Etiket arşivi: Fenerbahçe

Göreceli Yıldız Kavramı ve Medya İllüzyonu


2010-2011 Fenerbahçe Kadrosu
Volkan Demirel: 29 yaşında. 8 sene önce Kartalspor’ dan bedelsiz transfer edildi..

Serkan Kırıntılı: 25 yaşında. Bu sezon başında Ankaragücü’ nden kadroya bedelsiz dahil edildi..

Gökhan Gönül: 25 yaşında. Altyapısından yetiştiği Gençlerbirliği camiasından Fenerbahçe’ ye 2007′ de 1,5 milyon avro bedelle transfer oldu..

Fabio Bilica: 31 yaşında. 2009’ da Yasin Çakmak + 1,5 milyon avro karşılığında Sivasspor’ dan transfer edildi. Sivasspor kendisini bedelsiz kadrosuna katmıştı..

Diego Lugano: 30 yaşında. 2006 senesinde Sao Paulo’ dan 7,5 milyon avroya transfer oldu. Sao Paulo’ nun Plaza Colonia takımına ödemiş olduğu herhangi bir bedele rastlanmıyor..

Andre Santos : 27 yaşında. Daha öncesinde 350 bin avroya mal olduğu Corinthians’ dan 2009 senesinde 4,4 milyon avroya transfer oldu. Avrupa’ daki ilk deneyimi Fenerbahçe..

Bekir İrtegün : 26 yaşında. Kariyerinde bonservis bedelli bir transfer gözükmüyor..

Caner Erkin: 22 yaşında. Manisaspor’ dan gittiği CSKA Moskova takımına 4 milyon avroya mal olmuştu. Sezon başında Fenerbahçe’ ye 2 milyon avro karşılığında kazandırıldı..

Emre Belözoğlu: 30 yaşında. 3,5 milyon avroya transfer olduğu Newcastle United’ dan
5 milyon avro bonservis bedeliyle transfer edildi..

Baroni: 27 yaşında. Santos ile aynı sene Corinthians’ dan 6 milyon avro bedelle transfer edildi. Corinthians’ a maliyeti yok. Onun da Avrupa’ daki ilk deneyimi Fenerbahçe..

Selçuk Şahin: 29 yaşında. 2003 yılında 1,5 milyon avro bedelle İstanbulspor’ dan transfer edildi..

Uğur Boral: 28 yaşında. Kariyerindeki ilk dış transferini 2006 senesinde Gençlerbirliği’ nden Fenerbahçe’ ye bedelsiz imza atarak gerçekleştirdi..

Issiar Dia :
23 yaşında. Amiens’ den Nancy’ ye 2 milyon avro karşılığında gitti. 4 yıl sonra Fenerbahçe’ ye 6,5 milyon avro karşılığında transfer oldu.

Alex de Souza: 33 yaşında. Cruzeiro kulübüne 6 milyon avroya mal olan Alex 2004 yılında Fenerbahçe’ ye 4 milyon avroya transfer oldu..

Miroslaw Stoch: 21 yaşında. Fc Nitra’ dan Chelsea’ ye bedelsiz kazandırıldı. Orada şans bulamayınca Twente’ de kiralık oynadı. Geçirdiği başarılı sezonun hemen ardından 5 milyon avro bedelle sezon başında Fenerbahçe’ ye transfer oldu..

Kazım Kazım: 24 yaşında. Yaklaşık 300 bin avroya mal olduğu Sheffield United’ dan 2 milyon avroya Fenerbahçe’ ye transfer oldu..

Mehmet Topuz: 27 yaşında. Kayserispor’ dan Fenerbahçe’ ye 2009’ da 9 milyon avro + Gökhan Emreciksin olmak üzere rekor bir meblağ karşılığında transfer oldu..

Özer Hurmacı: 24 yaşında. Ankaraspor’ dan Özgür Çek, İlhan Parlak ve 4,2 milyon avro karşılığında geçtiğimiz sezonun başında transfer edildi..

Mamadou Niang: 31 yaşında. 2005’ de Strasbourg’ dan Marsilya’ ya 6 milyon avroya mal oldu. 2010’ da Fenerbahçe’ ye 7 milyon avro meblağ karşılığında transfer oldu..

Semih Şentürk: 27 yaşında. Alt yapıdan yetişti..

Daniel Güiza : 30 yaşında. Mallorca, Getafe’ den 5 milyon avroya aldığı Güiza’ yı Fenerbahçe’ ye sadece bir yıl sonra 17,4 milyon avroya sattı..

Gökhan Ünal: 28 yaşında. Trabzonspor’ un tarihine 6 milyon avro bedelle en pahalı transfer olarak geçen futbolcu 3,5 milyon avro + Burak Yılmaz karışılığında Fenerbahçe’ ye transfer edildi..

Elimden geldiğince vikipedik verilerle toparlayıp herhangi bir yorum katmamaya özen göstererek hazırlamış olduğum yukarıdaki listeyi özetlemeden önce amacımın Fenerbahçe kadrosuna dil uzatmak ya da amiyane tabirle hakir görmek olmadığının altını çizeyim. Ancak bilhassa son günlerde yazılı ve görsel basın tarafından zihinlere ısrarla pompalanarak Fenerbahçe kadrosuna layık görülen şu “yıldızlar topluluğu” mottosunun altını bir takım verilerle doldurabilmek açısından faydalı olacağını düşünüyorum. Yani örneklemek gerekirse “Trabzonspor iyi takım ama Fenerbahçe gibi yıldız oyuncuları yok” veya “Yabancıları Fenerbahçe’ ye oranla o kadar üst düzey değil” ya da “Böylesine pahalı yıldız oyunculara sahip bir kadronun yeri burası olmamalı” gibi biribirinden farklı söylemler ile adeta göklere çıkarılarak Türkiye standartlarının üzerinde olduğu algısının empoze edildiği bu kadronun alabildiğine objektif bir analizi olarak değerlendirebiliriz..
Kiralık olarak kadroda tutulan Yobo ile Okan ve Gökay gibi rotasyonda fazla şans bulamayan maliyetsiz genç oyuncuları kayıt dışında tuttuğumuzda takımdaki 22 as futbolcunun transfer bilgileri alt alta sıralanmış durumda. Listedeki tutarları topladığımızda yaş ortalaması 27 olan Fenerbahçe’ nin söz konusu 22 futbolcuya toplamda 88 milyon avro bonservis bedeli ödediğini görüyoruz. Bu meblağa takaslarda bir nevi para üzeri misali elden çıkarılan Burak Yılmaz, Özgür Çek, Gökhan Emreciksin, İlhan Parlak ve Yasin Çakmak gibi genç oyuncuların dahil olmadıklarını belirtelim. Ayrıca elde ettiğimiz bu rakama kadrodaki futbolcuların Fenerbahçe’ den aldıkları yıllık ücretlerin dahil olmadığını ve eldeki bütün futbolcuların son kulüplerinde kazandıkları maaşlardan çok daha fazlasını Fenerbahçe’ den kazanıyor oldukları gerçeğini de ekleyelim. Bir başka kriter olarak da, Alex, Gökhan, Niang ve Emre gibi birkaç futbolcu haricinde kadrodaki isimlerin tamamının kariyerlerindeki en büyük (veya iddialı) takımın Fenerbahçe olduğu realitesini de gözden kaçırmayalım..
Eldeki verilere takasta kullanılarak takımdan gönderilen futbolcuların maliyetleri (veya değerleri) de eklendiğinde Fenerbahçe’ye neredeyse 100 milyon avroya yakın bir bedele mal olduğu anlaşılan bu kadronun daha önceki kulüplerine olan toplam maliyetleriyse sadece 33,1 milyon avrodan ibaret. Ortaya çıkan bu somut değerin tamamını, takımda forma şansı bulamayan G. Ünal ile birlikte 30 yaş barajını aşan Alex, Güiza, Emre ve Niang gibi futbolcuların oluşturduğunu gördüğümüzde kralın pek de giyinik olmadığını farkediyoruz. Yani kaba bir tabirle açıklamaya kalkarsak, Fenerbahçe’ ye gelene değin futbol piyasasında üç aşağı beş yukarı 33 milyon değer biçilen bir kadroyu Fenerbahçe’ nin yaklaşık 100 milyona oluşturduğunu öğreniyoruz. Öte yandan, son yıllara baktığımızda Fenerbahçe’ nin para kazanarak gönderdiği neredeyse hiç bir futbolcunun olmayışı ve en yakın dönemde 4,5 milyon avroluk maliyetine rağmen bedavaya elden çıkarılmak durumunda kalan Deivid gibi futbolcuların da varlığı göz önüne alındığında, medyamızın herhangi bir kritere dayanmaksızın dilediği takıma bol keseden dağıtıp durduğu “yıldız” kavramının da sorgulanması gerektiği açıkça ortaya çıkıyor..
“Neye göre, kime göre yıldız? Alırken kaç para ödediniz? Eski kulübünde haftada ne kadar kazanıyordu, sizden ne kadar kazanıyor? Şu an satsanız kaça alıcı bulabilirsiniz?
Tabii ki yukarıdaki çeteleyi diğer büyük takımlar için de hazırlamaya kalktığımızda benzer bir tablonun ortaya çıkması kuvvetle muhtemeldir. Özellikle Beşiktaş’ ın son dönem transfer çılgınlığı göz önüne alındığında Galatasaray’ ı dahi geride bırakma olasılığını düşünebiliriz. Hatta Trabzonspor’ un da alırken hak ettiğinden yüksek bedeller ödeyip, gönderirken zarar ettiği çokça futbolcu olduğunu biliyoruz. Ayrıca listedeki değerlerin bir yıl sonra aşağı ya da yukarı yönde değişkenlik gösterebileceğinin de farkındayız. Ancak görüldüğü üzere, bizlere yıldız sıfatıyla lanse edilen bir çok oyuncunun aslında astronomik maliyetleri olan futbolcular olduğunu ve maliyet/fayda oranı açısından hayli yetersiz kaldıklarını anlıyoruz. Gözlerimize uzaktan süpernova misali yansıtılan o ışıltının gerçekte birer meteora ait olduğunu daha net bir biçimde görebiliyoruz..
Zaten gerçekte de öyle değil midir? Gecenin karanlığında gökyüzündeki meteor yağmurlarını görünce yıldız kaydığını zannederek dilek tutanlar da bizler değil miyiz? Tanrı bile illüzyon yaparken medya neden yapmasın!

Rakibiniz Değil İhtiyacınızdır Fenerbahçe

Ntvspor’ daki Yüzde Yüz Futbol Programı‘ nın dün akşamki konuğuydu Galatasaray Başkanı Adnan Polat. Son iki sezondur ligde ve kupada yokları oynayan, bu sezona kötü başlayan, kura çekimine kadar kendi taraftarının adını ilk kez duyduğu bir rakibe elenerek Avrupa’ dan elenen ve gecikmeli de olsa yaptığı transferler ile dahi geçen seneki kadrosundan daha güçlü bir görüntü çizemeyen bir kulübün başkanı olarak çağırılmıştı stüdyoya. Ancak Adnan Polat’ ı izlerken yukarıdaki bilgilerden haberi olmayan bir insan, son yıllarda kupalara ambargo koymakla kalmayıp üzerine de müthiş takviyeler yapmış bir futbol kulübünün başkanını izliyor olduğunu sanabilirdi rahatlıkla..

Tabii ki bu ruh halini özgüven ya da liderlik karizmasıyla da açıklayabiliriz. Taraftarına karşı umutsuz bir başkan imajı çizmemek adına gösterilmiş bir reaksiyon olarak da nitelendirebiliriz. Hatta transferin son gününde medyaya düşürülen haberlere göre Atletico Madrid’ in Arda Turan teklifine olumsuz yanıt verdiklerini ifade eden “Galatasaray kaptanını kimse son dakikada alamaz. Bu parayla ilgili bir konu değil” şeklindeki demecini de bir nevi güç gösterisi olarak değerlendirebiliriz..

Ancak bu sezon ligdeki rakiplerinin hangi takımlar olacağı yönündeki soruya karşılık olarak verdiği “Bizim tek rakibimiz Fenerbahçe. Beşiktaş ve diğerleri daha geride olur” kıvamındaki cevabı yukarıda değinmeye çalıştığımız ruh haliyle dahi açıklayamayız. İlk bakışta bu yorumun masumane bir tahmin ya da beklenti olarak algılanabilirliği olsa da içeriğinde karşı tarafa hissedilen katıksız bir ihtiyacın olduğu da apaçık ortada. Yani ara sıra medyada da sıkça dillendirilerek muhtemelen farkında olmadan dışavurulan “Fenerbahçesiz Galatasaray (ya da tersi) düşünülemez” sloganı bu ihtiyacın bir nevi itirafıdır da aslında..

Aralarında oynanan karşılaşmaları gezegenin en büyük derbileri arasında lanse ediyor olmalarına rağmen Dünya üzerinde sadece Azerbaycan tarafından satın alınıyor olduğu, Avrupa’ nın neredeyse hiçbir basın organının akredite olmadığı, dahası bizden başkaca kimselerin de pek fazla sallamadığı, birinin diğerine en az elli sene süresince kapatamayacağı bir farkla üstünlük kurduğu Fenerbahçe-Galatasaray rekabetini gözümüze sokarcasına efsaneleştirerek diğer takımları kaale almama tribi bir yere kadar anlaşılır anlaşılmasına da, henüz bir hafta öncesinde adı sanı duyulmamış takımlara elenerek Avrupa’ nın dışına itildikleri, kendi liginde iki senedir tek bir kupa dahi kazanamadıkları ve yeni sezona da anlı şanlı bir giriş yapamadıkları gerçeği nasıl bu derece pervasızca göz ardı edilir; anlamakta güçlük çekiyoruz doğrusu..


Masumane bir tahmin ya da temenniden uzak bir anlayışı dillendirdiği vücut dili, jest ve mimikleriyle dahi rahatlıkla anlaşılan Adnan Polat’ ın dikkate almayarak birer sıra takımıymışçasına lanse ettiği takımlardan Bursaspor geçen seneyi şampiyon bitirip lige müthiş bir giriş yapmışken, Trabzonspor çifte kupa kazanıp ilk üç haftaya bir de Fenerbahçe galibiyeti sıkıştırmışken, Beşiktaş belki de son yılların en spektaküler transferlerini gerçekleştirmişken bu röportajdaki asıl vurguyu göz ardı etmek büyük bir hata olur herhalde..

Dolayısıyla yeri geldiğinde ezeli dost, yeri geldiğindeyse ezeli rakip olarak gösterilerek haklarında türlü güzellemeler kaleme alınan bu iki takımın biribirlerine ne derece ihtiyaç duyuyor olduklarının kanıtıdır da bu durum aslında. Sonuçta Fenerbahçe cephesi zaten bu durumdan şikayetçi olmaz; zira oynadıkları her on maçın en az sekizini kazanıp birinde berabere kaldıkları bir ezeli rakibin onların gözünde kaymaklı ekmek kadayıfından bir farkı olmasa gerek. Galatasaray açısından bakıldığındaysa ezeli rekabette her ne kadar büyük bir hüsran söz konusu olsa bile Türkiye’ nin en büyük reytingine sahip olduğu sıkça dillendirilen bir takım tarafından birincil rakip olarak gösteriliyor olmak kendileri açısından gurur duyulası bir ayrıcalık olarak dahi görülebilir..

Hani derler ya, “Körler sağırlar birbirini ağırlar” diye; teşbihte hata aranmayacağı gerçeğinden hareketle biraz da o hesap. Neyse ki diğerlerinin gözleri de görüyor, kulakları da duyuyor. Gözler önünde yıllar boyunca oynanmakta olan bu orta oyununu da ibretle izlemeye devam ediyor..

Trabzonspor 3-2 Fenerbahçe (Kalite Yok Keyif Var)

Maç öncesindeki en büyük beklentim perşembe günü oynayacağımız ve bizim açımızdan azami önem taşıyan Liverpool rövanşı öncesinde takıma moral aşılayacak bir sonucun ortaya çıkmasıydı. Bu beklentiye mükemmel bir oyun sonucunda alınacak beraberlik ya da vasat bir futbol ile alınacak bir galibiyet de dahildi. Neyse ki en azından ikincisi gerçekleşti. Fenerbahçe önünde seyri son derece keyifli olmasına karşın oyun kalitesi ve futbolcu performansları bakımından vasatı aşamayan bir oyun sergilemiş olmasına karşın rahat bir galibiyet almayı başardı Trabzonspor..

Her iki teknik adamın sahaya sürdüğü kadrolara baktığımızda Trabzonspor’ un inisiyatifi elinde bulunduran bir futbol ortaya koyma düşüncesini, karşılığında Fenerbahçe’ nin ise öncelikle Trabzonspor’ u durdurup orta alandaki pas trafiğini bozarak ani hücumlarda gol üretme planını görebiliyorduk. Nitekim karşılaşma da bir bakıma bu tablonun sahaya yansıması şeklinde geçti aslında..

Defans hattını gene klasik dörtlüsüyle şekillendiren Trabzonspor’ da Serkan kendi bölgesini her zaman olduğu gibi başarıyla savundu. Hatta Fenerbahçe maç boyunca kendi sol kanadını neredeyse hiç kullanamadı. Tabii ki bunda Yattara’ nın da etkisi çok büyüktü. Belki çok da muhteşem bir oyun ortaya koyamamış olsa da sahadaki varlığı ile dahi kendi kulvarındaki Özer ile Dos Santos’ u pasifize etmeyi başardı. Atmış olduğu ikinci gol ise buram buram kalite kokuyordu. Sağ kanatta pek sorun yaşamayan Trabzonspor’ un başı bir çok kez olduğu üzere gene sol kanattan ağrıdı. Alanzinho’ nun takıma katıldığı günden bu yana belki de en etkisiz oyununu sergilediği maçta Cale her zamanki gibi takımın en yumuşak karnı olarak gözümüze çarptı. Fenerbahçe’ nin kazanmış olduğu iki gol ve gene M. Topuz’ un değerlendiremediği gol pozisyonu maalesef gene onun savunmaya çalıştığı bölgeden türedi. Takımının üçüncü golünü atan Glowacki sakatlanıp oyundan çıkana dek Lugano’ nun kafa vuruşuna müdahale edemediği pozisyon haricinde nerdeyse sıfır risk ve hata ile oynarken ilk müdahalelerde çok etkili bir oyun ortaya koyan Egemen hem kendi bölgesini savundu hem de Cale’ nin geri gelemediği anlarda sol kanada yama oldu. Ayrıca bu ikili Fenerbahçe’ nin iki gol ümidi Niang ve Semih‘ e maç süresince tek gol pozisyonuna girebilme fırsatı dahi tanımadı..

Sahaya çift forvet ile çıkabilmesi adına bence en doğru hamleyi yapan ve defansif özellikleri zayıf olan Alex ile Stoch’ u kulübeye yollayarak orta sahasını dinamik oyunculardan oluşturan Aykut Kocaman’ ın planları M. Topuz’ un ters kafa vuruşu ve hemen ardından Yattara’ dan gelen klas gol sonucunda sekteye uğradı. Göbekte Emre ve Baroni’ nin agresif oyununa karşı aynı agresiflikle yanıt veren CeyhunSelçuk ikilisi bu bölgede amansız bir savaş verdi maç boyunca. Ancak hemen önlerinde oynayan ve maç 3-2 devam ederken bir de penaltıdan yararlanamayan Colman’ ın gününde olmayışı Trabzonspor’ un hücum zenginliğine büyük sekte vurdu. Sola yakın oynayan, göbekte kazandığı toplarda ise kendisine geniş alan bulamayınca adeta sahadan silinen Alanzinho’ nun yerine ikinci yarının hemen başında sahaya sürülen Umut, Fenerbahçe’ nin en etkili gücü olarak gözüken sağ kanadının etkinliğini azalttığı gibi o bölgeden getirdiği bir topta Yattara’ ya hayatının en kolay golünü atma fırsatını dahi sundu. Ancak Yattara birkaç dakika önce kendisinin hazırladığı pozisyonda topu boş kaleye itemeyen Teofilo’ ya nazire yaparcasına bu topu dışarıya gönderdi..

İkinci yarıdaki doğru hamleleriyle takımını farklı bir galibiyete ulaştıracak pozisyonların da bir anlamda yaratıcısı olan Şenol Hoca’ nın bu maç ile ilgili bana göre eleştirilebilecek tek tercihiyse sahada etkisiz bir görüntü çizen, tek gol pozisyonu dahi hazırlayamadığı gibi yakalamış olduğu yüzde yüzlük fırsatı da gole çeviremeyen ve maçın son bölümlerinde iyiden iyiye yorulan Teofilo’ yu 90 dakika boyunca sahada tutmuş olmasıydı. En azından ikinci yarının ortalarında onun yerine Jaja ya da Burak’ ı oyuna sokarak takıma ekstra bir enerji katabilirdi..

Son olarak Aykut Kocaman‘ a da bir paragraf açmam lazım. Şu meşhur 1996 senesinde şampiyonluğu elimizden son anda söküp aldıkları maç sonrası vermiş olduğu demeç ile başta Trabzonsporlu olmak üzere bir çok sporseverin gözünde asil bir adam portresi çizen Aykut Hoca‘ nın bir nevi sorumluluktan kurtulma ya da kendisini temize çıkarma içgüdüsü kokan bazı demeçlerini hayretle izlemekteyiz maalesef..

Daha önce de kötü gidişatı üstü kapalı bir şekilde de olsa bazı futbolcularının üzerine hem de nokta atışlı eleştiriler eşliğinde yönelten teknik adamın dünkü maçtan sonraki ilk demecinde genç kalecisini hedef gösteren açıklaması kendisine hiç yakışmadı doğrusu. Üstelik yediği gollerin hiçbirinde hatası olmadığı gibi (mesela Onur ikinci golde çok hatalıydı) üzerine kritik bir penaltı da kurtaran kalecisini en başta kendisinin koruması gerekirdi. Yani şık olmuyor; hele ki Aykut Hoca‘ ya hiç yakışmıyor..

22 Milyon Fenerbahçe’ yi İzleyecek!

Tabii ki başlıktaki 22 milyondan kasıt taraftar ya da okuyucu sayısı değil, Fenerbahçe’ nin biraz da plansız programsız şekilde harcamış olduğu avroların çok büyük ihtimal ile sezon boyunca sahaya hiçbir şekilde yansımayacak olan bedeli..

TFF tarafından 6 as, 2 yedek, 2 safra şeklinde yürürlüğe sokulan yabancı sınırlamasının daha ilk sezonda nasıl bir fiyaskoya ve bir o kadar da müsrifliğe dönüştüğünü gösteren bir tablo bu aslında. Zira kadrosunda “+2” statüsünde sayılamayacak derecede yüksek maliyet içeren toplam 10 yabancısı bulunan Fenerbahçe’ nin lig maçlarında görev verebileceği futbolcular az çok belli zaten..

Defansın göbeğinde uyumlu bir ekip haline gelen Bilica-Lugano ikilisinin bozulmayacağını ve savunmanın solundaki Dos Santos’ un alternatifsizliğini hesaba kattığımızda bu üç futbolcunun da yeri sağlam gözüküyor. Ortasahada Alex, Stoch, Dia ve Christian’ ın, forvet hattında ise son transfer Niang’ ın en azından kadroda yer bulacakları da kesin. Hatta bu sekiz futbolcudan iki tanesinin de kulübede oturmak zorunda kalacağı gerçeği de cabası..

Geriye “safra” olarak iki futbolcu kalıyor. Bu isimler de büyük bir sürpriz olmazsa 17,5 milyon avro maliyeti olan Güiza ile 4,5 milyon avro maliyetli Deivid olacak. Yani Fenerbahçe’ nin tam 22 milyon avrosu kulübeye dahi giremeyerek tribünde oturarak Fenerbahçe’ yi izleyecek. Üstelik saha içine adım atmadan kazanılacak olan yıllık astronomik ücretler de üzerine katmerlice eklenerekten..

Fenerbahçe kadar olmasa da başta Beşiktaş dahil bir çok takımımızın da sorunu haline gelen bu çarpık tablonun oluşmasındaki asıl suçlunun Federasyon mu yoksa Fenerbahçe mi olduğu konusu ise tartışmaya açık olsa gerek..