Etiket arşivi: Fenerbahçe

Yıllarla Beslenen Rekabet

Yıllarla beslenen rekabet - Futbol - Süper Lig

 

14 Eylül 1983, güneşli bir çarşamba günüydü. Kadıköy’de Fenerbahçe’nin Şampiyon Kulüpler Kupası ilk tur ilk karşılaşmasını izlemek üzere Trabzonsporlu amcam, onun Fenerbahçeli bir arkadaşı ve kuzenimle birlikte tribündeydik. Rakip, Çekoslavakya’ nın adını ilk kez o gün duyduğum Bohemians Prag takımıydı. Bendeniz de bu arada Trabzonspor taraftarlığını henüz yeni özümsemeye başlamış bir ilkokul öğrencisiyim. Tamamen dolu tribünler önünde başlayan karşılaşmada keyifsiz, pozisyonsuz bir oyun oluyordu. Maç golsüz bitecek gibi gözükürken son dakikalara doğru Prag golü buldu. Bu sürpriz golle tribünün tüm coşkusu silinmiş, hattâ son dakikaya girilirken insanlar kapılara doğru yönelmeye başlamıştı. İşte tam o anda stadyumda bir dalgalanmayla birlikte gol sesine benzer uğultu yükseldi ve hemen peşinden tüm tribünler “Trabzon” tezahüratıyla inlemeye başladı. Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken arkamızdaki bir Fenerbahçeli kulağına dayadığı radyoyla bize bakarak Trabzonspor’un gol attığını söylüyordu. Aynı saatte başlayan maçta Trabzonspor, İtalyan devi İnter’i Tuncay’ın son dakika füzesiyle devirmeyi başarmış, Fenerbahçe’ nin mağlubiyetiyle bozulan tribünlerin morali bu galibiyetle biraz olsun yerine gelmişti.

Şimdi bu keyifli anekdotu bir kenara koyarsak, 18 Ekim 2011 tarihinde CSKA Moskova-Trabzonspor maçında Rus taraftarlarla sırt sırta CSKA’yı destekleyip yediğimiz gollerle sevinç yaşayan Fenerbahçeli taraftar profilini göz önüne getirdiğimizde taraftarlık algımızın nasıl bir mutasyon geçirdiğini net olarak görebiliriz sanırım. Tabii ki futbolun endüstriyelleşmesi, medyanın reyting kaygısıyla fanatizmi körüklemesi taraftarlık ve rekabet anlayışımızın ciddi anlamda değişmesine yol açtı. Artık rakibini yenmeye değil adeta düşmanını imha etmeye odaklı bir taraftarlık dürtüsü hâkim olmaya başlamış, tribünlerin yarı yarıya dolduğu şenlik ortamı yerine tek bir rakip taraftarın dahi stadyuma giremediği ucube bir rekabet modeli gelmişti. Tüm bu olumsuzlukların yanında saha içine dair güven de fazlasıyla sarsılmıştı. Hakemler sürekli masaya yatırılıyor, rakiplerin performansları dahi teknik adamlar tarafından irdelenmeye başlanıyordu. Taraftarlar kendi takımının ortaya koyacağı performanstan ziyade rakibinin karşılaşacağı takımın göstereceği performansla ilgileniyordu. Eskiden galip geldiğinde kendi oyuncusunu yere göğe sığdıramayan sağlıklı taraftar modeli yerini, rakip takımın gösterdiği mücadeleye abartılı methiyeler düzmek zorunda kalan hastalıklı ruh haline bırakıyordu.

Derken 3 Temmuz 2011’de ülke futbolunu kökünden sarsan şike krizi patlak verdi. Sürecin ilk günlerinde medyanın dilinden düşürmediği sloganı artık futbolumuzda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı şeklindeydi. Zira bu skandal milat olabilir, futbolumuzun geleceği adına tertemiz bir sayfa açılabilirdi. Ancak ne var ki şike skandalının başrolünde sıradan bir Anadolu takımı değil de futbolumuzun lokomotifi olarak lanse edilen Fenerbahçe olunca, henüz bir yıl öncesinde titizlikle hazırlanıp yürürlüğe sokulan yasalar, türlü basiretsizlik ve siyasi manipülasyonlar vasıtasıyla işlevselliğini yitiriverdi. Gözler önünde pervasızca cereyan eden ayak oyunları, talimat değişiklikleri ve karar alabilme kabızlığı neticesinde tek umudunu UEFA adaletine bağlayan futbolseverlerle sarı-lacivertlier arasındaki kutuplaşma giderek arttı. Tabii doğal olarak geride kalan sezonu aynı puanla zirvede tamamlamış olmaları ve Devler Ligi’ne bordo-mavililerin davet edilmesi sebebiyle süreçten en fazla etkilenen Fenerbahçe-Trabzonspor rekabeti oldu.

Giriştiğimiz her şampiyonluk yarışındaki tek rakibimiz olması gerçeğinin yanında 1996’da ağır bir travma yaşamamıza sebep olan mağlubiyetin de tetiklediği makul seviyelerdeki Fenerbahçe antipatisi, bu son şike davasının etkisiyle çok daha hoşgörüsüz bir karşıtlığa dönüşüverdi. Geçen yıl bozulan kadrosunu revize edemeyince sezonu istediği yerde tamamlayamayan Trabzonspor’un elinde sadece UEFA hedefi kalmıştı. Lakin Fenerbahçe’ye şampiyonluk yarışında vurulacak bir darbe, taraftarın gözünde büyük önem taşıyordu. Burada Galatasaray ya da başka takımın olası şampiyonluğunun çok da ehemmiyeti yoktu. Artık mühim olan, ezeli rakibin bilhassa bu sezona mahsus sevinmemesiydi.Burak Yılmaz’ın golüyle şampiyonluğu Fenerbahçe’nin elinden alıp Bursaspor’a verdiğimiz maçın benzeri yaşanmalıydı bir nevi. Maça dair Trabzonspor taraftarının tüm hissiyatı tamamen bu refleksif duygulardan besleniyordu.

Maça gelirsek; kadro kalitesi ve derinliği açısından Fenerbahçe biraz daha avantajlı gözükmesine karşın yukarıdaki faktörlerin de etkisiyle ekstra bir motivasyonla sahaya çıkacak Trabzonspor’un rakibine sürpriz hazırlama ihtimali hiç de az değil. Ancak ne var ki Süper Final ismini son maça denk getirilen Fenerbahçe-Galatasaray kapışmasından aldığı alenen belli olan bir turnuvada medya ve yayıncı kuruluşun isteyeceği en son şey olmalı, şampiyonun bir hafta önce tur atması. Dolayısıyla bu iki karşılaşmada bazı ince müdahalelerin gerçekleşme ihtimalini de göz önünde tutmak gerek. Yanlış anlaşılmasın; bu asla ‘Fener’i şampiyon yapacaklar’ paranoyası değil. Yaratılan atmosfere bakıldığında, hangisi olursa olsun şampiyonun son maçta belirlenme arzusunun yattığı hissi. Yani amaç olmasa bile arzulananın bu olduğu hissediliyor açıkçası.

Yine de bizler umut edelim ki bu beklenti arzu aşamasında kalsın ve sahaya yansıyanlar futboldan ibaret olsun.

Hakaret Hürriyeti ve Dişi Fenerbahstein


Gün geçmiyor ki başta Hürriyet gazetesi olmak üzere ulusal basın seviyesinde bilhassa Fenerbahçe jargonuyla Trabzon Halkı’ na ve Trabzonspor’ a hakaret edilmesin. Hele ki bu güce tapan yardakçı zihniyetten beslenen hamasî tavırların sportif yörüngeden tamamen çıkarak etnik kökene dayalı ırkçı yaklaşımlara doğru yönelmesini ibretle izlemekteyiz artık. Aslında Şenol Hoca geçtiğimiz sezonun hemen sonrasında açıkça “Rakip takım yayın organı gibi çalışanlar olmuştur. Özellikle Hürriyet gazetesinin ismini vermek istiyorum” dediğinde bir şeylere dikkat çekmeye çalışmıştı. Sezon boyunca sözümona Trabzonspor’ a verilen, Fenerbahçe’ yeyse verilmeyen penaltılar üzerinden çığırtkanlık yapmakta beis görmeyen Hürriyet Gazetesi ne yazık ki Türk Spor Gazeteciliği’ nin belki de en utanç verici röportajlarından birine imza attı bugün..
Çalıştığı gazete Hürriyet tarafından yakın geçmişte Trabzon’ daki EYOF organizasyonuyla ilgili izlenimlerini aktarmakla görevlendirildiğinde dahi şike süreci üzerinden Trabzon ve Trabzonspor ile ilgili alaycı göndermeler yapmaktan çekinmeyen Funda Ayaz isimli bir editör, artık tribündeki varlıkları dahi muamma olan GFB Angels adındaki bir kadın taraftar grubunun sözde lideri Ayça Alemdar isimli bir taraftar ile yapmış olduğu röportajda milyonlarca Trabzonlu ve Trabzonsporlu’ yu direkt hedef alan bir hakareti fütursuzca yayınlamıştır. Bu alenî hakareti Hürriyet Gazetesi’ nin Türkiye baskısına değil de Avrupa baskısına vermiş olmasının sebebinin Trabzon ya da Türkiye dışında hiçbir Trabzonlu veya Trabzonsporlu olmayacağını tahmin ettikleri şeklinde varsayılabilir; bilemiyoruz. Ancak neredeyse asırlık bir ulusal gazetenin böylesi bir seviyesizliğe daha imza atmış olmasının akılla, mantıkla, iradeyle, terbiyeyle ve dahası fikir hürriyetiyle izah edilebilir bir yanı olmadığı kesin..
Ancak Trabzonlu ya da Trabzonsporlular’ ın bize yakışan üslupla gayet itidalli bir şekilde tepki göstermesi gereken kişinin söz konusu kadın taraftardan ziyade bu pespayeliği utanmadan yayınlamakta bir sakınca görmeyen Funda Ayaz özelinde Hürriyet Gazetesi’ nin bizatihî kendisi olduğunu unutmayalım. Kadınlara bedava bilet uygulamasının daha ilk gününde adeta testosteron yüklenmiş bazı kadınsı bünyelerin tribünlerden koro halinde Trabzon’ a ettikleri küfürlerden hemen sonra gene iki kadının baş rolünü oynadığı bir röportajda seviyenin bu derece yerlere inmesi, şike süreci boyunca sosyal medyada dört bi’ yana “hebele lubele” ayar vererekten popülizmin dibine vuranların peydah olmaları, mevcut sistemin kendi eliyle yarattığı dişi Fenerbahstein‘ ı da gözler önüne sermekte ne yazık ki..

Hepi topu futbol ile ilgili bir konuda, son derece adaletsiz ve sinsi bir genelleme mantığından hareket ederek, kendi kimliğini, etnik kökenini sır gibi saklayarak, salt kupkuru bir “tutulan takım aidiyeti” arkasına sığınaraktan koskoca bir yöre halkını onursuzlukla, eziklikle itham edenler bu pervasızlığın karşılığını kurumsal ya da hukukî yaptırımlar bazında almadığı sürece bu nefret politikası ve linç zihniyeti daha da artarak devam edecek gibi gözüküyor..


Tüm bunlardan da kötüsü; nezaketin, zarafetin, inceliğin, kibarlığın ve dahası güzelliğin sembolü olan kadınlarımızın salt bir futbol oyunu adı altında bize sunulmasına karşın aslında çok daha makro boyutta gelişen, çıkar ilişkilerinin ve dahası rantiye anlayışının ön planda olduğu endüstriyel bir sektöre kör fanatizm eşliğinde ve bilhassa Fenerbahçe varlığı, popülaritesi kullanılaraktan meze ediliyor olmalarıdır ne yazık ki. Dolayısıyla bu kirli düzen ve onun içerisinde dönen bu paslı çark, kadınlarımıza futbolun kurallarını öğretmek, futbolu sevdirmekten ziyade futbol üzerinden kinlerini kusmak gibi bir anlayışa prim yaptırma yolunda hızla ilerlemekte..

Biz Trabzonlu ve Trabzonsporlular’ a düşen, onların istedikleri frekansa girerekten aynı seviyeye inmek değil aşağıda linklerini vermiş olduğum mail adreslerine gereken tepkimizi en itidalli bir şekilde göstermek ve sonucunu da ısrarla takip etmek olmalıdır..

Hürriyet.com.tr müdürü : ocan@hurriyet.com.tr

Hürriyet Editörü Funda Ayaz : fayaz@hurriyet.com.tr

Şikeci Olmak Varmış


Önce gittiniz, koca bir ligin on küsür maçına şike ve teşvik yoluyla tecavüz ederek kendinizi şampiyon ilan ettiniz, kutlamalar yaptınız, tonlarca ürün satarak şampiyonluk uğruna bol keseden harcadığınız paraları fazlasıyla çıkardınız. Günlerce kutladığınız ve halâ iade etmediğiniz şampiyonluk kupasını elinden gasp edercesine aldığınız rakibinizi sonraki sezona sirayet edecek bir kaosun içine soktuğunuz gibi, oturmuş kadrosunun dağılmasına ve büyük çapta revizyona gitmesine sebep oldunuz..

Ardından onlarca delil, kayıt ve tapeler yoluyla işlediğiniz suçlar ortalığa saçılıp başkanınızdan asbaşkanınıza, yöneticinizden efsane futbolcunuza kadar bütün üst düzey temsilcileriniz kodesi boylayınca bu kez büyük bir ustalıkla mağduru oynamaya başladınız. Kendi başkanınızı taraftarın gözünde adeta bir kült haline getirerek tişörtünden maskesine kadar rant aracı olarak kullandığınız yetmediği gibi kulübün üzerine yönelecek tepki ve yaptırımlara karşı da tampon yaptınız..

Yetmedi… Her yerde dillendirdiğiniz “Darağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe” mottosuyla taraftarınızın saftirik duygularını sömüren popülizmin dibine vurmanıza rağmen tıpkı sahadaki bazı rakiplerinize yaptığınız gibi ipinizi çekmekle görevli cellatınızı da bi’ şekilde ayarlamayı başardınız. Darağacının kurulu olduğu meydana sizin infazınızı izlemeye değil, sizi infazdan kurtarmak amacıyla toplandıklarını görülmemiş bir yüzsüzlükle itiraf eden Kulüpler Birliği’ nin de desteğiyle sıradan bir Anadolu Takımı’ nı çarmıha gerdirmeye yetecek derecedeki suçlarınızın cezasını ötelettiniz..

Fakat siyasetinden sanatına, dininden diline kadar her alanda yozlaşmış ve dejenere olmuş bir ülkenin söğüşlenmelik birer koyun olarak gördüğünüz futbolseverleri önünde pervasızca içine ederekten tam bir foseptik çukuruna çevirdiğiniz Türk Futbolu’ nun kokusu, Galatasaray Başkanı Ünal Aysan’ ın da yardımıyla İsviçre’ deki UEFA’ nın burun kemiklerini sızlattı. TFF’ nin kozmik odalarda alıp da size olan sevgisinden ve biraz da korkusundan açıklamaya cesaret edemediği karar Platini’ nin kulağına üfürülünce, içine kapağı atmak adına her şeyi mübah gördüğünüz Şampiyonlar Ligi’ nden men ediliverdiniz..


O dakikaya kadar TFF’ nin her kararına destek olan, TFF başkanına methiyeler düzen yöneticileriniz bu kez tırnaklarını çıkarıp, dillerini sivriltmekten geri kalmadığı gibi, hocanız ve kaptanlarınızın önderliğindeki basın toplantısında sergilenen ligden çekilme konulu orta oyunuyla bir kez daha taraftarınızın gözünde kahramanlığa soyundunuz. Ancak taraftarınızın ligden çekilme, decoder iadesi ve maçlara gitmeme gibi boykot girişimlerinde ciddi olduklarını görünce pabucun pahalıya patlayacağını anladınız. Şimdi ustaca çark etmeniz gerekiyordu. Hemen peşine başkan yardımcınız önderliğinde bir basın toplantısı düzenleyerek suçunuzu bir anlamda itiraf edip, sadece Devler Ligi’ nden men edilmekle cezanızı fazlasıyla çekmiş olarak sayılmanızı talep ettiniz..

UEFA’ nın müdahalesi ve Platini’ nin son derece net açıklamalarından sonra yeni sezonda bir Süper Lig maçına çıkacak olmanızın ne hukuken, ne vicdanen, ne de mantıken bir olasılığı kalmamıştı ki bu kez zamanında size komplo kurduğunu iddia ettiğiniz siyasetçilere sığınaraktan yasa değişikliği talep ettiniz. Bu talebinize başta yayıncı kuruluş olmak üzere duruşundan, kimliğinden taviz vermekte hiçbir çekince görmeyen ve sizi en yağlı müşterileri olarak başlarının üzerinde tutan diğer kulüp başkanlarının neredeyse tamamından destek aldınız..

Yaşadığınız bu kaotik ortamı bahane ederek elinizde maliyeti yüksek olan ve gönderilmeleri halinde taraftarınızın tepkisine neden olacak yıldız oyuncularla yollarınızı ayırma fırsatı da buldunuz. Şampiyonlar Ligi’ nden gelmesi planlanan paraların zararını bu futbolcuları elden çıkararak telafi ederken taraftarınızın tepkisine değil, aksine merhametine muhatap olarak bir kez daha mağrur ve gururluyu oynadınız..

Bitmedi… Önce Sivasspor, ardından Bursaspor ve son olarak Trabzonspor ile son yıllarda tam bir Anadolu İhtilali’ ne sahne olan ligin formatı da birilerini rahatsız etmeye başlamıştı. Makası gittikçe daraltan Anadolu Takımları’ nın olası şampiyonluk şanslarını azaltmak ve ligden erken kopma ihtimali olan büyük takımlara daha fazla final maçı oynatmak adına bir şeyler yapılmalıydı. Mesela Rıdvan Dilmen hemen her programında sadece büyük takımların katılacağı mini bir lig oynanması halinde Fenerbahçe’ nin her sezon rahatlıkla şampiyon olacağını istatistiksel verilerle söylüyordu. Bu iyi bir fikir olabilirdi. Sonunda tam da sizin önceki saha sonuçlarınıza uygun bir format bulundu ve play-off yürürlüğe girdi..

Kimselere danışma gereği duyulmadan yürürlüğe sokulan play-off sistemi küme düşme potasına hitap etmiyordu. Oysa bir sonraki sezona ertelenen cezanızın küme düşmek yerine puan silmeye dönüşmesi artık neredeyse kesinleşmişti. Fakat bu kez de kesilen puanlar sebebiyle oynayarak düşme tehlikeniz baş gösteriyordu. Üzülmeyin, ona da çare bulundu. Bu sene olmayan düşme hattı playoff’ unun gelecek sene uyarlanacağı müjdesi verildi. Yani 30 puanınız dahi silinse, toplamda alacağınız 60 puan bile ligin dibindeki cılız takımlarla aynı şartlar altında ölüm kalım maçlarına çıkma şansına sahip olduğunuz anlamına geliyordu. Kısacası artık size havada karada ölüm yoktu..


Derken lig başladı. Normal şartlarda içerisinde bulunmamanız gerektiği futbolun en üst noktası UEFA tarafından tescillenmiş olmasına rağmen yepyeni bir lige “kahramanlar” gibi başladınız. Lig başlamadan önce kendi sahanızdaki özel maçta emanet mandayı döver gibi dövdüğünüz gazetecilerin birbirinden cafcaflı gazete manşetleriyle göklere çıkarıldınız. Öyle ki, seyircisiz oynama cezası aldığınız maça kadın ve çocukların ücretsiz girmesine zemin hazırlayan yasaya dahi ön ayak oldunuz. Yaralarınızın sarılması, kırılan gönlünüzün alınması adına hiçbir fedakarlıktan kaçınılmazken, düne kadar topyekün ligi protesto eden taraftarınız da kombinelere, formalara saldırıyordu artık..

Sizin cenahta her şey yolunda giderken sebep olduğunuz şike soruşturması yüzünden ertelenen ve statüsü değişen ligde Avrupa maçlarıyla birlikte 11 günde 4 maç oynamak durumunda kalan rakipleriniz bu eziyetle cebelleşiyor, siz haftada tek maç oynayarak zirvenin keyfini sürüyordunuz. Ne mutlu size ki bu sayede şikesiz de maç kazanabildiğinizi ispatlama şansına sahip olmuştunuz. Artık siz bu ligin haksızlığa uğramış, devrik kralıydınız birilerinin gözünde!

Diğer yandan sizinle hemen hemen benzer pozisyonda bulunan, asbaşkanı ve hocası halâ kodeste tutulan bir kulübün başkanı da Kulüpler Birliği Başkanı olarak ödüllendiriliyordu. Zira şikeci olmak, şikeyle anılmak ya da en hafif tabirle şikeyle suçlanmak bu ülkede bir utanç ya da yıkım sebebi değil, terfi etmek, onurlandırılmak anlamına geliyordu artık. Saygınlığınız, itibarınız daha da artıyordu..

Tüm bunların haricinde bir de üzerine CAS’ dan talep ettiğiniz tazminatı da koparırsanız artık bu ligde şampiyonluğun değil, şike yapmanın ve şikecinin yanında olmanın en ulvî amaç olduğunu dosta düşmana ispatlayacaksınız..

Son olarak; gerçekten büyüksünüz!

Çünkü bu büyüklük futbolu yönetenlerin, futbolda söz sahibi olanların küçüklüğünden besleniyor aslında..

Gemide Şike!

– oufff… nabıcaz be kamil anamız sikildi.
+ kupayı geri götürelim kaptan. bu iş başka türlü kapanmaz.
– olm çocuk olma. artık şikeye karıştık.
+ kazaydı abi anlatırız. hem lig de orospu oldu, kimse siklemez.
– sen öyle san. sen öyle san. hmpff. kulüp binasında ruhsatsız silah bulundur, 1 silahlı örgüt. uefa şampiyonlar ligi’ne sokmasın, 2; ihraç edilme. her gece rakip kulüp yöneticileriyle restaurantlarda takıl, nerden baksan 3 şike. maçları en az iki kişi sik, 4 futbolcu ayarlama. en iyi topçuları takımdan gönder, 5 takımın amına koyma. bütün bu bokları yedikten sonra taraftarların suratına bakıp ”kusura bakmayın abi, kaza oldu” diyemezsin. adamın götünden kan alırlar kamil kan.
+ hımpf
– hadi bir kaç topçu ayarladık ki bizim ibneler ayarlamadık diyorlar. ayarladığımız topçu bize karşı nasıl it gibi oynar ben anlamadım gitti. offf, her şey karışık. neyse… silahlı örgüt kurduk, turnuvadan men edildik, şike yaptık, teşvik verdik, futbolcu ayarladık, takımı dağıttık. demezler mi ”ulan siz misiniz bu alemin akıllısı”. sikerler oğlum hepimizi sikerler. mınakodumun pinponu neler açtık başımıza.

 

Fotobahçe’ ye Cevap!


1. Aslında ilk sorunun şu olması dahi diğer sorulara verilecek cevapların çok da zor olmayacağını açıklar nitelikte olsa gerek. En hararetli seçim propagandalarının gerçekleştiği, son derece hararetli bir seçimin tam arifesinde yapılabilecek böyle bir operasyon seçim gündemini arka plana itebildiği gibi (kabul etmek gerekir ki) iktidarın da ciddi oy kaybına sebep olabilirdi. Bizi yönetenlerin pür-i pak olmasalar bile bu derece düşüncesiz ve acemi olmalarını bekleyemeyiz herhalde. Kaldı ki bu soruya verilecek hiçbir cevap içerisinde Fenerbahçe’ yi temize çıkarmaya yetecek bir argümanı barındırmayacaktır..

2. Şayet suçüstü yapılmış olsaydı operasyon tam olarak amacına ulaşmadan asıl büyük başlar ele geçirilemeyebilirdi. Ayrıca bunca tantana lig devam ederken gerçekleşmiş olsa hepimizin takdir etmesi gerekeceği gibi o lig asla bitirilemezdi. Bunu hayal edebilmek hiç de zor değil. Kısacası bu soruya da verilecek hiçbir cevap Fenerbahçe’ yi masum göstermeyecektir..

3. Sekiz ay önce başlanan operasyonun göbeğinde Fenerbahçe’ nin olmadığı bilgisi önümüze sunulmuştu zaten. Şike ve teşvik ile ilgili işlendiği iddia edilen suçların zincirleme geliştiği ve bir şekilde Fenerbahçe’ de düğümlendiği açıkça belirtiliyor. Şimdi kalkıp da böyle bir soru sormak suçlamaya değil, yakalanmaya itiraz anlamı taşıyabilir ancak..

4. Yurt dışındaki bir yargı organı vasıtasıyla patlak veren Deniz Feneri davası ile bu dava statüsel anlamda tamamen farklı. Gerçi ben kendi adıma Deniz Feneri davasına da gelen yayın yasağına karşıydım . Ayrıca burada çok kısa sürede verilmesi gereken bir karar arifesinde kamuoyu vicdanının da rahatlaması amacı güdülerek bilgiler halka sunulmuş olabilir. Sonuçta Uefa’ nın kısa bir süre içinde haber bekliyor olduğu gerçeği ortadayken verilecek olası bir radikal kararın ülke genelinin çoğunluğunun içine sinmesi gerekir..

5. Çünkü Trabzonspor ile ilgili olan iddia Fenerbahçeli bir yöneticinin telefon konuşmasında geçen bir tabirden ibaret. Kaldı ki henüz gözaltıların bittiği açıklanmadı. Trabzonspor’ da da bir takım istismarlar gerçekleşmişse adaletin tecelli etmesini beklememiz en doğru davranış olur..

6. Demek ki henüz hakemlerle ilgili bir delil bulunamadı. Soru mu şimdi bu?

7. Şike sadece futbolcu bazında gerçekleşmez. Yanlış bir taktik, ütopik bir onbir, farklı bir kadro ve dahası teşvik edilen takıma yüklenilen ekstra motivasyonla da gerçekleşebilir. Zaten Sivasspor maçı haricindeki maçlarda öne sürülen kanıtlar genelde teşvik yönünde. Bu sebepledir ki sadece bireysel bazda gerçekleşecek istismarlar beklenmesi son derece anlamsız olurdu..

8. Bu sorunun önceki iki sorudan hiçbir farkı olmadığına göre son iki cevap da yeterli olsa gerek..

9. Aynı Fenerbahçe taraftarının referandum öncesinde pankartlarla “Evet” desteği verdiğini ve Başbakan’ ın sonuna dek arkasında durduğunu söylemek, gerekirse medyadaki fotoğraflarla belgeleyebilme imkanından söz etmek bu sorunun amacına ulaşamayacağını açıklar sanırım..

10. Basında “Fenerbahçe düşecek” yaygarası yapanların bir kısmı bunu içten içe istediğinden yapıyor olsa bile çoğunluğu panikten yapıyor. Muhabirlerin futboldan anlamadığı konusuna gelirsek; futboldan hiç anlamayan bir çok iş adamı bu ülkede kulüp başkanlığı bile yapıyor..

11. Bu soru 4 ncü sorunun neredeyse birebir aynısı. Cevap da 4 ncü soruya verilen cevabın içerisinde zaten..

12. Aziz Yıldırım’ ın ilk etapta ifade vermemesi gayet doğal. Hadi hukuk bilginiz fazla olmayabilir de hayatınızda hiç mi Amerikan Polisiyesi izlemediniz? “Konuşmama hakkına sahipsin. Söyleyeceğin her söz aleyhine delil olarak kullanılabilir” repliğini herkes bilir. Bunun dışında ben kendi adıma Aziz Yıldırım’ ın kendi avukatlarınca bu doğrultuda yönlendirildiğini ve avukatların tavsiyeleri ışığında ifade verdiğini düşünüyorum..

13. Ortadaki iddiaların ve dinlenen konuşmaların çeyreği dahi doğruysa ortada Fenerbahçe’ nin olası bir form grafiğinden bahsetmek fazlaca trajikomik olur herhalde..

14. Böylesine basit bir soruya verilecek cevap “O kadar da aleni yapmaya kalksalar soruşturmaya gerek olmadan herkes anlardı” basitliğinden öteye gitmez yani; kusura bakmayın..

15. Bu soruya gereken en güzel cevap Korcan’ ın cezaevine giderken görüntülere yansıyan yüz halinde gizli aslında. Bunun yanında Korcan’ ın son maçta sadece Selçuk’ dan değil, Dos Santos’ dan yediği gol de pek masum gözükmüyor..

16. Açıkçası geçen sene Fenerbahçe’ nin son karşılaştığı takım Trabzonspor değil başka bir takım olsaydı muhtemelen gene şampiyon olacaktı. Tabii bu benim şahsî görüşüm..

17. Bırakın beş maçı, sadece bir maçın dahi lekelendiğinin ispat edilmesi Fenerbahçe’nin şike gibi son derece ciddi bir emek hırsızlığı yapmış olması anlamına gelecektir..

18. Trabzonspor’ un hali hazırda konuşması için herhangi bir sebep yok ki . Neden konuşsun? Sonuçta sadece biz değil, asıl konuşmaları gereken adı Fenerbahçe ile özdeşleşmiş bir çok spor adamı da suskunluklarını gizemli bir biçimde koruyorlar. Hatta Fenerbahçe Yönetimi’ nin dahi çok fazla konuşabildiğini söyleyemeyiz..

19. Demek ki Eskişehirspor-Trabzonspor maçında dünyada görülmemiş bir şekilde hırsından sahaya kusan Doğa, bir sonraki gün Miami’ ye yapacağı seyahatten dolayı heyecanlanmış o zaman..

20. Ben hayatımda müvekkilini savunmayan ya da o görevi yerine getirmeyen bir avukat görmedim şimdiye dek. Karısını sekiz yerden bıçaklayan kocanın da avukatı benzer savunma kalıplarını kullanıyor zaten. Bunda şaşılacak ya da garipsenecek hiçbir şey olmasa gerek..

21. Basına servis edilen konuşma kayıtlarının gerçekliğinden emin olmaları bu haberleri yapabilmeleri için fazlaca yeterli. Kaldı ki basının topyekün Fenerbahçe’ nin düşmesini istiyor şekindeki algı tamamen yanlış. Aksine büyük bir kısmında ligin sözümona marka değeri ve reytinglerinin aşağıya düşeceğinden beslenen panik ve hatta matem havası var. Başta Lig Tv olmak üzere bir çoğunu ibretle takip etmekteyiz..

22. Yani kusura bakmayın ama böyle saçmasapan bir soru mu olur? En bilgisiz taraftarın dahi soracağı türden bir soru değil bu. Hadi hiçbir ülkede sorulamayacağını varsayalım.. Ee? Şuncacık sinekten yağ çıkar mı şimdi?

23. Yerle bir edilmiştir tabii ki. Bak bu doğru işte. Ancak suçsuzlukları tamamen kanıtlanmışsa onlar da maddi manevî dava açarak haklarını sonuna dek arayabilirler. Tabii vicdanları buna el veriyorsa..