Kategori arşivi: Medya

Sıra Trabzonspor’ da

TS - PSV (2)

Önce Şampiyonlar Ligi elemesi, sonra Avrupa Ligi, ardından tekrar Şampiyonlar Ligi grup maçları derken sonunda gene Avrupa Ligi ikinci tur ilk maçında kendi evinde Hollandalı rakibi PSV Eindhoven’ı ağırlayacak Trabzonspor. Rakip Avrupa arenasında her ne kadar Trabzonspor’dan tecrübeli bir takım olsa da Şampiyonlar Ligi grup maçlarında Inter, Lille ve CSKA Moskova takımlarına karşı sergilenen olumlu futbol, Trabzonspor’un son 16 ümitlerini canlı tutması için yeterli olsa gerek.

PSV teknik direktörü Rutten’in karşılaşma öncesinde vermiş olduğu kendilerinden son derece emin beyanatlar ve etkili oyuncuları Labyad’ın kadrodan son anda çıkarılmış olması, Trabzonspor için bir avantaj teşkil edebilir. Zira Şenol hocanın önde oynayan takımlara karşı daha etkili bir hücum organizasyonu olduğunu önceki maçlardan biliyoruz. Şenol hoca şayet göreceli ağır olan stoper ve defans hattını geride tutmak şartıyla özellikle Colman’ı kullanarak Burak’ı PSV defans hattının arkasında topla buluşturmayı başarabilirse içeride gol yemeden bir galibiyet çıkarma şansını yükseltecektir.
Hücumdaki en etkili isimler Olcan, Alanzinho, Halil ve Burak dörtlüsünden Alanzinho ya da Halil’i fizik gücü yüksek PSV orta sahasına karşı dirençli durabilmek amacıyla bu maçta kenarda bekletebilir. Ayrıca son haftaların formda oyuncusu Mustafa Yumlu ile Giray arasındaki uyum da maçın gidişatını etkileyecek faktörlerden olacaktır. Kısacası bu maç Trabzonspor açısından kazanılması mutlak bir maç olmasının yanı sıra gol yemeden tamamlaması gereken bir maç niteliği de taşımakta.  Dolayısıyla Şenol hocanın mevcut oyuncu yapısının da etkisiyle daha kontrollü bir oyun planlayacağını öngörebiliriz.


Teknik direktör Rutten’in maçla ilgili söylediklerine bakarak Hollanda ekibinin bu maça oldukça rahat çıkacağını tahmin etmek güç değil. Kültürlerinden kaynaklanan bu soğukkanlılığının yanı sıra grup maçlarında deplasmanda oynadıkları üç maçı da kazanmaları, PSV’li oyunculara ekstra bir genişlik getiriyor.
Kırmızı-beyazlı ekip, tipik Hollanda futbolunun bir yansıması olarak 90 dakika boyunca topa hakim olup hücum futbolu oynamaya çalışıyor. Stoperde görev yapan Derijck-Marcelo ikilisi, sürekli topla hücuma katılıyor ve önündeki oyunculara destek veriyor. Ancak bu maçta bunu ne kadar sıklıkla yapacaklarını kestirmek gerçekten çok güç; PSV teknik ekibi Trabzonspor’un maçlarını izlemiş ve Burak’ın attığı golleri görmüşse bu tür bir risk alacaklarını düşünmek yersiz olur.
Hafta sonu oynanan Groningen maçında sağ bekte bir dönem Trabzonspor’un transfer listesine giren Hutchinson görev yaptı. Aslında o bölgenin oyuncusu Manolev ancak Kanadalı oyuncu da bir orta saha oyuncusu olmasına rağmen bek olarak gayet olumlu bir oyun ortaya koydu. Bu akşam oynadığı takdirde Avni Aker seyircisiyle geç de olsa buluşmuş olacak ancak Rutten’in tercihini Bulgar oyuncudan yana kullanacağı hemen hemen garanti gibi.
Konuk ekibi en çok zorlayacak konu ise sol bekte kimin görev yapacağı. Milli oyuncu Pieters’in yokluğunda 17 yaşındaki Willems bu bölgede şans buldu ve oldukça etkili performanslar sergiledi. Ancak Rutten, bu sezon takıma dönen 33 yaşındaki Bouma’yı oynatabilir. Bu tür maçlarda tecrübenin daima +1 yazdığını biliyoruz.
Rutten’in tercih ettiği son derece ofansif orta saha kurgusu; rakibi hem göbekten, hem de kanatlardan delmeye yönelik. Merkezdeki Strootman-Wijnaldum-Toivonen üçlüsü, rakibi sürekli zorluyor; sol kanatta görev yapan Mertens ise devamlı içe kat ederek gol yollarına sızıyor. Özellikle Toivonen’in ikinci forvet rolünde orta saha ile forvet arasındaki bağı kurduğunu belirtmek gerek. Üstlendiği gezici rolle İsveçli oyuncunun Trabzonspor savunmasını zorlayacağını söyleyebiliriz.
Sağ kanatta bu sezon müthiş bir çıkış yapan 18 yaşındaki Labyad’ın sakat olduğu için Trabzon’a getirilmediği düşünüldüğünde burada Lens’in görev yapması muhtemel. Bu oyuncular ileride tek santrfor olarak görev yapan Matavz’ı destekliyor. Sloven oyuncu, Groningen’deki performansını henüz PSV’ye taşıyamadı ancak herkes sahip olduğu potansiyelin farkında. CSKA Moskova deplasmanında Doumbia-Love ikilisinin göbekten yaptığı ikiye birleri durdurmakta zorlanan Trabzonspor savunmasının Matavz-Toivonen trafiği karşısında ne tür bir refleks vereceği maçın kaderini etkileyecek.
Rutten’in Trabzonspor hakkındaki “Şampiyonlar Ligi’nde oynadıkları maçlara bakarsak önceliği beraberliğe verdiklerini görüyoruz” sözleri, aslında temsilcimize bu maç için güzel bir tüyo vermiş olabilir. Yumuşak PSV savunmasını göz önünde bulundurarakŞenol hocanın Colman-Burak işbirliğiyle yakalanacak kontrataklar üzerinden rövanş maçı için avantajlı bir skor elde etmeye çalışması, seçenekler arasındaki en ideal kurgu olarak duruyor.

Trabzon ve Trabzonlu’ nun Sınavı

trabzonspor fener  - Futbol - Süper Lig

 

Geçtiğimiz yıl TFF tarafından ŞL vizesi verilerek, bu yıl ise Türk Yargısı tarafından (her ne kadar temyiz süreci devam ediyor olsa da) AzizYıldırım‘ın mahkum edildiği davada aklanarak 2010-2011 sezonu şampiyonluğu iki taraflı tescil edilen Trabzonspor’un söz konusu kupayı müzesinde saklayan Fenerbahçe önündeki bu sınavında başarılı olabilmesi adına artı faktörler olduğu kadar eksiler de var. Her şeyden önce Kadıköy’ deki son 15 maçtır tek bir Fenerbahçe galibiyeti dahi olmayan Trabzonspor’un bu son derece sevimsiz seriyi bozması artık elzem. Lakin bu başarısızlık serisini bozabilecek kadro yeterliliği konusunda derin soru işaretleri olduğu da kesin. Yaşanılan şike sürecinde uğradığı mağduriyetin arkasına kamufle edilen transfer basiretsizliği, yaratılan kadro zafiyeti ve el altından usulca projelendirilen HES gibi sadece Trabzonspor’un değil yöre coğrafyasının da yarınlarını tehdit edecek hamleler yapmaya devam eden yönetimin bu sezon gerçekleştirdiği transferler, geçtiğimiz yıl yaşanan fiyaskolardan sonra biraz olsun ders alındığının işareti olarak algılanabilse de mevcut kadronun Şenol Hoca ve taraftarı tatmin edecek bir futbol ortaya koyamıyor olduğu malum.

Gene de bu sezon başında alabildiğine makul bedeller karşılığında takıma dahil edilen Janko, Soner, Yasin ve iddia edildiği gibi her an nüksedebilecek bir sakatlık sorunu yoksa Emerson’u başarılı birer transferler hamleleri olarak kabul edebiliriz. Bilhassa Janko transferinin benim açımdan anlamı büyük. Zira kendisi yıllardır Umut ya da Burak’ın yanında görmek istediğim bir forvet tipiydi ancak bu iki futbolcunun Galatasaray‘a kaptırılması ardından takıma katılabildi. Duran top haricinde kanat akınlardan yapılan ortalarda en son Fatih Tekke döneminden bu yana kafa golü umuduyla oturduğu yerden ayağa dahi kalkma heyecanını hissetmeyen Trabzonspor taraftarı artık formda bir Janko ile doldur boşalt akınlarında bile gol beklentisi içerisinde olacaktır umarım. Gene Hami’den bu yana serbest vuruşlarda da en ufak bir heyecan hissetmeyen taraftarın derdine ilerleyen dönemlerde yeni transfer Soner’in deva olacağını ümit edebiliriz.

Maça gelirsek; sakatlıkları süren Tolga, Giray, Colman ve Soner ile Şenol Hoca tarafından bu maçta tercih edilmeyen Vittek ve Volkan’ın yokluğunda Fenerbahçe’nin Trabzonspor’a oranla kendi sahasında biraz daha şanslı gözüktüğü düşünülse bile Fenerbahçe’nin saha içi bazı sorunlarının bize avantaj sağlama ihtimali de göz ardı edilmemeli. İki kenar bek Gökhan ve Hasan Ali’nin formsuzluğu, Bekir’in moralsizliği, Meireles transferinden sonra Cristian ın küskünlüğü, Alex ile Aykut Hoca arasında gittikçe büyüyen sinir harbi, Egemen, KrasicKuyt gibi önemli silahların sakatlık sonrası oynama belirsizliği ve karşılaşmanın sadece kadınlara açık bir tribün ortamında oynanacak olması Trabzonspor’un bu maç öncesi elini güçlendiren faktörler olarak görülebilir. Her ne kadar Şenol Hoca’nın ilk onbirde şans verme ihtimali düşük gözükse de kendi adıma bu maçta Fenerbahçe savunmasını sıkıntıya sokabilecek ve rakibin bize karşı en büyük silahı olan orta saha pas trafiğini sekteye uğratabilecek en önemli silahlardan birinin Alanzinho olduğunu belirtmem gerek. Bilhassa ileride Janko’suz Henrique baş rollü bir forvet hattı düşünülüyorsa Alanzinho’nun sahte golcü kimliğiyle serbest oynaması Trabzonspor’a büyük avantaj sağlayabilir. Kısacası Colman, Soner ve Volkan’ ın yokluğunda Henrique – Janko ikilisinin aynı anda yer almadığı bir formasyonda Alanzinho faktörü mutlaka düşünülmeli.

Maç hakkında taktiğe dayalı varyasyonlar tabii ki çok daha farklı kombinasyonlarla çeşitlendirilebilir. Ancak bu maçın sonucundan ziyade salt Trabzonspor taraftarını değil Trabzon halkını da çok yakından ilgilendiren bazı gerçekler olduğunu unutmamak gerek. Mesela hâlâ hakkın sahibine teslim edilmesini engelleyen bir adalet ataletinin varlığı söz konusu olsa da en az bunun kadar önemli başka bir sorunumuz da var. Üstelik bu sorun şike gibi sadece Türk Futbolu’nu değil, o eşsiz Karadeniz doğasını ve tabii ki üzerindeki tüm canlıların yaşam hakkını da bitirmekte. Trabzonspor Yönetimi’nin sırf Adrian ve Henrique bonservislerine harcadığı yıllık 10 milyon avro getiri vaadiyle planladığı bu proje şikeyle kıyaslanamayacak kadar önemli bir tehdit. Bu yüzden Trabzonspor taraftarının şikeye karşı gösterdiği tepkiler, HES projelerine sessiz kalınarak görmezden gelindiği sürece samimiyetten uzak kalacağı gibi asla amaçlanan etkiye de ulaşmayacaktır. Dolayısıyla Trabzonspor Yönetimi’ni ve onları bu karara zorlayan güçleri bu talihsiz girişimden vazgeçirecek yazınsal hamleleri üretmek ve medenî hakkı olan tepki özgürlüğünü göstermek sadece Trabzonspor taraftarının değil yöre insanının da boyun borcudur.

Canlı Gool’ e Fenerbahçe Sansürü

 

Öncelikle belirteyim ki bu yazıyı son günlerde bana sıkça
sorulan “Artık pazar günleri neden Canlı Gool programında yoksun?” gibi
sorulara maruz kalmamak ve bi’ nevi toplu cevap teşkil etmesi amacıyla
yazıyorum.  Ancak bunun yanında benim
programda dahi sıkça vurguladığım medyadaki Fenerbahçe faşizminin küçük bir
kanıtı olarak da tarihe not düşülmesi açısından önemli görüyorum.  En nihayetinde “Söz uçar yazık kalır” demiş
atalarımız.
Belli bi’ kısmınızın bildiği gibi sezon başından bu yana
reyting açısından pek iddialı olmasa da herhangi bir sansür ya da telkine maruz
kalmaksızın gayet dobra bir taraftar programı gerçekleştiriyorduk. Önceleri
sadece Bugüntv canlı yayını ile seyirciye ulaşan programın videoları Trabzonspor
taraftar oluşumlarından Bmn’ nin facebook ve twitter sayfasından binlerce
taraftara paylaşılmasıyla somut izleyici geri dönüşleri de alınmaya başlandı.
Lakin çok geçmeden bu sansürsüz dobralık, özellikle şike sürecinde Fenerbahçe
ile ilgili bazı acı gerçeklerin ekranlardan objektif ve sansürsüzce
zikredilmesine alışık olmayan dimağları fazlaca etkiledi.
Programın gidişatıyla tarafıma son zamanlarda Fenerbahçe
cenahından giderek artan tehdit ve küfür mesajları gelmeye başladı . Bu
arkadaşların kimileri beni kanalın çıkışında karşılamayı, kimileriyse evimin
adresini bularak biraz gezdirip dolaştırmayı vaad ediyorlardı. Daha öncesinde
blogdan da alışık olduğum boş beleş
küfür, hakaret ve beddualar da cabası. Fakat bu goygoycular muhtemelen
yeterli kalabalığı sağlayamamış olacaklar ki bol keseden salladıkları o
vaadlerini bir kez olsun gerçekleştiremediler. İşin daha ironik tarafı, ömrümün
neredeyse tamamı Kadıköy ve civarında geçerken bu tayfanın beni Mecidiyeköy’ de
marizleme planları kurmasıydı tabii ki.
Gerçi ben onları da anlıyordum aslında. Zira bu tip bir
Trabzonsporlu profiline hiç alıştırılmamışlardı. Onların kafalarında
canlandırdığı Trabzonsporlu imajı, sadece kendisine söz hakkı verildiğinde iki
kelime konuşup gerisinde susan, başta Fenerbahçe olmak üzere büyük takımları
kesinlikle eleştirmeyen ve tavşan boku misali ne kokan ne bulaşan mizacta
olmalıydı. Yani yıllardır TV’ lerde boy gösteren kendinden emin, güçlü ve
mağrur Fenerbahçe özgüvenine tamamen zıt bir profil teşkil etmeliydi. Oysa ben “yangına”
körükle gitmeye ve bir Trabzonsporlu olarak kendi doğrularımızı anlatmaya
kararlıydım. Orası bir taraftar programıysa sokaktaki taraftarın ne düşündüğünü
birileri açıkça söyleyebilmeliydi. Zaten TV ekranları sansürlenmiş ve
tembihlenmiş onlarca spor programıyla doluydu. Biz karşılıksız ve gönüllü birer
katılımcı olarak daha dobra, daha çekincesiz ve çok daha hesapsız olabilmeliydik.Göstermelik
fikir birliktelikleri, sözde objektif taraftar pozları ve göz yaşartan
centilmen taraftar jestleri bi’ yere kadar inandırıcı olabilirdi. Gerçekler de
sansürsüzce konuşulmalıydı. Kaldı ki tam iki sezon boyunca katıldığım ve reyting
açısından çok daha göz önünde bulunan Ntvspor’ daki YDYD programında dahi
böyle bir kısıtlama, sansür ya da telkine asla maruz kalmamıştım.
Neyse efendim, en nihayetinde benim umursayıp da ciddiye
almadığım bu tehditler kanala da sirayet etmiş olmalı ki programın
moderatöründen halâ posta kutumda duran ibretlik bir mail aldım. Mail’de
programdaki duruşumdan uzun süredir rahatsız oldukları bilinen bazı
Fenerbahçeliler’ in son dönemlerde sosyal medyada yazdıklarıma da ciddi anlamda
sinirlendikleri ve bunu da mazeret göstermek suretiyle kanalı arayarak
şikayetçi oldukları yazıyordu. Hatta canlı yayında programdaki diğer
Fenerbahçeliler ile aramızda gerginlik olabilme ihtimali dahi
dillendiriliyordu. Yani açıkça Fenerbahçeli diğer katılımcıların “Ya o ya biz”
resti çekmiş oldukları bana ima edilirken benim programlara bir süre ara vermemi
anlayışla karşılamam bekleniyordu.  Şu an
ismini vererek prim yaptırmak istemediğim ve bazı üyelerinin programa da
katıldığı küçük bir FB oluşumundan uzun süredir  twitter üzerinden onlarca küfür ve tehdit
aldığımı ve bu durumun mail’ deki içerikle örtüşüyor olmasını da hayli manidar
bir tesadüf olarak eklemiş olayım bu arada.
Uzun lafın kısası, kimlikleri dahi belirsiz üç beş kişinin
tehditi ya da isteğiyle bana açıkça bir Fenerbahçe sansürü uygulanmış ve Lube, Çavuşoğlu,
Yula gibi onlarcası internet ve TV ortamında her türlü pervasızlığa o
dokunulmaz FB kimlikleriyle imza atarken nedense bizim varlığımız bazı
bünyeleri derinden sarsmıştı. Bilhassa yasak ve kısıtlanmaya karşı ne derece
hassas olduğumu beni yakından tanıyanlar çok iyi bilirler. Üstelik gönüllü katıldığımız
bir programda böyle aleni bir sansürü asla kabullenemezdim ve cevaben attığım
mail’de bunu net bir dille belirttim. Ancak karşı taraftan bu güne dek halâ
cevap gel(e)medi.  Sonuç olarak yukarıda detaylıca
bahsettiğim üzere tarafıma uygulanan bu sansürden dolayı söz konusu program ile
ilişiğimi tamamen kesmeye karar verdim. Bu arada katılımcı bulamadıkları
haftalarda telefon ve mail aracılığıyla beni rica minnet programa davet
edenlere de aylardır karşılık gözetmeksizin verdiğim emeğimi ve hakkımı da helal
etmiyorum yani, kusura bakmasınlar.
Fazla uzatmadan bu yazıyı noktalarken kendime düstur
edindiğim sözümü de buraya iliştireyim
 “Söylediklerin ya da
yazdıkların kimseyi rahatsız etmiyorsa hiçbi’ şey anlatmıyorsun demektir”
Yani vaziyet bundan ibarettir dostlar. Bazı kesimlere verdiğimiz “rahatsızlık” gerek blog gerekse
sosyal medya üzerinden artarak devam edecektir. Bilginize sunulur
Soner Öztürk / 20.02.2012

Hakaret Hürriyeti ve Dişi Fenerbahstein


Gün geçmiyor ki başta Hürriyet gazetesi olmak üzere ulusal basın seviyesinde bilhassa Fenerbahçe jargonuyla Trabzon Halkı’ na ve Trabzonspor’ a hakaret edilmesin. Hele ki bu güce tapan yardakçı zihniyetten beslenen hamasî tavırların sportif yörüngeden tamamen çıkarak etnik kökene dayalı ırkçı yaklaşımlara doğru yönelmesini ibretle izlemekteyiz artık. Aslında Şenol Hoca geçtiğimiz sezonun hemen sonrasında açıkça “Rakip takım yayın organı gibi çalışanlar olmuştur. Özellikle Hürriyet gazetesinin ismini vermek istiyorum” dediğinde bir şeylere dikkat çekmeye çalışmıştı. Sezon boyunca sözümona Trabzonspor’ a verilen, Fenerbahçe’ yeyse verilmeyen penaltılar üzerinden çığırtkanlık yapmakta beis görmeyen Hürriyet Gazetesi ne yazık ki Türk Spor Gazeteciliği’ nin belki de en utanç verici röportajlarından birine imza attı bugün..
Çalıştığı gazete Hürriyet tarafından yakın geçmişte Trabzon’ daki EYOF organizasyonuyla ilgili izlenimlerini aktarmakla görevlendirildiğinde dahi şike süreci üzerinden Trabzon ve Trabzonspor ile ilgili alaycı göndermeler yapmaktan çekinmeyen Funda Ayaz isimli bir editör, artık tribündeki varlıkları dahi muamma olan GFB Angels adındaki bir kadın taraftar grubunun sözde lideri Ayça Alemdar isimli bir taraftar ile yapmış olduğu röportajda milyonlarca Trabzonlu ve Trabzonsporlu’ yu direkt hedef alan bir hakareti fütursuzca yayınlamıştır. Bu alenî hakareti Hürriyet Gazetesi’ nin Türkiye baskısına değil de Avrupa baskısına vermiş olmasının sebebinin Trabzon ya da Türkiye dışında hiçbir Trabzonlu veya Trabzonsporlu olmayacağını tahmin ettikleri şeklinde varsayılabilir; bilemiyoruz. Ancak neredeyse asırlık bir ulusal gazetenin böylesi bir seviyesizliğe daha imza atmış olmasının akılla, mantıkla, iradeyle, terbiyeyle ve dahası fikir hürriyetiyle izah edilebilir bir yanı olmadığı kesin..
Ancak Trabzonlu ya da Trabzonsporlular’ ın bize yakışan üslupla gayet itidalli bir şekilde tepki göstermesi gereken kişinin söz konusu kadın taraftardan ziyade bu pespayeliği utanmadan yayınlamakta bir sakınca görmeyen Funda Ayaz özelinde Hürriyet Gazetesi’ nin bizatihî kendisi olduğunu unutmayalım. Kadınlara bedava bilet uygulamasının daha ilk gününde adeta testosteron yüklenmiş bazı kadınsı bünyelerin tribünlerden koro halinde Trabzon’ a ettikleri küfürlerden hemen sonra gene iki kadının baş rolünü oynadığı bir röportajda seviyenin bu derece yerlere inmesi, şike süreci boyunca sosyal medyada dört bi’ yana “hebele lubele” ayar vererekten popülizmin dibine vuranların peydah olmaları, mevcut sistemin kendi eliyle yarattığı dişi Fenerbahstein‘ ı da gözler önüne sermekte ne yazık ki..

Hepi topu futbol ile ilgili bir konuda, son derece adaletsiz ve sinsi bir genelleme mantığından hareket ederek, kendi kimliğini, etnik kökenini sır gibi saklayarak, salt kupkuru bir “tutulan takım aidiyeti” arkasına sığınaraktan koskoca bir yöre halkını onursuzlukla, eziklikle itham edenler bu pervasızlığın karşılığını kurumsal ya da hukukî yaptırımlar bazında almadığı sürece bu nefret politikası ve linç zihniyeti daha da artarak devam edecek gibi gözüküyor..


Tüm bunlardan da kötüsü; nezaketin, zarafetin, inceliğin, kibarlığın ve dahası güzelliğin sembolü olan kadınlarımızın salt bir futbol oyunu adı altında bize sunulmasına karşın aslında çok daha makro boyutta gelişen, çıkar ilişkilerinin ve dahası rantiye anlayışının ön planda olduğu endüstriyel bir sektöre kör fanatizm eşliğinde ve bilhassa Fenerbahçe varlığı, popülaritesi kullanılaraktan meze ediliyor olmalarıdır ne yazık ki. Dolayısıyla bu kirli düzen ve onun içerisinde dönen bu paslı çark, kadınlarımıza futbolun kurallarını öğretmek, futbolu sevdirmekten ziyade futbol üzerinden kinlerini kusmak gibi bir anlayışa prim yaptırma yolunda hızla ilerlemekte..

Biz Trabzonlu ve Trabzonsporlular’ a düşen, onların istedikleri frekansa girerekten aynı seviyeye inmek değil aşağıda linklerini vermiş olduğum mail adreslerine gereken tepkimizi en itidalli bir şekilde göstermek ve sonucunu da ısrarla takip etmek olmalıdır..

Hürriyet.com.tr müdürü : ocan@hurriyet.com.tr

Hürriyet Editörü Funda Ayaz : fayaz@hurriyet.com.tr

Ne Susmayı Becerdik Ne Konuşmayı!

Kulüpten yapılan resmi açıklamaya göre Trabzonspor Kulübü konuyu bir kez daha değerlendirmiş, ligde kritik maçların oynandığı ve derbi haftalarına girilen süreçte tansiyonu arttıracak eylemlerin fayda getirmeyeceği fikrine vararak tartışmayı sonlandırmış..
Daha bir hafta öncesinde sanki mevcut fikstürden haberleri yokmuş gibi ortalığı yıkan, Beşiktaş’ı dahi peşine takan ve hemen akabinde Fenerbahçe’ nin tepkisinden sonra gereken cevabı pazartesi günü vereceklerini açıklayan Yönetim ne yazık ki kelimenin tam anlamıyla tornistan yapmıştır..

Yani daha açık bir ifadeyle Sadri Başkan ve Yönetim susmayı da konuşmayı da maalesef becerememiştir..

Tıpkı Şenol Güneş’ in Aykut Kocaman ile girdiği polemikte olduğu gibi resmen çuvallanılmış ve camia bir kez daha zor durumda bırakılmıştır..
Bir hafta sonrasını dahi göremeden yapılan fevri çıkışın hemen ardından çark edebilen zihniyetin geleceği görecek vizyonu olamayacağı gibi bundan sonraki gerçekleşecek olası bir haklı isyanda dahi herhangi bir inandırıcılığı ya da ikna kabiliyeti tamamen ortadan kalkmış olacaktır..
Hep söylüyorum, ısrarla da söylemeye devam edeceğim. Kaybedeceğin ya da sonuçta cevapsız kalacağın bir polemiğe baştan girmeyeceksin. Daha bir hafta önce yazdığımız gibi ağzına geleni değil, aklına geleni konuşacaksın. Bırakın bir haftayı, birkaç sene sonra dahi pişman olacağın bir hareketi asla yapmayacaksın. Hele ki bu davranışları kendi adına değil de milyonları temsil ettiğin bir makamda yapıyorsan çok daha dikkatli olacaksın..
Çünkü bu tür kritik polemikler bir nevi satranç gibidir. Doğru hamleyi yapmadan önce rakibinin senin hamlene nasıl bir karşılık vereceğini de çok iyi ve detaylı bir şekilde düşünmek zorundasındır. Satrançtaki gibi birkaç hamle sonrasını tahmin edemesen dahi en azından bir hamle sonrasını hesaplayabilecek ciddiyete ya da zekaya sahip olmalısın. Nacizane ben şu blogda dahi birisiyle polemiğe girdiğimde ona yazdığım cevabı göndermeden önce o postu çürütebilecek herhangi bir argümanı bizzat kendim arıyorum ve ancak bulamadığımdan emin olduğumda o postu gönderiyorum. Kaldı ki kendi adıma değil de koskoca bir kulübün başkanı olarak böyle bir polemiğe girecek olsam her kelimem için en az iki gün düşünürdüm ben sanırım. Oysa buradaki ciddiyetsizlik dayanılır gibi değil!
İşin daha da vahimi böylesi şekilde sonuçlanan bir politikayı dahi mazur görüp bir de üzerine biribirinden samimiyetsiz ifadelerle süsleyerek neredeyse başarıymış gibi göstermeye çalışan “yalaka” zihniyetin varlığıdır. Küçük hesaplarla birilerine şirin gözükmek dürtüsü ya da birileriyle papaz olmamak korkusundan olsa gerek eleştiri kültüründen bi’ haber olan ve şimdilik deşifre etmediğim bu şakşakçıların varlığı Trabzonspor camiası adına da bir utanç kaynağıdır. Gönül verilen takımın her daim yanında olup desteklenmesi olgusuyla, yapılan her türlü hatayı adeta görmezden gelircesine sineye çekerek bir de üzerine güzellemeler yapan yanaşma zihniyet arasındaki kalın çizgiyi ihlal edenlerden tiksinmemek elde değil açıkçası..

Bu son gelişmeler de bir kez daha göstermiştir ki şu kadro şampiyon olacaksa Yönetim’ in hem transferdeki hem de kriz ortamındaki yanlış politikalarına rağmen eldeki futbolcuların üstün gayretiyle bunu başaracaktır. Her ne olursa olsun mevcut futbolcu kadrosu her türlü olumsuzluğa ve takviyesizliğe rağmen şampiyonluk yarışını son haftaya kadar kovalayabilecek kalitededir ve bunu sezonun ilk yarısında gösterdiği performansla da ispatlamıştır. Yeter ki o kadrodan maksimum verim alacak akıl ve otorite, işini düzgün bir şekilde yapsın, dönen tekere durduk yere taş koymasın..
Kısaca üstad Diyojen’in tabiriyle “Gölge etmeyin yeter, başka ihsan istemez”!