Canlı Gool’ e Fenerbahçe Sansürü

 

Öncelikle belirteyim ki bu yazıyı son günlerde bana sıkça
sorulan “Artık pazar günleri neden Canlı Gool programında yoksun?” gibi
sorulara maruz kalmamak ve bi’ nevi toplu cevap teşkil etmesi amacıyla
yazıyorum.  Ancak bunun yanında benim
programda dahi sıkça vurguladığım medyadaki Fenerbahçe faşizminin küçük bir
kanıtı olarak da tarihe not düşülmesi açısından önemli görüyorum.  En nihayetinde “Söz uçar yazık kalır” demiş
atalarımız.
Belli bi’ kısmınızın bildiği gibi sezon başından bu yana
reyting açısından pek iddialı olmasa da herhangi bir sansür ya da telkine maruz
kalmaksızın gayet dobra bir taraftar programı gerçekleştiriyorduk. Önceleri
sadece Bugüntv canlı yayını ile seyirciye ulaşan programın videoları Trabzonspor
taraftar oluşumlarından Bmn’ nin facebook ve twitter sayfasından binlerce
taraftara paylaşılmasıyla somut izleyici geri dönüşleri de alınmaya başlandı.
Lakin çok geçmeden bu sansürsüz dobralık, özellikle şike sürecinde Fenerbahçe
ile ilgili bazı acı gerçeklerin ekranlardan objektif ve sansürsüzce
zikredilmesine alışık olmayan dimağları fazlaca etkiledi.
Programın gidişatıyla tarafıma son zamanlarda Fenerbahçe
cenahından giderek artan tehdit ve küfür mesajları gelmeye başladı . Bu
arkadaşların kimileri beni kanalın çıkışında karşılamayı, kimileriyse evimin
adresini bularak biraz gezdirip dolaştırmayı vaad ediyorlardı. Daha öncesinde
blogdan da alışık olduğum boş beleş
küfür, hakaret ve beddualar da cabası. Fakat bu goygoycular muhtemelen
yeterli kalabalığı sağlayamamış olacaklar ki bol keseden salladıkları o
vaadlerini bir kez olsun gerçekleştiremediler. İşin daha ironik tarafı, ömrümün
neredeyse tamamı Kadıköy ve civarında geçerken bu tayfanın beni Mecidiyeköy’ de
marizleme planları kurmasıydı tabii ki.
Gerçi ben onları da anlıyordum aslında. Zira bu tip bir
Trabzonsporlu profiline hiç alıştırılmamışlardı. Onların kafalarında
canlandırdığı Trabzonsporlu imajı, sadece kendisine söz hakkı verildiğinde iki
kelime konuşup gerisinde susan, başta Fenerbahçe olmak üzere büyük takımları
kesinlikle eleştirmeyen ve tavşan boku misali ne kokan ne bulaşan mizacta
olmalıydı. Yani yıllardır TV’ lerde boy gösteren kendinden emin, güçlü ve
mağrur Fenerbahçe özgüvenine tamamen zıt bir profil teşkil etmeliydi. Oysa ben “yangına”
körükle gitmeye ve bir Trabzonsporlu olarak kendi doğrularımızı anlatmaya
kararlıydım. Orası bir taraftar programıysa sokaktaki taraftarın ne düşündüğünü
birileri açıkça söyleyebilmeliydi. Zaten TV ekranları sansürlenmiş ve
tembihlenmiş onlarca spor programıyla doluydu. Biz karşılıksız ve gönüllü birer
katılımcı olarak daha dobra, daha çekincesiz ve çok daha hesapsız olabilmeliydik.Göstermelik
fikir birliktelikleri, sözde objektif taraftar pozları ve göz yaşartan
centilmen taraftar jestleri bi’ yere kadar inandırıcı olabilirdi. Gerçekler de
sansürsüzce konuşulmalıydı. Kaldı ki tam iki sezon boyunca katıldığım ve reyting
açısından çok daha göz önünde bulunan Ntvspor’ daki YDYD programında dahi
böyle bir kısıtlama, sansür ya da telkine asla maruz kalmamıştım.
Neyse efendim, en nihayetinde benim umursayıp da ciddiye
almadığım bu tehditler kanala da sirayet etmiş olmalı ki programın
moderatöründen halâ posta kutumda duran ibretlik bir mail aldım. Mail’de
programdaki duruşumdan uzun süredir rahatsız oldukları bilinen bazı
Fenerbahçeliler’ in son dönemlerde sosyal medyada yazdıklarıma da ciddi anlamda
sinirlendikleri ve bunu da mazeret göstermek suretiyle kanalı arayarak
şikayetçi oldukları yazıyordu. Hatta canlı yayında programdaki diğer
Fenerbahçeliler ile aramızda gerginlik olabilme ihtimali dahi
dillendiriliyordu. Yani açıkça Fenerbahçeli diğer katılımcıların “Ya o ya biz”
resti çekmiş oldukları bana ima edilirken benim programlara bir süre ara vermemi
anlayışla karşılamam bekleniyordu.  Şu an
ismini vererek prim yaptırmak istemediğim ve bazı üyelerinin programa da
katıldığı küçük bir FB oluşumundan uzun süredir  twitter üzerinden onlarca küfür ve tehdit
aldığımı ve bu durumun mail’ deki içerikle örtüşüyor olmasını da hayli manidar
bir tesadüf olarak eklemiş olayım bu arada.
Uzun lafın kısası, kimlikleri dahi belirsiz üç beş kişinin
tehditi ya da isteğiyle bana açıkça bir Fenerbahçe sansürü uygulanmış ve Lube, Çavuşoğlu,
Yula gibi onlarcası internet ve TV ortamında her türlü pervasızlığa o
dokunulmaz FB kimlikleriyle imza atarken nedense bizim varlığımız bazı
bünyeleri derinden sarsmıştı. Bilhassa yasak ve kısıtlanmaya karşı ne derece
hassas olduğumu beni yakından tanıyanlar çok iyi bilirler. Üstelik gönüllü katıldığımız
bir programda böyle aleni bir sansürü asla kabullenemezdim ve cevaben attığım
mail’de bunu net bir dille belirttim. Ancak karşı taraftan bu güne dek halâ
cevap gel(e)medi.  Sonuç olarak yukarıda detaylıca
bahsettiğim üzere tarafıma uygulanan bu sansürden dolayı söz konusu program ile
ilişiğimi tamamen kesmeye karar verdim. Bu arada katılımcı bulamadıkları
haftalarda telefon ve mail aracılığıyla beni rica minnet programa davet
edenlere de aylardır karşılık gözetmeksizin verdiğim emeğimi ve hakkımı da helal
etmiyorum yani, kusura bakmasınlar.
Fazla uzatmadan bu yazıyı noktalarken kendime düstur
edindiğim sözümü de buraya iliştireyim
 “Söylediklerin ya da
yazdıkların kimseyi rahatsız etmiyorsa hiçbi’ şey anlatmıyorsun demektir”
Yani vaziyet bundan ibarettir dostlar. Bazı kesimlere verdiğimiz “rahatsızlık” gerek blog gerekse
sosyal medya üzerinden artarak devam edecektir. Bilginize sunulur
Soner Öztürk / 20.02.2012

Hepimiz Şikeciyiz!

 

Sen değil misin;
İktidarı her fırsatta eleştirip zırıldanmana rağmen seçim
zamanı sandığa gittiğinde tecavüzcüsüne aşık mağdure kıvamında oyunu gene o
iktidar partisine basan
Çocuk istismarı söz konusu olduğunda galeyana gelip sapığı
linç etmeye kalkarken arabanın arkasına “Liselim” yazan
Irkçılığa faşizme karşı çıkıp milliyetçiliği savunurken,
komünizme sosyalizme karşı çıkıp solculuğu sahiplenen
Kendi karına bacına yan gözle bakıldığında gözünü kan bürüyüp
adam öldürmekten dahi çekinmezken elin karısına bacısına sokakta laf atan
Çapkınlıkla övünürken fahişeliği hakaret gören
Haram maldan hayır gelmez edebiyatı yapıp bahis ve
şans oyunlarıyla para kovalayan
Faizin haram olduğunu söyleyip kâr payından nemalanan
Herkesin istediği dini yaşamaya özgür olduğunu savunup
laikliğe karşı çıkan
Dinde özgürlüğün teminatı olan laikliği sahiplenip baş örtüsüne
cephe alan
Günahkârların cehennemde yanacağına inanıyor olmana rağmen
hırsızlıktan, yolsuzluktan geri kalmayan
Senenin 11 ayı boyunca içki, kumar, zamparalık, hovardalık,
çakallık peşinde koşup ramazan geldiğinde senede bir aylığına müslüman olan
Hatun sana pas verdiğinde ona delicesine yavşayıp, seni
reddederek başkasına yanaştığında sinire kesip çirkefleşen
Eşini kıskanmıyor hurafesine dayanıp domuz eti yemezken bir
kümes dolusu tavuğu bafileyen horozla beraber tavuğu da afiyetle yiyen
Yunan asıllı Lefter’ in heykelini dikip Papaz’ ın çayırında top
oynayarak Rum Pontus üzerinden Trabzonlu’ ya sallayan
Bi’ taraftan Emre çirkefinin ırkçılığına küfredip diğer
yandan anti bizans pankartları açan
Hamsi’ yi ulusal organizasyonlarda dahi sembolize edip diğer
yandan hamsi yakıştırmasına sinirlenen
Kürde, ermeniye yapılan ırkçılığa sövüp Lazlık üzerinden Trabzon halkını ötekileştiren
Kendi memleketini sır gibi saklayıp salt kuru bir taraftar kimliği arkasına gizlenerekten kraldan kralcı bir yavşamayla İstanbul takımlarına dilenerek Trabzonspor taraftarına etnik köken üzerinden giydiren
Aziz Yıldırım, Mehmet Ağar, Mehmet Ali Yılmaz gibi mafyatik spor
adamlarına karşı durup Fatih Terim’ i yere göğe sığdıramayan
Yıldırım Demirören’ e sezon boyu küfredip içi geçmiş yıldız
transferler için stadyumları dolduranSadri Şener’ in yaptığı her doğru hamleyi gözümüze sokarken, yaptığı hataları ısrarla görmezden gelen

Gruplar halinde takımını delicesine sevdiğini iddia edip bedava
bilet peşinde koşan
Azerbaycan haricinde gezegendeki tek bi’ ülkenin dahi dönüp
bakmadığı Fb – GS derbisini dünyanın ilk 5 derbisi arasında bu millete
pompalayan
Yıllar boyunca “Bizim başkan mafyanın kralı olm! Adamın götünden
kan alır, kan” diyerekten caka sattığın başkanın şike ve çete kurmak iddiasıyla
kodese girdiğinde aynı adama Münir Özkul muamelesi yapmaya başlayan
Hemen her gün maaşlı gazetecileri objektif ve bağımsız olamamakla suçlayıp kendi kişisel bloglarında dahi şike ve teşvik hususunda tek cümlelik post atamayan
Sansüre ve sansürcü anlayışa karşı gözüküp diğer taraftan kendisine uygulanan sansürü kabullenerek tavşan boku kıvamında kokmayıp bulaşmadan kıyı köşe yazısı yazan
Bi’ yandan İsrail başbakanına sözümona posta koyup diğer yandan Ortadoğu Projesi’ nde eş başkanlık yapan başbakanınla övünen
58’ nci maddenin değişmemesi gerektiğini savunup bir ay sonra “58 nci madde değişmezse Türk Futbolu batar” diyen

 

Bi’ yandan “Cas davası namusumuzdur” ve diğer yandan “Cas
davası onurumuzdur” çığırtkanlığı yapıp sonrasında davayı sözde Türk Futbolu’
nun menfaati uğruna geri çeken
Yıllar önce partinin kapatılma davası söz konusu olduğunda “Cezayı
partilere verin, bize değil” önerisini yapıp iktidar olduğunda “Kurumlar değil,
kişiler cezalandırılmalı” diye çark eden
Marka değerini kendin belirlediğin sözde Süper Ligi’
ndeki 4 kafa takım zirvede kalınca düzenlediğin kolpa bir turnuvanın adına “Süper
Final” adını koyup son maça hayalini kurduğun “Fb-Gs” finalini denk getiren
AB üyeliği söz konusu olduğunda “Maç devam ederken kural
değişmez” diye çıkışıp şike davası devam ederken yasaları değiştiren
ve sen değil misin;
Sahadaki futbolculara ceza keserken başta Fenerbahçe
ve Türk Futbolu zarar görmesin ayağana “Şike sahaya yansımadı” safsatasıyla
kulüpleri kayıran
İşte bunların hepsi sensin, benim, biziz aslında. Çünkü şikeci zihniyet bizim hamurumuzda var!

Biraz Düşünmek Yeterli


Bir futbol kulübü başkanı düşünün; takımının mücadele ettiği ligdeki on küsür maça şike – teşvik yoluyla şaibe karıştırmış olmakla suçlanıp etrafındaki yöneticileriyle, eski futbolcularıyla ve işbirliği içerisinde olduğu iddia edilen diğer futbol adamlarıyla birlikte tutuklu yargılanmak suretiyle aylardır cezaevinde yatıyor olsun.

Bir futbol federasyonu başkanı düşünün; göreve getirildiği günden itibaren futbolun önünü açabilmek adına hiçbir kararı gününde ve sağlıklı bir biçimde verememiş, şike sürecinde sağlam bir duruş muhafaza edememiş, krizi yönetmek bi’ yana daha da içerisinden çıkılamaz bir kaosun içine sokmuş ve bir de üzerine play-off da dahil olmak üzere almış olduğu her kararda ülke futbolunu çok daha çekilmez bir hale getirmiş olsun. 

Bir milli takım sorumlu yardımcısı düşünün; sözümona sorumluluğu sadece başarıdan ibaret sayılsın, yardımcısı olarak görev yaptığı her teknik direktör başarısızlık neticesiyle gönderilirken o görevine her halükarda devam edebilsin ve o mevkiiye getirilmiş olmasının kariyerindeki hangi kritere ya da özelliğe bağlı olduğu hiçbir şekilde izah edilemesin.

Bir milli takım kalecisi düşünün; şampiyonluğu kutladıkları gün ağzından çıkan ilk laf sahadaki rakiplerine hakaretten ibaret olsun, şike yapmakla suçlanan kodesteki başkanı hatırına sakal orucu tutsun, hemen her futbolcuya gösterilen rutin tribün tepkilerine daha üst perdeden cevap versin ama her türlü formsuzluğuna ve arkasında bekleyen diğer meslekdaşlarının yükselen form grafiklerine rağmen milli takım kalesini kimselere kaptırmasın.

Bir milli takım kaptanı düşünün; sadece futbol kamuoyunun çoğunluğu tarafından nefret ediliyor olmakla kalmayıp neredeyse kendi taraftarının dahi büyük kısmı tarafından sevilmesin, zamanında basın tribününe kol çıkararak ettiği küfürün çok daha ağırını sözümona tribünleri sakinleştirmek adına milyonların gözü önünde taraftara açıkça yöneltebilsin ve saha içerisinde de fazlasıyla tahammül edilen tüm bu çirkinliklerine rağmen gerek kendi, gerekse milli takım kaptanlığı’ na layık görülüyor olsun.

Bir futbol yorumcusu düşünün; kendisi ülkedeki en sözüne riayet edilir spor adamlarının başında gelsin, her fırsatta taraflı olduğunu kabul etmesine rağmen sonuna kadar objektif olmasıyla kendini tanımlasın ama kendi takım kaptanıyla kalecisinin tribünlere ettiği galiz küfürlere tepki göstermek yerine topu dışarı vurarak kart gören bir oyuncu üzerinden niyet okumaya girişsin, kendileri gibi maçlara ücretsiz akredite olarak değil o soğuk havada tribünleri para ödeyerek dolduran ve karşılığında güzel futbol ya da iyi bir sonuç bulmak yerine kendi futbolcusundan küfür yiyen taraftarı neredeyse ihanetle suçluyor olsun.

Bir futbol medyası düşünün, objektif yayın ilkelerini tamamen bir kenara bırakıp kendilerine en büyük rantı sağlayan futbol figürlerini el üstünde tutsun, gerçekleri tüm çıplaklığıyla aktarmak yerine diledikleri şekilde sansür uygulasın, kendi gözünde en büyük gördüğü takımın derdini tasasını tutmayı, kendilerine göre yeterince büyük olmayan diğer takımların elde ettiği başarı hikayelerinin önüne çıkarsın ve bırakın dünya futbolunu, iki üç takım haricinde kendi ligindeki hiçbir takım hakkında en ufak bir mesai harcayıp dirhem bilgi birikimi edinemeyen şahısları salt ahbap-çavuş, hısım-akraba kredisinden spor yazarı kimliğiyle istihdam ediyor olsun.

Son olarak, yukarıda bahsi geçen kişi ve oluşumların ortak bir özelliğini düşünün ve gene bunların sadece ülke futbolu, sözde marka değeri, fair play anlayışı ve futbolseverlik kavramına değil ortaklaşa gönül verdikleri camiaya da açtıkları ağır hasarların hangi boyutlarda olduğu gerçeğini kabullenmeye başlayın artık.

İşte o zaman birşeyleri değiştirmeyi başarabiliriz belki. Tüm bu yanlışlardan biraz olsun utanmak ve ilerisi için ders çıkarmak için halâ az da olsa şansımız var.

Hakaret Hürriyeti ve Dişi Fenerbahstein


Gün geçmiyor ki başta Hürriyet gazetesi olmak üzere ulusal basın seviyesinde bilhassa Fenerbahçe jargonuyla Trabzon Halkı’ na ve Trabzonspor’ a hakaret edilmesin. Hele ki bu güce tapan yardakçı zihniyetten beslenen hamasî tavırların sportif yörüngeden tamamen çıkarak etnik kökene dayalı ırkçı yaklaşımlara doğru yönelmesini ibretle izlemekteyiz artık. Aslında Şenol Hoca geçtiğimiz sezonun hemen sonrasında açıkça “Rakip takım yayın organı gibi çalışanlar olmuştur. Özellikle Hürriyet gazetesinin ismini vermek istiyorum” dediğinde bir şeylere dikkat çekmeye çalışmıştı. Sezon boyunca sözümona Trabzonspor’ a verilen, Fenerbahçe’ yeyse verilmeyen penaltılar üzerinden çığırtkanlık yapmakta beis görmeyen Hürriyet Gazetesi ne yazık ki Türk Spor Gazeteciliği’ nin belki de en utanç verici röportajlarından birine imza attı bugün..
Çalıştığı gazete Hürriyet tarafından yakın geçmişte Trabzon’ daki EYOF organizasyonuyla ilgili izlenimlerini aktarmakla görevlendirildiğinde dahi şike süreci üzerinden Trabzon ve Trabzonspor ile ilgili alaycı göndermeler yapmaktan çekinmeyen Funda Ayaz isimli bir editör, artık tribündeki varlıkları dahi muamma olan GFB Angels adındaki bir kadın taraftar grubunun sözde lideri Ayça Alemdar isimli bir taraftar ile yapmış olduğu röportajda milyonlarca Trabzonlu ve Trabzonsporlu’ yu direkt hedef alan bir hakareti fütursuzca yayınlamıştır. Bu alenî hakareti Hürriyet Gazetesi’ nin Türkiye baskısına değil de Avrupa baskısına vermiş olmasının sebebinin Trabzon ya da Türkiye dışında hiçbir Trabzonlu veya Trabzonsporlu olmayacağını tahmin ettikleri şeklinde varsayılabilir; bilemiyoruz. Ancak neredeyse asırlık bir ulusal gazetenin böylesi bir seviyesizliğe daha imza atmış olmasının akılla, mantıkla, iradeyle, terbiyeyle ve dahası fikir hürriyetiyle izah edilebilir bir yanı olmadığı kesin..
Ancak Trabzonlu ya da Trabzonsporlular’ ın bize yakışan üslupla gayet itidalli bir şekilde tepki göstermesi gereken kişinin söz konusu kadın taraftardan ziyade bu pespayeliği utanmadan yayınlamakta bir sakınca görmeyen Funda Ayaz özelinde Hürriyet Gazetesi’ nin bizatihî kendisi olduğunu unutmayalım. Kadınlara bedava bilet uygulamasının daha ilk gününde adeta testosteron yüklenmiş bazı kadınsı bünyelerin tribünlerden koro halinde Trabzon’ a ettikleri küfürlerden hemen sonra gene iki kadının baş rolünü oynadığı bir röportajda seviyenin bu derece yerlere inmesi, şike süreci boyunca sosyal medyada dört bi’ yana “hebele lubele” ayar vererekten popülizmin dibine vuranların peydah olmaları, mevcut sistemin kendi eliyle yarattığı dişi Fenerbahstein‘ ı da gözler önüne sermekte ne yazık ki..

Hepi topu futbol ile ilgili bir konuda, son derece adaletsiz ve sinsi bir genelleme mantığından hareket ederek, kendi kimliğini, etnik kökenini sır gibi saklayarak, salt kupkuru bir “tutulan takım aidiyeti” arkasına sığınaraktan koskoca bir yöre halkını onursuzlukla, eziklikle itham edenler bu pervasızlığın karşılığını kurumsal ya da hukukî yaptırımlar bazında almadığı sürece bu nefret politikası ve linç zihniyeti daha da artarak devam edecek gibi gözüküyor..


Tüm bunlardan da kötüsü; nezaketin, zarafetin, inceliğin, kibarlığın ve dahası güzelliğin sembolü olan kadınlarımızın salt bir futbol oyunu adı altında bize sunulmasına karşın aslında çok daha makro boyutta gelişen, çıkar ilişkilerinin ve dahası rantiye anlayışının ön planda olduğu endüstriyel bir sektöre kör fanatizm eşliğinde ve bilhassa Fenerbahçe varlığı, popülaritesi kullanılaraktan meze ediliyor olmalarıdır ne yazık ki. Dolayısıyla bu kirli düzen ve onun içerisinde dönen bu paslı çark, kadınlarımıza futbolun kurallarını öğretmek, futbolu sevdirmekten ziyade futbol üzerinden kinlerini kusmak gibi bir anlayışa prim yaptırma yolunda hızla ilerlemekte..

Biz Trabzonlu ve Trabzonsporlular’ a düşen, onların istedikleri frekansa girerekten aynı seviyeye inmek değil aşağıda linklerini vermiş olduğum mail adreslerine gereken tepkimizi en itidalli bir şekilde göstermek ve sonucunu da ısrarla takip etmek olmalıdır..

Hürriyet.com.tr müdürü : [email protected]

Hürriyet Editörü Funda Ayaz : [email protected]

Şikeci Olmak Varmış


Önce gittiniz, koca bir ligin on küsür maçına şike ve teşvik yoluyla tecavüz ederek kendinizi şampiyon ilan ettiniz, kutlamalar yaptınız, tonlarca ürün satarak şampiyonluk uğruna bol keseden harcadığınız paraları fazlasıyla çıkardınız. Günlerce kutladığınız ve halâ iade etmediğiniz şampiyonluk kupasını elinden gasp edercesine aldığınız rakibinizi sonraki sezona sirayet edecek bir kaosun içine soktuğunuz gibi, oturmuş kadrosunun dağılmasına ve büyük çapta revizyona gitmesine sebep oldunuz..

Ardından onlarca delil, kayıt ve tapeler yoluyla işlediğiniz suçlar ortalığa saçılıp başkanınızdan asbaşkanınıza, yöneticinizden efsane futbolcunuza kadar bütün üst düzey temsilcileriniz kodesi boylayınca bu kez büyük bir ustalıkla mağduru oynamaya başladınız. Kendi başkanınızı taraftarın gözünde adeta bir kült haline getirerek tişörtünden maskesine kadar rant aracı olarak kullandığınız yetmediği gibi kulübün üzerine yönelecek tepki ve yaptırımlara karşı da tampon yaptınız..

Yetmedi… Her yerde dillendirdiğiniz “Darağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe” mottosuyla taraftarınızın saftirik duygularını sömüren popülizmin dibine vurmanıza rağmen tıpkı sahadaki bazı rakiplerinize yaptığınız gibi ipinizi çekmekle görevli cellatınızı da bi’ şekilde ayarlamayı başardınız. Darağacının kurulu olduğu meydana sizin infazınızı izlemeye değil, sizi infazdan kurtarmak amacıyla toplandıklarını görülmemiş bir yüzsüzlükle itiraf eden Kulüpler Birliği’ nin de desteğiyle sıradan bir Anadolu Takımı’ nı çarmıha gerdirmeye yetecek derecedeki suçlarınızın cezasını ötelettiniz..

Fakat siyasetinden sanatına, dininden diline kadar her alanda yozlaşmış ve dejenere olmuş bir ülkenin söğüşlenmelik birer koyun olarak gördüğünüz futbolseverleri önünde pervasızca içine ederekten tam bir foseptik çukuruna çevirdiğiniz Türk Futbolu’ nun kokusu, Galatasaray Başkanı Ünal Aysan’ ın da yardımıyla İsviçre’ deki UEFA’ nın burun kemiklerini sızlattı. TFF’ nin kozmik odalarda alıp da size olan sevgisinden ve biraz da korkusundan açıklamaya cesaret edemediği karar Platini’ nin kulağına üfürülünce, içine kapağı atmak adına her şeyi mübah gördüğünüz Şampiyonlar Ligi’ nden men ediliverdiniz..


O dakikaya kadar TFF’ nin her kararına destek olan, TFF başkanına methiyeler düzen yöneticileriniz bu kez tırnaklarını çıkarıp, dillerini sivriltmekten geri kalmadığı gibi, hocanız ve kaptanlarınızın önderliğindeki basın toplantısında sergilenen ligden çekilme konulu orta oyunuyla bir kez daha taraftarınızın gözünde kahramanlığa soyundunuz. Ancak taraftarınızın ligden çekilme, decoder iadesi ve maçlara gitmeme gibi boykot girişimlerinde ciddi olduklarını görünce pabucun pahalıya patlayacağını anladınız. Şimdi ustaca çark etmeniz gerekiyordu. Hemen peşine başkan yardımcınız önderliğinde bir basın toplantısı düzenleyerek suçunuzu bir anlamda itiraf edip, sadece Devler Ligi’ nden men edilmekle cezanızı fazlasıyla çekmiş olarak sayılmanızı talep ettiniz..

UEFA’ nın müdahalesi ve Platini’ nin son derece net açıklamalarından sonra yeni sezonda bir Süper Lig maçına çıkacak olmanızın ne hukuken, ne vicdanen, ne de mantıken bir olasılığı kalmamıştı ki bu kez zamanında size komplo kurduğunu iddia ettiğiniz siyasetçilere sığınaraktan yasa değişikliği talep ettiniz. Bu talebinize başta yayıncı kuruluş olmak üzere duruşundan, kimliğinden taviz vermekte hiçbir çekince görmeyen ve sizi en yağlı müşterileri olarak başlarının üzerinde tutan diğer kulüp başkanlarının neredeyse tamamından destek aldınız..

Yaşadığınız bu kaotik ortamı bahane ederek elinizde maliyeti yüksek olan ve gönderilmeleri halinde taraftarınızın tepkisine neden olacak yıldız oyuncularla yollarınızı ayırma fırsatı da buldunuz. Şampiyonlar Ligi’ nden gelmesi planlanan paraların zararını bu futbolcuları elden çıkararak telafi ederken taraftarınızın tepkisine değil, aksine merhametine muhatap olarak bir kez daha mağrur ve gururluyu oynadınız..

Bitmedi… Önce Sivasspor, ardından Bursaspor ve son olarak Trabzonspor ile son yıllarda tam bir Anadolu İhtilali’ ne sahne olan ligin formatı da birilerini rahatsız etmeye başlamıştı. Makası gittikçe daraltan Anadolu Takımları’ nın olası şampiyonluk şanslarını azaltmak ve ligden erken kopma ihtimali olan büyük takımlara daha fazla final maçı oynatmak adına bir şeyler yapılmalıydı. Mesela Rıdvan Dilmen hemen her programında sadece büyük takımların katılacağı mini bir lig oynanması halinde Fenerbahçe’ nin her sezon rahatlıkla şampiyon olacağını istatistiksel verilerle söylüyordu. Bu iyi bir fikir olabilirdi. Sonunda tam da sizin önceki saha sonuçlarınıza uygun bir format bulundu ve play-off yürürlüğe girdi..

Kimselere danışma gereği duyulmadan yürürlüğe sokulan play-off sistemi küme düşme potasına hitap etmiyordu. Oysa bir sonraki sezona ertelenen cezanızın küme düşmek yerine puan silmeye dönüşmesi artık neredeyse kesinleşmişti. Fakat bu kez de kesilen puanlar sebebiyle oynayarak düşme tehlikeniz baş gösteriyordu. Üzülmeyin, ona da çare bulundu. Bu sene olmayan düşme hattı playoff’ unun gelecek sene uyarlanacağı müjdesi verildi. Yani 30 puanınız dahi silinse, toplamda alacağınız 60 puan bile ligin dibindeki cılız takımlarla aynı şartlar altında ölüm kalım maçlarına çıkma şansına sahip olduğunuz anlamına geliyordu. Kısacası artık size havada karada ölüm yoktu..


Derken lig başladı. Normal şartlarda içerisinde bulunmamanız gerektiği futbolun en üst noktası UEFA tarafından tescillenmiş olmasına rağmen yepyeni bir lige “kahramanlar” gibi başladınız. Lig başlamadan önce kendi sahanızdaki özel maçta emanet mandayı döver gibi dövdüğünüz gazetecilerin birbirinden cafcaflı gazete manşetleriyle göklere çıkarıldınız. Öyle ki, seyircisiz oynama cezası aldığınız maça kadın ve çocukların ücretsiz girmesine zemin hazırlayan yasaya dahi ön ayak oldunuz. Yaralarınızın sarılması, kırılan gönlünüzün alınması adına hiçbir fedakarlıktan kaçınılmazken, düne kadar topyekün ligi protesto eden taraftarınız da kombinelere, formalara saldırıyordu artık..

Sizin cenahta her şey yolunda giderken sebep olduğunuz şike soruşturması yüzünden ertelenen ve statüsü değişen ligde Avrupa maçlarıyla birlikte 11 günde 4 maç oynamak durumunda kalan rakipleriniz bu eziyetle cebelleşiyor, siz haftada tek maç oynayarak zirvenin keyfini sürüyordunuz. Ne mutlu size ki bu sayede şikesiz de maç kazanabildiğinizi ispatlama şansına sahip olmuştunuz. Artık siz bu ligin haksızlığa uğramış, devrik kralıydınız birilerinin gözünde!

Diğer yandan sizinle hemen hemen benzer pozisyonda bulunan, asbaşkanı ve hocası halâ kodeste tutulan bir kulübün başkanı da Kulüpler Birliği Başkanı olarak ödüllendiriliyordu. Zira şikeci olmak, şikeyle anılmak ya da en hafif tabirle şikeyle suçlanmak bu ülkede bir utanç ya da yıkım sebebi değil, terfi etmek, onurlandırılmak anlamına geliyordu artık. Saygınlığınız, itibarınız daha da artıyordu..

Tüm bunların haricinde bir de üzerine CAS’ dan talep ettiğiniz tazminatı da koparırsanız artık bu ligde şampiyonluğun değil, şike yapmanın ve şikecinin yanında olmanın en ulvî amaç olduğunu dosta düşmana ispatlayacaksınız..

Son olarak; gerçekten büyüksünüz!

Çünkü bu büyüklük futbolu yönetenlerin, futbolda söz sahibi olanların küçüklüğünden besleniyor aslında..