Etiket arşivi: Dünya Futbolu

Vuvuzela Gölgesinde Görkemli Açılış


G. Afrika 2010 Dünya Kupası’ nın ilk gününde gerçekleştirilen son derece muazzam açılış törenine rağmen aylardır üzerine onlarca tartışmanın yaşandığı şu vuvuzela denen illetin bu büyük organizasyonun keyfine limon sıkacağı daha ilk günden belli oldu maalesef. Tribündeki onbinlerce taraftarın pozisyonlara olan sesli tepkisini, renkli tezahüratlarını tamamen devre dışı bırakarak adeta bir on kasım sireni gibi kesintisiz şekilde 90 dk. boyunca çalınıp durması hakikaten de dayanılacak türden bir zulüm olmasa gerek..

Blatter‘ in turnuva öncesinde bu enstrümanı Afrika kültürünün bir parçası olarak görmesi ve bir nevi zenginlik olarak değerlendirmesi yöre halkına saygısızlık yapmaktan kaçınması şeklinde yorumlanabilir olsa bile G. Afrika yetkililerinin bu ruhsuz kakafoniye izin vermemesi gerekirdi aslında. Yani şöyle otantik bir enstrüman olsa gene bir yere kadar anlayacağım da, ülkemizde pazarlansa muhtemelen “Ne alırsan 1 milyon” dükkanlarında satılacak türden kalitesizlikteki plastik zımbırtıların böyle büyük bir futbol şölenine damga vuruyor olması tam bir andavallık örneği olsa gerek..

Bu vuvuzelalara bellli bir sınırlama getirilmez ve turnuva sonuna dek aynı şekilde devam edilirse G. Afrika seyircisini bütün zamanların en dangalak izleyici kitlesi olarak hatırlayacağım kendi adıma..


Bu arada açılış maçında ev sahibi G. Afrika ile 1-1 berabere kalan Meksika‘ nın oyunsal anlamda rakibine karşı çok daha etkili olduğunu, topla daha fazla oynadığını ve oyunu istedikleri gibi yönlendirdiklerini gördük. Özellikle Dos Santos‘ un bu turnuvada en azından 3 maç boyunca büyük sükse yapacağı, şayet tur atlamayı da başarırlarsa yıldızının çok daha fazla parlayacağını söyleyebiliriz sanırım. G. Afrika takımındaysa mükemmel bir açılış golüne imza atan Tshabalala ve kanat akınlarında oldukça etkili gözüken Pienaar başarılı bir görüntü çizdiler..

Gece oynanan Uruguay Fransa maçı ise umarım turnuvanın en keyifsiz maçı seçilir de daha kötüsüne şahit olmayız. Fransa maç boyunca topa daha hakim taraf olarak gözükse de Uruguay defansı müthiş bir savunma örneği göstererek rakibine tek bir gol pozisyonu fırsatı dahi vermeden maçı tamamladı. Açıkçası bundan daha sönük ve pozisyon fakiri bir maç daha izlemeyecek olmamız dileğiyle..

Finali Arjantin – Brezilya Oynar!


Haftalardır birçok blogda 2010 Dünya Kupası‘ na katılan takımlar ile ilgili değerlendirme ve analizlerde bulundu arkadaşlar. Bu işi profesyonelce yapmakta olan hiçbir medya organının yanına dahi yaklaşamayacağı derinlikte yorumlar ve detaylı bilgilendirmeler edindik sayelerinde. Ben de bu analizleri Dünya Futbolu hakkındaki kendi nacizene birikimlerimle de harmanlayarak bir nevi kupa kehanetinde bulunmak istedim açıkçası. Kupa süresince ne derece bir isabet oranı tutturacağım meçhul olsa da en azından vaziyeti takip etmem açısından eğlenceli olacağı kesin. Şimdi kehanetlerimi sıralayayım..

A Grubu’ nu Uruguay ilk sırada, Fransa ise ikinci sırada bitirir..

B Grubu’ nda Nijerya, Arjantin‘ in ardından son 16’ ya kalır..

C Grubu’ nun lideri İngiltere olurken ikinci sırayı ABD alır..

D Grubu maçları Almanya‘ nın liderliği ile tamamlanırken peşinden Gana bir sürpriz yapabilir..

E Grubu’ ndaki favorim Hollanda‘ yı Danimarka takip eder..

F Grubu’ nda İtalya tecrübesiyle liderliği elde ederken peşinden üst tura çıkan takım Paraguay olur..

G Grubu’ nun mutlak favorisi Brezilya‘ nın arkasından vizeyi Portekiz alır..

H Grubu’ ndan ise İspanya birinci, İsviçre ise ikinci olarak yollarına devam ederler..


Gruplardan çıkan takımların bunlar olacağını düşünürsek gerçekleşecek eşleşmelerden çıkacak sonuçlar da tahminimce şu şekilde olacaktır..

Uruguay Nijerya’ yı, İngiltere Gana’ yı, Almanya ABD’ yi, Arjantin Fransa’ yı, Hollanda Paraguay’ ı, Brezilya İsviçre’ yi, İtalya Danimarka’ yı ve İspanya ise Portekiz’ i safdışı bırakarak çeyrek finale kalacak takımlar olacaktır tahminime göre..

Gene mevcut eşleşme formülü üzerinden gidersek Brezilya Hollanda’ yı, İngiltere Uruguay’ ı, Arjantin Almanya’ yı ve İspanya İtalya‘ yı eleyerek yarı finale çıkacaklardır..

Yarı finalde İngiltere’ yi deviren Brezilya ve İspanya’ yı evine gönderen Arjantin final vizesi alırken üçüncülük maçında İspanya galip gelecek, İngiltere ise bu turnuvada dördüncülük ile yetinecektir..

Ortaya çıkacak Arjantin – Brezilya finalinde ise biraz da duygusal davranarak Arjantin‘ in galip geleceğini öngörüyorum. Hadi itiraf edeyim, Messi‘ nin gol krallığını elde ederek Maradona‘ nın tam 24 yıl sonra dünya kupasını bir kez daha kaldırmasını şiddetle umut ediyorum..

Ayrıca forma şansı bulduklarında Arjantin’ den Di Maria ve Pastore, Uruguay’ dan Lodeiro, Yunanistan’ dan Ninis, Meksika’ dan Dos Santos, G. Kore’ den Kim Bo Kyung, Cezayir’ den Boudebouz, ABD’ den Altidore, Gana’ dan Abeyie ve Adiyiah, Danimarka’ dan Eriksen, Almanya’ dan Marin, Slovakya’ dan Stoch, Kamerun’ dan Mbia, Nijerya’ dan Obasi ve Hollanda’ dan Elia‘ nın bu turnuvada yıldızlaşacaklarını düşünüyorum..

Ne diyelim.. Rast gele..

Inter 2-0 Bayern Münih / Futbolsuz Final

Son yıllarda izlediğim en berbat finaldi kuşkusuz. Benim nazarımda antipatinin doruklarında gezinen, her fırsatta kameralara oynayan ve her gittiği takımda önüne hiçbir teknik adama sunulmayan imkanlar verilerek adeta bir nevi mesih haline getirilen Mourinho‘ nun kazanmasını asla istemiyordum ama maalesef bir şekilde gene zafere ulaştı kibir küpü Portekizli teknik adam..

Şimdi bu yaklaşımımı dileyen kıskançlık ya da hazımsızlık olarak algılayabilir ama şu gezegendeki en değerli kupayı alan bir takımın grup maçları ve Barca’ yı 3-1 yendikleri maç da dahil olmak üzere rakibini domine eden tek bir maç dahi oynamamış olması beni irrite ediyor doğrusu. İstisnasız hemen her maçta topla oynama oranı %30-35 sınırını geçmeyen bir takımın böylesi bir başarı elde ettiğini en son Yunanistan’ ın Avrupa şampiyonu olduğu sene görmüştük sanırım. Kaldı ki o turnuva sonunda Mourinho‘ nun elindeki kadronun onda birine dahi sahip olmayan Otto Rehhagel adeta linç edilmişti dünya basını tarafından. Oysa şimdi görüyoruz ki aynı kösülük futbolun biraz daha hallicesini oynatan (böyle pahalı bir kadroyu zorlasanız da o Yunanistan kadar kötü oynayamaz zaten) Mourinho futbolun ilahı haline getiriliyor pervasızca..

Biz futbolseverlere ŞampiyonlarLigi tarihinin belki de en güdük finalini Porto’ nun başındayken Monaco’ yu 3-0 yenerek kazandıkları maçta yaşatan Mourinho, tam 6 yıl sonra köşe vuruşu dahi kazanamadığı ve maç boyunca gardını almış bir boksör edasıyla köşesinde kendisini savunduğu bir maçta, üzerine gelen rakibinin bıraktığı boşluklardan yararlanarak aradan salladığı iki aparkat ile Van Gaal karşısında kazanmayı bildi. Tabii ki futbolda saldırı kadar savunmanın da ne denli önemli olduğunu kabul ediyoruz mutlaka. Sonuçta bir tarafta Van Buyten ve Demichelis gibi ağır aksak iki stoper varken diğer tarafta Lucio ve Samuel vardı mesela. Bayern’ in sol kanadında hologram misali takılan Badstuber denen faciaya hiç değinmiyorum bile..


İki takım arasındaki fark büyük ölçüde defans hattında ön plana çıkarken bu maçta ofansta da Bayern’ in şanssızlığı ve özellikle Olic‘ in gününde olmayışı skora büyük ölçüde etki etti. Bir de üzerine Milito‘ nun muazzam performansı eklenince Inter adeta nokta atışlar ile maçı aldı götürdü. Robben‘ i sürekli olarak ikili perdelemeyle önlemeye çalışan Inter bunda alabildiğine başarılı olurken bu futbolcuya yoğunlaştığı anlarda zaman zaman defansında açıklar da verdi. Fakat iyi performansına karşın oyundan alınan Hamit‘ in mükemmel pasında kaleciyle karşı karşıya kalan Muller‘ in o net pozisyondan gol çıkaramayışı bana göre maçın kırılma anıydı..

Aslında maçın kırılma anlarından bir tanesi de ilk yarıda maç golsüz eşitlikle devam ederken Inter cezasahasının içerisinde oluşan karambolde Maicon‘ un açık bir şekilde elle oynamasına hakemin veremediği penaltıydı. Yarı finalin uzatma dakikalarında Barcelona’ nın verilmeyen nizami golünden sonra bu pozisyonun da es geçilmiş olması Mourinho‘ yu hangi küresel güçlerin kolladığını düşündürtecek kadar da rahatsız ediciydi bence..

Nihayetinde futbolda netice önemli illa ki. Neticede Inter şampiyon, Mourinho ise en büyük! Fakat diğer yanda ise ben bir futbolseverim. Sonuca ve elde edilen başarıya saygı duyuyorum duymasına ama sevgi ve hayranlık duyamıyorum açıkçası. Hiçbir takımın da elindeki bunca imkana karşın bu şekilde futbol oynayarak şampiyon olmasını istemiyorum. Hele ki işin içine (bana göre) sistemli hakem hataları da eklenince iyiden iyiye rahatsız oluyorum. Bazı romantikler bu durumu futbolun postmodern gerçeklerinden biri olarak göstermeye çalışsa da bunu söylemekten imtina etmiyorum..

Bu arada Mourinho, bir sonraki sene büyük ölçüde Real Madrid’ in başında olacak ve bence tam da hak ettiği yeri bulacak. Başarıyı parayla satın almaktan başka bir sisteme sahip olmayan bir takımın başına bu adamdan daha uygununu bulamazlardı zaten. Ancak şu da bir gerçek ki seneye La Liga’ nın çehresi bir hayli değişecek. Orası kesin..

Böyle Rezil Taraftar Düşman Başına

Dün akşam TV’ de Lazio-Inter maçı vardı. Ekran başında denk gelince izleyeyim dedim. Öyle ya, sonuçta İtalya’ da son iki haftaya girilirken şampiyonluğu direkt etkilecek bir karşılaşmaydı. Lazio’ nun da düşme potasına yaklaşması sebebiyle en azından bir puanın çok işine yarayacağı gerçeği ortadayken şöyle çekişmeli bir mücadele olmasını beklemiştim kendi adıma..

Fakat artık efsaneleşen Lazio-Roma düşmanlığı ve Totti’ nin Lazio galibiyetinden sonra tribünlere yaptığı “Lazio kümeye” işaretinin Lazio tribünlerinde fitillediği nefret, dün akşam bana göre futbol tribünleri tarihinin en utanç verici gecelerinden biri haline dönüşüverdi..

Hani şöyle bir tepki olsa anlarım. Mesela zekice tasarlanmış pankartlar ya da Roma aleyhtarı tezahüratlar yapılabilirdi. Hatta biraz daha abartıp, takımlarına fazla destek vermezlerdi. En azından tribünlerde yerlerini almazlardı. Oysa bu andavalların, sahada mücadele eden takımının girdiği gol pozisyonlarını protesto edip, rakibin kaçırdığı gole üzülüp, kendi futbolcusunu hırsla Inter kalesine giderken yuhalayarak ve bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de üzerine rakibin attığı gole sevinerek adeta kendinden geçmesi bir futbolsever olarak benim resmen midemi bulandırdı..

O tribünlerde biraz karakter ve zeka olsa Roma’ ya en güzel cevabı, Inter’ i sahada yenerek veya en azından sahada aslanlar gibi mücadele ederek verebilirlerdi. Hatta bunun üzerine “Küme düşeceğini söylediğiniz takım sayesinde şampiyonluk gördünüz la ezikler” bile diyebilirlerdi ezeli rakiplerine..

Oysa onlar bunu yapmak yerine “Roma’ nın şampiyonluğunu göreceğimize sizin rakibinize dibimizi dövdürürüz, hahhayt” demeyi tercih ettiler. Kendi taraftarının adeta paralize ettiği Lazio takımı, dün akşam milyonların önünde resmen “yatırılarak” Mourinho’ nun Inter’ ini kalan iki kolpa maç öncesine şampiyon ilan etmiştir..

Tek tesellim şimdilik de olsa, böylesine rezil tribün çapsızlığının bizim stadyumlarımıza bu pervasızlıkta sirayet etmemiş olmasıdır. Tabii ki en azından düşüncede bu tip beklentilerin olması doğaldır. Mesela en son “GS-Bursa” maçında Ali Sami Yen tribünlerinde yüzlerce GS li taraftar ben eminim ki, Bursa’ nın kendi takımlarını yenerek Fenerbahçe’ nin şampiyonluğuna engel olmasını dilemişlerdi. Fakat bu son derece doğal istenci böylesine ilkesiz ve karaktersiz bir tablo eşliğinde rakibe şakşak çekmeye kadar getirip sahadaki futbolcunu düşman belleyecek hale getirmek gerçekten irrite edici..

Sahada olmayan futbol hakkında söylenecek tek bir şey varsa o da Inter’ de Maicon ve Lazio’ da kendi tribünlerine inat gol için didinen Zarate’ den ibaret. Özellikle bana göre gezegendeki en yetenekli 3-5 forvetten biri olan Zarate’ nin bir sonraki sezon şu garabet takımdan kurtulmasını ümit ediyorum. Hatta keşke Barcelona’ ya gitse. Orada çok daha muhteşem işlere imza atar eminim..

Sonuçta İtalya’ daki futbolun şike davaları ve dedikodularıyla çalkalanmasına pek de şaşırmamamız gerektiğini gösteren bir maçtı. Tamamen amatör bir ruhla futbolsever kisvesiyle takımlarını desteklemesi gereken tribünülerin dahi böylesine dejenere olarak yozlaştığı bir ortamda temiz futboldan bahsetmek zaten hayalden öteye gitmez, gidemez..

Cem Felek Barcelona’ da

Bu haberi şu link haricinde bir çok ajans bu sabah manşetlerden geçivermiş. Gerçi ben elimden geldiğince başta İspanyol ve İngilizce olmak üzere bir çok yabancı kaynağı araştırmama rağmen en azından şimdilik yerli menşeili benzer haberlerden başkasına rastlayamadım..

Ayrıca 14 yaşını henüz doldurmamış Cem Felek ile Cezasahası.net 4 Ocak 2010 tarihinde bir röportaj gerçekleştirmiş ve o keyifli sohbet bu sayfalarda yayınlanmıştı..

Söz konusu haberler doğruysa bir Dünya yıldızı olma yolunda kendisine futbol hayatında başarılar dilerken, gelecekte Türk Milli Takımı’ nın formasını giyebilmesi konusunda da yetkililerin dikkatini şimdiden çekiyoruz..

Bu arada konu hakkında daha spesifik bilgilere sahip olanlar varsa yorum bölümünden bilgilendirme yaparak yazıya genişlik katabilir..

Biz gene de hayırlısı olsun diyelim..

Edit:

Gelen yorumlar neticesinde söz konusu transferin kesin bir şekilde gerçekleşmiş olduğunu öğrenmiş olarak Cem Felek’ i tebrik eder, başarılarının devamlı olmasını dileriz..