Aylık arşivler: Ekim 2013

Canlı Gool’ e Fenerbahçe Sansürü

 

Öncelikle belirteyim ki bu yazıyı son günlerde bana sıkça
sorulan “Artık pazar günleri neden Canlı Gool programında yoksun?” gibi
sorulara maruz kalmamak ve bi’ nevi toplu cevap teşkil etmesi amacıyla
yazıyorum.  Ancak bunun yanında benim
programda dahi sıkça vurguladığım medyadaki Fenerbahçe faşizminin küçük bir
kanıtı olarak da tarihe not düşülmesi açısından önemli görüyorum.  En nihayetinde “Söz uçar yazık kalır” demiş
atalarımız.
Belli bi’ kısmınızın bildiği gibi sezon başından bu yana
reyting açısından pek iddialı olmasa da herhangi bir sansür ya da telkine maruz
kalmaksızın gayet dobra bir taraftar programı gerçekleştiriyorduk. Önceleri
sadece Bugüntv canlı yayını ile seyirciye ulaşan programın videoları Trabzonspor
taraftar oluşumlarından Bmn’ nin facebook ve twitter sayfasından binlerce
taraftara paylaşılmasıyla somut izleyici geri dönüşleri de alınmaya başlandı.
Lakin çok geçmeden bu sansürsüz dobralık, özellikle şike sürecinde Fenerbahçe
ile ilgili bazı acı gerçeklerin ekranlardan objektif ve sansürsüzce
zikredilmesine alışık olmayan dimağları fazlaca etkiledi.
Programın gidişatıyla tarafıma son zamanlarda Fenerbahçe
cenahından giderek artan tehdit ve küfür mesajları gelmeye başladı . Bu
arkadaşların kimileri beni kanalın çıkışında karşılamayı, kimileriyse evimin
adresini bularak biraz gezdirip dolaştırmayı vaad ediyorlardı. Daha öncesinde
blogdan da alışık olduğum boş beleş
küfür, hakaret ve beddualar da cabası. Fakat bu goygoycular muhtemelen
yeterli kalabalığı sağlayamamış olacaklar ki bol keseden salladıkları o
vaadlerini bir kez olsun gerçekleştiremediler. İşin daha ironik tarafı, ömrümün
neredeyse tamamı Kadıköy ve civarında geçerken bu tayfanın beni Mecidiyeköy’ de
marizleme planları kurmasıydı tabii ki.
Gerçi ben onları da anlıyordum aslında. Zira bu tip bir
Trabzonsporlu profiline hiç alıştırılmamışlardı. Onların kafalarında
canlandırdığı Trabzonsporlu imajı, sadece kendisine söz hakkı verildiğinde iki
kelime konuşup gerisinde susan, başta Fenerbahçe olmak üzere büyük takımları
kesinlikle eleştirmeyen ve tavşan boku misali ne kokan ne bulaşan mizacta
olmalıydı. Yani yıllardır TV’ lerde boy gösteren kendinden emin, güçlü ve
mağrur Fenerbahçe özgüvenine tamamen zıt bir profil teşkil etmeliydi. Oysa ben “yangına”
körükle gitmeye ve bir Trabzonsporlu olarak kendi doğrularımızı anlatmaya
kararlıydım. Orası bir taraftar programıysa sokaktaki taraftarın ne düşündüğünü
birileri açıkça söyleyebilmeliydi. Zaten TV ekranları sansürlenmiş ve
tembihlenmiş onlarca spor programıyla doluydu. Biz karşılıksız ve gönüllü birer
katılımcı olarak daha dobra, daha çekincesiz ve çok daha hesapsız olabilmeliydik.Göstermelik
fikir birliktelikleri, sözde objektif taraftar pozları ve göz yaşartan
centilmen taraftar jestleri bi’ yere kadar inandırıcı olabilirdi. Gerçekler de
sansürsüzce konuşulmalıydı. Kaldı ki tam iki sezon boyunca katıldığım ve reyting
açısından çok daha göz önünde bulunan Ntvspor’ daki YDYD programında dahi
böyle bir kısıtlama, sansür ya da telkine asla maruz kalmamıştım.
Neyse efendim, en nihayetinde benim umursayıp da ciddiye
almadığım bu tehditler kanala da sirayet etmiş olmalı ki programın
moderatöründen halâ posta kutumda duran ibretlik bir mail aldım. Mail’de
programdaki duruşumdan uzun süredir rahatsız oldukları bilinen bazı
Fenerbahçeliler’ in son dönemlerde sosyal medyada yazdıklarıma da ciddi anlamda
sinirlendikleri ve bunu da mazeret göstermek suretiyle kanalı arayarak
şikayetçi oldukları yazıyordu. Hatta canlı yayında programdaki diğer
Fenerbahçeliler ile aramızda gerginlik olabilme ihtimali dahi
dillendiriliyordu. Yani açıkça Fenerbahçeli diğer katılımcıların “Ya o ya biz”
resti çekmiş oldukları bana ima edilirken benim programlara bir süre ara vermemi
anlayışla karşılamam bekleniyordu.  Şu an
ismini vererek prim yaptırmak istemediğim ve bazı üyelerinin programa da
katıldığı küçük bir FB oluşumundan uzun süredir  twitter üzerinden onlarca küfür ve tehdit
aldığımı ve bu durumun mail’ deki içerikle örtüşüyor olmasını da hayli manidar
bir tesadüf olarak eklemiş olayım bu arada.
Uzun lafın kısası, kimlikleri dahi belirsiz üç beş kişinin
tehditi ya da isteğiyle bana açıkça bir Fenerbahçe sansürü uygulanmış ve Lube, Çavuşoğlu,
Yula gibi onlarcası internet ve TV ortamında her türlü pervasızlığa o
dokunulmaz FB kimlikleriyle imza atarken nedense bizim varlığımız bazı
bünyeleri derinden sarsmıştı. Bilhassa yasak ve kısıtlanmaya karşı ne derece
hassas olduğumu beni yakından tanıyanlar çok iyi bilirler. Üstelik gönüllü katıldığımız
bir programda böyle aleni bir sansürü asla kabullenemezdim ve cevaben attığım
mail’de bunu net bir dille belirttim. Ancak karşı taraftan bu güne dek halâ
cevap gel(e)medi.  Sonuç olarak yukarıda detaylıca
bahsettiğim üzere tarafıma uygulanan bu sansürden dolayı söz konusu program ile
ilişiğimi tamamen kesmeye karar verdim. Bu arada katılımcı bulamadıkları
haftalarda telefon ve mail aracılığıyla beni rica minnet programa davet
edenlere de aylardır karşılık gözetmeksizin verdiğim emeğimi ve hakkımı da helal
etmiyorum yani, kusura bakmasınlar.
Fazla uzatmadan bu yazıyı noktalarken kendime düstur
edindiğim sözümü de buraya iliştireyim
 “Söylediklerin ya da
yazdıkların kimseyi rahatsız etmiyorsa hiçbi’ şey anlatmıyorsun demektir”
Yani vaziyet bundan ibarettir dostlar. Bazı kesimlere verdiğimiz “rahatsızlık” gerek blog gerekse
sosyal medya üzerinden artarak devam edecektir. Bilginize sunulur
Soner Öztürk / 20.02.2012

Hepimiz Şikeciyiz!

 

Sen değil misin;
İktidarı her fırsatta eleştirip zırıldanmana rağmen seçim
zamanı sandığa gittiğinde tecavüzcüsüne aşık mağdure kıvamında oyunu gene o
iktidar partisine basan
Çocuk istismarı söz konusu olduğunda galeyana gelip sapığı
linç etmeye kalkarken arabanın arkasına “Liselim” yazan
Irkçılığa faşizme karşı çıkıp milliyetçiliği savunurken,
komünizme sosyalizme karşı çıkıp solculuğu sahiplenen
Kendi karına bacına yan gözle bakıldığında gözünü kan bürüyüp
adam öldürmekten dahi çekinmezken elin karısına bacısına sokakta laf atan
Çapkınlıkla övünürken fahişeliği hakaret gören
Haram maldan hayır gelmez edebiyatı yapıp bahis ve
şans oyunlarıyla para kovalayan
Faizin haram olduğunu söyleyip kâr payından nemalanan
Herkesin istediği dini yaşamaya özgür olduğunu savunup
laikliğe karşı çıkan
Dinde özgürlüğün teminatı olan laikliği sahiplenip baş örtüsüne
cephe alan
Günahkârların cehennemde yanacağına inanıyor olmana rağmen
hırsızlıktan, yolsuzluktan geri kalmayan
Senenin 11 ayı boyunca içki, kumar, zamparalık, hovardalık,
çakallık peşinde koşup ramazan geldiğinde senede bir aylığına müslüman olan
Hatun sana pas verdiğinde ona delicesine yavşayıp, seni
reddederek başkasına yanaştığında sinire kesip çirkefleşen
Eşini kıskanmıyor hurafesine dayanıp domuz eti yemezken bir
kümes dolusu tavuğu bafileyen horozla beraber tavuğu da afiyetle yiyen
Yunan asıllı Lefter’ in heykelini dikip Papaz’ ın çayırında top
oynayarak Rum Pontus üzerinden Trabzonlu’ ya sallayan
Bi’ taraftan Emre çirkefinin ırkçılığına küfredip diğer
yandan anti bizans pankartları açan
Hamsi’ yi ulusal organizasyonlarda dahi sembolize edip diğer
yandan hamsi yakıştırmasına sinirlenen
Kürde, ermeniye yapılan ırkçılığa sövüp Lazlık üzerinden Trabzon halkını ötekileştiren
Kendi memleketini sır gibi saklayıp salt kuru bir taraftar kimliği arkasına gizlenerekten kraldan kralcı bir yavşamayla İstanbul takımlarına dilenerek Trabzonspor taraftarına etnik köken üzerinden giydiren
Aziz Yıldırım, Mehmet Ağar, Mehmet Ali Yılmaz gibi mafyatik spor
adamlarına karşı durup Fatih Terim’ i yere göğe sığdıramayan
Yıldırım Demirören’ e sezon boyu küfredip içi geçmiş yıldız
transferler için stadyumları dolduranSadri Şener’ in yaptığı her doğru hamleyi gözümüze sokarken, yaptığı hataları ısrarla görmezden gelen

Gruplar halinde takımını delicesine sevdiğini iddia edip bedava
bilet peşinde koşan
Azerbaycan haricinde gezegendeki tek bi’ ülkenin dahi dönüp
bakmadığı Fb – GS derbisini dünyanın ilk 5 derbisi arasında bu millete
pompalayan
Yıllar boyunca “Bizim başkan mafyanın kralı olm! Adamın götünden
kan alır, kan” diyerekten caka sattığın başkanın şike ve çete kurmak iddiasıyla
kodese girdiğinde aynı adama Münir Özkul muamelesi yapmaya başlayan
Hemen her gün maaşlı gazetecileri objektif ve bağımsız olamamakla suçlayıp kendi kişisel bloglarında dahi şike ve teşvik hususunda tek cümlelik post atamayan
Sansüre ve sansürcü anlayışa karşı gözüküp diğer taraftan kendisine uygulanan sansürü kabullenerek tavşan boku kıvamında kokmayıp bulaşmadan kıyı köşe yazısı yazan
Bi’ yandan İsrail başbakanına sözümona posta koyup diğer yandan Ortadoğu Projesi’ nde eş başkanlık yapan başbakanınla övünen
58’ nci maddenin değişmemesi gerektiğini savunup bir ay sonra “58 nci madde değişmezse Türk Futbolu batar” diyen

 

Bi’ yandan “Cas davası namusumuzdur” ve diğer yandan “Cas
davası onurumuzdur” çığırtkanlığı yapıp sonrasında davayı sözde Türk Futbolu’
nun menfaati uğruna geri çeken
Yıllar önce partinin kapatılma davası söz konusu olduğunda “Cezayı
partilere verin, bize değil” önerisini yapıp iktidar olduğunda “Kurumlar değil,
kişiler cezalandırılmalı” diye çark eden
Marka değerini kendin belirlediğin sözde Süper Ligi’
ndeki 4 kafa takım zirvede kalınca düzenlediğin kolpa bir turnuvanın adına “Süper
Final” adını koyup son maça hayalini kurduğun “Fb-Gs” finalini denk getiren
AB üyeliği söz konusu olduğunda “Maç devam ederken kural
değişmez” diye çıkışıp şike davası devam ederken yasaları değiştiren
ve sen değil misin;
Sahadaki futbolculara ceza keserken başta Fenerbahçe
ve Türk Futbolu zarar görmesin ayağana “Şike sahaya yansımadı” safsatasıyla
kulüpleri kayıran
İşte bunların hepsi sensin, benim, biziz aslında. Çünkü şikeci zihniyet bizim hamurumuzda var!