Etiket arşivi: Sergen Yalçın

Sergen Yalçın İftarda Ne Yiyor?

Ne zamandır yazacağım son anda vaz geçiyorum. Fakat dün akşam Ersin Düzen ile birlikte ligin üçüncü haftasının ardından büyük takımların durumunu değerlendiren Sergen Yalçın’ ı izlerken gene irrite oldum doğrusu. Belki de ben takıntı yaptığım için çok dikkatimi çekiyor bilemem yalnız bir insan program boyunca en az 15-20 kez kimi zaman yüzünü dahi ekşiterekten sessiz ve derinden geğirip durur mu yahu?

İftar yemeklerinde Sergen ne yer ne içer bilemeyiz ancak yediği her neyse artık program boyunca midesinden dışarı çıkmaya çalışıyormuşçasına bir izlenim veriyor gerçekten. TV başında da insan “alien” filmi izliyormuşçasına geriliyor açıkçası. Hani gastrit, ülser, reflü gibi sağlık sorunları varsa bir şey diyemem. Bence bir baktırsın midesine. Kendisine de yazık, bize de..

Fenerbahçe – Young Boys, Demirkol – Sergen

Önce baştan belirteyim, dün akşam oynanan rövanş maçını izlemedim. O saatte CNBC’ de oynayan İspanyol yapımı El Lapiz Del Carpintero (Marangozun Kalemi) adlı 2003 yapımı olan ve faşist Franco döneminde komünist direnişçilere uygulanan zulümü tüm çıplaklığıyla anlatan sürükleyici bir filme kaptırdım kendimi. Hatta yapımı üzerinden yedi yıl geçmiş olmasına rağmen IMDB listesinde filmi 7 puan ile oylayan 208’ nci kişi olma ayrıcalığına dahi eriştim yani!

Tabii aralarda NtvSpor’ u zaplayarak ekran köşesindeki skor tabelasından dakka skor almayı da ihmal etmedim. Maçın devre arasında Mehmet Demirkol’ un, sonundaysa Rıdvan Dilmen – Mehmet Demirkol ikilisinin yorumlarını dinledim. Geçen haftaki maç yazımda bahsettiğim Sergen Yalçın’ ın maçı yorumlamadaki yüzeyselliğine ve dakikalarca nefes almadan konuşuyor olmasına karşın maç ile ilgili kafanızda en ufak bir animasyonun dahi canlanmasına imkan tanımayan sıradan yorumlarına nazaran son derece doyurucu analizler dinledim. Tabii maçın sadece özet görüntülerini izleme şansı bulabildiğim için yapılan analizlerin ne derece objektif ya da rasyonel bir yanı olduğu hakkında net bir fikir sahibi olamasam da Demirkol’ un yorumları sayesinde en azından söz konusu maçı kafamda canlandırabildim..

İşte spor yorumculuğundaki ana doktrin de bu olmalı zaten. Herhangi bir maçı izleme şansı bulamamış bir sporsevere, o maçı kafasında canlandırabilmesine olanak tanıyacak yeterlikte analizler sunabildiğiniz an bu işi iyi yapıyorsunuz demektir. Söz konusu değerlendirmeler sahada oynanan oyunu belki birebir yansıtmayabilir, göreceli olarak kısmen doğru veya yanlış da olabilir ama en azından doyurucu ve açıklayıcı olmak zorundadır. Oysa geçtiğimiz hafta oynanan ilk karşılaşmayı izlememiş olsaydım Sergen Yalçın yorumları eşliğinde o maçın nasıl cereyan ettiği hakkında en ufak bir fikir sahibi dahi olamayacaktım. Öğrenebileceğimiz tek şey Fenerbahçe’ nin berbat bir futbol oynadığından ibaret olacaktı..

Dünkü maçtan bağımsız olarak Fenerbahçe’ ye gelince. Ben kendimi bildim bileli Zico ile geçirdikleri kısa zamanda gösterdikleri başarılı performans süreci haricinde bu takımın ortasahada çalışkan, yaratıcı, agresif ve dinamik bir oyun oynadıklarına neredeyse hiç şahit olmadım. Garip şekilde adeta kendi şahsına münhasır bir “Fenerbahçe ekolü” var ortada ve bu ekolü hangi başkan, teknik adam ya da futbolcu gelirse gelsin bir türlü yıkamıyor nedense..

Young Boys, Fenerbahçe, Sergen, Aykut

Dün akşam Young Boys ile Fenerbahçe arasında oynanan ve 2-2 lik beraberlikle sona eren Şampiyonlar Ligi 3 ncü ön eleme karşılaşması beklediğimden çok daha fantastik ve keyifli bir mücadeleye sahne oldu doğrusu. Şimdiye dek dolu dolu izleme şansını bulamadığımız Young Boys takımının Türkcell Süper Ligi’ ndeki en kalburüstü takımlarından bir tanesini maç boyunca sürklase edişini ibretle ve (bir Fenerbahçeli olsaydım) dehşetle izledik..
Maçın detaylarına, takımların sistemlerine, oyuncu performanslarına ve gerekli gereksiz istatistiklere girmek istemiyorum. Herkes maçı açık kanaldan izledi zaten. Ancak Young Boys takımının sağ kanadında banliyö treni misali sürekli gidip gelen Sutter ve Degen’ in göstermiş oldukları insanüstü performanslarını , forvet arkasında görev yapan Costanzo’ nun ayağına aldığı her topu birbirinden farklı varyasyonlar ile tehlikeli hücum varyetelerine dönüştürmesini, üç hücumcu ortasaha oyuncusunun önünde tek forvet gibi oynamasına rağmen maçın gidişatına göre oyun kurucu rolü de üstelenerek Fenerbahçe savunmasının tüm dengelerini alt üst eden Bienvenu’ nun haklarını vermek gerekir..
Maçı yorumlayan Rıdvan Dilmen’ in bir türlü adlandıramadığı Young Boys’ un oyun sistemine en uygun tanım bana göre “topun olduğu her alanda çoğalmak” felsefesinden beslenmekte. Topun Fenerbahçe yarısahasında olduğu evrelerde takım halinde o bölge çevresinde yoğunlaşan Young Boys takımı, Fenerbahçe’ nin geliştirdiği toplam iki üç atak esnasında ise yaş olarak hayli genç bir kadroya sahip olmalarının da avantajıyla geriye çabucak dönebilme silahını kullanmaya çalıştılar. Fakat son derece dinamik ve yetenekli bir kadroya sahip olmalarına karşın kısıtlı olan oyun zekaları ve tecrübesizliklerine şanssızlık da eklenince yirmiye yakın net pozisyonundan sadece iki gol üretebildildikleri gibi kalecilerinin tek bir kurtarış yap(a)madan tamamladığı maçta kalelerinde iki de gol görmekten kurtulamadılar..

Takım halinde aşırı kötü performans gösteren Fenerbahçe’ de göze batan isimler olarak Emre, Stoch, Volkan ve tam üç kez gole izin vermeyen kale direklerini sayabiliriz sanırım. Stoch her ne kadar maç yorumcuları tarafından anlamsızca eleştirilse de müthiş bir transfer olduğunu ortaya koydu. Çekinmeden sorumluluk alan, yardımlaşan, sürekli alan değiştiren, topu çok iyi saklayan, şut deneyen ve temposu hiç düşmeyen bir oyuncu. Adeta kabus gibi geçen şu maçtan sonra Fenerbahçe taraftarının içine su serpebilecek adam rolündeydi dün Stoch..
Maç sonrası röportajında oynanan berbat futbolu sahada on kişi kalmış olmanın getirdiği zorluklara bağlamaya çalışan Aykut Kocaman’ ı ise hayretle izledim. Kazım’ ın tam bir andavallık örneği göstererek almış olduğu kırmızıya gösterdiği “üstü kapalı” sert tepki manidar olsa da sahada eksik kalana dek kalesinde görmüş olduğu en az sekiz net pozisyonu pek dikkate almamış olsa gerek sanırım..

Bir paragraf da ekranların nefes almadan konuşan ama pek de fazla şey anlatmayan adamı Sergen Yalçın’ a açalım. Önce kendi tabiriyle Sıkoç’ a ve Alex‘ e yüklenen Sergen, tuhaf bir tespit ile Fenerbahçe’ nin klasik 4-4-2 sistemiyle oynadığını dile getirdi. Ardından bence kısmen doğru bir tespitte bulunarak kadrodaki Brezilyalılar’ ın alayına şöyle bir giydirdi. Bunla yetinmedi, Ersin Düzen’ in bazı futbolcu performanslarına eskiden gazetelerin soru işareti koyduklarını hatırlatması üzerine “Alex’ e koyarsın, Christian’ a koyarsın, Kazım’ a koyarsın, Gökhan’ a koyarsın” diye sayaraktan içini de şöyle bir döktü! Reklam arasına girerken aslında bizlerin sorması gereken “Daha bitmedi mi ya?” sorusunu Ersin Düzen’ e yönelten Sergen Yalçın, finali ise sağlı sollu Young Boys akınlarına vurgu yaparak “Devamlı vurduruyoruz, devamlı vurduruyoruz” şeklinde tamamlayarak adeta zirve yaptı!!
Kısacası her açıdan keyifli ve alabildiğine renkli bir maç oldu Young Boys – Fenerbahçe maçı..