Etiket arşivi: Barcelona

Barcelona 5-0 Real Madrid / Güzel ve Çirkin

El Classico tarihinin en yüksek maliyetle kurulan kadrolarının kapıştığı ve muhtemelen gerek Barcelona, gerekse Real Madrid takımlarının en formda oldukları döneme denk gelen bir maça sahne oldu bu gece Camp Nou Stadyumu. Bu maç da beklendiği üzere ağır bir Barcelona dominasyonuyla başladı. Açıkçası abartmadan örneklemek gerekirse Barcelona’ nın karşısında ilk 20 dakikada Real Madrid yerine bir Getafe ya da Almeria da olsaydı belki daha fazla gol yeseler dahi muhtemelen en fazla bu kadar baskı yerlerdi herhalde Barcelona’ dan. Yani karşılaşma böylesi bir tabloyla başlamışken maç sonrası yapılan bazı yorumlarda Mourinho’nun kendi futbolunu oynama sevdası üzerine mağlup olduğunun ima ediliyor oluşunu anlayabilmek mümkün olmasa gerek..
Geri dörtlüsünün önünde önlibero olarak sadece Busquets’ i kullanan ve sol dış forvet olarak görev verdiği Villa’ nın hemen gerisine Xavi, Iniesta, Pedro ve Messi’ den oluşan ölümcül bir dörtlü kuran Guardiola’ nın planları ilk yarı boyunca mükemmel bir şekilde işledi doğrusu. Zira maçın henüz başında kurduğu baskı sonucunda önce Iniesta’ nın pasında Xavi ve hemen ardından Villa’ nın asistinde Pedro’ nun ayağından kazandığı gollerle Mourinho’ nun kafasını kabuğundan çıkarmayı başardı. Barca’ ya karşı oynadığı bir çok maçta yaptığı gibi sürekli olarak oyunu kendi yarısahasında kabullenip ani ataklar ile gol bulabilme dürtüsünden hallice bir taktik geliştirmeyen ve geçen sene rakibinin nizami golünün verilmeyişi sayesinde Devler Ligi’ nde Barcelona’ yı saf dışı bırakan Mourinho, oyunda 2-0 geriye düşmesinin ardından “kerhen” de olsa ataklar geliştirmeye başladı. Dörtlü defansın önünde geriye dönük oynayan Khedira – Alonso ikilisinin sağındaki Di Maria ve solundaki Mesut zaman zaman kanat değiştirmelerine rağmen Alves ve Abidal’ e karşı son derece etkisiz kaldılar. İleri uçtaki tek forvet Benzema’ nın ise Puyol ve Pique arasında adeta kaybolması sonucunda Real Madrid’ in bütün gol ümitleri Ronaldo’ nun göstereceği şahsi performansa mahkum oluverdi. Ne var ki Ronaldo sahada etkili olmak yerine önce durduk yere kenarda bekleyen Guardiola’ yı taciz ederek sarı kart gördü ve hemen ardından Valdes ile girdiği ikili mücadelede kendisini yere bırakarak olası bir kırmızı karttan isminin de ağırlığıyla ucuz şekilde yırttı..

İlk yarının sonlarına doğru biraz olsun dişini göstermeye başlayan R. Madrid ikinci yarıya Mesut’ un yerine fizik gücü yüksek Diarra’ yı alarak başladı. Bu değişiklik sonucunda Ronaldo’ yu sola yaklaştırıp Diarra’ yı göbeğe yerleştiren Mourinho daha ikinci yarının ilk beş dakikası içerisinde önce Villa ve ardından Xavi ile iki net gol pozisyonu yaşadı kalesinde. Ancak maç sonrası demecinde ilginç bir şekilde takımının ikinci yarıya iyi başladığını ima eden Mourinho’ nun aksine Barca golünün bir şekilde geleceği alenen belliydi. Nitekim Villa Messi’ den aldığı ikinci pası vücudunun bir kısmının ofsaytta olduğu bir pozisyonda affetmeyerek farkı üçe çıkarıverdi. Sonrasındaysa Messi şov başladı ve Madrid adına film koptu. Messi’ den aldığı insanüstü pası gole çeviren Villa ile skor 4-0 oldu. Bu golden sonra Barcelona biraz olsun hız kestiyse de Real Madrid oyun disiplininden tamamen koptu. Bu dakikalarda Pedro’ ya atılan net gollük asisti eliyle kesen Carvalho’ nun cezası sadece sarı kart ile geçiştirilirken Villa’ nın yerine oyuna dahil olan Krkiç ile iki net gol pozisyonu daha harcandı. Maçın uzatma dakikaları oynanırken Krkic’ in pasına hareketlenen Jeffren tarihi skoru belirleyen golü atarak R. Madrid’ i Nou Camp çimlerine gömüverdi..

Sonuç olarak maçın hakemi Gonzalez’ in merhameti sayesinde maçı onbir kişiyle tamamlamayı başarmak üzereyken son saniyede Ramos’ un önce Messi’ yi biçip ardından da Xavi ve Puyol’ u tartaklaması üzerine gene maçı on kişiyle bitirdi Mourinho’ nun Madrid’ i. Mourinho kendi kariyerinde ilk kez beş gol birden yerken Casillas da El Classico tarihinin toplamda en fazla gol yiyen kalecisi ünvanına sahip oldu..
Bir çok açıdan tarihe geçen ve bir tarafta güzelliklerin, diğer taraftaysa bir takım çirkinliklerin sergilendiği bu muhteşem maç sonrasında Barcelona iki puan farkla La Lig liderliğini de ele geçirmiş oldu. Bakalım R. Madrid bu ağır travmanın yıkıcı etkisinden ne zaman ve nasıl kurtulacak? Barcelona’ da her şey yolunda gittiğine göre şu an asıl merak edilen bu olsa gerek..

Yapan Değil Bozan Kazandı (Barca 1-0 Inter)

Dünkü maçı tek bir cümle ile ifade edebilecek türden iki farklı başlık aklıma gelmişti. Bir tanesi “Defans Sanatı” diğeriyse buydu. Ben futbolda defans yapmayı sanat payesiyle ödüllendirmeyi kabul etmeyen biri olarak diğerini uygun gördüm. Her ne kadar Inter’ in maç boyunca ortaya koyduğu insanüstü defansif performansı bir sanat olarak görülecek olsa da ben bir futbolsever olarak kendi adıma böyle sanatın içine ederim arkadaş..

Sonuçta bizler birer futbolseverden fazlası değiliz yahu. Ben aklıselim hiçbir futbol aşığının maçı izlerken “Ulan benim takımım ne de güzel defans yapıyor bee” şeklinde böbürlenebileceğini hiç sanmıyorum. Rakip senin kolunu bükmüş, yüzünün üstüne yatırarak sırtına çullanmış, sana nefes dahi aldırmıyorken “Stoperlerim nasıl da savaşıyor, kalecim ne muhteşem toplar çıkarıyor” gibisinden coşkuyla maç izleyeceklerini de zannetmiyorum..

Dünyada ruh sağlığı iyi durumda olan hiçbir taraftar (mazoşist falan değilse), bir maçın 90 dakika boyunca kendi cezasahasının çevresinde oynanmasını arzulamaz. Gene hiçbir taraftar kendi hücum oyuncularının değil, kendi defans oyuncuları ve kalecilerinin yıldızlaştığı bir maçtan asla keyif almaz. Dolayısıyla taraftarlığı geçtim, herhangi bir futbolseverin hücum yapan bir takımı izlemek ya da desteklemektense defansı mükemmel yapan bir takıma sempati duyuyor olmasını da kabullenemiyorum; yalan yok..

Mesela Mourinho. Bence de dünyadaki en antipatik teknik adamların başında geliyor. Sadece o şımarık duruşuyla da değil, kendini her şeyin üstünde gören narsist demeçleri, megaloman tavırları ve başına geçtiği her takımda istisnasız yapan değil, bozan taraf olması sebebiyle son derece itici bir adam. Burada bozmaktan kasıt, kendi oyununu oynamaktan ziyade rakibinin oyununu bozmak tabii. Hele ki karşısında Guardiola gibi toy bir teknik adam olunca dün akşam çok daha zor geçebilecek bir maçtan tulum çıkarmasını bildi maalesef..

Maç hakkında uzun uzadıya detaylı yorumlara girmeyeceğim ama Inter’in bu zaferinde defansif kurgusunun mükemmelliğinin haricindeki en büyük etkenlerden bir tanesinin Pep Guardiola‘ ya ait ölümcül hataların varlığının etkisi olduğunu düşünüyorum. Hatta daha da abartayım; maçı İlker Yasin‘ in yanında yorumlayan ve ülkemizde “Taiwan malı Fatih Terim” konseptinden öteye gidemeyen Hikmet Karaman, Guardiola‘ nın yerinde Barca kulübesinde olsaydı dün akşam çok daha mantıklı hamleler görebilirdik belki de..

Başlama düdüğünden itibaren oyunu kendi cezasahasının çevresinde kabullenen Inter daha maçın 30 ncu dakikasında 10 kişi kalmasına rağmen hala Toure ve Busquets gibi iki defansif adam ile oynaması ve o dakikalarda yapması gereken müdahaleyi ikinci yarının başında da yapmadan maçı bizim gibi izleyen Guardiola tam bir teknik adam faciasına imza atmıştır. O uzun ve kalıplı Inter savunması arasında boğuşan Ibrahimovic‘ i oyundan alıp iki pırpır forvet tipiyle Inter savunmasını karıştırma düşüncesi her ne kadar bir mantık çerçevesinde değerlendirilebilse de Ibra‘ nın her zaman bir gol şansı olduğu gerçeğini göz ardı etmemesi gerekirdi..

Son bir söz de hakem Bleeckere için. Belki Motta‘ nın ikinci sarı karttan atıldığı pozisyonda da biraz insafsız davranmış olduğunu söyleyebilsek dahi uzatma dakikalarında Barcelona’ nın attığı nizami golü vermeyişi ölümcül bir hataydı. Yaklaşık bir metrelik mesafeden hızla gelen bir topun Toure‘ nin adeta vücudunun içine sokmaya çalıştığı kolouna çarparak Krkiç‘ in önüne düşmesine “elle oynama” kararı vermesi tam bir skandaldı. Hal böyle olunca, maçın başından sonuna kadar kenarda inim inim inleyen ve kıçta durmaz osuruk misali yerinde duramayan Mourinho‘ nun zafer turu da kaçınılmaz oldu..

Bir tespit de şu “İtalyan Savunması” geyiği üzerine yapayım nacizane. Dün akşamki Inter kadrosunda başta hocası olmak üzere sonradan oyuna girenler de dahil tek bir İtalyan oyuncu dahi yoktu. Yani bu “defans harikası” takımın İtalyan ekolünden ziyade Mourinho ekolünden kaynaklandığını söylemeye gerek yok sanırım..

Sonuçta kazanan her daim haklıdır haklı olmasına da her kazanan güzel olmuyor işte. Kimi zaman çirkinler de kazanabiliyor..

Cem Felek Barcelona’ da

Bu haberi şu link haricinde bir çok ajans bu sabah manşetlerden geçivermiş. Gerçi ben elimden geldiğince başta İspanyol ve İngilizce olmak üzere bir çok yabancı kaynağı araştırmama rağmen en azından şimdilik yerli menşeili benzer haberlerden başkasına rastlayamadım..

Ayrıca 14 yaşını henüz doldurmamış Cem Felek ile Cezasahası.net 4 Ocak 2010 tarihinde bir röportaj gerçekleştirmiş ve o keyifli sohbet bu sayfalarda yayınlanmıştı..

Söz konusu haberler doğruysa bir Dünya yıldızı olma yolunda kendisine futbol hayatında başarılar dilerken, gelecekte Türk Milli Takımı’ nın formasını giyebilmesi konusunda da yetkililerin dikkatini şimdiden çekiyoruz..

Bu arada konu hakkında daha spesifik bilgilere sahip olanlar varsa yorum bölümünden bilgilendirme yaparak yazıya genişlik katabilir..

Biz gene de hayırlısı olsun diyelim..

Edit:

Gelen yorumlar neticesinde söz konusu transferin kesin bir şekilde gerçekleşmiş olduğunu öğrenmiş olarak Cem Felek’ i tebrik eder, başarılarının devamlı olmasını dileriz..