Etiket arşivi: Trabzonspor Yönetimi

Hedeften Bol Ne Var Ki

Asbaşkanımız Hayrettin Hacısalihoğlu Kayserispor mağlubiyetinin ardından basına bir demeç vererek aynen şunları söylemiş..

“Yalnız şampiyonluk değil, onun altındaki her sonuç önemli. Dördüncü ile üçüncü arasında federasyondan elde edilecek gelirler konusunda fark var. Avrupa kupalarına katılmak da çok fark ediyor. Beşinci olan üç ön eleme turu, dördüncü olan iki ön eleme turu oynuyor. Sponsorlardan alınacak paralarda büyük farklılıklar oluyor. Onun için sonuna kadar mücadele ederek, ligi en iyi derecede bitirmek, kupada da en üstü başarmak hedefimiz. Beşiktaş maçıyla birlikte kalan tüm maçlarımızdan yine 3 puan almak için mücadele göstereceğiz”

Yani Hayrettin Bey diyor ki, bizde hedef bitmez. Zira daha ilk turda Avrupa’ dan eleniriz, lig ve kupa hedeflerimiz vardır. İkinci devre başlamadan ligden koparız, kupa vardır yedekte. Hani orada da devre dışı kalsak 3 ncülükten, 5 nciliğe kadar her türlüsünden hedef bulabiliriz kendimizi oyalayacak. Hiçbiri olmadı, gelecek sezonu hedefleriz nasılsa. Bize hedef mi yok?

Bir de şu “Ligi en iyi derecede bitirmek” “Kupada en üstü başarmak” da tam olarak neyin nesiyse? Böyle muğlak ifadeleri de istisnasız bütün kulüp yöneticileri amma çok seviyorlar yahu. E tabii. Ligde şampiyonluk ya da 3 ncülük hedefleyip 6 ncı olduğunda bir şekilde yalancı çıkacaksındır. Kupa finalinde kaybetsen dahi final oynamış olmakla öyle ya da böyle en üstü başarmış olacaksındır. Ne güzel iş be..

Sn. Hacısalihoğlu ortalığa otomatik mesajlar saçacağı yerde şu ivme kazanmakta olan takımın bir sonraki sezonda yarışmacı bir ekip haline gelmesi konusunda kafa patlatsa çok daha iyi olur kanımca. Mesela şu sezona göz göre göre Umut – Gökhan ikilisiyle başlayarak yaptıkları basiretsizliğin aynısının bu sezon da tekrar edilmeyeceğinin garantisini verecek yaklaşımlar sergilense hiç fena olmaz hani. Şenol Hoca’ ya futbolcu dayatmak yerine onun istediği futbolcuları transfer etmekle başlayabilirler buna..

Zira bu taraftar boş beleş laflar değil, somut hamleler bekliyor artık..

Yardımsever Trabzon ve Diyarbakır Kaosu

Son günlerde özellikle başkanımız Sadri Şener’ in futbolun dışında gelişen sosyal olaylar ile ilgili demeçlerini ilgi, hayranlık ve biraz da şaşkınlık ile takip ederken bu tutarlı, bilinçli ve sağlıklı duruşunu keşke kulübü yönetirken sportif konularda da gösterebilmiş olsaydı şeklinde de düşünmüyor değilim hani..

Dünya’ nın diğer ucundaki Haiti’ de meydana gelen yıkıcı depremden sonra söz konusu ülkeye daha geçen ay 50 bin TL para yardımı yapan kulübümüz, bu gün Sadri Şener’ in açıklamasına göre, Elazığ’ da bir çok vatandaşımızın hayatını kaybettiği deprem faciasının yaralarını sarabilmek adına 100 bin TL lik bir yardımda bulunmuş..

Hadi Haiti’ ye Trabzonspor’ dan başka bir takımın yardım elini uzatmamış oluşu pek önemli bir detay olmasa da, futbola trilyonluk yatırımlar ayırabilen Türkiye’ nin diğer büyük takımları dahil en azından şimdilik hiçbir takımımızdan böyle bir yardım hamlesinin gelmemiş olması da düşündürücü. Umarım bu adım diğer takımlarımıza da bir örnek teşkil edecektir..

Bu güzel gelişmeler bir yana son günlerde gündemi hayli meşgul ederek ortamı da alabildiğine geren Diyarbakır-Bursa kriziyle ilgili Sadri Başkan’ ın popülizmden uzak, şovenizmden arınmış, son derece uzlaşmacı duruşunu da takdir ettiğimi belirtmek isterim. Kendisini sportif konularda, Trabzonspor ile ilgili hamlelerinde, transferlerde, bazı futbolcularımız ile ilgili söylemlerinde hemen her platformdan sürekli eleştirmiş biri olarak bu konulardaki duyarlılığının hakkını vermek gerektiğini düşünüyorum..

Son olarak Diyarbakır-Bursa kriziyle ilgili de kısaca kendi görüşümü belirteyim. Ntvspor’ daki YDYD’ nin birkaç hafta önce neredeyse bütün Anadolu takımı taraftarlarını bir araya getirdiği programında Bursa’ dan Ahmet kardeşim ve Diyarbakır’ dan sevgili İrfan’ ın o stüdyoda gerçekleştirebildiği olgunluk ve uzlaşı anlayışının onda birini Bursaspor Yönetimi Diyarbakırspor Yönetimi’ ne karşı gösterebilmiş olsaydı Bursa’ daki ilk maçta yaşanan tatsızlıkların rövanşı o günü Diyarbakır’ da alınmayacaktı muhtemelen..

Ben bu konuda en büyük suçlu olarak ilk maçta Bursaspor’ a caydırıcı bir ceza vermekten çekinen TFF ile söz konusu olaylardan neredeyse hasarsız yırtmasına karşın Diyarbakırspor Yönetimi’ nden kuru bir özür dileme erdemini dahi gösterememiş Bursaspor Yönetimi’ ni görüyorum açıkçası. Tabii ki bunların hiçbirisi Diyarbakır’ daki meteor yağmurunu haklı çıkarmaya yetmese de olayların gelişimini de objektif bir bakış açısıyla irdelemek gerekir..

Uzun lafın kısası, hiç kimse göründüğü kadar masum ya da abartıldığı kadar suçlu değil aslında..

Önce Kadro Dışı, Sonra Kaptan!

Sağolsun Sadri Şener başkanlığı dönemindeki tutarsız hamlelere, refleksif tepkilere, spontane verilmiş kararlara şu bünyeler öylesine alıştı ki, geçen sezon içerisinde takımda yaşadığı problemler ve kadro dışı bırakılması haricinde daha bir hafta öncesinde gene kadro dışında bırakılan Rigobert Song kadroya tekrar dahil edilmesinin ötesinde bir de üzerine kaptanlık payesiyle ödüllendirilmiş..

Diğer kaptanlar da öğrendiğimize göre Umut, Selçuk ve Egemen. İşin garibi, koca takımda neredeyse herkes ya kaptanlık yapmış ya da adı kaptanlık ile anılmış oldu böylece..

Tamam sonuçta bu, yeni hoca Şenol Güneş’ in inisiyatifi doğrultusunda gerçekleşmiş bir karardır tabii ki ancak profesyonel ve “büyük” bir kulüpte bir hafta içerisinde bu kadar mı yaman çelişkiler yaşanır yahu..

Birkaç sezon önce Sinan Engin’ in Beşiktaş’ da görevliyken “Artık geri kalan bütün maçlarımıza Paf takımımızla çıkacağız” diye esip gürlemesinin bir hafta sonrasında as kadroyla sahaya çıkıp mağlup oldukları günden bu yana gördüğüm en tutarsız tavır diyebilirim sanırım..

Yok yani, yanlış anlaşılmasın.. Song şu kadro yapısında kaptanlığa gerek karizması, gerek kariyeri, gerek tecrübesi, gerekse hala tam olarak hesaplanamayan yaşıyla en yakışan adamdır nazarımda. Ancak kaptanlığı vermeyi layık görebildiğin bir adama aylardır zulmedip durmanın ve neredeyse mahkemelik duruma gelmenin mantığı nedir, anlamak mümkün değil..

Onun da ötesinde beni asıl rahatsız eden şey, şu camianın aklı başında birileri tarafından yönetildiğinin bizlere hiçbir zaman hissettirilemiyor olduğundan ibarettir ki, o daha da beter..

Neyse, darısı bundan sonra kadro dışı bırakılacak oyunculara artık..

Laz Müteahhit ve Bitmeyen İnşaat

Geçenlerde bir akrabam geldi Trabzon’ dan İstanbul’ a. Önce bir hasret giderip hoş geldin faslını geride bıraktıktan sonra doğal olarak memleketten havadisler almaya geldi sıra ve başladı anlatmaya. Vermiş olduğu havadislerden en fazla ilgimi çekeniyse gerek Trabzon’ da gerekse ülke çapında gayet tanınan bir Karadenizli müteahhitin ihalesini almış olduğu büyük bir inşaat projesinde yaşanan garip olaylardı..

Söz konusu müteahhit, namı Türkiye sınırlarını aşmış büyük bir kuruma ait sitede 5 katlı lüks bir binanın ihalesini almış. Kendilerinden de, sitede daha önce yapılmış olan diğer 6 binanın heybetinde bir apartmanı mümkünse 2 sene içerisinde bitirmeleri istenmiş ve firması da bunu kuruma taahhüt etmiş..

Neyse efendim, ihale alındıktan sonra ilk iş olarak bu projeyi layığıyla kotarabilecek bir mimar ile anlaşılmış. Mimardan, inşaatı ilk senesinde bitirip teslim edemese bile en azından üçüncü kata kadar çıkma garantisini almışlar ve mimar da bunun teminatını verince inşaat başlamış. İlk senenin sonunda mimarın taahhüt etmiş olduğu üçüncü kata çıkılmış, hatta dördüncü katın da bitirilmesine neredeyse ramak kalmışken gelin görün ki müteahhit firma bu icraatı yeterli bulmamış ve eldeki malzemeyle bundan daha iyi bir iş çıkarılacağı düşüncesiyle mimarın işine son vermiş..

İkinci senenin başında ise inşaatı teslim edecek daha kaliteli bir mimar ile anlaşma çabasına girilmiş ancak teklif ettikleri onlarca mimar tarafından reddedilmişler. Hatta teklif götürülen adamlardan bir tanesi, daha önce aynı kurumun başka bir inşaatında görev alıp henüz temel atılma aşamasındayken şantiyeyi bırakıp kaçan mimarlardan bir tanesi olunca işveren kurum buna büyük tepki göstermiş ve mecburen atılan geri adım sonrasında bu kez Avrupalı bir mimar ile anlaşma yoluna gitmişler..

Eh tabii, bundan önceki mimarın başına gelenleri öğrenen pek çok aklı başında mimar bu teklifleri geri çevirmiş fakat, küçük bir ülke olan kendi memleketinde almış olduğu iki ihaleyi başarıyla tamamlamasına rağmen yurt dışında aldığı ilk inşaatı yerle bir eden bir mimar ile anlaşmayı başarmış bunlar..

Lakin ne var ki, geçen sene başında anlaşılan ilk mimara ciddi yatırımlar yapan müteahhit, bu kez malzemeyi biraz sıkı tutmuş ve musluğu da inceden kısıvererek “Sana bu inşaatı bitirebilmen için birkaç işçi takviyesi ve iş makinası sağlayabilirim ama fazlasını bekleme” deyivermiş ve mimar da bu duruma boyun eğince inşaat tekrar başlamış..

Bu arada çeşitli kesimlerden firmanın demirbaş alımlarında ihaleye fesat karıştırıldığı, alınan malzemelerin değerinden fazla gösterildiği ve firmanın iyiden iyiye borç batağına girdiği dedikoduları ortalığa yayıla dursun, mimar bu yeni katılan işçi ve demirbaşların neredeyse hiçbirini kullanma yoluna gitmemiş. Firmaya ait bazı kaliteli demirbaşları gerek arızalı olduklarından, gerekse kendi projesine uygun olmadığından sebeple görmezden gelmiş. Hatta şantiyedeki en yetenekli işçilerden bir tanesiyle çalışma prensibine uymadığı gerekçesiyle adeta papaz olmuş ve kendisinden de doğal olarak hiçbir verim alamamış..

Hal böyle olunca inşaatta işler de bozulmaya başlarken, işçilerde de huzursuzluk baş göstermiş. Özellikle Afrika’ dan getirilen işçiler, yevmiyelerini gününde alamadıkları gerekçesiyle resmen kazan kaldırmışlar. Bu hengame arasında şantiyenin kalfası da bu duruma daha fazla sessiz kalamamış ve müteahhit firmaya, işçilerin ücretlerini zamanında yatırmaları gerektiğini söyleyivermiş..

Bütün bu olan bitenler yetmezmiş gibi Avrupalı mimar, izinli olarak gitmiş olduğu memleketinde gerek çalıştığı firmaya, gerek işveren kuruma, gerekse ülkenin sosyo-kültürel sorunlarına varıncaya dek vermiş veriştirmiş..

Derken efendim, inşaatta hali hazırda baş gösteren ufak tefek iş kazalarına çok daha vahim bir kaza daha eklenivermiş. Bu kez hasar o kadar büyük olmuş ki, bir önceki mimarın bitirmiş olduğu üçüncü kat dahi büyük darbe almış ve binanın statik dengeleri yerinden oynayarak neredeyse ikinci kata gerilenmiş. .

Tabii bu tablo karşısında bizim müteahhit küplere binmiş ve öfkesini hem mimardan hem de ücretlerinin gününde ödenmesini isteyen kalfa ve bazı işçilerden çıkararak alayının işine son vermiş. Hatta bununla da yetinmemiş, inşaatta çalışan vasıfsız işçilerden kendi köylüsü olan bir tanesini inşaatın yeni kalfası olarak belirlemiş..

Herkes yeni mimarın kim olacağını merak ederken müteahhit, daha önceki mimarlık deneyimlerinin istisnasız hepsinde çuvallayan ve bıraktığı her şantiyede koca enkazlar bırakan bir firma çalışanını geçici olarak bu mevkiiye atamış. Çalışmayı düşündüğü asıl mimar ise, gene müteahhitin hemşehrisi olduğu gibi, şu anda uzak bir ülkede elindeki inşaatın bitmesini bekleyen, daha önce aynı kurumun üç inşaatını devralmasına rağmen en fazla ikinci kata çıkmayı başaran ve gene aynı kurum tarafından üç kez işine son verilen bir mimarmış..

Bu arada şantiyede ortaya çıkan bu kaos ortamında, sitedeki en son binayı başarıyla bitiren ancak sonrasında tek bir müştemilat dahi dikemeyen bir başka ünlü müteahhit de haber gönderivermiş. İnşaat sahipsiz kalır ve herkes de kendisine gelmesi için yalvarıp yakarırsa duruma el atabileceğini salık vermiş. Zaten ortalıkta bu muhteremden başka da dişe dokunur bir müteahhit gözükmüyormuş..

Yani efendim uzun lafın kısası, hem sitede, hem işveren kurumda, hem de müteahhit firmada işler iyice sarpa sararken inşaatın bitmesini ve içerisine yerleşerek mutlu mesut yaşamayı düşünen müşteriler ise alabildiğine karamsarlaşmış. Ne diyelim; hayırlısı artık..

Son olarak bu alakasız mevzuuyu neden anlattığıma gelince. Öyle bir esiverdi, yazayım dedim..

Neyse ki futbolda böyle tuhaf şeyler olmuyor..

Ne TS Taraftarı ne de TS Kadrosu Şu Futbolu Haketmiyor!!

Tam bir sene evvel 20 trilyonun üzerinde para harcanarak oluşturulmuş ve hasbelkader de olsa ligi ilk 3 arasında bitirmesinin haricinde son 3 haftaya kadar şampiyonluk mücadelesi vermiş bir kadro vardı elimizde..

Bu sezon da şampiyonluk yarışına ortak olabilmek adına o kadroya sadece 3 nokta transfer ve kaliteli bir teknik adam takviyesi gerekiyordu ama TS Yönetimİ buncacık bir görevi dahi layığıyla yerine getiremedi maalesef..

Yıllar boyunca sol kanadı olmayan bir takımın o bölgeye ardı ardına Alanzinho ve Engin’ i transfer etmiş olmasına rağmen kör gözün dahi görebildiği forvet ihtiyacı konusunda kılını bile kıpırdatmayan Yönetim ve hocanın bir yabancı kanat oyuncusu daha transfer ettikten sonra o futbolcuyu dün Manisa’ da sağ bek mevkiinde görevlendirmiş olması ayrı bir kara mizah örneği olsa gerek..

Daha ligin başında önce D. Bakır, sonra Toulouse ve şimdi de Manisa bozgunu ardı ardına gelince insan şöyle bir soruveriyor kendine; “Gerçekten bu kadar mı kötü takımız biz?” diye..

Hadi gene Toulouse’ un Fransa’ nın sıra takımlarından biri olmasına rağmen nihayetinde bir Avrupa takımı olması gerçeğinden hareketle o maçta ortaya koyduğumuz utandıran futbolu bir kenara bırakalım ve biraz da zorlama bir şekilde kadronun Avrupa tecrübesizliğine yoralım..

Yahu şu kadro her ne kadar bazı takviyeler gerçekleşmemiş olsa bile lige daha yeni çıkan, kadrosunu 18′ e güçlükle tamamlamayı başaran bir D. Bakır’ a ve bizim geçen sezon yollamış olduğumuz ıskartalar ile takımın iskeletini kurabilen bir Manisa’ ya karşı yenilmeyi geçtim; bu derece mahkum, bu derece aciz bir futbol oynayabilir mi?

Yani şu ilk haftalarda bir GS ya da FB’ ye karşı mahkum oynayıp da kaybetmiş olsak bunu Yönetim’ in acizliğine haklı olarak bağlayıp Broos’ u bu sorumluluktan sıyırabilirdik belki ama şu rezaletin baş sorumlularından biri de, futbolcu transferleri konusunda herhangi bir inisiyatif kullanabilme kişiliğini gösteremeyen, elindeki kadroyu lige yeterince hazırlayamayan, takımın sahada tel tel dökülüyor olmasını ifadesiz gözlerle izleyen ve ligin en zayıf takımlarına karşı dahi 8-9 defansif oyuncuyla çıkma tırsaklığını gösteren Hugo Broos’ dan başkası değildir tabii ki..

Bir takım düşünün, maçın son dakikalarında panikleyerek bir an önce hücum bölgesine gitmek isteyen takımlar edasıyla maçın daha ilk dakikasından itibaren rakip defans arasında sıkışıp kalmış olan ve hava hakimiyeti olmayan Umut’ un olduğu bölgeye doğru ısrarla ve sistemli bir şekilde doldur boşalt oynuyor. Bu rezalet, futbolcunun formsuzluğu, taraftarın agresifliği ya da Yönetim’ in basiretsizliğine benzer basmakalıp hezeyanlar ile açıklanamaz..

Eğer ki futbolcular her maçtan önce kendi aralarında toplanarak “Bırakın şimdi hocanın taktiğini falan. Defanstan ve ortasahadan sürekli olarak Umut’ un olduğu bölgeye topu şişerelim. Belki eğrisi doğrusuna denk gelir de bir gol atar üzerine yatarız” şeklinde bir konsultasyon yapmıyorlarsa birileri hocaya sorar tabii “1930 lardan kalma bu futbola hem de 3 maç üst üste nasıl izin veriyorsun? “ diye..

Geçenlerde bir topiğin altına ironik bir mesaj atmıştım “Madem bu şekilde oynayacağız hiç değilse 4-1-5 sistemiyle oynayalım ki en azından top şişirilen bölgede daha çok oyuncumuz olur ve spontane gol şansımız daha da çoğalır” diye. Bunu yakında ciddi ciddi yazmaya başlarsam kimse şaşırmasın artık..

Milli Takım’ daki tek oyuncumuz olan ve Sivas’ daki maçı sonradan oyuna girerek lehimize çeviren Ceyhun’ un adeta cezalandırılırcasına bırakın ilkonbiri, 3 eksiği olan bir takımın 3 oyuncu değişikliğinden bir tanesi olarak dahi tercih edilmiyor oluşu ayrı bir trajikomik vaka örneği olsa gerek . Hele ki rakibin arkada bırakacağı boş alanları değerlendirme şansı, skor avantajı sağladıktan sonra geriye çekilen bir rakibe karşı daha az olan Alanzinho’ nun her maçta sonradan kurtarıcı misali oyuna sokuluyor oluşu bir zamanlar adeta bir fenomen haline gelen Ziya Doğan-Yattara sendromunu hatırlatıyor bana açıkçası..

Sonuçta diyeceğim o ki, şu kadro her ne kadar eksik ya da takviyesiz dahi olsa ne Manisa ne de D. Bakır gibi 2 asansör takıma ardı ardına yenilmemeliydi. Hadi yenilmeyi de geçtim, bu derece etkisiz ve bu derece silik bir futbol ortaya koymamalıydı.

Yani şu takımlara kadro yetersizliğinden dolayı yenildiğimizi düşünen aklı evvellere Manisa ve D. Bakır’ ın bizi geçen senelerdeki o berbat kadromuzun ıskartalarıyla sahadan sildiklerini hatırlatmak yeterlidir sanırım..

Gelelim cefakar Trabzonspor taraftarının bu tablodaki görüntüsüne..

25 senedir şampiyon olamamasına rağmen hala bu camiaya büyük bir sevdayla gönül verebiliyor olması dahi takdire şayan bir fedakarlık olan TS taraftarının aylardır dile getirdiği forvet ihtiyacının şimdi ayyuka çıkmış olması bile bu kitlenin futbol ile ne derece haşır neşir olduğunun ve öngörülerindeki isabet oranının doğruluğunu gösteriyor zaten..

Taraftar baskı altına alıyormuş da futbolcu baskıyı kaldıramıyormuş. Hikaye..

Demek ki kendi tesislerimizde takım kaptanımızı tekme tokat dövsek ve bir de kendi tribünümüzde bir adam bıçaklanarak can verse daha neler çemkirecek bu millet..

Taraftar küfür ediyormuş. Gören de İstanbul takım taraftarlarının alayı maç bittikten sonra operaya gidiyor sanacak. O tribünlerdekilerin her biri ikişer üniversite devirmiş entellektüel insanlar ya(!)

Birileri şunu kafalarına soksun. TS taraftarı salt şampiyonluk istemiyor. En azından şampiyonluğu bu camiaya şart koşmuyor..

Sahada yenilse bile en azından ligin sıra takımlarına karşı da olsa kendisinin göğsünü kabartacak ve dosta düşmana utandırmayacak kişilikli bir futbol görmek istiyor. Sen bu taraftara onu dahi sunamıyorsan kimse kalkıp da sözümona taraftar baskısından falan bahsetmesin..

Bu rezalete şu baskı az bile..

Great White