Etiket arşivi: Hugo Broos

Küstürülen, Harcanılan, Bitirilen Yıldız.. Alanzinho..


Futbol hayatına Brezilya’ nın köklü kulüplerinden Flamengo’ da başlayan ve ardından Avrupa’ ya transfer olarak kendi fiziksel özelliklerine hiç de uymayan bir futbol yapısına sahip Norveç Ligi’ nde harikalar yaratarak Stabaek takımını şampiyonluğa taşıyan Alanzinho en son olarak geçen sezon Ersun Yanal’ ın da onayı ile tam 4 milyon avro gibi ciddi bir bedel karşılığında Trabzonsporlu olmuştu..

Kendisi için ödenen paranın astronomik olup olmadığı tartışmaları bir yana yarım yamalak şans bulmaya başladığı ilk maçlardaki görüntüsü ile Türk futbol kamuoyuna, bir takım oyuncusundan ziyade şova yönelik spektaküler bir futbolcu olduğu izlenimini verdi..

Ardından düzenli olarak şans bulmaya başladığında sadece şova yönelik bir futbolcu olmadığı, son derece kolay adam eksilttiği, asist ve gol yeteneğinin yüksek olduğu, kısa ve uzun alanlarda inanılmaz bir hıza erişebildiği, her iki ayağıyla da vasatın üzerinde bir şut yeteneğine ve rakiplerinin kart görmesini sağlayabilme özelliğine sahip olduğu ortaya çıkmaya başladı..

Geçen sezonun sonlarında hayli form tutan ve özellikle Galatasaray, Kocaelispor ve Eskişehirspor maçlarında son derece başarılı performanslar ortaya koyan bu futbolcunun şu an gelmiş olduğu nokta, sadece Trabzonspor’ un değil Türkiye’ de futbolun görsel yanından zevk alan tüm futbolseverlerin ortak sorunu olsa gerek..

Ancak ne var ki sezonun ilk maçında Sivas deplasmanında da mükemmel bir futbol ortaya koyan ama Diyarbakır yenilgisinden sonra bir kez daha ilkonbirde forma şansı bulamayan Alanzinho adım adım köreltilme ve adeta dışlanma sürecine girmiş gibi gözüküyor..

Haftalardır takımında şans bulamayan futbolcunun, İstanbul B.Ş.B. ile oynanan maçta daha 55 nci dakikada 5-1 galip durumda olan bir takımın 88 nci dakikasında oyuna sokulması yetmezmiş gibi son Gençlerbirliği karşılaşmasında 45 nci dakikada oyuna alınıp 25 dakika sonra oyundan tekrar çıkarılması gerek Alanzinho cephesinde gerekse taraftarın belli bir kısmında sabırları da doğal olarak taşırıverdi tabii ki..

Bir futbolcu formsuz olabilir, hatta bazı mental sorunları da bulunabilir. Asıl önemli olan, böyle kreatif özellikleri olan futbolcuları takıma kazandırmak ve onlardan alabileceğiniz verimi azamiye çıkarmaya çalışmaktır. Hele ki bu oyuncu kadrodaki en fazla maliyeti olan birkaç futbolcudan biriyse bu hassasiyet daha da artmalıdır..

Şans verildiğinde başarılı olduğu diğer maçlarını geçtim, daha birkaç ay önce oynanan GS maçında adeta şov yapan, topyekün GS savunmasını peşine takan, kimi zaman faullerle bile durdurulmakta zorluk çekilen böylesi bir yeteneğin şu anki performans düşüklüğünün ve bu derece silik görüntüsünün hesabını Hugo Broos birilerine vermelidir..

Sonuçta bu adamda yetenek var, hız var, teknik var. Disiplin ve kondüsyon konusunda bazı sıkıntılar varsa bunun sorumluluğu tamamen teknik heyete aittir.

Hugo Broos bu futbolcuyu kazanmak için herhangi bir çaba sarfetmek yerine aksine adeta futbolcuya sövercesine davranışlarda bulunmaya ve onu iyiden iyiye paralize etmeye devam ederse ipini çektiği Alanzinho ile birlikte bu girdapta boğulur gider..

Ama bu takımın asıl can yakan kaybı Hugo Broos olmaz, Alanzinho olur..

Bizden söylemesi..

Great White

Ne TS Taraftarı ne de TS Kadrosu Şu Futbolu Haketmiyor!!

Tam bir sene evvel 20 trilyonun üzerinde para harcanarak oluşturulmuş ve hasbelkader de olsa ligi ilk 3 arasında bitirmesinin haricinde son 3 haftaya kadar şampiyonluk mücadelesi vermiş bir kadro vardı elimizde..

Bu sezon da şampiyonluk yarışına ortak olabilmek adına o kadroya sadece 3 nokta transfer ve kaliteli bir teknik adam takviyesi gerekiyordu ama TS Yönetimİ buncacık bir görevi dahi layığıyla yerine getiremedi maalesef..

Yıllar boyunca sol kanadı olmayan bir takımın o bölgeye ardı ardına Alanzinho ve Engin’ i transfer etmiş olmasına rağmen kör gözün dahi görebildiği forvet ihtiyacı konusunda kılını bile kıpırdatmayan Yönetim ve hocanın bir yabancı kanat oyuncusu daha transfer ettikten sonra o futbolcuyu dün Manisa’ da sağ bek mevkiinde görevlendirmiş olması ayrı bir kara mizah örneği olsa gerek..

Daha ligin başında önce D. Bakır, sonra Toulouse ve şimdi de Manisa bozgunu ardı ardına gelince insan şöyle bir soruveriyor kendine; “Gerçekten bu kadar mı kötü takımız biz?” diye..

Hadi gene Toulouse’ un Fransa’ nın sıra takımlarından biri olmasına rağmen nihayetinde bir Avrupa takımı olması gerçeğinden hareketle o maçta ortaya koyduğumuz utandıran futbolu bir kenara bırakalım ve biraz da zorlama bir şekilde kadronun Avrupa tecrübesizliğine yoralım..

Yahu şu kadro her ne kadar bazı takviyeler gerçekleşmemiş olsa bile lige daha yeni çıkan, kadrosunu 18′ e güçlükle tamamlamayı başaran bir D. Bakır’ a ve bizim geçen sezon yollamış olduğumuz ıskartalar ile takımın iskeletini kurabilen bir Manisa’ ya karşı yenilmeyi geçtim; bu derece mahkum, bu derece aciz bir futbol oynayabilir mi?

Yani şu ilk haftalarda bir GS ya da FB’ ye karşı mahkum oynayıp da kaybetmiş olsak bunu Yönetim’ in acizliğine haklı olarak bağlayıp Broos’ u bu sorumluluktan sıyırabilirdik belki ama şu rezaletin baş sorumlularından biri de, futbolcu transferleri konusunda herhangi bir inisiyatif kullanabilme kişiliğini gösteremeyen, elindeki kadroyu lige yeterince hazırlayamayan, takımın sahada tel tel dökülüyor olmasını ifadesiz gözlerle izleyen ve ligin en zayıf takımlarına karşı dahi 8-9 defansif oyuncuyla çıkma tırsaklığını gösteren Hugo Broos’ dan başkası değildir tabii ki..

Bir takım düşünün, maçın son dakikalarında panikleyerek bir an önce hücum bölgesine gitmek isteyen takımlar edasıyla maçın daha ilk dakikasından itibaren rakip defans arasında sıkışıp kalmış olan ve hava hakimiyeti olmayan Umut’ un olduğu bölgeye doğru ısrarla ve sistemli bir şekilde doldur boşalt oynuyor. Bu rezalet, futbolcunun formsuzluğu, taraftarın agresifliği ya da Yönetim’ in basiretsizliğine benzer basmakalıp hezeyanlar ile açıklanamaz..

Eğer ki futbolcular her maçtan önce kendi aralarında toplanarak “Bırakın şimdi hocanın taktiğini falan. Defanstan ve ortasahadan sürekli olarak Umut’ un olduğu bölgeye topu şişerelim. Belki eğrisi doğrusuna denk gelir de bir gol atar üzerine yatarız” şeklinde bir konsultasyon yapmıyorlarsa birileri hocaya sorar tabii “1930 lardan kalma bu futbola hem de 3 maç üst üste nasıl izin veriyorsun? “ diye..

Geçenlerde bir topiğin altına ironik bir mesaj atmıştım “Madem bu şekilde oynayacağız hiç değilse 4-1-5 sistemiyle oynayalım ki en azından top şişirilen bölgede daha çok oyuncumuz olur ve spontane gol şansımız daha da çoğalır” diye. Bunu yakında ciddi ciddi yazmaya başlarsam kimse şaşırmasın artık..

Milli Takım’ daki tek oyuncumuz olan ve Sivas’ daki maçı sonradan oyuna girerek lehimize çeviren Ceyhun’ un adeta cezalandırılırcasına bırakın ilkonbiri, 3 eksiği olan bir takımın 3 oyuncu değişikliğinden bir tanesi olarak dahi tercih edilmiyor oluşu ayrı bir trajikomik vaka örneği olsa gerek . Hele ki rakibin arkada bırakacağı boş alanları değerlendirme şansı, skor avantajı sağladıktan sonra geriye çekilen bir rakibe karşı daha az olan Alanzinho’ nun her maçta sonradan kurtarıcı misali oyuna sokuluyor oluşu bir zamanlar adeta bir fenomen haline gelen Ziya Doğan-Yattara sendromunu hatırlatıyor bana açıkçası..

Sonuçta diyeceğim o ki, şu kadro her ne kadar eksik ya da takviyesiz dahi olsa ne Manisa ne de D. Bakır gibi 2 asansör takıma ardı ardına yenilmemeliydi. Hadi yenilmeyi de geçtim, bu derece etkisiz ve bu derece silik bir futbol ortaya koymamalıydı.

Yani şu takımlara kadro yetersizliğinden dolayı yenildiğimizi düşünen aklı evvellere Manisa ve D. Bakır’ ın bizi geçen senelerdeki o berbat kadromuzun ıskartalarıyla sahadan sildiklerini hatırlatmak yeterlidir sanırım..

Gelelim cefakar Trabzonspor taraftarının bu tablodaki görüntüsüne..

25 senedir şampiyon olamamasına rağmen hala bu camiaya büyük bir sevdayla gönül verebiliyor olması dahi takdire şayan bir fedakarlık olan TS taraftarının aylardır dile getirdiği forvet ihtiyacının şimdi ayyuka çıkmış olması bile bu kitlenin futbol ile ne derece haşır neşir olduğunun ve öngörülerindeki isabet oranının doğruluğunu gösteriyor zaten..

Taraftar baskı altına alıyormuş da futbolcu baskıyı kaldıramıyormuş. Hikaye..

Demek ki kendi tesislerimizde takım kaptanımızı tekme tokat dövsek ve bir de kendi tribünümüzde bir adam bıçaklanarak can verse daha neler çemkirecek bu millet..

Taraftar küfür ediyormuş. Gören de İstanbul takım taraftarlarının alayı maç bittikten sonra operaya gidiyor sanacak. O tribünlerdekilerin her biri ikişer üniversite devirmiş entellektüel insanlar ya(!)

Birileri şunu kafalarına soksun. TS taraftarı salt şampiyonluk istemiyor. En azından şampiyonluğu bu camiaya şart koşmuyor..

Sahada yenilse bile en azından ligin sıra takımlarına karşı da olsa kendisinin göğsünü kabartacak ve dosta düşmana utandırmayacak kişilikli bir futbol görmek istiyor. Sen bu taraftara onu dahi sunamıyorsan kimse kalkıp da sözümona taraftar baskısından falan bahsetmesin..

Bu rezalete şu baskı az bile..

Great White

12 nci Adam(!) Hugo Broos


Genelde 12 nci adam tabiri seyirci için kullanılır fakat Toulouse ile oynadığımız UEFA Kupası maçını en az benim kadar etkisiz kalarak aynen bir seyirci gibi izleyen ve ikinci gol yiyeceğimiz alenen ortadayken bile oyuna herhangi bir müdahale gereği duymayan Broos bu tabiri sonuna kadar hak etmiştir..

Sayın Broos’ un biz seyircilerden tek farkı, bizlerin maçı bir yerlerde izlemek için ücret ödemesi gerekirken, kendisinin aynı maçı saha kenarında izlemesine rağmen bir de üzerine çuval dolusu para kazanıyor olmasından ibaret maalesef..

Öncelikle şunu belirteyim ki Fransa’ nın en istikrarsız takımlarından olan ve her iki senede bir düşme mücadelesi veren bir takıma karşı alınan bu ağır yenilginin tek sebebi, Broos’ un garabet kadro tercihleri ve oyuna hiçbir olumlu müdahalede bulunmadan kulübesinden adeta bir buzhane balığı gibi sahaya boş boş bakıyor olması değil tabii ki..

Şu kadroya 3 tane nokta transfer yapamayan, neredeyse tüm taraftarın söylemekten usandığı forvet ihtiyacı konusunda kılını dahi kıpırdatmayan ve bize Christian Dior’ dan tutup Chanel’ e kadar onca kaliteli parfüm markası vaad ettikten sonra gidip de semtin parfümeri deposundan Hugo Boss denen şu tütün kolonyasını getiren Sadri Şener de bu tablonun baş mimarlarından bir tanesidir maalesef..

Gelelim kulübede pinekleyen 12 nci adamımızın marifetlerine..

Maçtan önce kendisiyle yapılan röportajda 2-0 lık galibiyet hedefleyen teknik direktörün sahaya çıkardığı kadro yapısına bir göz atalım önce..

Kendi sahasında Barcelona ya da Manchester ile değil, Toulouse ile oynayacak olan hocanın ilkonbirinde ofansif anlamda sayabileceğimiz sadece 2 isim var. Bir tanesi son 8 maçta sadece bir gol atabilmiş Umut, diğeriyse ortasahadan bireysel yetenekleriyle ofansa yardımcı olmaya çalışan Engin. Kaleci dahil diğer 9 futbolcu defansif özelliklere sahip oyuncular. Yani sahaya çıkarken adeta bir kontra atak takımı hüviyetine büründüğümüz apaçık ortada..

Avni Aker taraftarıyla arasında adeta bir husumet olan Tayfun Cora’ yı böylesine kritik bir maçta görevlendirmiş olmasına değinmiyorum bile. İlk yarının ortalarına doğru ardı ardına yapmış olduğu birkaç hata sonrasında taraftarın vermiş olduğu aşırı tepkiden dolayı resmen paralize olmasına rağmen bu oyuncuyu ikinci golü yiyene dek ısrarla sahada tutmuş olması da ayrı bir garabet örneği olsa gerek..

Kendi seyircinin önünde oynadığın bir maçta, üstelik Yattara, Gökhan ve Gabriç’ in de bulunmadığı bir takımda Alanzinho hala ilkonbirde görev alamıyorsa ya o ya da ona şu durumda dahi yer vermeyen hoca hemen yarın gönderilmelidir. Böylesi bir saçmalık olamaz. Bu saçmalık hiçbir teknik direktör mazeretiyle açıklanamaz..

Rakip teknik direktörün bile en çok çekindiği Alanzinho’ yu rakibin gol için yüklenmesi gerektiği ilk dakikalarda oynatması gerekirken, aksine rakip skor üstünlüğü yakalayıp geriye çekildikten sonra onu sahaya süren zihniyetin daha iki sene evvel kurtulduğumuz Ziya Doğan zihniyetinden en ufak bir farkı yok. Tek fark, Ziya Doğan’ ın arada bir tercüman kullanmıyor oluşu ve Yattara – Alanzinho farkından ibaret..

Hadi şu ana dek yazdıklarımızı tamamını göreceli kabul edelim ve bir teknik direktör zaafiyetinden kaynaklanmadığını düşünelim..

Yahu takım özellikle ikinci yarıda adeta tel tel dökülmeye başlamışken, Cignac cezasahamız etrafında cellat gibi dolaşırken, rakibin ikinci golünün geleceği alenen belliyken oyuna “olumlu” yu geçtim, herhangi bir müdahalede bulunulmaz mı? Sen ne iş yaparsın be Broos?

Maç boyunca rakip takımın 4 defans oyuncusu arasında çaresizce çırpınıp duran Umut’ a sağdan, soldan ve geriden katapultla döver gibi salla parti orta yapmak gibi bir hücum anlayışını hangi akıl ve mantık çerçevesinde kabulleneceğiz? Böylesine ilkel bir futbol anlayışı mı olur?

Sahada harikalar yaratmasa bile Serkan ile birlikte en yararlı oyuncusu olan, en azından ayağına aldığı her topta oyunu kanatlara mükemmel bir ustalıkla açarak adrese teslim paslar atan ve hiç değilse ortasahada topu ayağımızda tutmamızı sağlayan Tjikuzu hangi zeka pıtırcığı ile kenara alınır; anlamak mümkün değil?

Bunlar da yetmezmiş gibi acil gol ihtiyacı olan bir teknik direktörün yapacağı oyuncu değişikliği sol bekin kenara alınıp, yerine bir stoper sokulmasıyla mı gerçekleşir? Üstelik Ceyhun bile tercih edilmezken oyuna giren adam Giray.. Şaka gibi..

Tabii ki aslında söylenecek çok şey var daha. Ama en önemlisi alınan skordan ziyade ortaya koyduğumuz çağ dışı futbol anlayışıdır. Bir takım 3 de yiyebilir, 5 de. Ama hiçbir büyük takım bu derece aciz ve doldur boşalt bir futbol anlayışına dayanarak başarılı olamaz..

Son umudum, transfer sezonunun sonuna kadar radikal bir takım önlemlerin alınmasıdır artık..

Bekleyip göreceğiz..

Great White

Hugo Broos Hakkındaki Şüpheler

Trabzonspor’ un Süper Lig’ in ilk haftasında deplasmanda oynayıp da kazanmış olduğu Sivas maçında ortaya koymuş olduğu dominant futbol ben dahil tüm TS li taraftarları tatmin etmiş olsa bile bir teknik direktör hakkında olumlu ya da olumsuz yorum yapmak konusunda erken davranmamak gerektiğini her daim savunmuşumdur..
Tabii ki henüz ikinci hafta oynanmış olan bir D. Bakır maçı sonrasında da herhangi bir kesin tespitte bulunmak erken gibi gözükse de şu maçta hiç de göreceli olmayan ve hiç de taraftarın bakış açısına göre değişemeyecek bazı hataları göz ardı etmemek gerekir açıkçası..

Sahaya çıkan onbiri gördüğümde geçen hafta kazanan takımda yer alamayan Selçuk ve Song’ un yokluğunu çok da fazla büyütmeden izlemeye başladım maçı. Sonuçta Selçuk hafta içi küçük bir rahatsızlık geçirmişti ve onun yerinde geçen haftanın flaş ismi Ceyhun yer alıyordu. Gene geçen haftanın bir başka başarılı ismi Song’ un yerine oynayan Giray da en azından bende pek bir rahatsızlık yaratmamıştı. Zira D. Bakır’ ın üzerimize fazlaca gelemeyeceği düşünülürek yapılmış küçük bir rotasyon hamlesi olarak bakıyordum olaya..

Maçın ilerleyen dakikalarında tek bir gol pozisyonuna dahi giremeyişimizi bile bir TD yetersizliğine bağlama kolaycılığına girmemeye çalışarak izliyordum maçı hatta. Tabii bu arada yanımda maçı izleyen biri GS li diğeri BJK lı iki arkadaşımla beraber de maçın en verimli oyuncuları konusunda fikir alışverişinde de bulunuyorduk doğal olarak..

Maç esnasında “Bu maçın yıldızı şu adamdır” diyebileceğimiz Tjikuzu, Serkan ve Alanzinho olmak kaydıyla 3 futbolcu tespit etmiş, sahada pek de varlık gösteremeyen oyuncular olarak da başta Engin, Umut, Cale, Ceyhun ve Colman arasında gidip gelmiştik aramızda..

Lakin gerin görün ki, Hugo Broos sanki bizlere nazire yaparcasına sahada en çok katkı sağlayan ve rakibi en fazla zorlayan 3 oyuncumuzu sırasıyla kenara alırken, maç boyunca hemen hemen hiç bir varlık gösteremeyen en az 5 oyuncumuzdan bir tanesine dahi dokunmadı inanılmaz bir seçicilikle..

Yani açık ve net, bir maç ancak bu şekilde rakip takıma hediye edilir. Maç başlamadan evvel kendilerine teklif edilecek 1 puana bile balıklama atlayacak olan toplama bir takıma hem de kendi sahasında 1-0 galibiyetten 1-2 mağlup olmak tek kelimeyle skandaldır; daha ötesi yok..

Hele ki Broos’ un maç sonrasında raip takım hakkında söylediği “Organize bir takımla oynadık” cümlesi, 18 kişilik kadrosunu dahi son iki hafta içerisinde toparlamaya çalışan ve bir arada en fazla iki üç antrenman geçirmiş toplama bir takıma söylenecek iltifat değildi ayrıca..

Gözler önünde cereyan eden TD skandalı haricinde şu maç da gösterdi ki, TS taraftarının aylardır üzerinde durmaktan yorulduğu forvet ihtiyacı artık çırılçıplak ortadadır. Bu takıma Yönetim’ in üzerinde durduğu alternatif bir forvet yerine mevcut forvetleri alternatif statüsüne getirebilecek kalitede bir santrfor alma gerekliliği farz olmuştur..

Hala geç kalmış sayılmayız üstelik..

Great White