Etiket arşivi: Medya

Biraz Düşünmek Yeterli


Bir futbol kulübü başkanı düşünün; takımının mücadele ettiği ligdeki on küsür maça şike – teşvik yoluyla şaibe karıştırmış olmakla suçlanıp etrafındaki yöneticileriyle, eski futbolcularıyla ve işbirliği içerisinde olduğu iddia edilen diğer futbol adamlarıyla birlikte tutuklu yargılanmak suretiyle aylardır cezaevinde yatıyor olsun.

Bir futbol federasyonu başkanı düşünün; göreve getirildiği günden itibaren futbolun önünü açabilmek adına hiçbir kararı gününde ve sağlıklı bir biçimde verememiş, şike sürecinde sağlam bir duruş muhafaza edememiş, krizi yönetmek bi’ yana daha da içerisinden çıkılamaz bir kaosun içine sokmuş ve bir de üzerine play-off da dahil olmak üzere almış olduğu her kararda ülke futbolunu çok daha çekilmez bir hale getirmiş olsun. 

Bir milli takım sorumlu yardımcısı düşünün; sözümona sorumluluğu sadece başarıdan ibaret sayılsın, yardımcısı olarak görev yaptığı her teknik direktör başarısızlık neticesiyle gönderilirken o görevine her halükarda devam edebilsin ve o mevkiiye getirilmiş olmasının kariyerindeki hangi kritere ya da özelliğe bağlı olduğu hiçbir şekilde izah edilemesin.

Bir milli takım kalecisi düşünün; şampiyonluğu kutladıkları gün ağzından çıkan ilk laf sahadaki rakiplerine hakaretten ibaret olsun, şike yapmakla suçlanan kodesteki başkanı hatırına sakal orucu tutsun, hemen her futbolcuya gösterilen rutin tribün tepkilerine daha üst perdeden cevap versin ama her türlü formsuzluğuna ve arkasında bekleyen diğer meslekdaşlarının yükselen form grafiklerine rağmen milli takım kalesini kimselere kaptırmasın.

Bir milli takım kaptanı düşünün; sadece futbol kamuoyunun çoğunluğu tarafından nefret ediliyor olmakla kalmayıp neredeyse kendi taraftarının dahi büyük kısmı tarafından sevilmesin, zamanında basın tribününe kol çıkararak ettiği küfürün çok daha ağırını sözümona tribünleri sakinleştirmek adına milyonların gözü önünde taraftara açıkça yöneltebilsin ve saha içerisinde de fazlasıyla tahammül edilen tüm bu çirkinliklerine rağmen gerek kendi, gerekse milli takım kaptanlığı’ na layık görülüyor olsun.

Bir futbol yorumcusu düşünün; kendisi ülkedeki en sözüne riayet edilir spor adamlarının başında gelsin, her fırsatta taraflı olduğunu kabul etmesine rağmen sonuna kadar objektif olmasıyla kendini tanımlasın ama kendi takım kaptanıyla kalecisinin tribünlere ettiği galiz küfürlere tepki göstermek yerine topu dışarı vurarak kart gören bir oyuncu üzerinden niyet okumaya girişsin, kendileri gibi maçlara ücretsiz akredite olarak değil o soğuk havada tribünleri para ödeyerek dolduran ve karşılığında güzel futbol ya da iyi bir sonuç bulmak yerine kendi futbolcusundan küfür yiyen taraftarı neredeyse ihanetle suçluyor olsun.

Bir futbol medyası düşünün, objektif yayın ilkelerini tamamen bir kenara bırakıp kendilerine en büyük rantı sağlayan futbol figürlerini el üstünde tutsun, gerçekleri tüm çıplaklığıyla aktarmak yerine diledikleri şekilde sansür uygulasın, kendi gözünde en büyük gördüğü takımın derdini tasasını tutmayı, kendilerine göre yeterince büyük olmayan diğer takımların elde ettiği başarı hikayelerinin önüne çıkarsın ve bırakın dünya futbolunu, iki üç takım haricinde kendi ligindeki hiçbir takım hakkında en ufak bir mesai harcayıp dirhem bilgi birikimi edinemeyen şahısları salt ahbap-çavuş, hısım-akraba kredisinden spor yazarı kimliğiyle istihdam ediyor olsun.

Son olarak, yukarıda bahsi geçen kişi ve oluşumların ortak bir özelliğini düşünün ve gene bunların sadece ülke futbolu, sözde marka değeri, fair play anlayışı ve futbolseverlik kavramına değil ortaklaşa gönül verdikleri camiaya da açtıkları ağır hasarların hangi boyutlarda olduğu gerçeğini kabullenmeye başlayın artık.

İşte o zaman birşeyleri değiştirmeyi başarabiliriz belki. Tüm bu yanlışlardan biraz olsun utanmak ve ilerisi için ders çıkarmak için halâ az da olsa şansımız var.

Hakaret Hürriyeti ve Dişi Fenerbahstein


Gün geçmiyor ki başta Hürriyet gazetesi olmak üzere ulusal basın seviyesinde bilhassa Fenerbahçe jargonuyla Trabzon Halkı’ na ve Trabzonspor’ a hakaret edilmesin. Hele ki bu güce tapan yardakçı zihniyetten beslenen hamasî tavırların sportif yörüngeden tamamen çıkarak etnik kökene dayalı ırkçı yaklaşımlara doğru yönelmesini ibretle izlemekteyiz artık. Aslında Şenol Hoca geçtiğimiz sezonun hemen sonrasında açıkça “Rakip takım yayın organı gibi çalışanlar olmuştur. Özellikle Hürriyet gazetesinin ismini vermek istiyorum” dediğinde bir şeylere dikkat çekmeye çalışmıştı. Sezon boyunca sözümona Trabzonspor’ a verilen, Fenerbahçe’ yeyse verilmeyen penaltılar üzerinden çığırtkanlık yapmakta beis görmeyen Hürriyet Gazetesi ne yazık ki Türk Spor Gazeteciliği’ nin belki de en utanç verici röportajlarından birine imza attı bugün..
Çalıştığı gazete Hürriyet tarafından yakın geçmişte Trabzon’ daki EYOF organizasyonuyla ilgili izlenimlerini aktarmakla görevlendirildiğinde dahi şike süreci üzerinden Trabzon ve Trabzonspor ile ilgili alaycı göndermeler yapmaktan çekinmeyen Funda Ayaz isimli bir editör, artık tribündeki varlıkları dahi muamma olan GFB Angels adındaki bir kadın taraftar grubunun sözde lideri Ayça Alemdar isimli bir taraftar ile yapmış olduğu röportajda milyonlarca Trabzonlu ve Trabzonsporlu’ yu direkt hedef alan bir hakareti fütursuzca yayınlamıştır. Bu alenî hakareti Hürriyet Gazetesi’ nin Türkiye baskısına değil de Avrupa baskısına vermiş olmasının sebebinin Trabzon ya da Türkiye dışında hiçbir Trabzonlu veya Trabzonsporlu olmayacağını tahmin ettikleri şeklinde varsayılabilir; bilemiyoruz. Ancak neredeyse asırlık bir ulusal gazetenin böylesi bir seviyesizliğe daha imza atmış olmasının akılla, mantıkla, iradeyle, terbiyeyle ve dahası fikir hürriyetiyle izah edilebilir bir yanı olmadığı kesin..
Ancak Trabzonlu ya da Trabzonsporlular’ ın bize yakışan üslupla gayet itidalli bir şekilde tepki göstermesi gereken kişinin söz konusu kadın taraftardan ziyade bu pespayeliği utanmadan yayınlamakta bir sakınca görmeyen Funda Ayaz özelinde Hürriyet Gazetesi’ nin bizatihî kendisi olduğunu unutmayalım. Kadınlara bedava bilet uygulamasının daha ilk gününde adeta testosteron yüklenmiş bazı kadınsı bünyelerin tribünlerden koro halinde Trabzon’ a ettikleri küfürlerden hemen sonra gene iki kadının baş rolünü oynadığı bir röportajda seviyenin bu derece yerlere inmesi, şike süreci boyunca sosyal medyada dört bi’ yana “hebele lubele” ayar vererekten popülizmin dibine vuranların peydah olmaları, mevcut sistemin kendi eliyle yarattığı dişi Fenerbahstein‘ ı da gözler önüne sermekte ne yazık ki..

Hepi topu futbol ile ilgili bir konuda, son derece adaletsiz ve sinsi bir genelleme mantığından hareket ederek, kendi kimliğini, etnik kökenini sır gibi saklayarak, salt kupkuru bir “tutulan takım aidiyeti” arkasına sığınaraktan koskoca bir yöre halkını onursuzlukla, eziklikle itham edenler bu pervasızlığın karşılığını kurumsal ya da hukukî yaptırımlar bazında almadığı sürece bu nefret politikası ve linç zihniyeti daha da artarak devam edecek gibi gözüküyor..


Tüm bunlardan da kötüsü; nezaketin, zarafetin, inceliğin, kibarlığın ve dahası güzelliğin sembolü olan kadınlarımızın salt bir futbol oyunu adı altında bize sunulmasına karşın aslında çok daha makro boyutta gelişen, çıkar ilişkilerinin ve dahası rantiye anlayışının ön planda olduğu endüstriyel bir sektöre kör fanatizm eşliğinde ve bilhassa Fenerbahçe varlığı, popülaritesi kullanılaraktan meze ediliyor olmalarıdır ne yazık ki. Dolayısıyla bu kirli düzen ve onun içerisinde dönen bu paslı çark, kadınlarımıza futbolun kurallarını öğretmek, futbolu sevdirmekten ziyade futbol üzerinden kinlerini kusmak gibi bir anlayışa prim yaptırma yolunda hızla ilerlemekte..

Biz Trabzonlu ve Trabzonsporlular’ a düşen, onların istedikleri frekansa girerekten aynı seviyeye inmek değil aşağıda linklerini vermiş olduğum mail adreslerine gereken tepkimizi en itidalli bir şekilde göstermek ve sonucunu da ısrarla takip etmek olmalıdır..

Hürriyet.com.tr müdürü : [email protected]

Hürriyet Editörü Funda Ayaz : [email protected]

Demirören’ den Portekiz Havası!

Az önce TV’ de Simao, Almeida ve Fernandes için düzenlenen imza törenini izledim. Geçen gün katılmış olduğu Yüzdeyüz Futbol programında kulübün finansal sorunlarını borçları uzun vadeye yayarak aştıklarını anlatan ve enteresan söylemlerde bulunan Yıldırım Demirören bugünkü imza töreninde de hayli havalıydı ve gene ilginç cümleler sarfetti. İşte Demirören’ den birkaç inci..
“Bir yere gelmek kolay ama orada kalmak zor”
Burada kastetmiş olduğu kolayca gelinen ama orada kalması zor olan yeri tam olarak algılayamasam da söz konusu o yerde uzun süre kalmalarının rakiplerini pek rahatsız edeceğini sanmıyorum doğrusu..
“Türk futbolunda bir gerileme var. Alınan yıldız oyuncular ile bu gerilemeyi durduracağız”
Bunu söylerken aklıma geçen gün Ntvspor’ daki 2010′ un önemli olaylarının sıralandığı programda Elvan Abeylegesse için kullanılan “Türk atletizminin yüzakı” ifadesi geldi ve acı acı gülümsedim. Altyapıdan çıkan ve görev aldığı maçlarda aslanlar gibi de mücadele veren Necip Uysal özelinden değil de borçla edindikleri paraları bastırarak getirdiği yıldız oyuncular üzerinden böyle bir cümle kurması başarı algımızın geldiği nokta açısından ibretlik bir durum olsa gerek..
“Beşiktaş, tarihinin en başarılı Avrupa Dönemini yaşadı”
Bu “başarıyı” elde ederken hangi takımlarla oynadıklarını falan da sormuyorum ama eski adıyla UEFA Kupası yeni adıyla Avrupa Ligi’ nin son 32 takımı arasına girmeyi Beşiktaş tarihinin en büyük başarısı olarak göstermesine kendi camiası içinden de itirazlar gelecektir muhtemelen..
“Bu sezon olmasa da gelecek sezon Avrupa’ da ses getirmeyi hedefliyoruz”
Şimdi şunu açıkça kabul edelim ki alınan futbolcular gerçekten de biribirinden kariyerli ve değerli isimler. Ancak şöyle de somut bir gerçek var ki getirilen yabancıların yaş ortalaması otuzbir. Bir sonraki sezon bu ortalama yaklaşık 32 olacağı gibi ligin ilk yarısında Guti ve Quaresma‘ nın devamlılık hususunda ortaya koydukları performans da göz önüne getirildiğinde “Geleceğin Beşiktaşı” ifadesinin biraz fazlaca iddialı gözüktüğünü ifade etmeden geçemeyeceğim açıkçası..
Ayrıca her ne kadar bize “Hayırlı olsun” demek düşse de Başkan Yıldırım Demirören’ in izlediği transfer politikasını adeta çılgınca bir kumara benzettiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Devraldığı Beşiktaş Kulübü’ nü katlanarak artan bir borç sarmalının içine sokan Demirören’ in kameralar önünde bu derece gururlanmasını hak edecek bir başarıya imza attığını düşünmüyorum doğrusu. Hatta kredi kartı borcu alabildiğine biriken bir adamın başka bir bankadan çektiği krediyle o borçlarını öteleyerek aldığı spor araba ile karşıma geçip hava basmasına benzetiyorum ben bu durumu. Tabii ki adamın borcuna, harcamasına, şusuna, busuna karışacak değiliz ancak kalkıp da karşımızda alenen böbürlenmeye başladığında ve bu çarpıklığı eleştirdiğimizde tepeden bakan bir tavır takınıldığında durum değişiyor haliyle. Bu arada etrafımdaki Beşiktaşlılar’ ın da büyük kısmının bu kontrolsüz gidişattan pek fazla memnun olmadıklarını, kulübün geleceği konusunda ciddi endişeler duyduklarını da ilave edeyim..
Sonuçta atalarımız zamanında “Borç yiğidin kamçısıdır” demişler demesine ama öte yandan “Ayağını yorganına göre uzat” diye de tembihlemeyi unutmamışlar. Bir de üzerine “Taşıma suyla değirmen dönmez” sözünü eklediğimizde söyleyecek pek bir şey kalmıyor geriye. Biz gene “Hayırlısı” diyerek önümüzdeki maçlara bakalım..

Göreceli Yıldız Kavramı ve Medya İllüzyonu


2010-2011 Fenerbahçe Kadrosu
Volkan Demirel: 29 yaşında. 8 sene önce Kartalspor’ dan bedelsiz transfer edildi..

Serkan Kırıntılı: 25 yaşında. Bu sezon başında Ankaragücü’ nden kadroya bedelsiz dahil edildi..

Gökhan Gönül: 25 yaşında. Altyapısından yetiştiği Gençlerbirliği camiasından Fenerbahçe’ ye 2007′ de 1,5 milyon avro bedelle transfer oldu..

Fabio Bilica: 31 yaşında. 2009’ da Yasin Çakmak + 1,5 milyon avro karşılığında Sivasspor’ dan transfer edildi. Sivasspor kendisini bedelsiz kadrosuna katmıştı..

Diego Lugano: 30 yaşında. 2006 senesinde Sao Paulo’ dan 7,5 milyon avroya transfer oldu. Sao Paulo’ nun Plaza Colonia takımına ödemiş olduğu herhangi bir bedele rastlanmıyor..

Andre Santos : 27 yaşında. Daha öncesinde 350 bin avroya mal olduğu Corinthians’ dan 2009 senesinde 4,4 milyon avroya transfer oldu. Avrupa’ daki ilk deneyimi Fenerbahçe..

Bekir İrtegün : 26 yaşında. Kariyerinde bonservis bedelli bir transfer gözükmüyor..

Caner Erkin: 22 yaşında. Manisaspor’ dan gittiği CSKA Moskova takımına 4 milyon avroya mal olmuştu. Sezon başında Fenerbahçe’ ye 2 milyon avro karşılığında kazandırıldı..

Emre Belözoğlu: 30 yaşında. 3,5 milyon avroya transfer olduğu Newcastle United’ dan
5 milyon avro bonservis bedeliyle transfer edildi..

Baroni: 27 yaşında. Santos ile aynı sene Corinthians’ dan 6 milyon avro bedelle transfer edildi. Corinthians’ a maliyeti yok. Onun da Avrupa’ daki ilk deneyimi Fenerbahçe..

Selçuk Şahin: 29 yaşında. 2003 yılında 1,5 milyon avro bedelle İstanbulspor’ dan transfer edildi..

Uğur Boral: 28 yaşında. Kariyerindeki ilk dış transferini 2006 senesinde Gençlerbirliği’ nden Fenerbahçe’ ye bedelsiz imza atarak gerçekleştirdi..

Issiar Dia :
23 yaşında. Amiens’ den Nancy’ ye 2 milyon avro karşılığında gitti. 4 yıl sonra Fenerbahçe’ ye 6,5 milyon avro karşılığında transfer oldu.

Alex de Souza: 33 yaşında. Cruzeiro kulübüne 6 milyon avroya mal olan Alex 2004 yılında Fenerbahçe’ ye 4 milyon avroya transfer oldu..

Miroslaw Stoch: 21 yaşında. Fc Nitra’ dan Chelsea’ ye bedelsiz kazandırıldı. Orada şans bulamayınca Twente’ de kiralık oynadı. Geçirdiği başarılı sezonun hemen ardından 5 milyon avro bedelle sezon başında Fenerbahçe’ ye transfer oldu..

Kazım Kazım: 24 yaşında. Yaklaşık 300 bin avroya mal olduğu Sheffield United’ dan 2 milyon avroya Fenerbahçe’ ye transfer oldu..

Mehmet Topuz: 27 yaşında. Kayserispor’ dan Fenerbahçe’ ye 2009’ da 9 milyon avro + Gökhan Emreciksin olmak üzere rekor bir meblağ karşılığında transfer oldu..

Özer Hurmacı: 24 yaşında. Ankaraspor’ dan Özgür Çek, İlhan Parlak ve 4,2 milyon avro karşılığında geçtiğimiz sezonun başında transfer edildi..

Mamadou Niang: 31 yaşında. 2005’ de Strasbourg’ dan Marsilya’ ya 6 milyon avroya mal oldu. 2010’ da Fenerbahçe’ ye 7 milyon avro meblağ karşılığında transfer oldu..

Semih Şentürk: 27 yaşında. Alt yapıdan yetişti..

Daniel Güiza : 30 yaşında. Mallorca, Getafe’ den 5 milyon avroya aldığı Güiza’ yı Fenerbahçe’ ye sadece bir yıl sonra 17,4 milyon avroya sattı..

Gökhan Ünal: 28 yaşında. Trabzonspor’ un tarihine 6 milyon avro bedelle en pahalı transfer olarak geçen futbolcu 3,5 milyon avro + Burak Yılmaz karışılığında Fenerbahçe’ ye transfer edildi..

Elimden geldiğince vikipedik verilerle toparlayıp herhangi bir yorum katmamaya özen göstererek hazırlamış olduğum yukarıdaki listeyi özetlemeden önce amacımın Fenerbahçe kadrosuna dil uzatmak ya da amiyane tabirle hakir görmek olmadığının altını çizeyim. Ancak bilhassa son günlerde yazılı ve görsel basın tarafından zihinlere ısrarla pompalanarak Fenerbahçe kadrosuna layık görülen şu “yıldızlar topluluğu” mottosunun altını bir takım verilerle doldurabilmek açısından faydalı olacağını düşünüyorum. Yani örneklemek gerekirse “Trabzonspor iyi takım ama Fenerbahçe gibi yıldız oyuncuları yok” veya “Yabancıları Fenerbahçe’ ye oranla o kadar üst düzey değil” ya da “Böylesine pahalı yıldız oyunculara sahip bir kadronun yeri burası olmamalı” gibi biribirinden farklı söylemler ile adeta göklere çıkarılarak Türkiye standartlarının üzerinde olduğu algısının empoze edildiği bu kadronun alabildiğine objektif bir analizi olarak değerlendirebiliriz..
Kiralık olarak kadroda tutulan Yobo ile Okan ve Gökay gibi rotasyonda fazla şans bulamayan maliyetsiz genç oyuncuları kayıt dışında tuttuğumuzda takımdaki 22 as futbolcunun transfer bilgileri alt alta sıralanmış durumda. Listedeki tutarları topladığımızda yaş ortalaması 27 olan Fenerbahçe’ nin söz konusu 22 futbolcuya toplamda 88 milyon avro bonservis bedeli ödediğini görüyoruz. Bu meblağa takaslarda bir nevi para üzeri misali elden çıkarılan Burak Yılmaz, Özgür Çek, Gökhan Emreciksin, İlhan Parlak ve Yasin Çakmak gibi genç oyuncuların dahil olmadıklarını belirtelim. Ayrıca elde ettiğimiz bu rakama kadrodaki futbolcuların Fenerbahçe’ den aldıkları yıllık ücretlerin dahil olmadığını ve eldeki bütün futbolcuların son kulüplerinde kazandıkları maaşlardan çok daha fazlasını Fenerbahçe’ den kazanıyor oldukları gerçeğini de ekleyelim. Bir başka kriter olarak da, Alex, Gökhan, Niang ve Emre gibi birkaç futbolcu haricinde kadrodaki isimlerin tamamının kariyerlerindeki en büyük (veya iddialı) takımın Fenerbahçe olduğu realitesini de gözden kaçırmayalım..
Eldeki verilere takasta kullanılarak takımdan gönderilen futbolcuların maliyetleri (veya değerleri) de eklendiğinde Fenerbahçe’ye neredeyse 100 milyon avroya yakın bir bedele mal olduğu anlaşılan bu kadronun daha önceki kulüplerine olan toplam maliyetleriyse sadece 33,1 milyon avrodan ibaret. Ortaya çıkan bu somut değerin tamamını, takımda forma şansı bulamayan G. Ünal ile birlikte 30 yaş barajını aşan Alex, Güiza, Emre ve Niang gibi futbolcuların oluşturduğunu gördüğümüzde kralın pek de giyinik olmadığını farkediyoruz. Yani kaba bir tabirle açıklamaya kalkarsak, Fenerbahçe’ ye gelene değin futbol piyasasında üç aşağı beş yukarı 33 milyon değer biçilen bir kadroyu Fenerbahçe’ nin yaklaşık 100 milyona oluşturduğunu öğreniyoruz. Öte yandan, son yıllara baktığımızda Fenerbahçe’ nin para kazanarak gönderdiği neredeyse hiç bir futbolcunun olmayışı ve en yakın dönemde 4,5 milyon avroluk maliyetine rağmen bedavaya elden çıkarılmak durumunda kalan Deivid gibi futbolcuların da varlığı göz önüne alındığında, medyamızın herhangi bir kritere dayanmaksızın dilediği takıma bol keseden dağıtıp durduğu “yıldız” kavramının da sorgulanması gerektiği açıkça ortaya çıkıyor..
“Neye göre, kime göre yıldız? Alırken kaç para ödediniz? Eski kulübünde haftada ne kadar kazanıyordu, sizden ne kadar kazanıyor? Şu an satsanız kaça alıcı bulabilirsiniz?
Tabii ki yukarıdaki çeteleyi diğer büyük takımlar için de hazırlamaya kalktığımızda benzer bir tablonun ortaya çıkması kuvvetle muhtemeldir. Özellikle Beşiktaş’ ın son dönem transfer çılgınlığı göz önüne alındığında Galatasaray’ ı dahi geride bırakma olasılığını düşünebiliriz. Hatta Trabzonspor’ un da alırken hak ettiğinden yüksek bedeller ödeyip, gönderirken zarar ettiği çokça futbolcu olduğunu biliyoruz. Ayrıca listedeki değerlerin bir yıl sonra aşağı ya da yukarı yönde değişkenlik gösterebileceğinin de farkındayız. Ancak görüldüğü üzere, bizlere yıldız sıfatıyla lanse edilen bir çok oyuncunun aslında astronomik maliyetleri olan futbolcular olduğunu ve maliyet/fayda oranı açısından hayli yetersiz kaldıklarını anlıyoruz. Gözlerimize uzaktan süpernova misali yansıtılan o ışıltının gerçekte birer meteora ait olduğunu daha net bir biçimde görebiliyoruz..
Zaten gerçekte de öyle değil midir? Gecenin karanlığında gökyüzündeki meteor yağmurlarını görünce yıldız kaydığını zannederek dilek tutanlar da bizler değil miyiz? Tanrı bile illüzyon yaparken medya neden yapmasın!

Panikatak Ruh Hali ve Sonrasında Telkinler

Son dönemlerde spor programlarına bir karamsarlık, bir umutsuzluk ve hatta bir matem havasının hakim olduğunu fark etmeyen yoktur sanırım. İlk başlarda Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş üçlüsünün yarışta geri kalmış olmasından dolayı ihaleyi alan firmanın decoder satışlarının düşeceği endişesinin dillendirilmesiyle başlayan panikatak ruh hali, zamanla ligimizin marka değerinin gittikçe düştüğü fikrinin zihinlere zorla empoze edilmesine dönüştü. Bitmedi. Daha sonra bu üçlü arasında en iyi durumda olan Fenerbahçe ile lider Trabzonspor arasındaki puan farkının son A. Gücü mağlubiyetiyle dokuza ulaşması sonucunda ortaya çıkan tablo, canlı yayında bir “facia” olarak nitelendirildi..

Ligin ilk yarısının 37 puanla lider geçildiği sezonlarda dahi ligimizin kalitesi hakkında böylesine hayıflanılmamışken ilk yarının bitimine bir hafta kala 39 puana ulaşan Trabzonspor’ un lider olarak devam ettiği sezonun henüz ortasında bu tip yorumların sistematik biçimde zikredilip durması hayli manidar olsa gerek. Öyle ki, sahada galip gelmiş olduğu takımların oyun sistemlerine, hocalarına övgüler yağdırırken puan kaybettiği takımlara gider yapmakta beis görmeyen ve ligimizi yarım asır öncesiyle kıyaslayan Schuster dahi bu sinsi yaklaşımın yanında masum kalır aslında. Şimdi benim bu yazıda dikkat çekmeye çalıştığım noktalar karşısında bana gene “Herkesin size-bize karşı olduğu paranoyasından kurtulun artık” şeklinde laflar hazırlayacak olanlar bu paragraftan sonrasını hiç okumasınlar mümkünse..
Daha iki sene öncesine kadar ligimizde sadece üç takımın şampiyonluğa oynuyor oluşunu Anadolu takımlarının kalitelesizliğine bağlayan, ligde rekabetin artmasının Anadolu takımlarının güçlenmesine bağlı olduğunu savunan, şampiyonlukları aralarında pay eden üç takımın Avrupa’ daki başarısızlıklarını dahi ligdeki rakiplerininin çelimsizliğiyle kamufle etme yoluna giden ağızlar, şimdi aynı ekranlardan adeta ağıtlar yakıyorlar. Bu samimiyetsizlik bir yana gayet iyi bir tempo yakalayarak açıkara liderliği eline alan Trabzonspor ile ilgili de enteresan tespitlerin sunulduğunu ve bu tespitlerin sürekli olarak tekrarlanması neticesinde sanal bir gerçeğin zihinlere pompalanmaya çalışıldığını görmekteyiz..

Mesela son zamanlarda Trabzonspor ile ilgili sıklıkla kullanılan argümanlardan biri olan “Kaliteli bir kadroları yok, yıldız futbolculara da sahip değiller. Ama Şenol Hoca İstanbul’ da tutunamamış futbolculardan bir takım yaratmayı başarmış” kıvamındaki söylemler önce Rıdvan Dilmen tarafından zikredildi. Ardından bir başka canlı yayında Mehmet Demirkol benzer cümleleri kurduğunda Sergen Yalçın’ ın “Öyle diyorsunuz da üç büyüklerde bir Selçuk, Engin, Alanzinho, Yattara, Jaja var mı sanki?” şeklindeki muhalefetine maruz kaldı. Daha sonrasında Mustafa Doğan neredeyse aynı kelimeleri bu kez kendi yorumunun içerisinde kullandı ve son olarak Sergen Yalçın iki gün önce itiraz ettiği bu söylemi “Baktığın zaman Trabzonspor’ un öyle aman aman bir kadrosu yok. Yıldızı var mı? Yok. Ama iyi takım olmuşlar” diyerekten inanılmaz bir biçimde yineledi..
Adeta doğruluğu ispat edilmiş bir doktrin edasıyla ısrarla tekrarlanarak insanların bilinç altlarına zorla empoze edilmeye çalışılan bu tespitler, kamuoyunun bir kısmı tarafından Şenol Hoca’ nın hakkının fazlasıyla verildiği şeklinde yorumlanıyor olsa da ben aynı şekilde düşünmüyorum doğrusu. Aksine bu yorumlar eşliğinde ben alttan alta “Bakmayın siz şu anki tabloya. Aslında Trabzonspor’ un takım kalitesi burada olmayı hak etmeyecek kadar yetersiz. Başta Şenol Hoca’ nın motivasyonu ve diğer büyüklerin formsuzluğu sayesinde şimdilik yollarına devam ediyorlar” telkininin sinsice verildiğini düşünüyorum. Tabii ki kadro kalitemizin en üst seviyede olduğunu ya da ligin en pahalı kadrosuna sahip olduğumuzu iddia edecek değilim. Ancak rakiplerimizin transferde harcadıkları para ile kadro kalitelerinin doğru orantılı bir çizgiye sahip olmadığı gerçeğinin farkında olduğumuz gibi geçmişte ve hatta günümüzde dahi elden çıkarılmak adına onca tazminatlar ödenmesi göze alınan sözde yıldızların da varlığını inkar edemeyiz sanırım. Ayrıca “İstanbul’ da tutunamamış isimler” klişesini besleyebilecek sadece iki isim var kadroda. Biri henüz 25 yaşındaki Burak, diğeriyse 27 yaşındaki Serkan. Bu mudur yani İstanbul’ da tutunamayanlardan kurulu kadro? Yapmayın artık!
Sonuçta demek istediğim şu ki, bir takımın kadrosunu zülfiyare dokunmadan eleştirmenin, değerini olduğundan düşük göstermenin, bu sayede camiada bir güvensizlik ortamı yaratmanın, bunun yanında geri düşmüş diğer takımlara ve bu tablodan endişe eden kamuoyuna bir nevi moral kondisyon aşılamanın en ucuz ve en kadim taktiklerinden birinin o ekibi “sadece teknik adam” üzerinden övmek olduğunu Hıncal Uluç bize yıllar boyunca göstermişti. Hedefinde bir teknik adam olduğundaysa yukarıdaki denklemi tamamen tersine çevirerek bu kez o takımın kadrosunu bir nevi yıldızlar topluluğuymuşçasına ortaya sunar, kadro kalitesinin en üst düzeyde olduğunu savunur ve bu ucuz numarayı milllete (maalesef kulüplere de) afiyetle yedirirdi..
Sonuçta henüz ligin tam ortasındayız. Açıkçası ben kendi adıma 3 puanlık sistemde Galatasaray hakında o kadar iyimser olamasam da bırakın Fenerbahçe’ yi, Beşiktaş’ ın dahi üç dört maçlık bir galibiyet serisi yakalaması halinde yeniden potaya girebileceğini, Bursaspor ve Kayserispor’ un ligin sonuna dek zirveyi zorlayacağını tahmin etmekteyim. Ayrıca bizim de bu mükemmel tempomuzun kesintisiz devam edemeyeceğini, illa ki beklenmedik bazı puanlar kaybedebileceğimizi şimdiden öngörmek kehanet sayılmamalı. Ancak uzun yıllar sonra tekdüzelikten kurtularak renklenen ligimizdeki şu rekabet ortamının keyfini doyasıya sürmek yerine yıkım edebiyatı yapmaktan, felaket tellalliğine soyunmaktan birileri kendini kurtarsa da şu yarışın keyfini hep birlikte sürebilsek hiç fena olmayacak..
Kısacası, kasmayın bu kadar; rahat olun!