Etiket arşivi: Şenol Güneş

Limanda Işık Yok!

trabzonspor sezon oncesi - Futbol - Süper Lig

Her yeni sezon öncesinde tüm camialar kendi hedefleri doğrultusunda taptaze ümitlerle lige girerler. Trabzonspor için de bu durum aynıdır, değişmez. Ancak ne var ki geçen sezon olduğu gibi bu sezon başında da camianın geneline sinmiş bir umutsuzluk ve çaresizlik havası hakim. Tabii ki bu ruh halinde, 2010-2011 sezonunda yargı tarafından bi’ anlamda tescil edilmiş olmasına rağmen TFF tarafından henüz Trabzonspor lehine onaylanmamış şampiyonluk payesinin de heves kırıcı etkisi var. Başta Galatasaray olmak üzere en dişli rakiplerine kaptırdığı yıldızlarıyla adeta ülkenin en büyük pilot takımı olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Trabzonspor yönetimi, geçen sezon takviye edemeyip şampiyonluk yarışının dışında kalan kadrosundan bu sezon başında da takımın tüm gol yükünü adeta tek başına çeken Burak Yılmaz’ı kaybetmesine rağmen henüz o bölge için yeterli bir isimle anlaşma noktasına gelemedi. Ligin başlamasına ve transfer sezonunun bitmesine günler kala genel menajer sıfatıyla futbolcu izleme komitesinin başına getirilen ve bana göre Serdar Bali ile birlikte istihdam edilmesindeki en büyük etkenin halihazırda zaten son derece kısık olan muhalif sesleri susturmaya yönelik bir girişim olan Giray Bulak hamlesinin de kulübe ne derece olumlu etki yapacağı ayrı merak konusu.

Kadro umut vermiyor
İdari boyutta yaşanan tüm bu yetersizliklerin ötesinde mevcut oyuncu kadrosunun da taraftarı yeni sezon ile ilgili ümitlendirmekten uzak olduğunu kabul etmek gerek. Ne acıdır ki, bir dönemler kendisini diğer Anadolu takımlarından ayıran en önemli özelliklerinden biri olan “Yıldız oyuncusunu bir şekilde elinde tutmayı başarabilen” büyük takım algısı bilhassa son iki yıldır tamamen yıkılmış durumda. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki, kadroda diğer büyük takım yöneticilerinin ilgisini çekebilecek ya da rakip taraftarların gıpta edebileceği oyuncu profili neredeyse kalmamış vaziyette. Ayrıca eldeki oyuncuların olası bir çıkış göstermesi durumunda satılacak olması ya da elden kaçırılma ihtimalleri son derece yüksek olduğundan, bu yönde gelişen güvensizlik de cabası. Mesela asbaşkanımız Nevzat Şakar’ın deyimiyle “Gadromuz yederli” olsa, kısa ve uzun vadede faydalı olabilecek Soner Aydoğdu ile Yasin Öztekin gibi kanaatimce doğru transfer hamleleri taraftarı biraz olsun ümitlendirebilirdi ancak mevcut şartlar altında onlar dahi yeterli heyecanı yaratamıyor.

Açıkçası yazının girizgahı biraz karamsar görünebilir. Ancak Trabzonspor’un fotoğrafını iki adım geriye çekilip çektiğinizde, karşılaşacağınız tablo bundan daha acı da olabilir. Geri kalan kısımda mevcut kadroyu değerlendirmeye geçtiğimizde, bazı bölgelerde kronikleşen eksiklerin hâlâ devam ettiğini görebilmek mümkün. Kaldı ki bu eksiklikleri geçtiğimiz sezonun başından itibaren çeşitli röportajlarında dile getiren Şenol Hoca’nın bu sezon öncesi bir de üzerine Burak Yılmaz kaybına rağmen hâlâ suskunluğunu koruyor olduğunu da buraya not düşelim.

Kale emin ellerde
İlk olarak kaleden başlamak gerekirse bu bölge, kalitesi tartışılmaz Onur ve geçen sezon devleşen Tolga’dan birinin kulübede çürümesinden endişe etmemize yol açacak kadar yeterli. Sağ bekte Serkan ve Celustka’yı her ne kadar istikrarsız performanslarına karşın yeterli bulsak bile aynı şeyi sol bek rotasyonundaki Cech ve Ferhat için söyleyebilmek güç. Zaten Şenol Hoca’nın da bu bölgeye alternatif çözümler üretme çabası ortada. Geride kalan sezon bilhassa Avrupa maçlarında ciddi şekilde sırıtan stoper mevkisindeki yetersizliğimiz, göstereceği performans hakkında soru işaretlerini koruyan Sol Bamba transferine rağmen en azından sayısal bazda kendini belli ediyor. Zira bu bölgeye alternatif olarak eldeki diğer isimler Mustafa Yumlu ve Tayfun Cora’ dan ibaret.

Alternatif sıkıntısı
Ortasahanın göbeğindeki rotasyonda forması garanti olan iki ismin Zokora ve Colman olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu bölgede de oyun sıkıştığında ve daha güçlü rakipler karşısında geriye yaslanma anlarında topu ayağımızda tutmamızı sağlayacak ve inisiyatif alacak bir lider oyuncu eksikliği belirgin şekilde göze çarpmakta. Bu görev için düşünülerek fahiş bir bedelle transfer edilen Adrian’ın geçen sezon performans bazında beklentilerin çok aşağısında kalmış olduğu yadsınamaz bir gerçek. Kenardan oyuna dahil olduğu maçlarda kısmen faydalı işler yapan Alanzinho’nun da oyun stili itibarıyla bu görevi üstlenebilmesi ihtimal dahilinde değil. Bu durumda eldeki menüden seçebileceğiniz ve ilerisi için ümitlenebileceğiniz yegane isim olarak yeni transfer Soner Aydoğdu kalıyor. Hatta Emre Güral ile Yasin Öztekin’in de kadroyu tamamlayıcı yönde faydalı olabilme şansları yüksek. Kanatlarda formlarını korumaları halinde Volkan Şen ve Olcan Adın alternatifsiz görünüyor. Volkan’ın olası performans dalgalanmalarında formasını tehdit edebilecek bir isim olarak Sercan Kaya’yı gösterebiliriz. Ancak sol kanatta tıpkı sol bekte olduğu gibi bir zafiyetin söz konusu olduğu ve Olcan’ın alternatifsizliği aşikar.

Forvet değil çile hattı
Son olarak en büyük sıkıntının hissedildiği forvet hattına bakalım. Geride kalan sezonu toplamda 10 golle geçen Halil – Henrique ikilisi ve sezonu tek maçla geçiren Vittek’in oluşturduğu hücum hattının yetersizliği avaz avaz bağırmakta. Burak Yılmaz’ın varlığında dahi sırtı dönük oynayabilen bir santrafor ihtiyacı bi’ çok maçta kendini fazlasıyla hissettirmişken, yönetim ve Şenol Hoca’nın şu güne dek bu bölge için çözüm üretememiş olmasının affedilir tarafı yok. Hâlâ nereye harcanmış olduğu gizemini koruyan Şampiyonlar Ligi gelirlerinin büyük kısmını geçen yıl bu zamanlarda transfere ayıracağı sözünü taraftara verdikten sonra 1.5 milyon avroya 3 Slovak oyuncu alarak transferi kapatan ve devre arasında da sözünü yerine getirmeyen yönetimin öncelikle halletmesi gereken sorunların başında geliyor santrafor ihtiyacı. Tabii bunun gerçekleşmesi için de taraftarın kaderci ruh halinden uzaklaşıp daha aktif ve eleştirel bir yapıya bürünmesi şart. Aslına bakarsak taraftardan da önce bu görev, yerel ve ulusal medyada bizi temsil eden yazarlarımızda. Sonuçta yönetimi doğru hamlelere zorlama yönünde olaylara eleştirel ve çözümsel yaklaşma misyonu en başta onlara ait. Lakin ne var ki düşüncelerini artı ve eksileriyle olduğu gibi yansıtarak spor yazarlığı yapmak yerine tüm yanlışları kamufle edip salt güzellemeler düzerek spor yazarlığı yapanlar olduğu sürece yanlışların giderilmesi de imkansız hale gelirken taraftarın da tüm beklentileri sonraki baharlara kalıyor.

Kısaca özetlemek gerekirse; mevcut kadronun kısa vadede şampiyon olamasa da en azından yarışmacı bir takım haline gelebilmesi ve Avrupa’ da ilk turlarda elenmemesi için ihtiyaç duyulan başlıca mevkileri direkt oynayabilecek sol bek, stoper, orta göbek ve santrafor ile alternatif sol kanat şeklinde belirleyebiliriz. Yani en az dört kaliteli oyuncuya ihtiyaç var. Bu ihtiyacın tamamının geride kalan kısa süre içerisinde giderilmesi de pek mümkün görünmüyor. Hal böyle olunca da zatenFenerbahçe ve Galatasaray’ın dominasyonu altında geçen bir lig hasreti çekip icraatlarını da o amaç uğruna gerçekleştirenlerin hüküm sürdüğü ortamda vasat üstü bir klasman takımı olmaktan öteye gidebilme şansımız da sıfıra iniyor.

Son olarak, şu satıra gelene dek yazdıklarımı okurken içi kararanlara içlerini asıl karartması gereken şeyin yukarıdaki gerçeklerden ziyade şu an ölümle pençeleşen henüz 17 yaşındaki 1461 Trabzon oyuncusu Burak’ ın hepimizin yüreğini burkan talihsiz kaza haberi olduğunu hatırlatayım. Kendisine acil şifalar diler ailesi ve sevenlerineyse bu zor zamanlarında metanet temenni ederim. Sonuçta başkan da, yönetim de, hoca da, futbolcu da gerekirse gider ve yerlerine yenileri de gelir ancak giden gencecik bir can olunca geri gelmiyor ne yazık ki.

[follow_me]

Başkan, Yönetici ve Hoca = Şenol Güneş

Uzun süredir bloga yaz(a)mıyordum. Yazmak istediğim ender zamanlarda da ilk paragrafı bir türlü istediğim kıvamda çıkaramadan yazıyı komple siliyor, daha içime sinen bir girizgâh için tekrarına da başlayamıyordum. Bu atâletimin tek sebebi ben yazmaya ara verdikten sonra “Yazılarını çok özledik be Soner! Hadi karala bi’ şeyler artık, yoksa senin yokluğunda karanlığa gömüleceğiz” diyerekten isyan eden kitlelerin çıkmaması değildi tabii ki. Hatta benim sessizliğimde Adem’ in blogu tek başına gayet iyi götürüyor olması da değildi. Hepi topu yedi aydır bi’ şekilde bulaştığım ve beni çok keyif aldığım hobilerimden dahi çoğu zaman mahrum bırakan şu twitter illetine kafamdaki her şeyi anında döküyor olmanın verdiği kolaycılıktı beni yazmaktan asıl alıkoyan. Hani bi’ zamanlar değer verdiğimiz insanların özel günlerini tebrik etmek için önce kırtasiyeye giderek kart postal alıp, sonra arkasına ona özel sözler yazıp, ardından o kartı zarfa koyup, en nihayetinde postanede üzerine bir de pul yapıştırdıktan sonra postaya vermek yerine cep telefonumuzdaki tüm isimlere altına ismimizi yazaraktan otomatiğe bağlanmış bayram mesajını tek tuşla gönderebilme kolaycılığı gibi..

Fakat Şenol Güneş’ in bugün gerçekleştirdiği basın toplantısından sonra bir şeyleri satırlara dökmeden alamadım kendimi. En son 27 Haziran’ da düzenlemiş olduğu basın toplantısı sonrasındaki görüşlerimi daha önce uzun uzadıya yazmıştım. Şenol Hoca o toplantıda geçen sezonun başarılı kadrosunun çeşitli sebeplerle korunamamasını ve izlenen transfer politikasını kendi mizacından beklenmedik sertlikle eleştirmiş, bir anlamda üstü kapalı da olsa Yönetim’ e sitem etmişti. Kaldı ki o dönem elimizde Şampiyonlar Ligi bileti olmamasına rağmen geçen sezondan sekiz önemli oyuncusunu kaybetmiş takıma sadece Zokora, Adrian ve Henrique için toplamda 14 milyon avroya yakın bonservis ödenmiş olmasına karşın transferleri yetersiz bulmuştu Şenol Hoca. O günden bu yana takıma katılan isimlerden bonservisine 3,5 milyon avro ödenen ve Devler Ligi’ nde oynayamayacak olan Volkan’ ı saymazsak son anda toplamda 1,8 milyon avroya transfer edilen üç Slovak oyuncu sayesinde Şenol Hoca’ nın bir ay öncesine dek var olan şikayetlerinin son bulduğunu düşünmemiz hayalcilik olurdu..

Nitekim bugünkü basın toplantısında bu konu hakkındaki düşüncelerini daha öncesindeki kadar sert olmasa da yüzeysel olarak geçiştirdi hoca. Çünkü buna mecburdu. Zira artık transfer dönemi kapanmış, eldeki mevcut oyuncular ve kulüple ne menem bir ilişki içerisinde olduğu hâla gizemini koruyan Mithat Halis’ in menajerliğindeki dokuz yabancısı ile yola devam etmek zorundaydı. Hele ki henüz sezon başında, taraftarın beklentilerinin üst düzeyde olduğu, rakiplerinden Fenerbahçe’ nin şike soruşturmasıyla boğuştuğu, Beşiktaş’ ın hem kendi yönetimiyle taraftarı arasındaki soğukluk, hem futbolcu kadrosu bazında ciddi sıkıntılar yaşadığı, Galatasaray’ ın yepyeni bir yapılanma arifesinde olduğu bir ortamda enseyi şimdiden karartamazdı. Alabildiğine yapıcı, ilerisi için ümit verici ve bütünleştirici bir üslup takınmak zorundaydı. Çünkü taraftara vaad ettiği onlarca sözün arkasında dur(a)mayan, şike soruşturması sürecinde kendi hakkını rijit bir duruşla savunamayan, Devler Ligi vizesini almamızın kapısını açan UEFA şikayetini gerçekleştiren Ünal Aysal‘ a bile destek veremeyen, geçen yıl şampiyonluğunun çalındığı artık ispatlanmış olmasına karşın hâla o payeyi açıkça isteyemeyen ve tüm bunlar yetmiyormuş gibi Fenerbahçe’ nin düşürülmesine karşı topyekün birleşen kulüpler arasında olduğumuz haberlerini resmî siteden yalanlamaya dahi henüz yanaşmayan Yönetim’ e neredeyse inancını kaybetmiş olan taraftarın tutunacağı tek daldı Şenol Hoca..

Dolayısıyla onun güçlü ve kendinden alabildiğine emin durması gerekiyordu ki, bunu da gösterdi. Kimilerine göre felsefik, kimilerine göre öğretici ama bana göre son derece samimî bir dille çok önemli mesajlar verdi. Sözlerinin arasına sıkıştırdığı “Kanunları değiştireceğimize kendimizi değiştirmeliyiz” tespiti aslında bu basın toplantısının özeti niteliğindeydi. Suçluların cezasını çekmeleri gerektiği ve bu suçları örtbas etmenin daha kötü sonuçlar doğuracağını ima ettiği cümleler aslında Yönetim’ in çok daha önce bizzat resmî siteden açıklamak zorunda olduğu söylemlerdi. Oysa Yönetim bazında bunların hiçbirini dile getirememiştik bu güne dek. Fenerbahçe’ nin geçtiğimiz sezon şampiyonluğumuzu elimizden şike ve teşvik yoluyla gasp ettiği onlarca delille iddia edilirken, bu iddialar UEFA nezdinde kabul görmüşken, artık kendileri dahi suçlarını neredeyse kabul edip şu süreçten en az hasarla kurtulma yolları ararken sen hakkını aramak bi’ yana çeşitli haber kaynaklarına göre seni mağdur eden rakibinin kurtulması adına kapalı kapılar arkasında uğraş veriyor izlenimini ister istemez yaratıyorsan Şenol Hoca’ nın bugünkü konuşmalarının da gıyabında muhatabı olmaktan da kurtulamazdın pek tabii..

Açıkçası Yönetim’ in şu dakikadan sonra taraftarının çoğunluğunu tekrar arkasına alabilmesi ve güvenini kazanabilmesi adına şu şike süreciyle ilgili duruşunu ve tarafını net bir ifadeyle göstermesi artık elzem olmuştur. Taraftara verilen onca sözü ve vaadi yerine getiremeyen Yönetim’ in hele ki Şenol Hoca’ nın bugünkü açıklamalarından sonra sessizliğini koruması çok daha büyük sıkıntılar getireceği gibi, midesi gün geçtikçe daha da bulanan taraftarı ümitsizliğe de itecektir. Umarım Sadri Şener bu konuya geç de olsa el atar ve kulübün ortak görüşünü net bir şekilde ortaya koyma erdemini gösterir. Aksi halde işler biraz ters gitmeye başladığında sadece taraftarın değil, şu an yanlarındaymış gibi gözüken küçük bir şakşakçı azınlığın da hedefi haline gelecekleri kaçınılmazdır. Zira bu tip yardakçılar sadece güce taptıklarından dolayı an itibarıyla kim güçlüyse onun yanında olurlar, Trabzonspor’ un değil..

Tekrardan Şenol Hoca‘ ya dönersek. Teknik direktörlük kapasitesi, kariyeri, kıyafeti, diksiyonu falan tartışılabilir. Hatta sezon içerisinde vereceği kararlar, yaptığı ya da yapamadığı oyuncu değişiklikleri, oyuna müdahale şekli, takım formasyonu, taktiği şusu busu her şeyiyle de eleştirilebilir ancak onun kafa yapısı olarak Türk Futbolu’ nun çok üzerinde bi’ yerlerde olduğu gerçeği bakîdir benim nazarımda. Bu gün bir kez daha bu kulüpte hem başkan, hem yönetici hem de hoca rolünü ve dahası sorumluluğunu sırtına aldığını ispatlamıştır..

Ha unutmadan! Hazır elime değmişken şu şike soruşturması ve süreciyle de ilgili iki kelâm edeyim. Şu iki aylık sürecin bize gösterdiği en önemli gerçek birer koyun gibi söğüşleniyor olduğumuzun ortaya ayan beyan serilmiş olmasıydı bana göre. Suçu işledikleri iddia edilen ve hali hazırda hapiste bulunanların yaptıklarından çok daha büyük midesizliklere gerek Federasyon, gerek Yayıncı Kuruluş ve gerekse Kulüpler Birliği bazında gün geçtikçe daha da pervasız bir biçimde şahit oluyoruz. Aslında burada Türkiye’ deki bütün taraftar gruplarının devreye girerek ortak bir iradeyle tepki koyması gerekirdi ancak bu oluşumlar zaten şikayetçi olmaları gereken kurumlar tarafından nemalandıkları için böyle bir tepkiyi beklemek fazlaca iyimserlik olur. O sebeple bireysel vereceğimiz her tepkinin kitlesel sonuçlar doğuracağı gerçeğinden hareketle yapılacak en mantıklı hareket “Boykot” olmalıdır. Alınmayan, alındıysa geri verilen decoderlerle ve ligin ilk haftasındaki maçlara gidilmemesi gibi eylemler taraftarın duyarlılıklarını ciddiye almak bi’ yana dalga geçercesine yok sayanları yola getirmeye fazlasıyla yetecektir..

Son olarak; yazıya twitter ile başlamıştım, şimdi tam bitirmek üzereyken aklıma geliverdi. Avrupa sineması ile ilgili bloguyla bizleri bilgi içinde bırakan sevgili Fatih, benim Şenol Hoca ile ilgili uzun zaman önce söylemiş olduğum bir cümleyi hatırlatmış, ben de o cümleyle yazıyı noktalayayım..

“Şenol Güneş bin yıl önce yaşasaydı belki de mesih ilan edilirdi”

Teşbihte hata olmazmış derler; selametle..
Great White

Karamsarlıktan Ümide!


Geçen sene tam da bu zamanlarda Türkiye Kupası’ nı kazanmış, ligde Şenol Hoca’ nın gelişinden sonra büyük bir yükselme trendi yaşayıp son hafta Fenerbahçe’ ye karşı onurlu bir mücadele ortaya koyarak kapadığı sezonun ardından önümüzdeki sezonla ilgili taraflı tarafsız herkesin gözünde şampiyonluk yolunda en büyük favori olarak gösterilen bir takıma sahiptik. Ki o takım da zaten kendisinden beklenen performansı fazlasıyla göstererek ligi futbol tarihimizde görülmemiş bir 18’ de 17 galibiyet istatistiği yakalamış olan Fenerbahçe ile aynı puanı toplayarak ikinci bitirmişti. Ancak şu gün itibarıyle topyekün camia olarak geçen yılki heyecan ve beklentiden hayli uzak kaldığımızı kabul etmemiz gerek..

Bir önceki sezon hayranlıkla izlediğimiz ama oscar ödülünü kıl payı kaçıran filmin jönlerinden Selçuk ve Egemen’ in başkanlık seçiminde Sadri Şener’ in koz olarak kullandığı sözleşmelerini uzatacakları yönündeki vaadlerine rağmen adeta göz göre göre serbest kalarak rakiplerimize gitmesiyle başladı tüm terslikler. Ardından bizde şans bulduğu dönemlerde kendisinden bekleneni fazlasıyla verememiş olmasına karşın genç yaşı, joker olarak kullanılma özelliği ve üstün fizik gücü ile kadro derinliğine katkıda bulunan Ceyhun da ceketini alarak çekip gidiverdi. Takımdaki yaprak dökümü bunlarla da sınırlı kalmadı. Sonrasında her ne kadar disiplinsiz ve umursamaz bir yapısı olsa da geçtiğimiz sezon takımın hücumda inisiyatif kullanan en önemli kozu olan Jaja ve kenarda bekliyor oluşuyla dahi taraftara bir galibiyet anahtarıymışçasına ümit pompalayan Yattara Arabistan yarımadasının yolunu tuttu. Yattara’ ya hak ettiği uğurlamayı yapmak bir yana adeta sınır dışı edilmiş bir mülteci gibi uğurlamış olduğumuza daha önce değinmiştik zaten. Bu arada Sadri Başkan’ ın transferini yaptığı gün “Adam kendine o kadar güveniyor ki sözleşmesine 12 milyon avro getirirsem serbest kalırım maddesi koydurmak istedi, ben de kabul ettim” dediği Jaja’ nın o söz konusu parayı getirmeden neredeyse maliyetine satıldığını da not düşelim. Kadroda çok önemli yer tutan bu beş oyuncu haricinde takımda adeta bir fenomen haline gelen, son beş yılımızın tüm gol yükünü tek başına sırtlanan, aslında tam bir Kuyt olması gerekirken aynı zamanda takımın Torres’ i de olması beklenen Umut Fransa’ ya gönderilince geçen sezonun o rüya takımının iskeleti tamamen bozulmuş olduğu gibi yepyeni bir yapılanmanın da önünü açmış oldu..
Takım içinde gerçekleşen tüm bu aksiyonların haricinde saha dışında da keyifli gelişmeler olmadı ne yazık ki. Kendilerini Trabzon aşığı olarak lanse eden, Trabzonspor’ a hissettikleri sevgi nemalandıkları ceplerden beslenen, Avni Aker’ in rakipler için bir cehennem değil adeta bir cennet bahçesi haline dönüşmesine sebep olan, küfürlü kavgalı tribün olaylarında baş rol oynayan, işlerine gelmeyen durumlarda siyasete karşı olup işlerine geldiğindeyse en tiz sesli siyasî enstrüman haline gelen, hobisi değil mesleği taraftarlık olan bir güruhun ön plana çıktığı bir genel seçim sonrasında Avni Aker’ in her iki kale arkası tribünleri adeta peşkeş çekilerekten malûm kesime hibe edildi. Açık söyleyeyim, gözler önünde cereyan eden sırf şu olay dahi beni Trabzonspor’ dan da memleketim Trabzon’ dan da soğutmaya yetebilirdi belki ancak Looking For Eric’ deki ‘Dinini, ideolojini, hatta karını dahi değiştirebilirsin ama takımını asla’ repliği bir çok şeyi açıklamaya yeter herhalde..

Yetmedi; Türkiye Futbol Federasyonu’ nda Trabzonspor’ u temsil edecek isimlerin belirlenmesi konusunda yaşanan plansızlık ve ardından patlak veren yakışıksız ithamlar, öncesinde tam destek olunmasına karşın sonrasında karşı karşıya gelinen federasyon ile iplerimizin gerilmesine yol açtı. Yeni sezon formalarıyla ilgili büyük ümitler vaad ederek taraftarın beklentisini yükselten Yönetim’ in katalog ürünlerinden seçtiği, Man. United’ dan Ofspor’ a kadar farklı takımlar tarafından kullanılmış forma dizaynlarını resmî siteden adeta kendi özgün tasarımızmışçasına sunması da ayrı bir talihsizlik örneği olarak yerini aldı. Tabii bunu belirtirken Kuruçeşme’ de gerçekleştirilen forma lansmanını gerek organizasyon, gerekse tanıtım açısından hayli başarılı bulduğumun da hakkını vermeden geçmeyeyim..
Yeni sezon öncesinde tadımızı kaçıran bunca faktörün üzerine taraftarın camiadaki en güvendiği isim olan Şenol Güneş’ in de basın toplantısında kendi mülayim mizacı ve peygamberlere taş çıkartacak derecedeki sabrıyla tezat oluşturan ruh haliyle zikretmiş olduğu demeçler devreye girince işin ciddiyeti daha da net bir biçimde ortaya çıkmış oldu. Dünyaya pempe gözlüklerle bakmayan her insanın rahatlıkla algılayabileceği gibi Şenol Güneş mütevaziliğinde bir adamın sarf edebileceği en sert konuşma bu olurdu ancak. Şenol Hoca açıkça hem giden hem de gelen transferlerden memnun olmadığını söylüyordu. Daha sezon öncesinde dile getirilen bu isyan Sadri Başkan’ ın “Ben Miller’ ı alacaktım ama Şenol Hoca Brozek’ i istedi” demecine de dolaylı bir yanıt anlamına geliyordu muhtemelen. Çünkü Şenol Hoca’ nın ısrarla istediği bir oyuncuyu aylarca kadro dışında bırakmasının imkansızlığını Burak örneğinden çok iyi biliyoruz hepimiz.. 


Tabii yazıyı buraya değin okuyanlar eminim ki “Ulan gudubet kuşu gibi içimizi kararttın. Hiç mi güzel şeyler olmuyor burada” diye veryansın edebilir. İlla ki en azından ümit verici şeyler de olmuyor değil; onları da yazalım..

Mesela Zokora’ nın mental ya da şehirsel sorunlar yaşamazsa çok büyük katkı yapacağına inanıyorum. Adrian için her ne kadar Polonya ligi tarihinin rekor transfer bedelini ödemiş olsak da belli standartın altına düşmeyeceğine eminim. Henrique ise benim bu sezon öncesinde performansını en fazla merak ettiğim ve aynı derece de önemsediğim bir adam. Zira bu sezon başarılı olabilmemiz bana göre öncelikle onun hücumda göstereceği performansa bağlı. Çünkü Brozek’ den pek fazla ümidim olmadığı gibi Halil’ in de yeni bir Burak patlaması yapmadığı takdirde Umut’ dan daha efektif olacağına pek fazla şans vermiyorum. Ayrıca takıma yeni katılan Sercan, Eren ve Aykut gibi genç isimlerin de olumlu birer takviye olduklarını ekleyelim. Tüm bunların yanında Yönetim’ in transfer sezonu bitmeden çok iyi bir stoper ve bir sol kanat oyuncusu takviyesi daha yapacağı ümidimi koruduğumu da belirteyim..

Fakat taraftarın yeni sezondan bir şeyler ümit edebilmesi adına bir takım makûl sebepler hâla var. O sebeplerin başında da hiç şüphesiz Şenol Güneş geliyor. Neredeyse kendisine verilen her tahta parçasından bir Pinokyo çıkarması beklenen Geppeto Usta misali o gene tezgahının başında, bıçkısı ve rendesi elinde bekliyor neyse ki..

Şenol Hoca’ ya Mektup Var

Öncelikle belirtmek isterim ki, ligin bitimine 6 hafta kala tüm camia şampiyonluğa odaklanmışken sana şu satırları yazma gereğini hissetmemin başlıca sebebi sana güvenimin tam olduğundandır. Bu güveni duymamızı sağlayan başlıca argümanın bize daha öncesinde birçok şampiyonluk yaşatmış olmandan gelmiyor olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Aksine senin yönetiminde birçok defa şampiyonluğa çok yaklaşmış olmamıza karşın son anda yaşadığımız aksiliklerle mutlu sona ulaşamadığımız gerçeğinin de, tarihin bir kez daha tekerrür edebileceği ihtimalinin de farkındayız. Ancak şunu da bilmeni isterim ‘ki zaten biliyorsundur’ bu taraftar 27 yıl daha şampiyonluk görmeyecek olsa dahi içindeki Trabzonspor sevgisi törpülenmek yerine katlanarak artmaya devam edecektir.

Dolayısıyla şampiyonluk payesini sana koşulan olmazsa olmaz bir ‘şart’ olarak değil, henüz geçtiğimiz sezon ligde yokları oynayan bir takımın başında göstermiş olduğun muazzam performansı ve bize yaşattığın şu yarışmacı takım taraftarı keyfini taçlandıracak bir ödül olarak algılamanı isterim ben kendi adıma. Gerçi tabii ki şu ülkeyi dünya üçüncülüğüne taşıdığın dönemde dahi seni ‘Şenol Güneş olmasaydı şampiyon olurduk’ gibisinden akıllara durgunluk veren bir üslup ile eleştiren güruhun nazarında şampiyonluğa ulaşsan da ‘Şenol Güneş’ e rağmen şampiyon oldular’ dan öteye gidemeyecektir bu başarın. Hatta Trabzonspor’ un şu kadrosunu olduğundan daha güçsüz ve yetersiz gösterip o yönde bir algı yaratarak takım üzerinde güvensizlik ortamı sağlayabilmek adına sana karşı samimiyetsiz bir ağızla ‘Şenol Hoca İstanbul’ un çıkmalarından gerçek bir takım yaratmış’ kıvamında methiyeler düzenler bile senin hiçbir zaman büyük bir hoca olamayacağını ancak iyi bir taktisyen olarak kalacağını zikredeceklerdir; emin ol.

Tüm bunların yanında şunu da kabul etmemiz gerekir ki, şampiyon olsak da olmasak da bazı ‘haklı’ eleştiriler de illa ki olacaktır. Devre arasında takıma yapılamayan kaliteli takviyeler, o takviyelerin yapılması hususunda gereken tavrın yeterince gösterilememesi, yapılan takviyelerden en azından şu ana dek pek verim alınamaması, basına yansıdıktan sonra takımı geriye götüren gereksiz polemikler ve o polemiklerin yeterince akilane bir tavırla yönetilememesi sonucunda senin de içerisine girdiğin travmatik ruh halini ben de kimi zaman eleştirmiştim. Gerçi sen de bizatihi kendine konuşma yasağı getirerekten benim gibi düşünenlere adeta hak verircesine son derece yerinde bir özeleştiri yaparak takımı tekrardan bir çıkış trendine sokmayı başarmıştın. Zaten benim gözümde seni diğer teknik direktörlerden ayrı yere koyan en büyük özelliğin bu naif ve mütevazi yapından kaynaklanıyor aslında. Çünkü ben bir futbolcu olsam kenarda senin gibi bir teknik adamı gördüğümde kendimi çok daha rahat hissederim. Teknik direktörlük yetilerin ve devasa tecrübenden öte kenardan takıma yüklediğin o muazzam sinerjidir zaten bizi hali hazırda şampiyonluğun en büyük adayı haline getiren. Çünkü gerek sahadaki, gerekse kulübedeki futbolcu her şeyden önce hocasının kendisine karşı adil olduğundan emindir ki bana göre bir takımın ‘takım’ olmasındaki en büyük etkendir bu hissiyat. Yani kısacası seni gözümde bir Mourinho’ dan bile değerli kılan şey, rakiplerin tarafından dahi saygı gören o eşsiz mizacındır.

Ancak gene de şu mektubun sonunda senden nacizane bir isteğim olacaktır hocam. Şampiyon oluruz, olmayız ayrı mesele. Senden ricam elindeki kadrodan şu son altı haftalık periyodda maksimum verim alabilmen adına elinden geleni yaptığını bize hissettirmenden ibarettir; fazlası değil. Bunu nasıl ve ne yönde yapacağın konusunda ‘her Trabzonspor taraftarı gibi’ benim de kendime dair fikirlerim, düşüncelerim olsa da bu hususta sana önerilerde bulunacak kadar bilgiçlik taslamak niyetinde değilim. Ancak sezon sonunda geriye dönüp de ‘Keşke şu futbolcumuzdan biraz daha verim almayı becerebilseydik’ demek istemiyorum be hocam! Zira bu şampiyonluk gelecekse elimizdeki bütün silahları azami derecede efektif kullanabilmemiz halinde geleceğinden eminim ben kendi adıma. Yani daha açık bir ifadeyle Yattara’ dan Engin’ e, Alanzinho’ dan Pawel’ e kadar bütün futbolcularımızdan maksimum verim almayı hedefleyecek bir mantaliteyi ben sahada gördüğüm sürece şampiyonluğu Fenerbahçe’ ye bir kez daha kaptırmayı dahi içime sindirebilirim rahatlıkla. Yeter ki senin o hassasiyeti gösterdiğini görelim, bilelim, hissedelim; gerisi teferruattan ibaret.

Sonuçta biz bu takımı her yıl şampiyon olduğu için değil, sürekli şampiyonluğa oynadığı için de değil, İstanbul hegemonyasına karşı dimdik ayakta durarak onurlu mücadelesine devam ettiği için sevdik, seviyoruz. 7 nci şampiyonluk gelse de gelmese de ben seninle 7 sene daha varım hocam. Son derece eminim ki bu taraftarın çoğunluğu da benimle aynı fikirde. Sonuç ne olursa olsun biz senin yanındayız, sen de bizim yanımızdan ayrılma. 

Çünkü biliyorum ki şampiyonluk bu camianın yaşama sebebi değil ödülü olabilir en fazla..

Ne Susmayı Becerdik Ne Konuşmayı!

Kulüpten yapılan resmi açıklamaya göre Trabzonspor Kulübü konuyu bir kez daha değerlendirmiş, ligde kritik maçların oynandığı ve derbi haftalarına girilen süreçte tansiyonu arttıracak eylemlerin fayda getirmeyeceği fikrine vararak tartışmayı sonlandırmış..
Daha bir hafta öncesinde sanki mevcut fikstürden haberleri yokmuş gibi ortalığı yıkan, Beşiktaş’ı dahi peşine takan ve hemen akabinde Fenerbahçe’ nin tepkisinden sonra gereken cevabı pazartesi günü vereceklerini açıklayan Yönetim ne yazık ki kelimenin tam anlamıyla tornistan yapmıştır..

Yani daha açık bir ifadeyle Sadri Başkan ve Yönetim susmayı da konuşmayı da maalesef becerememiştir..

Tıpkı Şenol Güneş’ in Aykut Kocaman ile girdiği polemikte olduğu gibi resmen çuvallanılmış ve camia bir kez daha zor durumda bırakılmıştır..
Bir hafta sonrasını dahi göremeden yapılan fevri çıkışın hemen ardından çark edebilen zihniyetin geleceği görecek vizyonu olamayacağı gibi bundan sonraki gerçekleşecek olası bir haklı isyanda dahi herhangi bir inandırıcılığı ya da ikna kabiliyeti tamamen ortadan kalkmış olacaktır..
Hep söylüyorum, ısrarla da söylemeye devam edeceğim. Kaybedeceğin ya da sonuçta cevapsız kalacağın bir polemiğe baştan girmeyeceksin. Daha bir hafta önce yazdığımız gibi ağzına geleni değil, aklına geleni konuşacaksın. Bırakın bir haftayı, birkaç sene sonra dahi pişman olacağın bir hareketi asla yapmayacaksın. Hele ki bu davranışları kendi adına değil de milyonları temsil ettiğin bir makamda yapıyorsan çok daha dikkatli olacaksın..
Çünkü bu tür kritik polemikler bir nevi satranç gibidir. Doğru hamleyi yapmadan önce rakibinin senin hamlene nasıl bir karşılık vereceğini de çok iyi ve detaylı bir şekilde düşünmek zorundasındır. Satrançtaki gibi birkaç hamle sonrasını tahmin edemesen dahi en azından bir hamle sonrasını hesaplayabilecek ciddiyete ya da zekaya sahip olmalısın. Nacizane ben şu blogda dahi birisiyle polemiğe girdiğimde ona yazdığım cevabı göndermeden önce o postu çürütebilecek herhangi bir argümanı bizzat kendim arıyorum ve ancak bulamadığımdan emin olduğumda o postu gönderiyorum. Kaldı ki kendi adıma değil de koskoca bir kulübün başkanı olarak böyle bir polemiğe girecek olsam her kelimem için en az iki gün düşünürdüm ben sanırım. Oysa buradaki ciddiyetsizlik dayanılır gibi değil!
İşin daha da vahimi böylesi şekilde sonuçlanan bir politikayı dahi mazur görüp bir de üzerine biribirinden samimiyetsiz ifadelerle süsleyerek neredeyse başarıymış gibi göstermeye çalışan “yalaka” zihniyetin varlığıdır. Küçük hesaplarla birilerine şirin gözükmek dürtüsü ya da birileriyle papaz olmamak korkusundan olsa gerek eleştiri kültüründen bi’ haber olan ve şimdilik deşifre etmediğim bu şakşakçıların varlığı Trabzonspor camiası adına da bir utanç kaynağıdır. Gönül verilen takımın her daim yanında olup desteklenmesi olgusuyla, yapılan her türlü hatayı adeta görmezden gelircesine sineye çekerek bir de üzerine güzellemeler yapan yanaşma zihniyet arasındaki kalın çizgiyi ihlal edenlerden tiksinmemek elde değil açıkçası..

Bu son gelişmeler de bir kez daha göstermiştir ki şu kadro şampiyon olacaksa Yönetim’ in hem transferdeki hem de kriz ortamındaki yanlış politikalarına rağmen eldeki futbolcuların üstün gayretiyle bunu başaracaktır. Her ne olursa olsun mevcut futbolcu kadrosu her türlü olumsuzluğa ve takviyesizliğe rağmen şampiyonluk yarışını son haftaya kadar kovalayabilecek kalitededir ve bunu sezonun ilk yarısında gösterdiği performansla da ispatlamıştır. Yeter ki o kadrodan maksimum verim alacak akıl ve otorite, işini düzgün bir şekilde yapsın, dönen tekere durduk yere taş koymasın..
Kısaca üstad Diyojen’in tabiriyle “Gölge etmeyin yeter, başka ihsan istemez”!