Etiket arşivi: Mehmet Demirkol

Demirkol’un Bordo Mavi Sancısı!

El Clasico’ da Barcelona’ nın Real Madrid’ i 5-0 lık skor ile ezip geçtiği maç sonrasında Ntvspor’ da Sergen Yalçın, Mustafa Doğan ve Ercan Taner ile birlikte ekran karşısındaki yerini alan Mehmet Demirkol, çok sevdiği Mourinho’ nun yaşadığı bu acı hezimetin etkisinden olsa gerek canlı yayında “tabiri caizse” kendini kaybetti..
Sürekli hareket halinde olan vücut dilinden, kaşını gözü seyirten jest ve mimiklerinden küçük çapta bir travma yaşadığı alenen belli olan Demirkol, Barca’ nın zaferini akıl almaz bir şekilde Mourinho’ nun “ofansif futbol” tercihine bağlayarak söze başladı. Yani bir başka deyişle, Mourinho’ nun aslında kendi hırsının kurbanı olduğunu ifade etti. Açık söyleyeyim, bu fantastik tespite maç 2-0 olana dek kendi cezasahasının hemen önünde kalecisi dahil 7 defansif oyuncuyla kümelenen R. Madrid ‘ in kenardaki teknik adamı Mourinho dahi arkasını dönerek gülerdi herhalde..
Ancak kendisini dün akşamki programa değin genel anlamda gayet objektif bulduğum Demirkol’ un bu istemsiz tavırları diğer yorumculardan gelen hafif dozdaki itirazlara rağmen artarak devam etti. Barcelona’ nın daha geçen hafta Almeria deplasmanında 8 gol attığı gerçeğini hiçe sayarcasına bu türden etkileyici performansları senede en fazla iki üç kez sergileyebildiğini savundu. O da yetmedi, buram buram etnik ayrımcılık kokan bir edayla Katalan halkına, Barcelona taraftarına ve Guardiola’ ya verdi veriştirdi. Barcelona’ nın Mourinho’ dan intikam almak amacıyla bu derece motive olduğuna ısrarla vurgu yapan Demirkol, etrafındakileri yeterince etkileyemediğini fark edince gemi azıya alarak bu kez de Mourinho’ yu allayıp pullamaya başladı. Gittiği her ülkede başarılı olduğu gerekçesiyle Mourinho’ yu kendince dünyanın en büyük teknik adamı olarak lanse eden Demirkol, Portekizli teknik adamın şu ana dek görev yaptığı her ülkede o ligin istisnasız en pahalı takımlarını çalıştırdığı gerçeğini görmezden geldi pek tabii ki..
Neyse efendim, mevzuu kısır bir tartışma ortamında devam ederken Sergen’ in de araya girmesiyle laf bir başka bordo mavili takım Trabzonspor’ a geldi. İşte o an Mehmet Demirkol kuvvetle muhtemel Trabzon’ da 3-2 kaybedilen maçın ve aradaki 6 puanın da etkisiyle olsa gerek iyiden iyiye kontrolden çıkıverdi. İlk olarak Trabzonspor’ un İstanbul’ da tutunamayan oyunculardan kurulu vasat bir ekip olduğunu ima etti. Oysa durduk yere orta yere yumurtlayıverdiği bu yakışıksız ifadenin arkasını doldurabilecek sadece iki futbolcu vardı Trabzonspor kadrosunda. Bunlardan bir tanesi, hali hazırda Türkiye liginin en formda beklerinden biri olarak kabul edilen Serkan, diğeriyse Trabzonspor’ da tutunamayan G. Ünal’ ın Fenerbahçe’ ye transferinde bir nevi para üzeri misali alınmasına karşın gösterdiği üstün performans ile önce geçen sene Fenerbahçe’ yi şampiyonluktan eden ve bu seneki müthiş performansıyla da Milli Takım’ a kadar yükselmeyi başaran Burak Yılmaz’ dı..

Ancak Demirkol’ un katatonik hali zaman geçtikçe hafiflemek yerine artarak devam etti ve kendisine itiraz getiren Sergen Yalçın’ a duyduğu öfkesini bu kez ülkenin tartışmasız en efektif orta saha kurgularından birini oluşturan Selçuk-Colman ikilisine yöneltti. Türkiye’ nin hali hazırda oyunu çift yönlü oynayabilen nadir defansif ortasaha oyuncularından biri olan Selçuk İnan’ ın Fenerbahçe’ de olsa en fazla ofansif ortasaha mevkiisinin yedek oyuncusu olabileceğini iddia etti. Ardından stüdyodakilerin de şaşkın bakışları arasında bu ikiliye Şenol Güneş haricinde hiçbir hocanın ilk onbirde şans vermeye cesaret edemeyeceğine yönelik tuhaf bir takım şeyler mırıldandı. Ne var ki Demirkol‘ un frenler patlamıştı bir kere. Kelimeler ağzından fütursuzca dökülmeye devam etti. Türkiye’ de eleştirilecek başka bir takım kalmamış gibi Yattara, Alanzinho, Teofilo, Glowacki, Engin, Ceyhun gibi oyuncularını rotasyonda kullanmasına rağmen zirvedeki yoluna emin adımlarla devam eden ve yerli oyuncularının neredeyse tamamı Milli Takım formasına layık görülen Trabzonspor kadrosunu yeterli kalitede bulmadığını söyleyerek programa devam etti..
Son zamanlarda Rıdvan Dilmen‘ in sürekli olarak altını ısıtıp durduğu ligimizin marka değeri ve ihaleyi alan Digitürk’ ün dekoder satışlarının düşmesi yönünde duyduğu endişeyi dile getirdiği çekinceleri, Schuster‘ in kendi basiretsizliğini örtmek adına biz dahil zirvedeki rakiplerini ve ligin futbol kalitesini aşağılayan ukala tavırları, Mehmet Demirkol gibi göz önündeki bazı yorumcuların Trabzonspor’ dan bahsederken “Kalite olarak çok üst düzey olmasalar da takım olmayı başarmışlar, aferin” kıvamında lütufen zikrettikleri başımızı okşayan türden boş beleş ifadeleri her ne kadar ciddiye almamak gerekse de birilerinin bu zokaları yutmadığını da göstermek gerekiyor illa ki..
Üstad Fużūlī boşuna dememiş “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” diye. O hesap..

Fenerbahçe – Young Boys, Demirkol – Sergen

Önce baştan belirteyim, dün akşam oynanan rövanş maçını izlemedim. O saatte CNBC’ de oynayan İspanyol yapımı El Lapiz Del Carpintero (Marangozun Kalemi) adlı 2003 yapımı olan ve faşist Franco döneminde komünist direnişçilere uygulanan zulümü tüm çıplaklığıyla anlatan sürükleyici bir filme kaptırdım kendimi. Hatta yapımı üzerinden yedi yıl geçmiş olmasına rağmen IMDB listesinde filmi 7 puan ile oylayan 208’ nci kişi olma ayrıcalığına dahi eriştim yani!

Tabii aralarda NtvSpor’ u zaplayarak ekran köşesindeki skor tabelasından dakka skor almayı da ihmal etmedim. Maçın devre arasında Mehmet Demirkol’ un, sonundaysa Rıdvan Dilmen – Mehmet Demirkol ikilisinin yorumlarını dinledim. Geçen haftaki maç yazımda bahsettiğim Sergen Yalçın’ ın maçı yorumlamadaki yüzeyselliğine ve dakikalarca nefes almadan konuşuyor olmasına karşın maç ile ilgili kafanızda en ufak bir animasyonun dahi canlanmasına imkan tanımayan sıradan yorumlarına nazaran son derece doyurucu analizler dinledim. Tabii maçın sadece özet görüntülerini izleme şansı bulabildiğim için yapılan analizlerin ne derece objektif ya da rasyonel bir yanı olduğu hakkında net bir fikir sahibi olamasam da Demirkol’ un yorumları sayesinde en azından söz konusu maçı kafamda canlandırabildim..

İşte spor yorumculuğundaki ana doktrin de bu olmalı zaten. Herhangi bir maçı izleme şansı bulamamış bir sporsevere, o maçı kafasında canlandırabilmesine olanak tanıyacak yeterlikte analizler sunabildiğiniz an bu işi iyi yapıyorsunuz demektir. Söz konusu değerlendirmeler sahada oynanan oyunu belki birebir yansıtmayabilir, göreceli olarak kısmen doğru veya yanlış da olabilir ama en azından doyurucu ve açıklayıcı olmak zorundadır. Oysa geçtiğimiz hafta oynanan ilk karşılaşmayı izlememiş olsaydım Sergen Yalçın yorumları eşliğinde o maçın nasıl cereyan ettiği hakkında en ufak bir fikir sahibi dahi olamayacaktım. Öğrenebileceğimiz tek şey Fenerbahçe’ nin berbat bir futbol oynadığından ibaret olacaktı..

Dünkü maçtan bağımsız olarak Fenerbahçe’ ye gelince. Ben kendimi bildim bileli Zico ile geçirdikleri kısa zamanda gösterdikleri başarılı performans süreci haricinde bu takımın ortasahada çalışkan, yaratıcı, agresif ve dinamik bir oyun oynadıklarına neredeyse hiç şahit olmadım. Garip şekilde adeta kendi şahsına münhasır bir “Fenerbahçe ekolü” var ortada ve bu ekolü hangi başkan, teknik adam ya da futbolcu gelirse gelsin bir türlü yıkamıyor nedense..