Etiket arşivi: Tff

Şikeci Olmak Varmış


Önce gittiniz, koca bir ligin on küsür maçına şike ve teşvik yoluyla tecavüz ederek kendinizi şampiyon ilan ettiniz, kutlamalar yaptınız, tonlarca ürün satarak şampiyonluk uğruna bol keseden harcadığınız paraları fazlasıyla çıkardınız. Günlerce kutladığınız ve halâ iade etmediğiniz şampiyonluk kupasını elinden gasp edercesine aldığınız rakibinizi sonraki sezona sirayet edecek bir kaosun içine soktuğunuz gibi, oturmuş kadrosunun dağılmasına ve büyük çapta revizyona gitmesine sebep oldunuz..

Ardından onlarca delil, kayıt ve tapeler yoluyla işlediğiniz suçlar ortalığa saçılıp başkanınızdan asbaşkanınıza, yöneticinizden efsane futbolcunuza kadar bütün üst düzey temsilcileriniz kodesi boylayınca bu kez büyük bir ustalıkla mağduru oynamaya başladınız. Kendi başkanınızı taraftarın gözünde adeta bir kült haline getirerek tişörtünden maskesine kadar rant aracı olarak kullandığınız yetmediği gibi kulübün üzerine yönelecek tepki ve yaptırımlara karşı da tampon yaptınız..

Yetmedi… Her yerde dillendirdiğiniz “Darağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe” mottosuyla taraftarınızın saftirik duygularını sömüren popülizmin dibine vurmanıza rağmen tıpkı sahadaki bazı rakiplerinize yaptığınız gibi ipinizi çekmekle görevli cellatınızı da bi’ şekilde ayarlamayı başardınız. Darağacının kurulu olduğu meydana sizin infazınızı izlemeye değil, sizi infazdan kurtarmak amacıyla toplandıklarını görülmemiş bir yüzsüzlükle itiraf eden Kulüpler Birliği’ nin de desteğiyle sıradan bir Anadolu Takımı’ nı çarmıha gerdirmeye yetecek derecedeki suçlarınızın cezasını ötelettiniz..

Fakat siyasetinden sanatına, dininden diline kadar her alanda yozlaşmış ve dejenere olmuş bir ülkenin söğüşlenmelik birer koyun olarak gördüğünüz futbolseverleri önünde pervasızca içine ederekten tam bir foseptik çukuruna çevirdiğiniz Türk Futbolu’ nun kokusu, Galatasaray Başkanı Ünal Aysan’ ın da yardımıyla İsviçre’ deki UEFA’ nın burun kemiklerini sızlattı. TFF’ nin kozmik odalarda alıp da size olan sevgisinden ve biraz da korkusundan açıklamaya cesaret edemediği karar Platini’ nin kulağına üfürülünce, içine kapağı atmak adına her şeyi mübah gördüğünüz Şampiyonlar Ligi’ nden men ediliverdiniz..


O dakikaya kadar TFF’ nin her kararına destek olan, TFF başkanına methiyeler düzen yöneticileriniz bu kez tırnaklarını çıkarıp, dillerini sivriltmekten geri kalmadığı gibi, hocanız ve kaptanlarınızın önderliğindeki basın toplantısında sergilenen ligden çekilme konulu orta oyunuyla bir kez daha taraftarınızın gözünde kahramanlığa soyundunuz. Ancak taraftarınızın ligden çekilme, decoder iadesi ve maçlara gitmeme gibi boykot girişimlerinde ciddi olduklarını görünce pabucun pahalıya patlayacağını anladınız. Şimdi ustaca çark etmeniz gerekiyordu. Hemen peşine başkan yardımcınız önderliğinde bir basın toplantısı düzenleyerek suçunuzu bir anlamda itiraf edip, sadece Devler Ligi’ nden men edilmekle cezanızı fazlasıyla çekmiş olarak sayılmanızı talep ettiniz..

UEFA’ nın müdahalesi ve Platini’ nin son derece net açıklamalarından sonra yeni sezonda bir Süper Lig maçına çıkacak olmanızın ne hukuken, ne vicdanen, ne de mantıken bir olasılığı kalmamıştı ki bu kez zamanında size komplo kurduğunu iddia ettiğiniz siyasetçilere sığınaraktan yasa değişikliği talep ettiniz. Bu talebinize başta yayıncı kuruluş olmak üzere duruşundan, kimliğinden taviz vermekte hiçbir çekince görmeyen ve sizi en yağlı müşterileri olarak başlarının üzerinde tutan diğer kulüp başkanlarının neredeyse tamamından destek aldınız..

Yaşadığınız bu kaotik ortamı bahane ederek elinizde maliyeti yüksek olan ve gönderilmeleri halinde taraftarınızın tepkisine neden olacak yıldız oyuncularla yollarınızı ayırma fırsatı da buldunuz. Şampiyonlar Ligi’ nden gelmesi planlanan paraların zararını bu futbolcuları elden çıkararak telafi ederken taraftarınızın tepkisine değil, aksine merhametine muhatap olarak bir kez daha mağrur ve gururluyu oynadınız..

Bitmedi… Önce Sivasspor, ardından Bursaspor ve son olarak Trabzonspor ile son yıllarda tam bir Anadolu İhtilali’ ne sahne olan ligin formatı da birilerini rahatsız etmeye başlamıştı. Makası gittikçe daraltan Anadolu Takımları’ nın olası şampiyonluk şanslarını azaltmak ve ligden erken kopma ihtimali olan büyük takımlara daha fazla final maçı oynatmak adına bir şeyler yapılmalıydı. Mesela Rıdvan Dilmen hemen her programında sadece büyük takımların katılacağı mini bir lig oynanması halinde Fenerbahçe’ nin her sezon rahatlıkla şampiyon olacağını istatistiksel verilerle söylüyordu. Bu iyi bir fikir olabilirdi. Sonunda tam da sizin önceki saha sonuçlarınıza uygun bir format bulundu ve play-off yürürlüğe girdi..

Kimselere danışma gereği duyulmadan yürürlüğe sokulan play-off sistemi küme düşme potasına hitap etmiyordu. Oysa bir sonraki sezona ertelenen cezanızın küme düşmek yerine puan silmeye dönüşmesi artık neredeyse kesinleşmişti. Fakat bu kez de kesilen puanlar sebebiyle oynayarak düşme tehlikeniz baş gösteriyordu. Üzülmeyin, ona da çare bulundu. Bu sene olmayan düşme hattı playoff’ unun gelecek sene uyarlanacağı müjdesi verildi. Yani 30 puanınız dahi silinse, toplamda alacağınız 60 puan bile ligin dibindeki cılız takımlarla aynı şartlar altında ölüm kalım maçlarına çıkma şansına sahip olduğunuz anlamına geliyordu. Kısacası artık size havada karada ölüm yoktu..


Derken lig başladı. Normal şartlarda içerisinde bulunmamanız gerektiği futbolun en üst noktası UEFA tarafından tescillenmiş olmasına rağmen yepyeni bir lige “kahramanlar” gibi başladınız. Lig başlamadan önce kendi sahanızdaki özel maçta emanet mandayı döver gibi dövdüğünüz gazetecilerin birbirinden cafcaflı gazete manşetleriyle göklere çıkarıldınız. Öyle ki, seyircisiz oynama cezası aldığınız maça kadın ve çocukların ücretsiz girmesine zemin hazırlayan yasaya dahi ön ayak oldunuz. Yaralarınızın sarılması, kırılan gönlünüzün alınması adına hiçbir fedakarlıktan kaçınılmazken, düne kadar topyekün ligi protesto eden taraftarınız da kombinelere, formalara saldırıyordu artık..

Sizin cenahta her şey yolunda giderken sebep olduğunuz şike soruşturması yüzünden ertelenen ve statüsü değişen ligde Avrupa maçlarıyla birlikte 11 günde 4 maç oynamak durumunda kalan rakipleriniz bu eziyetle cebelleşiyor, siz haftada tek maç oynayarak zirvenin keyfini sürüyordunuz. Ne mutlu size ki bu sayede şikesiz de maç kazanabildiğinizi ispatlama şansına sahip olmuştunuz. Artık siz bu ligin haksızlığa uğramış, devrik kralıydınız birilerinin gözünde!

Diğer yandan sizinle hemen hemen benzer pozisyonda bulunan, asbaşkanı ve hocası halâ kodeste tutulan bir kulübün başkanı da Kulüpler Birliği Başkanı olarak ödüllendiriliyordu. Zira şikeci olmak, şikeyle anılmak ya da en hafif tabirle şikeyle suçlanmak bu ülkede bir utanç ya da yıkım sebebi değil, terfi etmek, onurlandırılmak anlamına geliyordu artık. Saygınlığınız, itibarınız daha da artıyordu..

Tüm bunların haricinde bir de üzerine CAS’ dan talep ettiğiniz tazminatı da koparırsanız artık bu ligde şampiyonluğun değil, şike yapmanın ve şikecinin yanında olmanın en ulvî amaç olduğunu dosta düşmana ispatlayacaksınız..

Son olarak; gerçekten büyüksünüz!

Çünkü bu büyüklük futbolu yönetenlerin, futbolda söz sahibi olanların küçüklüğünden besleniyor aslında..

22 Milyon Fenerbahçe’ yi İzleyecek!

Tabii ki başlıktaki 22 milyondan kasıt taraftar ya da okuyucu sayısı değil, Fenerbahçe’ nin biraz da plansız programsız şekilde harcamış olduğu avroların çok büyük ihtimal ile sezon boyunca sahaya hiçbir şekilde yansımayacak olan bedeli..

TFF tarafından 6 as, 2 yedek, 2 safra şeklinde yürürlüğe sokulan yabancı sınırlamasının daha ilk sezonda nasıl bir fiyaskoya ve bir o kadar da müsrifliğe dönüştüğünü gösteren bir tablo bu aslında. Zira kadrosunda “+2” statüsünde sayılamayacak derecede yüksek maliyet içeren toplam 10 yabancısı bulunan Fenerbahçe’ nin lig maçlarında görev verebileceği futbolcular az çok belli zaten..

Defansın göbeğinde uyumlu bir ekip haline gelen Bilica-Lugano ikilisinin bozulmayacağını ve savunmanın solundaki Dos Santos’ un alternatifsizliğini hesaba kattığımızda bu üç futbolcunun da yeri sağlam gözüküyor. Ortasahada Alex, Stoch, Dia ve Christian’ ın, forvet hattında ise son transfer Niang’ ın en azından kadroda yer bulacakları da kesin. Hatta bu sekiz futbolcudan iki tanesinin de kulübede oturmak zorunda kalacağı gerçeği de cabası..

Geriye “safra” olarak iki futbolcu kalıyor. Bu isimler de büyük bir sürpriz olmazsa 17,5 milyon avro maliyeti olan Güiza ile 4,5 milyon avro maliyetli Deivid olacak. Yani Fenerbahçe’ nin tam 22 milyon avrosu kulübeye dahi giremeyerek tribünde oturarak Fenerbahçe’ yi izleyecek. Üstelik saha içine adım atmadan kazanılacak olan yıllık astronomik ücretler de üzerine katmerlice eklenerekten..

Fenerbahçe kadar olmasa da başta Beşiktaş dahil bir çok takımımızın da sorunu haline gelen bu çarpık tablonun oluşmasındaki asıl suçlunun Federasyon mu yoksa Fenerbahçe mi olduğu konusu ise tartışmaya açık olsa gerek..

Altı As, İki Yedek, İki Safra


Turkcell Süper Lig’ de şu güne kadar 6+2 olan yabancı futbolcu sınırlaması esnetip bükülerek 6+2+2 olarak kabul edilmiş..

Yani 6 oyuncunuz eskisi gibi ilkonbirde olabilirken yedek kulübesindeyse diğer iki yabancı bekleyecek. Diğer yabancılar ise o hafta kadroya dahi giremeyeceklerinden dolayı “Topa yabancı” statüsünde olacaklar muhtemelen..

Şimdi bu kadro dışında tutulacak ama bünyede barınabilecek +2 yabancının mantığı ne olabilir? Mesela eldeki yabancı rotasyon imkanını artırarak sakatlık ve cezalı oyunculardan asgari şekilde etkilenmeye karşı bir önlem olarak değerlendirilebilir belki. Bunun haricinde gelecek vaad eden potansiyeldeki genç yabancı futbolculara yapılacak yatırımları cesaretlendirebilir hatta..

Fakat diğer yandan da yapılması olası kalitesiz transferler ile ligimizi bir nevi mülteci kampına da çevirebilir rahatlıkla. Tabii bunun yanında yabancı futbolcu enflasyonu neticesinde yerli futbolcularımızın kadroda yer bulma şanslarını zorlaştırarak Milli Takımlar’ a sunulan futbolcu portföyü kısmen de olsa daralacaktır illa ki. Hele ki genç futbolcuların istihdamı konusunda ciddi sıkıntılar yaşanacağını düşünmek pek de abes kaçmaz sanırım..

Ayrıca son ihaleden sonra yayın değeri astronomik rakamlara ulaşan ligimizde bu paralardan nemalanacak kulüp idarelerinin söz konusu meblağları yurt dışına oluk oluk akıtmalarına sebep olacak bir başıboşluğa sebep olması ihtimali de cabası tabii..

Bir de şu var ki Avrupa’ da bizim futbolcularımız yabancı statüsünde sayılırken biz neden burada böylesine “misafirperveriz” ki dışarıya karşı? Adam seni Afrikalı ya da G. Amerikalı statüsünde görerek resmen vize uyguluyor ama sen “gel geç” modundasın resmen. Bu durum, yıldız statüsündeki yerli futbolcularımızın ceplerini olduğundan daha fazla doldurabilecekken, rotasyondaki çoğunluğu oluşturan diğer futbolcularımız ciddi sorunlar yaşayabilir. Öyle ya.. Dışarıda zaten yabancı konumundayken, buradaysa seni kendi ülkelerinde yabancı olarak gören adamlardan kendine bir yer bulmaya çalışacaksın. Bunların da ötesinde, adeta vatandaşlık kavramının içini boşaltırcasına devşirilip duranlara değinmiyorum bile..

Yani 6+2+2 denkleminde eşitliğin diğer tarafında nasıl bir sonuç çıkacağı şimdiden muamma..

Uzun lafın kısası, şimdi seyreyleyin cümbüşü..

Kim Takar Bu Yasayı!

Bu sezon özellikle Diyarbakırspor maçlarında çıkan tribün olayları neticesinde TFF ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı, Şiddet Yasası’ nı yürürlüğe koymak için düğmeye basmış. Söz konusu yasa önce Bakanlar Kurulu’ nun onayını aldıktan sonra TBMM tarafından da değerlendirilip yürürlüğe girecekmiş. Bu tasarı hazırlanırken de Hollanda ve İngiltere’ de hali hazırda uygulanmakta olan modellerden alıntılar yapılmış. Onay bekleyen yasanın ana başlıkları aşağıda gözüküyor..

Statlara yasak madde sokmak ve kullanmak: 3 yıldan 5 yıla kadar müsabakalardan men, 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası.

Çirkin ve kötü tezahurat: 2 yıldan 4 yıla kadar men, 5 bin liradan 10 bin liraya kadar para cezası.

Maçlarda yasak alana girmek: Tribünlerden oyun alanına giren kişiye 2 yıla kadar müsabakalardan men, oyunun durmasına neden olanlara 3 yıldan 5 yıla kadar müsabakalardan men cezası.

Yasak beyan ve demeç: 100 bin liradan başlayan para cezası.

Dini ve etnik ayrımcılık: 3 yıldan 5 yıla kadar men ve para cezası.

Şike ve teşvik primi: 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası.

Usulsüz bilet satışı: 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ve 5 bin liradan 10 bin liraya kadar para cezası. Ayrıca ilgili kulübe 250 bin liradan, 1 milyon 500 bin liraya kadar para cezası.

Tahrik edici yayınlar: Haber ve yorum yazan medya mensubuna 200 bin, ilgili medya kuruluşuna 500 bin liradan başlayan para cezası.

Kavga eden ve yaralanmaya neden olanlar: 3 yıldan 5 yıla kadar men ve 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası.

Spor alanlarına hasar verenler: 1 yıldan 3 yıla kadar müsabakalardan men cezası.

Açıkçası benim kafama yatmayan iki yaptırımı koyu karakterler ile belirttim yukarıda. Tribünde oturup çirkin tezahürat yapan adama 4 yıla kadar men ve 10 bin liraya kadar para cezası verilmesi öngörülürken, sahaya dalarak oyunun durmasına sebep olan kişiler ise para cezasından muaf tutulup en fazla 5 yıla kadar men cezasına çarptırılabiliyor. Üstelik adam sahaya daldıktan sonra oyunun durmasına sebep olmamışsa sadece 2 yıl men cezası ile paçayı sıyırabiliyor..

Şimdi bu işte bir mantık görebilen varsa beni aydınlatsın. Sonuçta hukukçu değilim fakat bir insanın küfür etmesi, fiziki müdahalede bulunmasından daha mı ağır bir cezaya muhatap olur sosyal hayatta? Küfürü savunmuyorum tabii ki de, tribünde küfürlü tezahürat yapmak sahaya dalmaktan daha mı vahim bir olaydır? Mesela evinin bahçesindeki bir adama kaldırımda durup küfür etmek, bahçeye girip adamı darp etmekten daha mı ağır bir suçtur?

Bir de şu men cezası gerçekten de sağlıklı bir şekilde uygulanabiliyor mu ki acaba? Müsabakalardan men cezası alan şahıslar maçların olduğu gün karakola giderek imza atacaklarmış. Karakol ile stadyum yakınsa ne olacak? Adam imzasını attıktan sonra birkaç dakika geç de kalsa stadyuma giremez mi? Tribünde fotoğrafları asılarak teşhis edileceklerini okudum gerçi.Yahu o hengamede kim kimi tanıyıp da ihbar edecek ki? Yani kısacası benim gözümde caydırıcılıktan gene çok uzak ve biraz da göstermelik cinsten yaptırımlar var sanki ortada..

Mesela sahaya dalıp oyunun durmasına, hatta tatil edilmesine sebep olan şahıslar oracıkta yakalanıp trafik cezası kesercesine vatandaşlık numaralarına 3-5 bin lira tutarında para cezaları verilse, bu cezalar temyize kapalı olsa ve asla ertelenmese bir kişi dahi o sahaya dalmaya cesaret edebilir mi? Veya para cezasını karşılayamayacak durumda olanlar tutuklu olarak hapis cezası ile yargılansa çok daha kesin bir çözüm olmaz mı bu? Cezalar bu şekilde olsa bırakın sahaya girmeyi, yanlışlıkla oyun alanına düşen birisi tribüne dönebilmek için kendisini paralar eminim. Ama ne var ki bizdeki yasalar uygulanmak için değil, dışarıya “Bakın sizdeki kanunların aynısını bizler de kullanıyoruz” diyebilmek için konuluyor maalesef..

Umarım faydalı olur ama şu yeni tasarıdan benim pek de fazla bir ümidim yok. Zira hayli laçka gözüken ve bana göre biraz da samimiyetsiz duran şu müeyyidelerin tribün anarşizmini engelleyebileceğini asla düşünmüyorum açıkçası. Hayırlısı diyelim biz gene..

Taraftar Yapınca Kümeye, Personel Yapınca Sineye

Bizler bloglarda, forumlarda, televizyonlarda ligimizin marka değerinin nasıl olup da bu derece artış gösterebildiğini tartışa duralım, Ankaraspor’ dan sonra Diyarbakırspor hakkında da küme düşürülme kararı çıkarsa Turkcell Süper Lig’ in de ne derece “büyük” bir marka olduğu en azından birilerinin vicdanında tescillenmiş olacak..

Yahu bu mudur şimdi kalite? Bu mudur futbolun güzelliği, görselliği? Sen bu ligi dünya yıldızlarıyla donatsan ne halta yarar? Avrupa’ da forma şansı bulamayan “yıldız” ları iki üç aylığına kiralasan ne yazar? Koskoca camiaların ligdeki kaderleri cebinden 15-20 papel ödeyerek tribüne girizleyen birkaç fanatiğin o günkü ruh haline ve sahaya atlama olasılıklarına bırakıldıktan sonra onca yatırımın, sponsorun, reklamın ne anlamı var?

Öncelikle yapılması gereken en önemli hamle, mevcut kanunların gerekirse bu ülkenin sosyo-kültürel şartlarına göre düzenlenmesi ve taraftar ile kulüplerin ayrı ayrı değerlendirilerek yaptırım uygulanması üzerine olmalıdır. İsterse yüz kişi olsun sahaya dalan taraftarın tuttuğunu iddia ettiği takım değil, bizzat kendileri gerek para gerekse hapis yoluyla cezalandırılmadığı sürece bu tür olayların önüne geçemezsiniz. D. Bakır ya da bir başka takım fark etmez. D. Bakır’ da bu potansiyelin daha fazla oluşu da önümüzde duran gerçeği asla değiştirmez..

Daha bir kaç ay evvel büyük kulüplerimizden bir tanesinin basketbol şubesinde yaşanan kepazeliği unuttuk tabii. Ustalıkla unutturdular zira. Sadece sporda değil, siyasette de gündemin son derece yoğun ve dejenere şekilde yaşandığı bir ülkede her türlüsünden rezaletin ivedilikle örtbas edildiği gibi. Sahi orada ne olmuştu? Koskoca kulübün lisanslı oyuncusu, maaşlı hocası ve bilimum personeli akıllara durgunluk verecek bir piyastosa imza atarak, basketbol literatürüne “Dublör oyuncu” kavramını hediye etmişlerdi. Peki sonra ne oldu? Küme düşürebildiler mi bu takımı? Tabii ki hayır. Yemedi çünkü..

Ama bu kolpalığı dıravdan bir ceza ile geçiştiren postmodern otorite, kulüp ile hiçbir organik bağı bulunmayan, hatta kendi taraftarı dahi olduğu ispatlanamayacak bir grubun tribünde yaptığı spontane taşkınlıklar yüzünden koskoca camiaları ceza manyağı yapabiliyor, sahada kazandığı puanlarını silip hükmen mağlup sayabiliyor, o da yetmedi küme dahi düşürebiliyor. Şimdi adalet bunun neresinde?

Mesela ben yanıma birkaç arkadaş toplayıp sırtımıza da Fener formasını geçirip Kadıköy’ de tribüne girsek ve maçın ortasında sahaya zıplasak koskoca Fenerbahçe’ yi küme mi düşüreceğiz? Bu derece basit bir plan ile milyonları etkileyebilir miyiz? Bu derece güçlü ve dokunulmaz mıyız sahiden?

İki sezon öncesinde ligde oynadığımız ilk maçta uzatma dakikalarına 1-0 galip durumda girerken sahaya atlayıp bir de üzerine dayak yiyen üç beş andaval yüzünden Sivas’ a karşı hükmen mağlup edilmiştik. O maç sonrasında kaybedilen üç puanın haricinde yediğimiz saha kapatma cezalarından dolayı belimizi doğrultamamış, Sivas ise o gazla şampiyonluk yarışı vermişti. Oysa o gün Avni Aker tribünlerinde rakibin her türlü tahrikine rağmen itidalini kaybetmeyen 20 bin taraftar değil, sahaya dalan birkaç vandal ciddiye alınarak yaptırım uygulanmıştı..

Şimdi objektif bir şekilde düşünelim bakalım. Bir yanda kulübün maaşlı, lisanslı personelinin bilinçli bir şekilde (anlık sinir ya da tahrikle falan da değil) yaptığı düzenbazlık varken diğer yanda kulüp ile ne maaş ne de lisans bağı olmayan bir grubun verdiği spontane tepki var. Dünya’ nın hangi ceza kanununda ikinci olaya diğerinden daha büyük cezalar verilebilir? Burada mantık, zeka ya da herhangi bir insaf emaresi görebilen var mı?

Yıllar önce İnönü’ deki bir maçta da (sanırım Antep) sahaya bir sürü BJK taraftarı girmişti. Ama o maç oynanmıştı. Hem de daha maçın ortasında cereyan etmişti bu olay, uzatma dakikalarında da değil. En basitinden daha dün Ali Sami Yen’ de Beşiktaşlı olduğu iddia edilen bir taraftar onca GS li tarafından iyice bir marizlenerek tribünden aşağı atılmış. Sırf bu vaka bile dün Olimpiyat Stadı’ nda sahaya dalan 30-40 kişinin yaptığından daha ürkütücüdür bana göre. Ama gene benim nazarımda kulübü bağlamaz, bağlamamalı..

Sonuçta D. Bakır küme mi düşürülür, yoksa son derece eyyamcı bir yaklaşım ile maç 1-0 olarak tescil edilerek suya sabuna bulaşılmadan mı geçiştirilir bilemem. Bildiğim tek şey artık bu tür tribün olaylarından kulüplerin alabildiğine soyutlanması gerektiğidir. Milyonlarca dolarlık yatırımlar yapan, onbinlerce taraftara sahip kulüplerin kaderleri birkaç çapulcunun tribünde göstereceği tepkilerin şiddetine emanet edilmemelidir. Bu kadar açık ve net..