Kategori arşivi: Genel

Türkiye Gerçekleri ve 4 Büyükler Üzerine Benzerlikler

Türkiye, gelişen ve globalleşen diğer medeni ülkelerin ne derece gerisinde kalmışsa ülkemizdeki büyük futbol kulüplerimizin de Avrupa’ daki vaziyetleri pek farklı değil aslında..

Özellikle 4 büyüklerde de tıpkı Türkiye’ de olduğu gibi taraftar ya da halk tarafından seçilerek göreve gelen baş(ba)kan, geldiği ilk gün mutlaka bir “Enkaz devraldım” edebiyatı yapar ve kendisinden önce görev yapmış olan diğer baş(ba)kanlara göndermelerde bulunur..

Ancak ne var ki, bir önceki iktidardan ya da yönetimden devralınan ve şikayetçi olarak veryansın ettikleri o borç batağı kendi dönemlerinde azalmak bir yana dursun daha da artar..

Ülke ekonomisi git gide dışa bağımlı hale gelip dış finans kuruluşlarının faizli borçlarına bel bağlanırken kulüplerin ekonomisi de federasyondan gelecek olan katkı paylarına ya da bahis şirketlerinden gelecek olan paralara endekslenir..

Ülke ürettiğinden fazlasını tüketen bir yapılanma içerisinde git gide batağa doğru sürüklenirken, bu “güzide” kulüplerimiz de ilginç bir benzerlikle alt yapısından neredeyse hiçbir değer çıkaramadan sürekli olarak dışarıdan getirilen futbolcuların gösterecekleri performanslara bel bağlarlar..

Türkiye’ de ithalat tavan yapıp ihracat ise neredeyse taban yaparken bu büyük camialarımızda da durum değişmez ve yapılan tek tük futbolcu ihracatlarından elde edilen paralar amatörce bir zihniyet ile transfer edilen bazı futbolcu ve teknik adamlara adeta peşkeş çekilmeye devam edilir..

Ülke ekonomisinin kötüye gidişini absorbe edebilme adına sırtına vergiler yüklenilerek yaşam standardı gitgide düşürülen ortadirek vatandaş modeli, salt şampiyonluk olgusundan edecekleri manevi kazanımları uğruna takımlarına destek vermeye çalışan ve kombine ücreti, maç bileti, lisanslı kulüp ürünleri, telefon hattı kampanyaları, forma alımları vb. yollardan takımlarına katkı sağlamaya çalışan cefakar taraftar modeliyle birebir örtüşür..

Ülkeyi idare eden iktidarlar göreve geldiklerinde ilk iş olarak kadrolaşmaya giderek önemli görevlere kendi adamlarını yerleştirirken söz konusu kulüplerde de bu eğilim büyük bir benzerlik arz eder. Önceden yapılan bir takım doğru hamlelerin üzerine konulması prensibinin yerine eski yapılanların topyekün imhası gerçekleştirilir ve her şeye tekrar sıfırdan başlanır..

Her gelen iktidar vatandaşından Avrupa standartlarında bir ülke yaratacağı vaadiyle en az 3 sene süre isterken kulüp yönetimleri de bu konuda geri kalmazlar. Lakin istenilen 3 sene sonunda vaad ettikleri Avrupai standartlar ve global başarılar bir türlü gelmez..

“Devletin malı deniz” zihniyeti büyük kulüplerimiz söz konusu olduğunda adeta bir okyanus kadar genişler. Ülke ekonomisini günü kurtarmaya yönelik eğilimler eşliğinde canlandırmayı marifet edinen oluşumlar memlekette para edecek her bir değeri dış mihraklara peşkeş çekmekte herhangi bir beis görmezken bu kulüplerde de işler ekonomik anlamda zora girdiğinde sıcak para girdisi adına budanarak adeta kuşa çevrilen futbolcu kadroları imdada yetişiverir..

Ülkeyi yönetenler dış borçlanmayı akılcı ve tasarruflu hamleler ile hafifletmeye çalışmak bir yana dursun git gide artırırken, söz konusu kulüplerimiz de var olan ve zaman geçtikçe devasa boyutlara ulaşan borçlarını aynı şekilde artırmaya devam ederler..

Ülke yönetimlerinden şikayetçi olan halk bunu protestoya döktüğünde provakasyon yaptıkları gerekçesiyle , takımlarının başarısızlıklarını eleştirerek tepki gösteren taraftarlar ise baskı yaptıkları gerekçesiyle hor görülür..

Vatandaş küresel kriz ortamında adeta yaşam savaşı verirken kendi lükslerinden, astronomik maaşlarından, aşırı kişisel giderlerinden hiçbir şekilde taviz vermeden arap şeyhi kıvamında sefa süren iktidar mensupları, dünyadaki hemen her sektörün büyük bir buhrana girdiği ortamda bazı futbolculara hiç çekinmeden trilyonlar yatırmakta herhangi bir çekince görmeyen büyük kulüp yöneticileriyle bu konuda da hayli benzeşirler..

Tıpkı türlü yalanlar ve pembe vaadler ile uyutularak sömürülen vatandaşlar ile bir gün dünya takımı olacakları hayaliyle yüz yıldır ağızlarına kendi ligindeki şampiyonluklardan ibaret balın çalındığı taraftarların biribirleriyle bu derece açık bir şekilde benzeştikleri gibi..

Great White

Asıl sen haddini bil Avea!!

Trabzonspor da tıpkı Fenerbahçe ve Galatasaray gibi Trabzoncell adı altında Avea ile bir taraftar hattı anlaşması yaptı. Hayırlı olsun. Umuyoruz ki TS Yönetimi taraftardan beklediği ilgiyi fazlasıyla bulur ve hedefledikleri 500 bin aboneye ulaşılır..
Gelelim işin pazarlama kısmına. Ortada bu çapta bir anlaşma olduğuna göre doğal olarak bunun taraftarlara en iyi şekilde pazarlanması da gerekiyor ve pazarlama işinin en büyük silahıysa reklam tabi ki. İşte en azından benim gözümde asıl sorun da buradan itibaren başlıyor..

İçerisinde Trabzonspor taraftarı, futbol, telefon, iletişim gibi öğeleri barındıracak bir reklam filminden insan doğal olarak karadeniz insanının kendine has kıvrak zekasını ön plana çıkaracak esprili replikler ve eğlenceli görüntüler bekliyor ama nafile..

Bir kere reklamın başrolünde rol alan tiplemenin bırakın karadenize has kıvrak bir zekaya, bir şempanzeninki kadar dahi algılama yeteneğine sahip olmadığını gerek davranışlarından, gerekse o avel bakışlarından gayet net bir şekilde görüyoruz..

Aklı başında herhangi bir TS taraftarını sokakta formasıyla beraber dolaşırken adeta utandıracak ve alay konusu durumuna düşürecek şekilde canlandırılan tiplemenin sağda solda rastladığı onca tepkiye, tezahürat yapmaya çalışırken kendi taraftarı tarafından tartaklanmasına rağmen abartılı bir algılama sorunu göstererek hala neler olup bittiğini algılama yoksunluğu çekiyor oluşu onu gitgide saldırgan bir hale getiriyor ve yıllardır İstanbul basınının bize yakıştırmış olduğu “Vandal TS taraftarı” kıvamına sokuveriyor..

Bütün bunlar yetmezmiş gibi, maçlarda bağırıp çağırmaktan ve asabi davranışlarda bulunmaktan başkaca bir halta yaramayan algılama özürlü TS taraftar tiplemesi, reklamın devam filminde de aynı idiot görüntüsünden kurtulamıyor maalesef..

Ayrıca, reklamın ana fikri olan o sözümona esprili slogan ile “Hattıni (haddini) bil” denilen tek taraf TS seyircisi her nedense. Reklamda TS taraftarından başka hiçbir taraftara ya da gruba “özellikle” yöneltilmiyor bu slogan..

İşin daha da trajikomik tarafı, bu rezalete son noktayı da Sadri Başkan koyuyor; belki de farkına bile varamadan..

“Gerçek Trabzonlu hattıni bilur” demiş hazret, anlaşmanın sonunda vermiş olduğu röportaja..

Şimdi şu cümleyi reklamdaki sözümona espri ile birleştirin bakalım ne çıkacak ortaya. “Gerçek Trabzonlu haddini bilur”.. Tam bir utanç vesikası..

Herifler hem de sırtımızdan para kazanmak suretiyle öyle tuzak bir kampanya sloganı bulmuşlar ki, reklamdaki ardı ardına gelen aşağılamalar haricinde mental olarak da sindirmişler bizi..

Yani bir anlamda “Trabzonlu haddini bilecek. Öyle sağda solda büyüklük falan taslamayacak” kıvamına getirmişler olayı..

Açıkçası başka bir takımı tutan ama TS ile de ciddi husumeti olan bir tip olsaydım, ekran başında keyfimden adeta yarılarak gülebilirdim bu filme ama bir TS taraftarı olarak şu reklamı yapanları da, bize reva görmeyi kabul edenleri de şiddetle kınıyorum kendi adıma..

Gerçi iki gündür neredeyse bütün TS taraftar portallarını dolaştım durdum ama benden başka bu reklam filminden rahatsız olanı da göremedim; yalan yok.. Bırakın rahatsız olmayı neredeyse bütün taraftar fok sürüsü gibi el çırparak alkış tutulmuş bu rezilliğe. Daha da garibi, reklamın neresinden hoşlandığını dahi açıklayamıyor kimse. Adam komikmiş.. Yahu o seni temsil ediyor zaten, neyine gülüyorsun?

Son olarak, aklı başında bir taraftarın bu reklamı beğenebilmesi için reklam filminin başrolündeki taraftar tiplemesiyle kendisini birebir özdeşleştirebilmiş olması gerekir. Zaten gerçekte de o algılama kapasitesindeyse beğenmesi de son derece doğaldır..

Yazık..

Great White