Etiket arşivi: Sponsor

Parayı Veren Her Şeyi Çalar!

Tamam, kabul!

Günümüzün endüstriyel futbol yapılanmasında ve sporun global dinamikleri ışığında sponsorluk olgusunun finansman konusunda kulüplere ya da sporculara ciddi avantajlar sağladığı gerçeğini kabul etmemek mümkün değil. Neredeyse tüm spor branşlarına onca maddi kaynaklar sunan firmaların bunca desteği kendi reklamlarını yapmak adına gösterdiklerinin de farkındayız tabii ki..

Zaten bu çark eskiden de aynı bu şekilde dönerdi, yeni olan bir şey değil. Forma reklamları, stadyum reklam panoları, billboardlar, vb. yöntemlerle birçok firma, spora çeşitli yönlerden maddi olanaklar sağlarlardı. Ancak son dönemlerde hayatın bir çok alanında olduğu gibi burada da ciddi bir dejenerasyon başladı. Asırlık liglerin, kupaların ve türlü organizasyonların isimleri firma adlarıyla değiştirildi. Ardından binlerce hatta milyonlarca taraftara sahip kulüplerin isimleri mutasyona uğradı. Yetmedi, her santimetrekaresi nice acı ve tatlı anılara tanıklık eden onlarca stadyumun adı tarihe karıştı. Gezegende değerli sayılabilecek her şeyin piramidin tepesindeki bir takım zümrelere peşkeş çekilmesinden başkaca bir halt olmayan özelleştirmede olduğu gibi sporda da vahşice bir şirketleşme dönemi başladı..

Özellikle basketbol ve voleybol haberleri geçilirken isimlerini duyduğum şirket sayısının, herhangi bir ekonomi ya da borsa haberi izlerken duyduğumdan daha fazla olması ciddi derecede rahatsızlık verici bir hale dönüştü. Mesela voleybol liginde gerçekleşen Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom – Eczacıbaşı Vitra karşılaşmasında aslında iki rakip takımdan ziyade beş farklı şirketin kapışmasını izliyor olduğumuz gerçeği ortaya çıkıverdi. Borsada, ithalatta ya da ihracatta değil, sözümona sahada kapışmaya başladı bu büyük firmalar..

Hadi bunların bazıları zaten kuruluşlarından itibaren birer şirket takımıydı diyelim; tıpkı Efes Pilsen ya da Tofaş gibi. Fakat kendi şehir ya da semt isimleriyle özdeşleşmiş olan kulüplerin ve asırlık stadyumların adları da açıkça tecavüze uğramaya başladı. Türk Futbol tarihine tanıklık eden İnönü ve Ali Sami Yen artık o tanıklık ettikleri tarihe karıştı bir anda. Şu an birinin adı, diğerininse hem adı hem de kendisi yok oluverdi. Peki ya neden? Salt para için. Hani çoğunlukla şu sonradan takımdan gönderilmesi uğruna eşşek yüküyle tazminat ödenen yabancı futbolcu ya da teknik adamları transfer edebilmeye yarayan para. Tabii ki sadece ülkemize has bir illet değil bu. İtalya’ da Treviso kentinin bir basketbol takımı vardır. Sponsor aldıktan sonra isimleri Benetton Treviso olmuştu. Son zamanlarda rastladım ki, takımın adı Benetton Tamoil haline dönüşmüş. Takımın ve tabii ki şehrin adını yemişler resmen. Peki ya bu takımın taraftarı ya da bir camiası yok mu diye düşünüyor insan. Görünen o ki bu tuhaflık, bana göreyse aymazlık iyiden iyiye kanıksanmış bütün bünyelerde..

Bir de farklı türdeki anlaşmalardan sebep olsa gerek, bazı sponsorlar takımların asıl isimlerinin arkasına yerleşirken kimileri adeta mütecaviz bir biçimde takım isimlerinin önüne yerleşebiliyorlar. Mesela Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ ın basketbol takımlarına sponsor olan firmalar söz konusu kulüp isimlerinin peşine eklenirken Trabzonspor’ un sponsoru olacak firma her nedense başa yerleşebiliyor. Üstelik aynı firma sponsor olduğu Galatasaray Basketbol Bayan takımının başına değil de sonuna eklenirken. Yani böyle de çarpık, dengesiz ve bir o kadar da sevimsiz bir tablo var ortada..

Açıkçası zaman geçtikçe spor ruhunun içine eden, spordaki taraftarlık keyfini acımasızca törpüleyen bu sponsorluk çılgınlığının sonu nereye varacak bilemiyorum. Pek yakında bir futbol maçı izlerken “Alaturka Colman topu Telekom Jaja’ ya aktardı. Kaleye çekilen sert şutu Medikıl Volkan köşeden çıkardı. Hakem Türksel Cüneyt Çakır köşe vuruşunu işaret etti” gibisinden biribirinden ‘ucube’ replikler duymayacağımızın garantisi yok..

Muhtemelen herbir şeye alıştığımız (daha doğru bir deyişle alıştırıldığımız gibi) buna da alışacağız? Sonuçta “Parayı veren düdüğü çalar” anlayışını gülüp eğlenerek kabul eden de bizler değil miyiz? Sadece parasını verenler o düdüğü çalabiliyorsa, parayı oluk oluk akıtanların akla gelebilecek her şeyi, hatta adınız da dahil olmak üzere bütün değerlerinizi silip süpürebilme hakkını da kabul etmişiz demektir..

Dedim ya.. Tamam, kabul!