolun önünü açabilmek adına hiçbir kararı gününde ve sağlıklı bir biçimde verememiş, şike sürecinde sağlam bir duruş muhafaza edememiş, krizi yönetmek bi’ yana daha da içerisinden çıkılamaz bir kaosun içine sokmuş ve bir de üzerine play-off da dahil olmak üzere almış olduğu her kararda ülke futbolunu çok daha çekilmez bir hale getirmiş olsun. 

Bir milli takım sorumlu yardımcısı düşünün; sözümona sorumluluğu sadece başarıdan ibaret sayılsın, yardımcısı olarak görev yaptığı her teknik direktör başarısızlık neticesiyle gönderilirken o görevine her halükarda devam edebilsin ve o mevkiiye getirilmiş olmasının kariyerindeki hangi kritere ya da özelliğe bağlı olduğu hiçbir şekilde izah edilemesin.

Bir milli takım kalecisi düşünün; şampiyonluğu kutladıkları gün ağzından çıkan ilk laf sahadaki rakiplerine hakaretten ibaret olsun, şike yapmakla suçlanan kodesteki başkanı hatırına sakal orucu tutsun, hemen her futbolcuya gösterilen rutin tribün tepkilerine daha üst perdeden cevap versin ama her türlü formsuzluğuna ve arkasında bekleyen diğer meslekdaşlarının yükselen form grafiklerine rağmen milli takım kalesini kimselere kaptırmasın.

Bir milli takım kaptanı düşünün; sadece futbol kamuoyunun çoğunluğu tarafından nefret ediliyor olmakla kalmayıp neredeyse kendi taraftarının dahi büyük kısmı tarafından sevilmesin, zamanında basın tribününe kol çıkararak ettiği küfürün çok daha ağırını sözümona tribünleri sakinleştirmek adına milyonların gözü önünde taraftara açıkça yöneltebilsin ve saha içerisinde de fazlasıyla tahammül edilen tüm bu çirkinliklerine rağmen gerek kendi, gerekse milli takım kaptanlığı’ na layık görülüyor olsun.

Bir futbol yorumcusu düşünün; kendisi ülkedeki en sözüne riayet edilir spor adamlarının başında gelsin, her fırsatta taraflı olduğunu kabul etmesine rağmen sonuna kadar objektif olmasıyla kendini tanımlasın ama kendi takım kaptanıyla kalecisinin tribünlere ettiği galiz küfürlere tepki göstermek yerine topu dışarı vurarak kart gören bir oyuncu üzerinden niyet okumaya girişsin, kendileri gibi maçlara ücretsiz akredite olarak değil o soğuk havada tribünleri para ödeyerek dolduran ve karşılığında güzel futbol ya da iyi bir sonuç bulmak yerine kendi futbolcusundan küfür yiyen taraftarı neredeyse ihanetle suçluyor olsun.

Bir futbol medyası düşünün, objektif yayın ilkelerini tamamen bir kenara bırakıp kendilerine en büyük rantı sağlayan futbol figürlerini el üstünde tutsun, gerçekleri tüm çıplaklığıyla aktarmak yerine diledikleri şekilde sansür uygulasın, kendi gözünde en büyük gördüğü takımın derdini tasasını tutmayı, kendilerine göre yeterince büyük olmayan diğer takımların elde ettiği başarı hikayelerinin önüne çıkarsın ve bırakın dünya futbolunu, iki üç takım haricinde kendi ligindeki hiçbir takım hakkında en ufak bir mesai harcayıp dirhem bilgi birikimi edinemeyen şahısları salt ahbap-çavuş, hısım-akraba kredisinden spor yazarı kimliğiyle istihdam ediyor olsun.

Son olarak, yukarıda bahsi geçen kişi ve oluşumların ortak bir özelliğini düşünün ve gene bunların sadece ülke futbolu, sözde marka değeri, fair play anlayışı ve futbolseverlik kavramına değil ortaklaşa gönül verdikleri camiaya da açtıkları ağır hasarların hangi boyutlarda olduğu gerçeğini kabullenmeye başlayın artık.

İşte o zaman birşeyleri değiştirmeyi başarabiliriz belki. Tüm bu yanlışlardan biraz olsun utanmak ve ilerisi için ders çıkarmak için halâ az da olsa şansımız var.