Etiket arşivi: Fatih Terim

Fatih Terim Galatasaray’ ı Reddetti!


Haberi şimdi aldım, kulaklarıma inanamadım..

Ntvspor’ daki son dakika haberine göre, Milli Takım’ daki görevine son verildikten sonra uzun süredir boşta duran Fatih Terim, henüz bu gün Rijkaard‘ ın işine son veren Galatasaray’ ın teklifini ailevi sebepleri göstererek geri çevirmiş!

Aradaki pazarlığın basına yansıtılan kısmı tamamen doğru mudur, yoksa altında başka işler mi vardır bilemem ancak Galatasaray’ ın Fatih Terim tarafından dahi reddedildiğini görmek beni hayli şaşırttı, yalan yok. Başkan Adnan Polat ve Yönetimi’ nin Galatasaray’ ı bundan daha da aşağı hangi seviyeye kadar düşüreceğini merakla beklemekteyiz artık..

Bana kalırsa bu işin altında başka piyastoslar dönüyor olabilir. Nedense salt “ailevi sebepler” bana biraz fazlaca fantastik bir mazeret gibi geldi doğrusu. Terim‘ in cevabı “Hele şu Fenerbahçe maçı bir geçsin, sonra bakarız” şeklinde bile olsaydı bundan daha inandırıcı olurdu sanki.

Sonuçta henüz bir gün önce basına yansıyan haberlerde Galatasaray’ ın teklifini Rijkaard‘ ın hala takımın başında olması sebebiyle geri çevirdiği açıklanan Fatih Terim‘ in ailevi sebepleri o gün sorun teşkil etmiyordu da bu gün mü bir anda ortaya çıkıverdi? Hem sonra Galatasaray’ ın maddi bir dar boğazdan geçiyor olduğunu, meteliğe kurşun attığını ve Rijkaard‘ ı gönderebilmek adına da ciddi tazminat ödediğini biliyoruz. Yani bütün bu veriler eşliğinde aradaki anlaşmazlığın parasal olduğunu düşünmek pek de safdillik olmasa gerek..

Neyse artık, bekleyip göreceğiz. Belki de gerçek tamamen bundan ibarettir. Hayırlısı diyelim biz..

Bumerang Her An Dönebilir!

2001-2002 İşsiz
2002-2003 işsiz
2003-2004 Galatasaray
2004-2005 İşsiz
2005-2009 Milli takım
2009-2010 İşsiz
2010-2011 İşsiz

2001 milad olmak üzere hesaplandığında son on yılın beşini her türlüsünden yurt dışı tekliflerine rağmen boşta geçirmekte ısrar eden ve diğer beş yılın birini içerisinden yetiştiği Galatasaray’ da, geriye kalan dört yılıysa Milli Takım’ da dolduran ünlü bir teknik adamın istatistikleri yukarıdakiler..

Yani “İmparator Fatih Terim” in Milan ile ilişiğinin kesilmesinin ardından geçen son on yıllık dönemdeki çetelesi bir nevi..

Henüz bir ay önce yazmış olduğum yazıda ve aynı yazı içerisinde linkini vermiş olduğum diğer yazımda Fatih Hoca’ nın adının Galatasaray’ da yaşanması muhtemel en ufak kaos halinde bir şekilde dillendirilmeye başlanma olasılığının altını çizmiştim. Tabii ki sadece benim değil, başta Galatasaraylı olmak üzere futbol ile ilgilenen bir çok sporseverin de tahmin ettiği üzere ligde alınan iki mağlubiyet sonrasında benzer içerikli haberler yapılmaya başlanmış bile..

Yukarıdaki tablodan da açıkça görüldüğü gibi, boşta geçen her iki yıllık periyod sonrasında adeta bir bumerang edasıyla gönderildiği yere tekrardan gerisin geri dönme yeknesaklığı bu yılda devreye girerse Galatasaray’ daki üçüncü Fatih Terim döneminin gerçekleşmesi kimseleri şaşırtmamalı..

Uzatmadan kendi adıma şöyle noktalayayım. Şayet böyle bir olay gerçekleşir, kötü gidişatın bütün faturası eline bir türlü kaliteli kadro verilmeyen Rijkaard’ a kesilir ve sonrasında tekrardan zaman kazanmaya yönelik yeni bir Fatih Terim istihdamı yaratılma yoluna gidilirse son dönemlerde yükselen (ya da körüklenen) Fenerbahçe antipatisi etkisini şiddetle Galatasaray’ a devredecektir. Hem de bol miktarda Galatasaray taraftarını dahi içerisine kataraktan..

Bu tercihin gerçekleşmesi sonucunda başarı garantisini hiç kimse veremese de antipati hususunda garantisini bizzat bendeniz verebilirim kolaylıkla..

Son olarak “Hayırlısı” diyerekten geçelim..

Aranıyor! Fatih Terim

Neredeyse bir yıl geçmiş yazmış olduğum İmparator Fatih Terim Gerçekleri başlıklı yazımın üzerinden. Hatta o yazının sonlarında şayet Rijkaard’ a sabredilmeden gönderilirse tarihin bir kez daha tekerrür ederek Fatih Terim’ in tekrardan Galatasaray’ ın başına getirilebilme ihtimaline de değinmiştim. Ancak görünüşte başarısız bir sezon geçirmiş olmasına rağmen “doğal olarak” isminin kalitesi ve kredisi sayesinde görevine devam edebilen Rijkaard bu tahminimin ya da (GS li olsaydım) endişemin gerçekleşmesini en azından ötelemeyi başarmış gözüküyor. Hepimizin gayet net hatırlayacağı üzere tam on yıl önce Milan ile ilişiğinin kesilmesinin ardından iki yıl boyunca boşta kalmasına rağmen kendisine kapılarını açan takım Galatasaray olmuştu. O dönemde Lucescu’ nun yerine takımın başına getirilmiş ve sonrasında hem saha sonuçları anlamında hem de maddi yönde büyük bir hüsran yaşanmıştı. Şimdi Lucescu’ nun koltuğunda oturan adam ise Rijkaard. Tabii bu bir kehanet ya da bir nevi beklenti falan değil, sadece küçük bir anekdot..
2010 Dünya Kupası elemelerinde Milli Takımımız’ ı ilk ikiye sokmayı başaramayan ve 10 maçta sadece 15 puan toplayarak Bosna Hersek’ in gerisinde grubu 3 ncü olarak tamamlamamızın sorumlusu olan Fatih Hoca halihazırda tatiline devam ediyormuş. Koca bir sezonu boşta geçiren ve bütün takımların yeni sezona hazırlandığı şu günlerde hala herhangi bir takım ile anlaş(a)mayan Fatih Terim’ in adı İran ve Endonezya Milli Takımları ile anılıyor. Haber ajanslarının satır aralarına sıkıştırılan bu haberlerin doğruluk yüzdesinden emin olamasak da adı bir kısım medya tarafından daha düne kadar Avrupa’ nın üst düzey kulüpleri ile birlikte yazılan Fatih Terim’ in hem mesleki hem de itibar açısından ciddi bir düşüş içerisinde olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Kaldı ki bizzat kendi röportajlarında dahi Avrupa’ nın bazı büyük takımlarından teklif aldığını ama bu teklifler arasından seçim yapmak konusunda kararsız kaldığını söylemişti tecrübeli hoca..
İşte bu tablo bile bazı acı gerçekleri artık net bir şekilde görmemizi ve bir takım olgular hakkında daha rasyonel düşünmemizi sağlayabilir aslında. Gözümüzde abartılı bir şekilde yücelttiğimiz, hatta kimi zaman neredeyse tanrılaştırdığımız bazı kişi ya da takımların aslında hiç de düşündüğümüz kadar heybetli olmadığı realitesini bize acımasızca gösterebilir. Belki de tablodaki asıl görüntüyü tüm çıplaklığı ve detaylarıyla görebilmek için birkaç adım geriye çekilerek o tabloya biraz daha uzaktan bakmak gerektiği düşüncesi hasıl olabilir. Daha doğrusu gerçekten hak edenlerin hak ettikleri yere gelebilmelerinin önünü açabilir..
Kimbilir..

Teknik Direktör Kavramının İçi Ne Kadar Dolu?

Şu devasa futbol literatüründe en çok kafamı kurcalayan ve içerisine hak ettiğinden çok daha fazla anlam yüklediğimizi düşündüğüm teknik direktörlük kavramı üzerine bir şeyler söylemek istedim..

Mevzuuya ilk olarak kendi ülkemiz üzerinden bir göz atalım. Türkiye liglerinde kapı kapı dolaşıp duran ve gitmiş oldukları birçok takımda elle tutulur bir başarı elde edemeyen ancak bu duruma rağmen en fazla birkaç ay içerisinde bir başka takıma gene “Kurtarıcı” olarak getirilen onlarca teknik adam mevcuttur; malumunuz..

Son 20 yıla baktığımızda adeta kısır döngüyü andıran bir rotasyon ile sürekli olarak hemen hemen aynı teknik direktörlerin Türkiye Ligleri’ nde dönüp dolaştıklarına şahit oluruz..

Dünya’ nın hiçbir sektöründe başına yetkili sıfat ile geçmiş olduğu bir oluşumu başarısız duruma getirip hemen akabinde bir başka kurumda aynı yetkiler ile donatılan bir yönetici profili göremezsiniz ancak bu teknik adamlık her nasıl bir meslekse artık, küme düşürdüğü ya da düşmek üzereyken bırakıp kaçtığı kulüp sayısı iki elin parmak sayısını geçmiş olan adamlar her sezon bir şekilde kendilerine iş bulmakta zorluk yaşamamaktadırlar. Biri ekonomik kriz mi dedi? Geçiniz onu..

Şöyle bir araştırmaya kalksanız, neredeyse 25 yıla dayanan teknik adam kariyerlerindeki başarıları, alt ligden üst lige iki üç takım çıkarmak ya da hasbelkader bir iki Türkiye Kupası finali görmekten ibarettir çoğunun..

Açıkçası ben bu işin biraz fazla büyütüldüğünü, gereğinden fazla önemsendiğini, içerisine o kadar da derin anlamlar yüklenilmemesi gerektiğini, teknik direktörlük mesleğinin abartıldığı kadar ulvi meziyetlere sahip olunması gereken bir kavram olmadığını ciddi ciddi düşünüyorum ve hatta buradan iddia da ediyorum..

Bir teknik adamı eleştirdiğimizde “Yahu sen ondan daha mı iyi biliyorsun sanki” şeklinde bir cevap almamızı gerektirecek kadar spesifik sonuçları olan işler çevirdiklerini de düşünmüyorum..

Ha tamam. Hiç etkisi yok değildir tabii. Mesela bir teknik adamın takımına olumlu yöndeki etkisi bana göre en fazla % 10 ya da 20 olabilecekken, olumsuz yöndeki etkisi % 80 leri bile bulabilir. (bknz. Ziya Doğan)

Yani öyle mendebur bir teknik adama denk gelirsiniz ki, kadro seçimlerini ya da oyun içerisinde yaptığı değişiklikler gibi göreceli teknik detayları geçtim; iki tane yıldız oyuncunuz ile kapışarak onları futboldan soğutur, takım içerisindeki huzuru bitirir, futbolcusu ile sidik yarıştırır, taraftar ile birbirine girer, yönetim ile kavga eder, medyaya saçmasapan demeçler verir ve bunların sonucunda da elindeki takımı darmadığın bir enkaza dönüştürebilir tabii ki (bknz. Broos)

Şimdi burada şu soru ortaya çıkıyor. Kötüsünü anladık ama bir teknik direktörü iyi yapan kriterler nelerdir?

Bana göre çok basit. Az buçuk da olsa insan psikolojisinden anlayan komplekssiz, kibirsiz, mülayim ve sevecen bir insan olmak. Yani iyi bir insan, iyi bir teknik direktör olabilmek adına en büyük erdemlerden birine sahiptir zaten(bknz. Lucescu, Zico, Güneş)

Eh tabii futbol bilgisi de senden benden kötü olmayacak izninizle. O mevkiiye getirilmeye ve onca parayı hak etmeye layık görülecek kadar da kafası çalışan, kendisine uzatılan mikrofonlara karşı iki lafın belini bükebilecek kadar da kıvrak zekası olacak mümkünse..

Mesela küçük örnekler de verelim. Geçen sezon Fenerbahçe’ nin başında teknik adam olarak bendeniz olsaydı, Fenerbahçe sıralamada daha kötü bir yerde olabilir miydi?

Bizim mahallede futbol ile yatıp kalkan ve sabah akşam kulağındaki radyosuyla bütün spor haberlerini takip eden görme engelli işportacı abimiz Barcelona’ nın başında olsa, alabileceği en kötü derecenin lig ikinciliğinden ibaret olması neredeyse kesin değil midir? Kaldı ki bu takımlar sezonu ikinci kapadıklarında teknik adamı şutlarlar genelde..

Daha dün jübilesini yapan Guardiola’ nın, yılların duayeni Ferguson’ u ve futbol dünyasının bir numaralı teknik adamı olarak görülen Mourinho’ yu iki final değeri taşıyacak maçta dalga geçercesine yenmiş olması teknik direktörlük kavramını sorgulatmaya yeterli sebeplerden sadece bir tanesi değil midir?

Mesela kötü bir takımla küme düşen, klas bir takım ile imrenilesi başarılar kazanan ama vasat üzeri bir takımda daha şimdiden sorgulanmaya başlayan Rijkaard’ a baktığımızda bu paradox daha bir netleşmiyor mu gözümüzde?

Neyse, çok da uzatmak istemiyorum; sanırım ne demek istediğim anlaşılmıştır. Sonuç olarak bu adamların tamamen gereksiz olduklarını düşündüğüm sonucu çıkmasın sakın. Ancak, hak edilenden çok daha fazla önemsendiklerini ve iyisine denk gelinmesinden ziyade kötüsünden uzak durulması gerektiğini vurgulamaya çalışıyorum..

Bu arada konuyla ilgili olarak nacizane küçük de bir kehanet ekleyeyim. Futbolu bıraktıktan sonra ne yapar, eder bilemiyorum ama mesela Harry Kewell’ ın ideal bir teknik adam olacağını düşünüyorum..

Yukarıda saymış olduğum insani meziyetlerin hemen hemen hepsine fazlasıyla sahip. İlla ki bizlerden “biraz daha fazla” futbol bilgisi de vardır mutlaka..

“İmparator” Fatih Terim Gerçekleri

2010 Dünya Kupası Elemeleri’ ndeki mutsuz sonun akabinde “İmparator” Fatih Terim, Ermenistan maçının ardından görevi bırakacağını ilan etmiş. Hem kendisi hem de Milli Takımımız için hayırlısı olsun..

Bu gelişmenin ardından Fatih Terim ile ilgili kısa bir kariyer özeti geçmek gerekir sanırım..

Hatırlayanlar bilir; Fatih Terim’ in futbolculuk dönemleri pek de gösterişli sayılmazdı ve GS’ nin şampiyonluk hasreti çektiği 14 yılın 11′ i gene kendisinin futbolculuk dönemine rast gelir..

Futbolculuk kariyerinin ardından teknik direktörlük hayatına atıldığı Ankaragücü ve Göztepe gibi takımlardaki backroundunun da ülkemizde yıllardır cirit atıp duran vasatı aşamamış ve sürekli küme mücadelesi veren diğer onlarca teknik direktörünkünden pek farklı olduğunu söyleyemeyiz..

Dışarıdan objektif bir bakış açısıyla incelendiğinde son derece silik görünen ve herhangi birilerinin dikkatini çekemeyecek olan bu kariyerine rağmen Sepp Piontek’ in kendisine bıraktığı Milli Takım’ ın başına getirilen Terim, Euro 96′ ya Milli Takım’ ı taşımış fakat o turnuvada tek bir gol dahi atabilme başarısı gösteremeden 3 maçta toplayabildiği sıfır puan ile geriye dönmüştür..

Milli Takım’ daki ilk macerası kısa süren Terim’ in en göz kamaştırıcı dönemiyse bu andan itibaren başlamıştır ve kendisine kapılarını açan Galatasaray’ da 96-2000 seneleri arasında 4 lig şampiyonluğu ve UEFA Kupası başarısı yaşamıştır..

Ancak bu parlak başarı hikayesinin aslında o zamanki jenerasyona ve daha da ötesinde sahada adeta bir teknik direktör edasıyla takımını çekip çeviren Hagi’ ye endeskli olduğu gerçeği, gerek o dönemin efsane futbolcularının sonradan vermiş oldukları demeçlerle gerekse Fatih Terim’ in bu dönemden sonraki icraatleriyle ortaya çıkmıştır..

Bu başarının vermiş olduğu titr ile bundan tam 8 yıl önce transfer edildikten sonra aynı yıl içerisinde iki farklı İtalyan takımı tarafından görevine son verilen Terim, o dönemlerde yazılı ve görsel basına vermiş olduğu bütün röportajlarda Avrupa’ nın farklı büyük takımları tarafından istendiğini sıklıkla zikretmesine rağmen tam 2 yıl boyunca boşta kalmış ve hiçbir takım ile sözleşme imzala(ya)mamıştır..

Kendisinin boşta kaldığı sürecin Türk Futbol Tarihi’ nin tartışmasız en büyük başarı destanı olan Dünya Üçüncülüğü dönemine denk gelmesi de ayrıca ironik bir rastlantıdır..

Bu iki yıllık boşta geçen zamanın ardından Fatih Terim’ e kapısını açan ve onu tekrar bağrına basan kulüp tabii ki gene Galatasaray olacaktır. Lucescu’ nun hem Türkiye Ligi’ nde şampiyon olmuş hem de Şampiyonlar Ligi’ nde çeyrek final oynamış maliyet olarak son derece mütevazi ama sahada aksine gayet gösterişli olan kadrosunu salt “Kendi takımını kurma” pahasına bozup üstüne milyonlarca dolar harcatarak adeta kuşa çeviren “İmparator” un görevine, GS kulübünü tarihinin en büyük borç bataklarından birine sokup arkasında işe yaramaz bir futbolcu güruhu bırakmasından sonra burada da son verilmiştir..

Son görev yapmış olduğu 3 takım tarafından görevden alınan ve gene bir takım “Yurt dışı tekliflere” karşın bir seneden fazla süreyle boşta kalmayı tercih eden Terim, kariyerindeki son 5 yıldır süregiden inanılmaz düşüşe rağmen gene garip bir şekilde Milli Takım Patronluğu ile ödüllendirilecektir..

Üstelik 2002 senesinde Hakan Şükür’ ü takımda oynatması sebebiyle Şenol Güneş’ i adeta yerden yere vuran ama aynı Hakan Şükür’ ün 4 sene sonraki halini takımda istemeyen Ersun Yanal’ ı da bu kez onu oynatmadığı bahanesiyle diline dolayan Hıncal Uluç ve türevi yazarların “destekleriyle” gerçekleşecektir bu hamle..

Fatih Terim’ e yeniden bir istihdam kapısı açılması pahasına Ersun Yanal’ a görevi bıraktırıldığında son maçlar öncesinde Milli Takım’ ın 2006 Dünya Kupası’ na katılma şansı hala devam ediyorken Fatih Terim, grubunda play off oynama hakkını son anda kazanmış fakat şu ülkenin Dünya Kupası’ na gidememiş olmasından daha büyük bir utancı İstanbul’ da İsviçre ile oynamış olduğumuz o kara maçtaki agresif ve provakatif tavırlarıyla bizlere yaşatmıştır..

Son olarak göreve geldiği günden itibaren vaad ettiğinin aksine Milli Takım’ da herhangi bir gençleştirme operasyonu ya da dünya futbolunda bir ekol olma anlamında herhangi bir hamle göstermek bir yana, rakip teknik direktörlerin bile sistemini çözmekte zorlandığı, 30′ unu geçtikten sonra Milli Takım ile tanışan futbolcuların görev almaya başladığı toplama bir takım olmaktan öteye gidememişizdir..

Salt kişisel sebepler ve inatlar uğruna Milli Takım’ a çağrılan ya da yüzlerine dahi bakılmayan bazı yıldız oyunculara değinmiyoruz bile..

Son katıldığımız Euro 2008′ de oyun sistemimiz ve ortaya konulan futbol hiç kimseyi tatmin etmemiş olsa da elde edilen yarı final başarısını görmezden gelemeyiz tabii ki. Bu başarıda son saniyelerde gelen spontane gollerin ve daha da önemlisi dünyanın sayılı kalecilerinden Cech’ in son dakika ikramının da büyük bir rolü olsa da bu başarının ne derece kalıcı olup olmadığı ve şans faktörünün hangi oranda etkili olduğu şüphesi 2010 Dünya Kupası elemelerindeki performansımız ışığında netleşecekti..

Ancak ne yazık ki Euro 2008′ de elde edilen yarı final başarısının aksine gruptaki İspanya haricinde Avrupa’ da söz sahibi olabilecek kapasitede tek bir takımın dahi yer almadığı bir grupta bırakın grup liderliğini, ikincilik şansını dahi son iki maçı oynamasına gerek kalmadan yitiren bir Milli Takım bırakmıştır bize Sinyor Terim..

Şimdi asıl merak edilen soru şu. “İmparator Terim” bu sürecin ardından acaba hangi takımda görev yapacak?

Teknik Direktörlük kariyerinin son 20 yılı boyunca kısa süren İtalya macerasını saymazsak Milli Takım ve içerisinden doğup yetiştiği Galatasaray haricinde hiçbir takımda görev al(a)mayan Terim’ in bir sonraki durağı neresi olacak?

Tarihin tekerrür ritueli devreye girerse bu takım gene Galatasaray olacak gibi gözüküyor. Hazır Rijkaard da irdelenmeye başladı zaten..

Sonra demedi demeyin..

Great White