Etiket arşivi: Sadri Şener

Başkan, Yönetici ve Hoca = Şenol Güneş

Uzun süredir bloga yaz(a)mıyordum. Yazmak istediğim ender zamanlarda da ilk paragrafı bir türlü istediğim kıvamda çıkaramadan yazıyı komple siliyor, daha içime sinen bir girizgâh için tekrarına da başlayamıyordum. Bu atâletimin tek sebebi ben yazmaya ara verdikten sonra “Yazılarını çok özledik be Soner! Hadi karala bi’ şeyler artık, yoksa senin yokluğunda karanlığa gömüleceğiz” diyerekten isyan eden kitlelerin çıkmaması değildi tabii ki. Hatta benim sessizliğimde Adem’ in blogu tek başına gayet iyi götürüyor olması da değildi. Hepi topu yedi aydır bi’ şekilde bulaştığım ve beni çok keyif aldığım hobilerimden dahi çoğu zaman mahrum bırakan şu twitter illetine kafamdaki her şeyi anında döküyor olmanın verdiği kolaycılıktı beni yazmaktan asıl alıkoyan. Hani bi’ zamanlar değer verdiğimiz insanların özel günlerini tebrik etmek için önce kırtasiyeye giderek kart postal alıp, sonra arkasına ona özel sözler yazıp, ardından o kartı zarfa koyup, en nihayetinde postanede üzerine bir de pul yapıştırdıktan sonra postaya vermek yerine cep telefonumuzdaki tüm isimlere altına ismimizi yazaraktan otomatiğe bağlanmış bayram mesajını tek tuşla gönderebilme kolaycılığı gibi..

Fakat Şenol Güneş’ in bugün gerçekleştirdiği basın toplantısından sonra bir şeyleri satırlara dökmeden alamadım kendimi. En son 27 Haziran’ da düzenlemiş olduğu basın toplantısı sonrasındaki görüşlerimi daha önce uzun uzadıya yazmıştım. Şenol Hoca o toplantıda geçen sezonun başarılı kadrosunun çeşitli sebeplerle korunamamasını ve izlenen transfer politikasını kendi mizacından beklenmedik sertlikle eleştirmiş, bir anlamda üstü kapalı da olsa Yönetim’ e sitem etmişti. Kaldı ki o dönem elimizde Şampiyonlar Ligi bileti olmamasına rağmen geçen sezondan sekiz önemli oyuncusunu kaybetmiş takıma sadece Zokora, Adrian ve Henrique için toplamda 14 milyon avroya yakın bonservis ödenmiş olmasına karşın transferleri yetersiz bulmuştu Şenol Hoca. O günden bu yana takıma katılan isimlerden bonservisine 3,5 milyon avro ödenen ve Devler Ligi’ nde oynayamayacak olan Volkan’ ı saymazsak son anda toplamda 1,8 milyon avroya transfer edilen üç Slovak oyuncu sayesinde Şenol Hoca’ nın bir ay öncesine dek var olan şikayetlerinin son bulduğunu düşünmemiz hayalcilik olurdu..

Nitekim bugünkü basın toplantısında bu konu hakkındaki düşüncelerini daha öncesindeki kadar sert olmasa da yüzeysel olarak geçiştirdi hoca. Çünkü buna mecburdu. Zira artık transfer dönemi kapanmış, eldeki mevcut oyuncular ve kulüple ne menem bir ilişki içerisinde olduğu hâla gizemini koruyan Mithat Halis’ in menajerliğindeki dokuz yabancısı ile yola devam etmek zorundaydı. Hele ki henüz sezon başında, taraftarın beklentilerinin üst düzeyde olduğu, rakiplerinden Fenerbahçe’ nin şike soruşturmasıyla boğuştuğu, Beşiktaş’ ın hem kendi yönetimiyle taraftarı arasındaki soğukluk, hem futbolcu kadrosu bazında ciddi sıkıntılar yaşadığı, Galatasaray’ ın yepyeni bir yapılanma arifesinde olduğu bir ortamda enseyi şimdiden karartamazdı. Alabildiğine yapıcı, ilerisi için ümit verici ve bütünleştirici bir üslup takınmak zorundaydı. Çünkü taraftara vaad ettiği onlarca sözün arkasında dur(a)mayan, şike soruşturması sürecinde kendi hakkını rijit bir duruşla savunamayan, Devler Ligi vizesini almamızın kapısını açan UEFA şikayetini gerçekleştiren Ünal Aysal‘ a bile destek veremeyen, geçen yıl şampiyonluğunun çalındığı artık ispatlanmış olmasına karşın hâla o payeyi açıkça isteyemeyen ve tüm bunlar yetmiyormuş gibi Fenerbahçe’ nin düşürülmesine karşı topyekün birleşen kulüpler arasında olduğumuz haberlerini resmî siteden yalanlamaya dahi henüz yanaşmayan Yönetim’ e neredeyse inancını kaybetmiş olan taraftarın tutunacağı tek daldı Şenol Hoca..

Dolayısıyla onun güçlü ve kendinden alabildiğine emin durması gerekiyordu ki, bunu da gösterdi. Kimilerine göre felsefik, kimilerine göre öğretici ama bana göre son derece samimî bir dille çok önemli mesajlar verdi. Sözlerinin arasına sıkıştırdığı “Kanunları değiştireceğimize kendimizi değiştirmeliyiz” tespiti aslında bu basın toplantısının özeti niteliğindeydi. Suçluların cezasını çekmeleri gerektiği ve bu suçları örtbas etmenin daha kötü sonuçlar doğuracağını ima ettiği cümleler aslında Yönetim’ in çok daha önce bizzat resmî siteden açıklamak zorunda olduğu söylemlerdi. Oysa Yönetim bazında bunların hiçbirini dile getirememiştik bu güne dek. Fenerbahçe’ nin geçtiğimiz sezon şampiyonluğumuzu elimizden şike ve teşvik yoluyla gasp ettiği onlarca delille iddia edilirken, bu iddialar UEFA nezdinde kabul görmüşken, artık kendileri dahi suçlarını neredeyse kabul edip şu süreçten en az hasarla kurtulma yolları ararken sen hakkını aramak bi’ yana çeşitli haber kaynaklarına göre seni mağdur eden rakibinin kurtulması adına kapalı kapılar arkasında uğraş veriyor izlenimini ister istemez yaratıyorsan Şenol Hoca’ nın bugünkü konuşmalarının da gıyabında muhatabı olmaktan da kurtulamazdın pek tabii..

Açıkçası Yönetim’ in şu dakikadan sonra taraftarının çoğunluğunu tekrar arkasına alabilmesi ve güvenini kazanabilmesi adına şu şike süreciyle ilgili duruşunu ve tarafını net bir ifadeyle göstermesi artık elzem olmuştur. Taraftara verilen onca sözü ve vaadi yerine getiremeyen Yönetim’ in hele ki Şenol Hoca’ nın bugünkü açıklamalarından sonra sessizliğini koruması çok daha büyük sıkıntılar getireceği gibi, midesi gün geçtikçe daha da bulanan taraftarı ümitsizliğe de itecektir. Umarım Sadri Şener bu konuya geç de olsa el atar ve kulübün ortak görüşünü net bir şekilde ortaya koyma erdemini gösterir. Aksi halde işler biraz ters gitmeye başladığında sadece taraftarın değil, şu an yanlarındaymış gibi gözüken küçük bir şakşakçı azınlığın da hedefi haline gelecekleri kaçınılmazdır. Zira bu tip yardakçılar sadece güce taptıklarından dolayı an itibarıyla kim güçlüyse onun yanında olurlar, Trabzonspor’ un değil..

Tekrardan Şenol Hoca‘ ya dönersek. Teknik direktörlük kapasitesi, kariyeri, kıyafeti, diksiyonu falan tartışılabilir. Hatta sezon içerisinde vereceği kararlar, yaptığı ya da yapamadığı oyuncu değişiklikleri, oyuna müdahale şekli, takım formasyonu, taktiği şusu busu her şeyiyle de eleştirilebilir ancak onun kafa yapısı olarak Türk Futbolu’ nun çok üzerinde bi’ yerlerde olduğu gerçeği bakîdir benim nazarımda. Bu gün bir kez daha bu kulüpte hem başkan, hem yönetici hem de hoca rolünü ve dahası sorumluluğunu sırtına aldığını ispatlamıştır..

Ha unutmadan! Hazır elime değmişken şu şike soruşturması ve süreciyle de ilgili iki kelâm edeyim. Şu iki aylık sürecin bize gösterdiği en önemli gerçek birer koyun gibi söğüşleniyor olduğumuzun ortaya ayan beyan serilmiş olmasıydı bana göre. Suçu işledikleri iddia edilen ve hali hazırda hapiste bulunanların yaptıklarından çok daha büyük midesizliklere gerek Federasyon, gerek Yayıncı Kuruluş ve gerekse Kulüpler Birliği bazında gün geçtikçe daha da pervasız bir biçimde şahit oluyoruz. Aslında burada Türkiye’ deki bütün taraftar gruplarının devreye girerek ortak bir iradeyle tepki koyması gerekirdi ancak bu oluşumlar zaten şikayetçi olmaları gereken kurumlar tarafından nemalandıkları için böyle bir tepkiyi beklemek fazlaca iyimserlik olur. O sebeple bireysel vereceğimiz her tepkinin kitlesel sonuçlar doğuracağı gerçeğinden hareketle yapılacak en mantıklı hareket “Boykot” olmalıdır. Alınmayan, alındıysa geri verilen decoderlerle ve ligin ilk haftasındaki maçlara gidilmemesi gibi eylemler taraftarın duyarlılıklarını ciddiye almak bi’ yana dalga geçercesine yok sayanları yola getirmeye fazlasıyla yetecektir..

Son olarak; yazıya twitter ile başlamıştım, şimdi tam bitirmek üzereyken aklıma geliverdi. Avrupa sineması ile ilgili bloguyla bizleri bilgi içinde bırakan sevgili Fatih, benim Şenol Hoca ile ilgili uzun zaman önce söylemiş olduğum bir cümleyi hatırlatmış, ben de o cümleyle yazıyı noktalayayım..

“Şenol Güneş bin yıl önce yaşasaydı belki de mesih ilan edilirdi”

Teşbihte hata olmazmış derler; selametle..
Great White

Karamsarlıktan Ümide!


Geçen sene tam da bu zamanlarda Türkiye Kupası’ nı kazanmış, ligde Şenol Hoca’ nın gelişinden sonra büyük bir yükselme trendi yaşayıp son hafta Fenerbahçe’ ye karşı onurlu bir mücadele ortaya koyarak kapadığı sezonun ardından önümüzdeki sezonla ilgili taraflı tarafsız herkesin gözünde şampiyonluk yolunda en büyük favori olarak gösterilen bir takıma sahiptik. Ki o takım da zaten kendisinden beklenen performansı fazlasıyla göstererek ligi futbol tarihimizde görülmemiş bir 18’ de 17 galibiyet istatistiği yakalamış olan Fenerbahçe ile aynı puanı toplayarak ikinci bitirmişti. Ancak şu gün itibarıyle topyekün camia olarak geçen yılki heyecan ve beklentiden hayli uzak kaldığımızı kabul etmemiz gerek..

Bir önceki sezon hayranlıkla izlediğimiz ama oscar ödülünü kıl payı kaçıran filmin jönlerinden Selçuk ve Egemen’ in başkanlık seçiminde Sadri Şener’ in koz olarak kullandığı sözleşmelerini uzatacakları yönündeki vaadlerine rağmen adeta göz göre göre serbest kalarak rakiplerimize gitmesiyle başladı tüm terslikler. Ardından bizde şans bulduğu dönemlerde kendisinden bekleneni fazlasıyla verememiş olmasına karşın genç yaşı, joker olarak kullanılma özelliği ve üstün fizik gücü ile kadro derinliğine katkıda bulunan Ceyhun da ceketini alarak çekip gidiverdi. Takımdaki yaprak dökümü bunlarla da sınırlı kalmadı. Sonrasında her ne kadar disiplinsiz ve umursamaz bir yapısı olsa da geçtiğimiz sezon takımın hücumda inisiyatif kullanan en önemli kozu olan Jaja ve kenarda bekliyor oluşuyla dahi taraftara bir galibiyet anahtarıymışçasına ümit pompalayan Yattara Arabistan yarımadasının yolunu tuttu. Yattara’ ya hak ettiği uğurlamayı yapmak bir yana adeta sınır dışı edilmiş bir mülteci gibi uğurlamış olduğumuza daha önce değinmiştik zaten. Bu arada Sadri Başkan’ ın transferini yaptığı gün “Adam kendine o kadar güveniyor ki sözleşmesine 12 milyon avro getirirsem serbest kalırım maddesi koydurmak istedi, ben de kabul ettim” dediği Jaja’ nın o söz konusu parayı getirmeden neredeyse maliyetine satıldığını da not düşelim. Kadroda çok önemli yer tutan bu beş oyuncu haricinde takımda adeta bir fenomen haline gelen, son beş yılımızın tüm gol yükünü tek başına sırtlanan, aslında tam bir Kuyt olması gerekirken aynı zamanda takımın Torres’ i de olması beklenen Umut Fransa’ ya gönderilince geçen sezonun o rüya takımının iskeleti tamamen bozulmuş olduğu gibi yepyeni bir yapılanmanın da önünü açmış oldu..
Takım içinde gerçekleşen tüm bu aksiyonların haricinde saha dışında da keyifli gelişmeler olmadı ne yazık ki. Kendilerini Trabzon aşığı olarak lanse eden, Trabzonspor’ a hissettikleri sevgi nemalandıkları ceplerden beslenen, Avni Aker’ in rakipler için bir cehennem değil adeta bir cennet bahçesi haline dönüşmesine sebep olan, küfürlü kavgalı tribün olaylarında baş rol oynayan, işlerine gelmeyen durumlarda siyasete karşı olup işlerine geldiğindeyse en tiz sesli siyasî enstrüman haline gelen, hobisi değil mesleği taraftarlık olan bir güruhun ön plana çıktığı bir genel seçim sonrasında Avni Aker’ in her iki kale arkası tribünleri adeta peşkeş çekilerekten malûm kesime hibe edildi. Açık söyleyeyim, gözler önünde cereyan eden sırf şu olay dahi beni Trabzonspor’ dan da memleketim Trabzon’ dan da soğutmaya yetebilirdi belki ancak Looking For Eric’ deki ‘Dinini, ideolojini, hatta karını dahi değiştirebilirsin ama takımını asla’ repliği bir çok şeyi açıklamaya yeter herhalde..

Yetmedi; Türkiye Futbol Federasyonu’ nda Trabzonspor’ u temsil edecek isimlerin belirlenmesi konusunda yaşanan plansızlık ve ardından patlak veren yakışıksız ithamlar, öncesinde tam destek olunmasına karşın sonrasında karşı karşıya gelinen federasyon ile iplerimizin gerilmesine yol açtı. Yeni sezon formalarıyla ilgili büyük ümitler vaad ederek taraftarın beklentisini yükselten Yönetim’ in katalog ürünlerinden seçtiği, Man. United’ dan Ofspor’ a kadar farklı takımlar tarafından kullanılmış forma dizaynlarını resmî siteden adeta kendi özgün tasarımızmışçasına sunması da ayrı bir talihsizlik örneği olarak yerini aldı. Tabii bunu belirtirken Kuruçeşme’ de gerçekleştirilen forma lansmanını gerek organizasyon, gerekse tanıtım açısından hayli başarılı bulduğumun da hakkını vermeden geçmeyeyim..
Yeni sezon öncesinde tadımızı kaçıran bunca faktörün üzerine taraftarın camiadaki en güvendiği isim olan Şenol Güneş’ in de basın toplantısında kendi mülayim mizacı ve peygamberlere taş çıkartacak derecedeki sabrıyla tezat oluşturan ruh haliyle zikretmiş olduğu demeçler devreye girince işin ciddiyeti daha da net bir biçimde ortaya çıkmış oldu. Dünyaya pempe gözlüklerle bakmayan her insanın rahatlıkla algılayabileceği gibi Şenol Güneş mütevaziliğinde bir adamın sarf edebileceği en sert konuşma bu olurdu ancak. Şenol Hoca açıkça hem giden hem de gelen transferlerden memnun olmadığını söylüyordu. Daha sezon öncesinde dile getirilen bu isyan Sadri Başkan’ ın “Ben Miller’ ı alacaktım ama Şenol Hoca Brozek’ i istedi” demecine de dolaylı bir yanıt anlamına geliyordu muhtemelen. Çünkü Şenol Hoca’ nın ısrarla istediği bir oyuncuyu aylarca kadro dışında bırakmasının imkansızlığını Burak örneğinden çok iyi biliyoruz hepimiz.. 


Tabii yazıyı buraya değin okuyanlar eminim ki “Ulan gudubet kuşu gibi içimizi kararttın. Hiç mi güzel şeyler olmuyor burada” diye veryansın edebilir. İlla ki en azından ümit verici şeyler de olmuyor değil; onları da yazalım..

Mesela Zokora’ nın mental ya da şehirsel sorunlar yaşamazsa çok büyük katkı yapacağına inanıyorum. Adrian için her ne kadar Polonya ligi tarihinin rekor transfer bedelini ödemiş olsak da belli standartın altına düşmeyeceğine eminim. Henrique ise benim bu sezon öncesinde performansını en fazla merak ettiğim ve aynı derece de önemsediğim bir adam. Zira bu sezon başarılı olabilmemiz bana göre öncelikle onun hücumda göstereceği performansa bağlı. Çünkü Brozek’ den pek fazla ümidim olmadığı gibi Halil’ in de yeni bir Burak patlaması yapmadığı takdirde Umut’ dan daha efektif olacağına pek fazla şans vermiyorum. Ayrıca takıma yeni katılan Sercan, Eren ve Aykut gibi genç isimlerin de olumlu birer takviye olduklarını ekleyelim. Tüm bunların yanında Yönetim’ in transfer sezonu bitmeden çok iyi bir stoper ve bir sol kanat oyuncusu takviyesi daha yapacağı ümidimi koruduğumu da belirteyim..

Fakat taraftarın yeni sezondan bir şeyler ümit edebilmesi adına bir takım makûl sebepler hâla var. O sebeplerin başında da hiç şüphesiz Şenol Güneş geliyor. Neredeyse kendisine verilen her tahta parçasından bir Pinokyo çıkarması beklenen Geppeto Usta misali o gene tezgahının başında, bıçkısı ve rendesi elinde bekliyor neyse ki..

Ne Susmayı Becerdik Ne Konuşmayı!

Kulüpten yapılan resmi açıklamaya göre Trabzonspor Kulübü konuyu bir kez daha değerlendirmiş, ligde kritik maçların oynandığı ve derbi haftalarına girilen süreçte tansiyonu arttıracak eylemlerin fayda getirmeyeceği fikrine vararak tartışmayı sonlandırmış..
Daha bir hafta öncesinde sanki mevcut fikstürden haberleri yokmuş gibi ortalığı yıkan, Beşiktaş’ı dahi peşine takan ve hemen akabinde Fenerbahçe’ nin tepkisinden sonra gereken cevabı pazartesi günü vereceklerini açıklayan Yönetim ne yazık ki kelimenin tam anlamıyla tornistan yapmıştır..

Yani daha açık bir ifadeyle Sadri Başkan ve Yönetim susmayı da konuşmayı da maalesef becerememiştir..

Tıpkı Şenol Güneş’ in Aykut Kocaman ile girdiği polemikte olduğu gibi resmen çuvallanılmış ve camia bir kez daha zor durumda bırakılmıştır..
Bir hafta sonrasını dahi göremeden yapılan fevri çıkışın hemen ardından çark edebilen zihniyetin geleceği görecek vizyonu olamayacağı gibi bundan sonraki gerçekleşecek olası bir haklı isyanda dahi herhangi bir inandırıcılığı ya da ikna kabiliyeti tamamen ortadan kalkmış olacaktır..
Hep söylüyorum, ısrarla da söylemeye devam edeceğim. Kaybedeceğin ya da sonuçta cevapsız kalacağın bir polemiğe baştan girmeyeceksin. Daha bir hafta önce yazdığımız gibi ağzına geleni değil, aklına geleni konuşacaksın. Bırakın bir haftayı, birkaç sene sonra dahi pişman olacağın bir hareketi asla yapmayacaksın. Hele ki bu davranışları kendi adına değil de milyonları temsil ettiğin bir makamda yapıyorsan çok daha dikkatli olacaksın..
Çünkü bu tür kritik polemikler bir nevi satranç gibidir. Doğru hamleyi yapmadan önce rakibinin senin hamlene nasıl bir karşılık vereceğini de çok iyi ve detaylı bir şekilde düşünmek zorundasındır. Satrançtaki gibi birkaç hamle sonrasını tahmin edemesen dahi en azından bir hamle sonrasını hesaplayabilecek ciddiyete ya da zekaya sahip olmalısın. Nacizane ben şu blogda dahi birisiyle polemiğe girdiğimde ona yazdığım cevabı göndermeden önce o postu çürütebilecek herhangi bir argümanı bizzat kendim arıyorum ve ancak bulamadığımdan emin olduğumda o postu gönderiyorum. Kaldı ki kendi adıma değil de koskoca bir kulübün başkanı olarak böyle bir polemiğe girecek olsam her kelimem için en az iki gün düşünürdüm ben sanırım. Oysa buradaki ciddiyetsizlik dayanılır gibi değil!
İşin daha da vahimi böylesi şekilde sonuçlanan bir politikayı dahi mazur görüp bir de üzerine biribirinden samimiyetsiz ifadelerle süsleyerek neredeyse başarıymış gibi göstermeye çalışan “yalaka” zihniyetin varlığıdır. Küçük hesaplarla birilerine şirin gözükmek dürtüsü ya da birileriyle papaz olmamak korkusundan olsa gerek eleştiri kültüründen bi’ haber olan ve şimdilik deşifre etmediğim bu şakşakçıların varlığı Trabzonspor camiası adına da bir utanç kaynağıdır. Gönül verilen takımın her daim yanında olup desteklenmesi olgusuyla, yapılan her türlü hatayı adeta görmezden gelircesine sineye çekerek bir de üzerine güzellemeler yapan yanaşma zihniyet arasındaki kalın çizgiyi ihlal edenlerden tiksinmemek elde değil açıkçası..

Bu son gelişmeler de bir kez daha göstermiştir ki şu kadro şampiyon olacaksa Yönetim’ in hem transferdeki hem de kriz ortamındaki yanlış politikalarına rağmen eldeki futbolcuların üstün gayretiyle bunu başaracaktır. Her ne olursa olsun mevcut futbolcu kadrosu her türlü olumsuzluğa ve takviyesizliğe rağmen şampiyonluk yarışını son haftaya kadar kovalayabilecek kalitededir ve bunu sezonun ilk yarısında gösterdiği performansla da ispatlamıştır. Yeter ki o kadrodan maksimum verim alacak akıl ve otorite, işini düzgün bir şekilde yapsın, dönen tekere durduk yere taş koymasın..
Kısaca üstad Diyojen’in tabiriyle “Gölge etmeyin yeter, başka ihsan istemez”!

İyi Oynayan Değil İyi Konuşan Kazanır!

Herşey Aykut Kocaman’ ın Fenerbahçe 9 puan gerideyken “Trabzonspor’ un penaltıları irdelenmeli” çıkışıyla başladı. Sezona büyük umutlarla girilmişken Avrupa’ da ve Kupa’ da hüsrana uğramış, yeni transferlerinden beklediği verimi alamamış, tutunabileceği son dal olan ligden kopma noktasına gelmiş ve kendi camiası tarafından topun ağzına getirilmekten dolayı kaybedecek hiçbirşeyi kalmamış bir teknik adamın can havliyle haykırdığı bir çığlıktı bu. Belki de kısa süre öncesinde hakemleri açık dille tehdit etmiş olan Aziz Yıldırım’ a bir nevi dublaj yapmıştı Kocaman. Her ne şekilde olursa olsun yaratılan bu kaosun Fenerbahçe’ yi mevcut halinden daha kötüye sürükleme şansı yoktu ancak muhatabı Trabzonspor’ un başta liderlik ve sonrasında şampiyonluk olmak üzere kaybedebileceği çok şey vardı. Dolayısıyla derinlerden gelen bu feryada alabildiğine akilane ve soğukkanlı bir cevap verilmeli ya da hiç muhatap alınmayarak ustaca geçiştirilmeliydi. Maalesef Trabzonspor’ un ne yönetimi ne de teknik direktörü ikisini de başaramadı..

Önce Şenol Güneş, Nubar Terziyan’ dan bozma o mülayim mizacıyla taban tabana zıt sayılabilecek abartılı bir Erol Taş tepkisiyle Kocaman’ a gürleyiverdi. Avının tam da istediği kıvama geldiğini gören Kocaman bir anda mağdur ve kırgın çocuk rolüne bürünüverince merhamet konusunda peygamberlere dahi taş çıkartacak potansiyeldeki Şenol Hoca Saracoğlu’ ndaki şu meşhur “barışma” serenomisini sahneledi. Tüm Türkiye’ nin gözü önünde cereyan eden böylesine tansiyonu yüksek bir tartışmanın iki önemli figürünün nasıl bir davranışta bulunacağı merak konusuyken ve futbolcular dahi basında sürekli ısıtılan bu polemiğe kilitlenmişken Şenol Hoca adeta bir suçlu edasıyla üstelik misafir kimliğine karşın kendisinden yaş ve kariyer olarak da geride olan meslekdaşının ayağına kadar gidiverdi. Ancak muhatabının karşılığı hiç de beklediği gibi olmadı. Gölgelerin arasına gizlenmiş olduğu kulübesinden kerhen çıkan Kocaman samimiyetsiz bir ifadeyle elini uzatırken Güneş’ in suratına dahi bakmadı. Bazı “romantik” Fenerliler’ in Şenol Hoca’ ya bu jestinden dolayı sözümona adamlık payesi biçmelerine karşın tam aksi davranışlarda bulunan Aykut Hoca’ ya nedense hiçbir sıfat yakıştıramamaları ortadaki samimiyetsizliğin de bir belgesiydi aslında. Üstelik bu gereksiz ve bir o kadar da içi boş barış gösterisinin ardından iki teknik adamın can ciğer kuzu sarması birer dost haline gelmedikleri gerçeği hemen sonrasında yaşanan artçı polemiklerle de belgeleniyordu ayrıca. Fakat bu hengameden hem puan hem de moral olarak fazlasıyla karlı çıkan taraf Aykut Kocaman’ ın Fenerbahçesi olurken Şenol Güneş’ in Trabzonspor’ u kandırılmış ve küçük düşürülmüş olmaktan dolayı sinirlenen bir insan psikolojisine bürünüyordu. Zira basiretsizce girilen ve beceriksizce yönetilen bu polemik sonrasında hem moral hem de güven kaybı yaşanırken Şenol Güneş’ in Beşiktaş deplasmanında adeta kontrolden çıkmasına sebep olacak kadar ağır bir travmanın kapıları da ardına dek açılıyordu. Hekeme itirazdan Beşiktaş tribününe gönderilen ve orada bir de arbede yaşayan Şenol Hoca katotonik bir ifadeyle her gördüğünden özür diliyor, kendi başkanını dahi çileden çıkaracak bir söylemle tekrar sahaya çıkıp çıkmayacağı hususundaki çekincelerini saçıveriyordu medyaya..

Kısacası Trabzonspor’ un penaltılarının irdelenmesi yönündeki feveranın ardından Fenerbahçe’ nin üç penaltı kazandığı, Trabzonspor’ un ise penaltı kazanmak bir yana A. Gücü ve Beşiktaş maçlarında birer penaltısının verilmediği bir sürece girilmişti artık. Hakemler pek tabii ki her iki takımın da lehine ya da aleyhine hatalar yapmaya devam ediyorsa da Fenerbahçe’nin G. Birliği deplasmanında 4-2 kazandığı maçta kantarın topuzu fena halde kaçınca bu kez ardı ardına aldığı beraberliklerle puan avantajını da yitiren Trabzonspor cephesi yaygarayı basıverdi. Kulüpten yapılan resmi açıklamanın özünde Aziz Yıldırım’ ın Kulüpler Birliği Başkanlığı’ ndan istifası ve hakemlerden adalet isteği yer alıyordu. Bu sert bildirinin yankıları geçmeden “Düşmanımın düşmanı benim dostumdur” sosuna bulanmışçasına gelen bir Beşiktaş desteği sonrasında G. Birliği’ nin de kayıtsız kalamadığı bir kakofoniye dönüşüverdi ortam. Ne de olsa bu tür fevri çıkışlarla prim yapan ve istediğini fazlasıyla alan kanlı canlı taptaze bir Fenerbahçe örneği vardı ortada. Herkesin iştahı kabarmış ve ardı ardına Aziz Yıldırım özelinde Fenerbahçe aleyhine gönderilen basın açıklamaları adeta bir şeytan taşlama ayinine dönüşmüştü..

Fakat özelikle Trabzonspor camiasının önemsemesi gereken ince bir ayrıntı vardı. Sonuçta rakibinin ilk yaptığı çıkışta olduğu gibi kaybedeceği hiç bir şeyi kalmamış bir takım pozisyonunda değildi. Hala liderliğe ve şampiyonluğa en az rakibi kadar ortaktı. Ayrıca bu tartışmaları kamuoyuna dilediği üslupla yansıtan medya, tabiatı gereği Trabzonspor’ un yanında değil aksine tam karşısındaydı. Yani saha ve seyirci avantajı da alenen Fenerbahçe’ nin elindeydi. Daha da önemlisi Fenerbahçe’ nin başında bu tür kaos ortamlarını ustaca yönetebilen, hatta kurgulayabilen Aziz Yıldırım gibi kurnaz ve tecrübeli bir başkan vardı. Kendisi kolaylıkla oltaya gelmeyeceği gibi teknik direktörünün ya da bir başka yöneticisinin kendisinden habersiz bir çıkış yapmasına asla izin vermezdi. Bu durumda sessiz kalmak veya topa aynı sertlikte girmeden ustaca bir manevrayla geçiştirmek en akıllıca hareket olacaktı. Hatta Sadri Şener’ in gereksiz bir şekilde dillendirdiği “Türkiye’ nin dörtte üçü bizi istiyor” söyleminin rahatlıkla “Türkiye’ nin dörtte üçü Trabzonspor’ a yatacak” şeklinde algılanabileceği bir ortamda Fenerbahçe’ yi ülkenin yalnız ama mağrur delikanlısı gibi lanse etmek çok da güç olmayacak, Fenerbahçe camiasının sürekli olarak kendisine biçmeye çalıştığı bu “kahramanvari” model şimdi adeta rakipleri tarafından yakıştırılacaktı. Yani her an geri tepebilecek ters bir çıkış yapılmadığı sürece herşey Fenerbahçe’ nin istediği şekilde cereyan ediyordu..


Olaya Trabzonspor cephesinden bakıldığında tüm bu olanlardan bağımsız perde arkasında başka detaylar da vardı elbette. Kendi teknik direktörünün açık talebine ve kendi başkanının garanti vermesine rağmen devre arasında takıma hepi topu iki kaliteli takviye yapamayan takım yukarıda sayılan sebeplerin de etkisiyle 6 haftada tam 9 puanlık kayba uğramıştı. Kulübün başında hangi teknik adam ya da başkan olursa olsun bir şekilde transfer gündemine sokulan Brozek kardeşler nihayetinde Trabzonspor’ a “kazandırılmalarına” rağmen kadroya girmekte dahi zorlanıyorlardı. Çok akıllıca geçiştirilmesi gereken ve bir çok takımın son derece verim almayı başardığı ara transfer dönemi tam bir fiyaskoydu. Gerek başkan gerek hoca bazında açıkça bir basiretsizlik ve pasiflik örneği sergilenmişti. Dolayısıyla camiaya karşı bir suçluluk ve yetersizlik duygusu hakim olmaya başlamış bu son çıkışın altındaki psikolojik etmenlerin temelleri örülmeye başlanmıştı. Bir de bazı boş beleş andavalların kör değneğini bellercesine sürekli ısıtıp durdukları “Trabzonspor camiası bu baskıyı kaldıramaz” teranesi dillendirilmeye başlayınca soğukkanlı duruşunu asla bozmayan camianın aksine gene başkan ve hoca ekseninde bir kriz yaratılmış oldu. Yani bir anlamda kendi camiasına “Bakın biz sandığınız kadar da pısırık değiliz. Yeri gelince biz de bağırmasını biliriz” mesajı verilmeye çalışıldı..

Neyse efendim, uzun lafın kısası ben bu satırları yazana dek daha önceden de öngördüğüm gibi Fenerbahçe camiasından herhangi bir açıklama gelmedi. Bundan sonra da beklenmedik puan kayıpları yaşamadıkları sürece herhangi bir açıklamanın geleceğini de pek düşünmüyorum. Zira oltaya gelindiğinde, kontrolden çıkıldığında nelerin kaybedilebileceğini çok yakın geçmişteki Trabzonspor örneğinde açıkça gördükleri için sessiz ve serinkanlı olmanın en akıllıca yol olduğunu çok iyi biliyorlar. Çünkü onlar bu tür polemikler ve ayak oyunları ile elde edilmiş şampiyonluk hikayelerini ulvi bir zafer kazanmış general edasıyla gururla anlatan bir başkana da şahit olmuşlardı, benzer oyunlarla kaybettikleri şampiyonluklardan da gereken dersi çıkarmışlardı. Yani her açıdan bize oranla daha tecrübeli olduklarını bildiğimiz gibi medyanın da ağırlıkta olarak onların yanında olduğunu daha önce ispatlamıştık. Dolayısıyla Sadri Şener’ in bence çok erkenden oyuna soktuğu bu topa girmemelerini ben gayet doğal buluyorum. Kimse şimdi Aziz Yıldırım’ a kızmasın. Bu işler böyle yürüyor. Artık öğrenmek lazım..

Ayak Yapma Sadri Başkan!


Transfer sezonunun ilk günlerinde “Kimsenin tartışmayacağı bir forvet getireceğiz” diyerekten esip gürleyen Sadri Başkan son günlerde inceden inceye çark etmeye başlamış. Her ne kadar geçen sezon başında aynı bu şekilde “Kimselerin tartışmayacağı bir hoca getireceğiz” demiş olmasına karşın ardından kimselerin daha öncesinde hiç tanımadığı için tartışamadığı Broos’ u getirmişliği biliniyor olsa da bu sene durum daha da vahim gözüküyor. Zira vaziyeti hiçbir hamle yapılmadan geçiştirme tehlikesi var şimdi ortada..

Steve Wonder’ dan Metin Şentürk’ e kadar gezegendeki tüm üç nokta derneği mensuplarının görebildiği ama Trabzonspor Yönetimi’ nin görmemekte ısrar ettiği forvet ihtiyacı üzerine Sadri Başkan’ ın son demeci aynen şu şekil..

“Transferde hem marka, hem tanınmış isim istediğinizde bu futbolcu 30 yaş üstü oluyor. İşin doğrusu şu; hem tanınmış, hem marka, hem de 30 yaş altı futbolcu derseniz ancak bir ayağını alabiliriz”

Geçen sezon ortasında astronomik bir ücret karşılığında transfer edilmesine rağmen hazırlık maçı rakibimiz Karadenizspor’ dan başkasına gol atamayan Teofilo’ nun takım Hollanda kampına giderken adeta bir afgan mültecisi gibi havalanında mahsur bırakıldığı, Ankaraspor’ dan batan geminin malı edasıyla kurtarılmasına rağmen son Denizli maçındaki şık golü sayesinde TOS7 olarak Beşiktaş’ ın Q7’ sine nispet malzemesi edilen Murat Tosun’ un yeni yıldız adayı olarak lanse edildiği bir takımın başkanı olarak söylüyor bunları Sadri Şener..


Üstelik kendi bahsettiği kriterlere hiç de uymayan Makukula’ nın transfer edileceği söylentilerinin ayyuka çıktığı bir zamanda veriyor bu demeci. Şimdi bunu neye yormak lazım bilemiyorum..

Makukula’ nın transferini mazur göstermek adına şimdiden yapmış olduğu bir çeşit manüplasyon olarak mı, yoksa onu dahi alamayacak bir Yönetim’ in acziyetini örtmek adına başvurduğu kılıf arayışları olarak mı algılamak gerek; emin değilim doğrusu..

Gerçi ben kendi adıma Makukula’ nın transferine dünden razıyım. Gördüğüm kadarıyla bir çok Trabzonspor taraftarı da öyle. Yani sıkıntın bu yöndeyse boş yere panik yapma be başkan!

Göğsünü gere gere alabilirsin Makukula’ yı. Geçelim artık bu “ayak” ları..