Etiket arşivi: Trabzonspor

Limanda Işık Yok!

trabzonspor sezon oncesi - Futbol - Süper Lig

Her yeni sezon öncesinde tüm camialar kendi hedefleri doğrultusunda taptaze ümitlerle lige girerler. Trabzonspor için de bu durum aynıdır, değişmez. Ancak ne var ki geçen sezon olduğu gibi bu sezon başında da camianın geneline sinmiş bir umutsuzluk ve çaresizlik havası hakim. Tabii ki bu ruh halinde, 2010-2011 sezonunda yargı tarafından bi’ anlamda tescil edilmiş olmasına rağmen TFF tarafından henüz Trabzonspor lehine onaylanmamış şampiyonluk payesinin de heves kırıcı etkisi var. Başta Galatasaray olmak üzere en dişli rakiplerine kaptırdığı yıldızlarıyla adeta ülkenin en büyük pilot takımı olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Trabzonspor yönetimi, geçen sezon takviye edemeyip şampiyonluk yarışının dışında kalan kadrosundan bu sezon başında da takımın tüm gol yükünü adeta tek başına çeken Burak Yılmaz’ı kaybetmesine rağmen henüz o bölge için yeterli bir isimle anlaşma noktasına gelemedi. Ligin başlamasına ve transfer sezonunun bitmesine günler kala genel menajer sıfatıyla futbolcu izleme komitesinin başına getirilen ve bana göre Serdar Bali ile birlikte istihdam edilmesindeki en büyük etkenin halihazırda zaten son derece kısık olan muhalif sesleri susturmaya yönelik bir girişim olan Giray Bulak hamlesinin de kulübe ne derece olumlu etki yapacağı ayrı merak konusu.

Kadro umut vermiyor
İdari boyutta yaşanan tüm bu yetersizliklerin ötesinde mevcut oyuncu kadrosunun da taraftarı yeni sezon ile ilgili ümitlendirmekten uzak olduğunu kabul etmek gerek. Ne acıdır ki, bir dönemler kendisini diğer Anadolu takımlarından ayıran en önemli özelliklerinden biri olan “Yıldız oyuncusunu bir şekilde elinde tutmayı başarabilen” büyük takım algısı bilhassa son iki yıldır tamamen yıkılmış durumda. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki, kadroda diğer büyük takım yöneticilerinin ilgisini çekebilecek ya da rakip taraftarların gıpta edebileceği oyuncu profili neredeyse kalmamış vaziyette. Ayrıca eldeki oyuncuların olası bir çıkış göstermesi durumunda satılacak olması ya da elden kaçırılma ihtimalleri son derece yüksek olduğundan, bu yönde gelişen güvensizlik de cabası. Mesela asbaşkanımız Nevzat Şakar’ın deyimiyle “Gadromuz yederli” olsa, kısa ve uzun vadede faydalı olabilecek Soner Aydoğdu ile Yasin Öztekin gibi kanaatimce doğru transfer hamleleri taraftarı biraz olsun ümitlendirebilirdi ancak mevcut şartlar altında onlar dahi yeterli heyecanı yaratamıyor.

Açıkçası yazının girizgahı biraz karamsar görünebilir. Ancak Trabzonspor’un fotoğrafını iki adım geriye çekilip çektiğinizde, karşılaşacağınız tablo bundan daha acı da olabilir. Geri kalan kısımda mevcut kadroyu değerlendirmeye geçtiğimizde, bazı bölgelerde kronikleşen eksiklerin hâlâ devam ettiğini görebilmek mümkün. Kaldı ki bu eksiklikleri geçtiğimiz sezonun başından itibaren çeşitli röportajlarında dile getiren Şenol Hoca’nın bu sezon öncesi bir de üzerine Burak Yılmaz kaybına rağmen hâlâ suskunluğunu koruyor olduğunu da buraya not düşelim.

Kale emin ellerde
İlk olarak kaleden başlamak gerekirse bu bölge, kalitesi tartışılmaz Onur ve geçen sezon devleşen Tolga’dan birinin kulübede çürümesinden endişe etmemize yol açacak kadar yeterli. Sağ bekte Serkan ve Celustka’yı her ne kadar istikrarsız performanslarına karşın yeterli bulsak bile aynı şeyi sol bek rotasyonundaki Cech ve Ferhat için söyleyebilmek güç. Zaten Şenol Hoca’nın da bu bölgeye alternatif çözümler üretme çabası ortada. Geride kalan sezon bilhassa Avrupa maçlarında ciddi şekilde sırıtan stoper mevkisindeki yetersizliğimiz, göstereceği performans hakkında soru işaretlerini koruyan Sol Bamba transferine rağmen en azından sayısal bazda kendini belli ediyor. Zira bu bölgeye alternatif olarak eldeki diğer isimler Mustafa Yumlu ve Tayfun Cora’ dan ibaret.

Alternatif sıkıntısı
Ortasahanın göbeğindeki rotasyonda forması garanti olan iki ismin Zokora ve Colman olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu bölgede de oyun sıkıştığında ve daha güçlü rakipler karşısında geriye yaslanma anlarında topu ayağımızda tutmamızı sağlayacak ve inisiyatif alacak bir lider oyuncu eksikliği belirgin şekilde göze çarpmakta. Bu görev için düşünülerek fahiş bir bedelle transfer edilen Adrian’ın geçen sezon performans bazında beklentilerin çok aşağısında kalmış olduğu yadsınamaz bir gerçek. Kenardan oyuna dahil olduğu maçlarda kısmen faydalı işler yapan Alanzinho’nun da oyun stili itibarıyla bu görevi üstlenebilmesi ihtimal dahilinde değil. Bu durumda eldeki menüden seçebileceğiniz ve ilerisi için ümitlenebileceğiniz yegane isim olarak yeni transfer Soner Aydoğdu kalıyor. Hatta Emre Güral ile Yasin Öztekin’in de kadroyu tamamlayıcı yönde faydalı olabilme şansları yüksek. Kanatlarda formlarını korumaları halinde Volkan Şen ve Olcan Adın alternatifsiz görünüyor. Volkan’ın olası performans dalgalanmalarında formasını tehdit edebilecek bir isim olarak Sercan Kaya’yı gösterebiliriz. Ancak sol kanatta tıpkı sol bekte olduğu gibi bir zafiyetin söz konusu olduğu ve Olcan’ın alternatifsizliği aşikar.

Forvet değil çile hattı
Son olarak en büyük sıkıntının hissedildiği forvet hattına bakalım. Geride kalan sezonu toplamda 10 golle geçen Halil – Henrique ikilisi ve sezonu tek maçla geçiren Vittek’in oluşturduğu hücum hattının yetersizliği avaz avaz bağırmakta. Burak Yılmaz’ın varlığında dahi sırtı dönük oynayabilen bir santrafor ihtiyacı bi’ çok maçta kendini fazlasıyla hissettirmişken, yönetim ve Şenol Hoca’nın şu güne dek bu bölge için çözüm üretememiş olmasının affedilir tarafı yok. Hâlâ nereye harcanmış olduğu gizemini koruyan Şampiyonlar Ligi gelirlerinin büyük kısmını geçen yıl bu zamanlarda transfere ayıracağı sözünü taraftara verdikten sonra 1.5 milyon avroya 3 Slovak oyuncu alarak transferi kapatan ve devre arasında da sözünü yerine getirmeyen yönetimin öncelikle halletmesi gereken sorunların başında geliyor santrafor ihtiyacı. Tabii bunun gerçekleşmesi için de taraftarın kaderci ruh halinden uzaklaşıp daha aktif ve eleştirel bir yapıya bürünmesi şart. Aslına bakarsak taraftardan da önce bu görev, yerel ve ulusal medyada bizi temsil eden yazarlarımızda. Sonuçta yönetimi doğru hamlelere zorlama yönünde olaylara eleştirel ve çözümsel yaklaşma misyonu en başta onlara ait. Lakin ne var ki düşüncelerini artı ve eksileriyle olduğu gibi yansıtarak spor yazarlığı yapmak yerine tüm yanlışları kamufle edip salt güzellemeler düzerek spor yazarlığı yapanlar olduğu sürece yanlışların giderilmesi de imkansız hale gelirken taraftarın da tüm beklentileri sonraki baharlara kalıyor.

Kısaca özetlemek gerekirse; mevcut kadronun kısa vadede şampiyon olamasa da en azından yarışmacı bir takım haline gelebilmesi ve Avrupa’ da ilk turlarda elenmemesi için ihtiyaç duyulan başlıca mevkileri direkt oynayabilecek sol bek, stoper, orta göbek ve santrafor ile alternatif sol kanat şeklinde belirleyebiliriz. Yani en az dört kaliteli oyuncuya ihtiyaç var. Bu ihtiyacın tamamının geride kalan kısa süre içerisinde giderilmesi de pek mümkün görünmüyor. Hal böyle olunca da zatenFenerbahçe ve Galatasaray’ın dominasyonu altında geçen bir lig hasreti çekip icraatlarını da o amaç uğruna gerçekleştirenlerin hüküm sürdüğü ortamda vasat üstü bir klasman takımı olmaktan öteye gidebilme şansımız da sıfıra iniyor.

Son olarak, şu satıra gelene dek yazdıklarımı okurken içi kararanlara içlerini asıl karartması gereken şeyin yukarıdaki gerçeklerden ziyade şu an ölümle pençeleşen henüz 17 yaşındaki 1461 Trabzon oyuncusu Burak’ ın hepimizin yüreğini burkan talihsiz kaza haberi olduğunu hatırlatayım. Kendisine acil şifalar diler ailesi ve sevenlerineyse bu zor zamanlarında metanet temenni ederim. Sonuçta başkan da, yönetim de, hoca da, futbolcu da gerekirse gider ve yerlerine yenileri de gelir ancak giden gencecik bir can olunca geri gelmiyor ne yazık ki.

[follow_me]

Yıllarla Beslenen Rekabet

Yıllarla beslenen rekabet - Futbol - Süper Lig

 

14 Eylül 1983, güneşli bir çarşamba günüydü. Kadıköy’de Fenerbahçe’nin Şampiyon Kulüpler Kupası ilk tur ilk karşılaşmasını izlemek üzere Trabzonsporlu amcam, onun Fenerbahçeli bir arkadaşı ve kuzenimle birlikte tribündeydik. Rakip, Çekoslavakya’ nın adını ilk kez o gün duyduğum Bohemians Prag takımıydı. Bendeniz de bu arada Trabzonspor taraftarlığını henüz yeni özümsemeye başlamış bir ilkokul öğrencisiyim. Tamamen dolu tribünler önünde başlayan karşılaşmada keyifsiz, pozisyonsuz bir oyun oluyordu. Maç golsüz bitecek gibi gözükürken son dakikalara doğru Prag golü buldu. Bu sürpriz golle tribünün tüm coşkusu silinmiş, hattâ son dakikaya girilirken insanlar kapılara doğru yönelmeye başlamıştı. İşte tam o anda stadyumda bir dalgalanmayla birlikte gol sesine benzer uğultu yükseldi ve hemen peşinden tüm tribünler “Trabzon” tezahüratıyla inlemeye başladı. Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken arkamızdaki bir Fenerbahçeli kulağına dayadığı radyoyla bize bakarak Trabzonspor’un gol attığını söylüyordu. Aynı saatte başlayan maçta Trabzonspor, İtalyan devi İnter’i Tuncay’ın son dakika füzesiyle devirmeyi başarmış, Fenerbahçe’ nin mağlubiyetiyle bozulan tribünlerin morali bu galibiyetle biraz olsun yerine gelmişti.

Şimdi bu keyifli anekdotu bir kenara koyarsak, 18 Ekim 2011 tarihinde CSKA Moskova-Trabzonspor maçında Rus taraftarlarla sırt sırta CSKA’yı destekleyip yediğimiz gollerle sevinç yaşayan Fenerbahçeli taraftar profilini göz önüne getirdiğimizde taraftarlık algımızın nasıl bir mutasyon geçirdiğini net olarak görebiliriz sanırım. Tabii ki futbolun endüstriyelleşmesi, medyanın reyting kaygısıyla fanatizmi körüklemesi taraftarlık ve rekabet anlayışımızın ciddi anlamda değişmesine yol açtı. Artık rakibini yenmeye değil adeta düşmanını imha etmeye odaklı bir taraftarlık dürtüsü hâkim olmaya başlamış, tribünlerin yarı yarıya dolduğu şenlik ortamı yerine tek bir rakip taraftarın dahi stadyuma giremediği ucube bir rekabet modeli gelmişti. Tüm bu olumsuzlukların yanında saha içine dair güven de fazlasıyla sarsılmıştı. Hakemler sürekli masaya yatırılıyor, rakiplerin performansları dahi teknik adamlar tarafından irdelenmeye başlanıyordu. Taraftarlar kendi takımının ortaya koyacağı performanstan ziyade rakibinin karşılaşacağı takımın göstereceği performansla ilgileniyordu. Eskiden galip geldiğinde kendi oyuncusunu yere göğe sığdıramayan sağlıklı taraftar modeli yerini, rakip takımın gösterdiği mücadeleye abartılı methiyeler düzmek zorunda kalan hastalıklı ruh haline bırakıyordu.

Derken 3 Temmuz 2011’de ülke futbolunu kökünden sarsan şike krizi patlak verdi. Sürecin ilk günlerinde medyanın dilinden düşürmediği sloganı artık futbolumuzda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı şeklindeydi. Zira bu skandal milat olabilir, futbolumuzun geleceği adına tertemiz bir sayfa açılabilirdi. Ancak ne var ki şike skandalının başrolünde sıradan bir Anadolu takımı değil de futbolumuzun lokomotifi olarak lanse edilen Fenerbahçe olunca, henüz bir yıl öncesinde titizlikle hazırlanıp yürürlüğe sokulan yasalar, türlü basiretsizlik ve siyasi manipülasyonlar vasıtasıyla işlevselliğini yitiriverdi. Gözler önünde pervasızca cereyan eden ayak oyunları, talimat değişiklikleri ve karar alabilme kabızlığı neticesinde tek umudunu UEFA adaletine bağlayan futbolseverlerle sarı-lacivertlier arasındaki kutuplaşma giderek arttı. Tabii doğal olarak geride kalan sezonu aynı puanla zirvede tamamlamış olmaları ve Devler Ligi’ne bordo-mavililerin davet edilmesi sebebiyle süreçten en fazla etkilenen Fenerbahçe-Trabzonspor rekabeti oldu.

Giriştiğimiz her şampiyonluk yarışındaki tek rakibimiz olması gerçeğinin yanında 1996’da ağır bir travma yaşamamıza sebep olan mağlubiyetin de tetiklediği makul seviyelerdeki Fenerbahçe antipatisi, bu son şike davasının etkisiyle çok daha hoşgörüsüz bir karşıtlığa dönüşüverdi. Geçen yıl bozulan kadrosunu revize edemeyince sezonu istediği yerde tamamlayamayan Trabzonspor’un elinde sadece UEFA hedefi kalmıştı. Lakin Fenerbahçe’ye şampiyonluk yarışında vurulacak bir darbe, taraftarın gözünde büyük önem taşıyordu. Burada Galatasaray ya da başka takımın olası şampiyonluğunun çok da ehemmiyeti yoktu. Artık mühim olan, ezeli rakibin bilhassa bu sezona mahsus sevinmemesiydi.Burak Yılmaz’ın golüyle şampiyonluğu Fenerbahçe’nin elinden alıp Bursaspor’a verdiğimiz maçın benzeri yaşanmalıydı bir nevi. Maça dair Trabzonspor taraftarının tüm hissiyatı tamamen bu refleksif duygulardan besleniyordu.

Maça gelirsek; kadro kalitesi ve derinliği açısından Fenerbahçe biraz daha avantajlı gözükmesine karşın yukarıdaki faktörlerin de etkisiyle ekstra bir motivasyonla sahaya çıkacak Trabzonspor’un rakibine sürpriz hazırlama ihtimali hiç de az değil. Ancak ne var ki Süper Final ismini son maça denk getirilen Fenerbahçe-Galatasaray kapışmasından aldığı alenen belli olan bir turnuvada medya ve yayıncı kuruluşun isteyeceği en son şey olmalı, şampiyonun bir hafta önce tur atması. Dolayısıyla bu iki karşılaşmada bazı ince müdahalelerin gerçekleşme ihtimalini de göz önünde tutmak gerek. Yanlış anlaşılmasın; bu asla ‘Fener’i şampiyon yapacaklar’ paranoyası değil. Yaratılan atmosfere bakıldığında, hangisi olursa olsun şampiyonun son maçta belirlenme arzusunun yattığı hissi. Yani amaç olmasa bile arzulananın bu olduğu hissediliyor açıkçası.

Yine de bizler umut edelim ki bu beklenti arzu aşamasında kalsın ve sahaya yansıyanlar futboldan ibaret olsun.

Sıra Trabzonspor’ da

TS - PSV (2)

Önce Şampiyonlar Ligi elemesi, sonra Avrupa Ligi, ardından tekrar Şampiyonlar Ligi grup maçları derken sonunda gene Avrupa Ligi ikinci tur ilk maçında kendi evinde Hollandalı rakibi PSV Eindhoven’ı ağırlayacak Trabzonspor. Rakip Avrupa arenasında her ne kadar Trabzonspor’dan tecrübeli bir takım olsa da Şampiyonlar Ligi grup maçlarında Inter, Lille ve CSKA Moskova takımlarına karşı sergilenen olumlu futbol, Trabzonspor’un son 16 ümitlerini canlı tutması için yeterli olsa gerek.

PSV teknik direktörü Rutten’in karşılaşma öncesinde vermiş olduğu kendilerinden son derece emin beyanatlar ve etkili oyuncuları Labyad’ın kadrodan son anda çıkarılmış olması, Trabzonspor için bir avantaj teşkil edebilir. Zira Şenol hocanın önde oynayan takımlara karşı daha etkili bir hücum organizasyonu olduğunu önceki maçlardan biliyoruz. Şenol hoca şayet göreceli ağır olan stoper ve defans hattını geride tutmak şartıyla özellikle Colman’ı kullanarak Burak’ı PSV defans hattının arkasında topla buluşturmayı başarabilirse içeride gol yemeden bir galibiyet çıkarma şansını yükseltecektir.
Hücumdaki en etkili isimler Olcan, Alanzinho, Halil ve Burak dörtlüsünden Alanzinho ya da Halil’i fizik gücü yüksek PSV orta sahasına karşı dirençli durabilmek amacıyla bu maçta kenarda bekletebilir. Ayrıca son haftaların formda oyuncusu Mustafa Yumlu ile Giray arasındaki uyum da maçın gidişatını etkileyecek faktörlerden olacaktır. Kısacası bu maç Trabzonspor açısından kazanılması mutlak bir maç olmasının yanı sıra gol yemeden tamamlaması gereken bir maç niteliği de taşımakta.  Dolayısıyla Şenol hocanın mevcut oyuncu yapısının da etkisiyle daha kontrollü bir oyun planlayacağını öngörebiliriz.


Teknik direktör Rutten’in maçla ilgili söylediklerine bakarak Hollanda ekibinin bu maça oldukça rahat çıkacağını tahmin etmek güç değil. Kültürlerinden kaynaklanan bu soğukkanlılığının yanı sıra grup maçlarında deplasmanda oynadıkları üç maçı da kazanmaları, PSV’li oyunculara ekstra bir genişlik getiriyor.
Kırmızı-beyazlı ekip, tipik Hollanda futbolunun bir yansıması olarak 90 dakika boyunca topa hakim olup hücum futbolu oynamaya çalışıyor. Stoperde görev yapan Derijck-Marcelo ikilisi, sürekli topla hücuma katılıyor ve önündeki oyunculara destek veriyor. Ancak bu maçta bunu ne kadar sıklıkla yapacaklarını kestirmek gerçekten çok güç; PSV teknik ekibi Trabzonspor’un maçlarını izlemiş ve Burak’ın attığı golleri görmüşse bu tür bir risk alacaklarını düşünmek yersiz olur.
Hafta sonu oynanan Groningen maçında sağ bekte bir dönem Trabzonspor’un transfer listesine giren Hutchinson görev yaptı. Aslında o bölgenin oyuncusu Manolev ancak Kanadalı oyuncu da bir orta saha oyuncusu olmasına rağmen bek olarak gayet olumlu bir oyun ortaya koydu. Bu akşam oynadığı takdirde Avni Aker seyircisiyle geç de olsa buluşmuş olacak ancak Rutten’in tercihini Bulgar oyuncudan yana kullanacağı hemen hemen garanti gibi.
Konuk ekibi en çok zorlayacak konu ise sol bekte kimin görev yapacağı. Milli oyuncu Pieters’in yokluğunda 17 yaşındaki Willems bu bölgede şans buldu ve oldukça etkili performanslar sergiledi. Ancak Rutten, bu sezon takıma dönen 33 yaşındaki Bouma’yı oynatabilir. Bu tür maçlarda tecrübenin daima +1 yazdığını biliyoruz.
Rutten’in tercih ettiği son derece ofansif orta saha kurgusu; rakibi hem göbekten, hem de kanatlardan delmeye yönelik. Merkezdeki Strootman-Wijnaldum-Toivonen üçlüsü, rakibi sürekli zorluyor; sol kanatta görev yapan Mertens ise devamlı içe kat ederek gol yollarına sızıyor. Özellikle Toivonen’in ikinci forvet rolünde orta saha ile forvet arasındaki bağı kurduğunu belirtmek gerek. Üstlendiği gezici rolle İsveçli oyuncunun Trabzonspor savunmasını zorlayacağını söyleyebiliriz.
Sağ kanatta bu sezon müthiş bir çıkış yapan 18 yaşındaki Labyad’ın sakat olduğu için Trabzon’a getirilmediği düşünüldüğünde burada Lens’in görev yapması muhtemel. Bu oyuncular ileride tek santrfor olarak görev yapan Matavz’ı destekliyor. Sloven oyuncu, Groningen’deki performansını henüz PSV’ye taşıyamadı ancak herkes sahip olduğu potansiyelin farkında. CSKA Moskova deplasmanında Doumbia-Love ikilisinin göbekten yaptığı ikiye birleri durdurmakta zorlanan Trabzonspor savunmasının Matavz-Toivonen trafiği karşısında ne tür bir refleks vereceği maçın kaderini etkileyecek.
Rutten’in Trabzonspor hakkındaki “Şampiyonlar Ligi’nde oynadıkları maçlara bakarsak önceliği beraberliğe verdiklerini görüyoruz” sözleri, aslında temsilcimize bu maç için güzel bir tüyo vermiş olabilir. Yumuşak PSV savunmasını göz önünde bulundurarakŞenol hocanın Colman-Burak işbirliğiyle yakalanacak kontrataklar üzerinden rövanş maçı için avantajlı bir skor elde etmeye çalışması, seçenekler arasındaki en ideal kurgu olarak duruyor.

Trabzon ve Trabzonlu’ nun Sınavı

trabzonspor fener  - Futbol - Süper Lig

 

Geçtiğimiz yıl TFF tarafından ŞL vizesi verilerek, bu yıl ise Türk Yargısı tarafından (her ne kadar temyiz süreci devam ediyor olsa da) AzizYıldırım‘ın mahkum edildiği davada aklanarak 2010-2011 sezonu şampiyonluğu iki taraflı tescil edilen Trabzonspor’un söz konusu kupayı müzesinde saklayan Fenerbahçe önündeki bu sınavında başarılı olabilmesi adına artı faktörler olduğu kadar eksiler de var. Her şeyden önce Kadıköy’ deki son 15 maçtır tek bir Fenerbahçe galibiyeti dahi olmayan Trabzonspor’un bu son derece sevimsiz seriyi bozması artık elzem. Lakin bu başarısızlık serisini bozabilecek kadro yeterliliği konusunda derin soru işaretleri olduğu da kesin. Yaşanılan şike sürecinde uğradığı mağduriyetin arkasına kamufle edilen transfer basiretsizliği, yaratılan kadro zafiyeti ve el altından usulca projelendirilen HES gibi sadece Trabzonspor’un değil yöre coğrafyasının da yarınlarını tehdit edecek hamleler yapmaya devam eden yönetimin bu sezon gerçekleştirdiği transferler, geçtiğimiz yıl yaşanan fiyaskolardan sonra biraz olsun ders alındığının işareti olarak algılanabilse de mevcut kadronun Şenol Hoca ve taraftarı tatmin edecek bir futbol ortaya koyamıyor olduğu malum.

Gene de bu sezon başında alabildiğine makul bedeller karşılığında takıma dahil edilen Janko, Soner, Yasin ve iddia edildiği gibi her an nüksedebilecek bir sakatlık sorunu yoksa Emerson’u başarılı birer transferler hamleleri olarak kabul edebiliriz. Bilhassa Janko transferinin benim açımdan anlamı büyük. Zira kendisi yıllardır Umut ya da Burak’ın yanında görmek istediğim bir forvet tipiydi ancak bu iki futbolcunun Galatasaray‘a kaptırılması ardından takıma katılabildi. Duran top haricinde kanat akınlardan yapılan ortalarda en son Fatih Tekke döneminden bu yana kafa golü umuduyla oturduğu yerden ayağa dahi kalkma heyecanını hissetmeyen Trabzonspor taraftarı artık formda bir Janko ile doldur boşalt akınlarında bile gol beklentisi içerisinde olacaktır umarım. Gene Hami’den bu yana serbest vuruşlarda da en ufak bir heyecan hissetmeyen taraftarın derdine ilerleyen dönemlerde yeni transfer Soner’in deva olacağını ümit edebiliriz.

Maça gelirsek; sakatlıkları süren Tolga, Giray, Colman ve Soner ile Şenol Hoca tarafından bu maçta tercih edilmeyen Vittek ve Volkan’ın yokluğunda Fenerbahçe’nin Trabzonspor’a oranla kendi sahasında biraz daha şanslı gözüktüğü düşünülse bile Fenerbahçe’nin saha içi bazı sorunlarının bize avantaj sağlama ihtimali de göz ardı edilmemeli. İki kenar bek Gökhan ve Hasan Ali’nin formsuzluğu, Bekir’in moralsizliği, Meireles transferinden sonra Cristian ın küskünlüğü, Alex ile Aykut Hoca arasında gittikçe büyüyen sinir harbi, Egemen, KrasicKuyt gibi önemli silahların sakatlık sonrası oynama belirsizliği ve karşılaşmanın sadece kadınlara açık bir tribün ortamında oynanacak olması Trabzonspor’un bu maç öncesi elini güçlendiren faktörler olarak görülebilir. Her ne kadar Şenol Hoca’nın ilk onbirde şans verme ihtimali düşük gözükse de kendi adıma bu maçta Fenerbahçe savunmasını sıkıntıya sokabilecek ve rakibin bize karşı en büyük silahı olan orta saha pas trafiğini sekteye uğratabilecek en önemli silahlardan birinin Alanzinho olduğunu belirtmem gerek. Bilhassa ileride Janko’suz Henrique baş rollü bir forvet hattı düşünülüyorsa Alanzinho’nun sahte golcü kimliğiyle serbest oynaması Trabzonspor’a büyük avantaj sağlayabilir. Kısacası Colman, Soner ve Volkan’ ın yokluğunda Henrique – Janko ikilisinin aynı anda yer almadığı bir formasyonda Alanzinho faktörü mutlaka düşünülmeli.

Maç hakkında taktiğe dayalı varyasyonlar tabii ki çok daha farklı kombinasyonlarla çeşitlendirilebilir. Ancak bu maçın sonucundan ziyade salt Trabzonspor taraftarını değil Trabzon halkını da çok yakından ilgilendiren bazı gerçekler olduğunu unutmamak gerek. Mesela hâlâ hakkın sahibine teslim edilmesini engelleyen bir adalet ataletinin varlığı söz konusu olsa da en az bunun kadar önemli başka bir sorunumuz da var. Üstelik bu sorun şike gibi sadece Türk Futbolu’nu değil, o eşsiz Karadeniz doğasını ve tabii ki üzerindeki tüm canlıların yaşam hakkını da bitirmekte. Trabzonspor Yönetimi’nin sırf Adrian ve Henrique bonservislerine harcadığı yıllık 10 milyon avro getiri vaadiyle planladığı bu proje şikeyle kıyaslanamayacak kadar önemli bir tehdit. Bu yüzden Trabzonspor taraftarının şikeye karşı gösterdiği tepkiler, HES projelerine sessiz kalınarak görmezden gelindiği sürece samimiyetten uzak kalacağı gibi asla amaçlanan etkiye de ulaşmayacaktır. Dolayısıyla Trabzonspor Yönetimi’ni ve onları bu karara zorlayan güçleri bu talihsiz girişimden vazgeçirecek yazınsal hamleleri üretmek ve medenî hakkı olan tepki özgürlüğünü göstermek sadece Trabzonspor taraftarının değil yöre insanının da boyun borcudur.

Şampiyonluktan Daha Değerli (İnter 0-1 Trabzonspor)

Baştan söyleyeyim bu bir maç yazısı değil. Zaten böylesi tarihî bir maçtan sonra uzun uzadıya detaylı analizler, teknik adam ve futbolcu performanslarıyla kafa şişirmeye de gerek olduğunu düşünmüyorum doğrusu. Benim burada değinmek istediğim konu 2011-2012 Trabzonspor kadrosunun kalan beş Şampiyonlar Ligi maçında göstereceği performansla ilgili kendi öngörülerimi içerecek. Fakat gene de şu takımı var olan kalitesinin çok daha ötesine taşıyan Şenol Hoca‘ yı bi’ kez daha yürekten tebrik edelim. Ardından başta Colman‘ ın insanüstü soğukkanlılığı ve özgüveniyle süslü kendinden emin futbolunun, tecrübe ve agresiflikle harmanlanmış Zokora ile bütünleştiğinde İnter’ in en güçlü bölgesi olan orta alandaki hakimiyetlerini tamamen bertaraf ettiğini not düşelim. Tabii inanılmaz kurtarışlar yapan Tolga ile gerek defansta yaptığı kritik müdahaleler ve gerekse attığı harika gol ile tarihe geçen Celustka başta olmak üzere tüm futbolcuların da hakkını verelim..

İnter’ den önce oynadığımız Benfica ve A. Bilbao maçlarını Trabzonsporlu renkdaşlarla topluca izlerken onlarla paylaştığım kendimce önemli iki tespitim vardı. Bunlardan biri, geçen yıla oranla çok daha dirençli bir takım haline gelmemize, kendimizden güçlü takımlara karşı muazzam bir motivasyonla direnebilme kabiliyetimize rağmen bizim domine etmemiz gereken ve gole ihtiyaç duyduğumuz maçlarda yeterince üretkenlik sağlayamayacak bir kadro yapısına sahip olduğumuz görüşüydü. Nitekim Benfica, bir kişi eksik oynadığımız Bilbao ve sonrasında İnter maçlarında gösterilen muazzam direniş ile eksik oynayan Manisa karşısında yetersiz kalan hücum organizasyonları bu tezimi henüz erken olsa da destekler nitelikteydi. Yani kısacası mükemmel bir kontra atak takımı görüntüsünde olmamıza karşın basketbol tabiriyle oyunu sete çevirdiğimizde gerekli aksiyonları yapamayan ve hücum bölgesinde topu koruyamayan bir izlenim veriyor olmamızdı..

İkinci görüşüm ise hâla bana göre devam ediyor olan stoper eksiğiyle birlikte şu takımın gerçek golcüsünün belirsizliğini koruyor oluşuydu. Daha çok uzak forvet olarak başarılı da işler çıkaran Halil-Henrique ikilisiyle tek başına bir santrafor değil de iyi bir forvetin mükemmel partneri olabilecek Burak dışında mevcut kadroda bu görevi layığı ile yapabilecek tek adamın sakatlık ve maç eksiği gibi ciddi riskleri olan Vittek oluşu göze çarpıyor. Şayet Vittek maç eksiğini giderebilir ve müzmin sakatlık sorunları yaşamazsa Şenol Hoca‘ nın ileri uçta Burak ile birlikte onu değerlendirmesi halinde bana göre hücumdaki üretkenliğimiz biraz daha artacaktır. Zira Vittek elimizdeki forvetler arasında sırtı kaleye dönük oynayabilen ve ayağında topu saklayarak duvar olabilen tek adam pozisyonunda şu an. Dolayısıyla Şenol Hoca‘ nın içeride oynayacağımız ya da mutlak kazanmamız gereken maçlarda öncelikle onu kullanacağını ümit ediyorum..

Bu arada Slovak transferlere zamanında verilen tepkilerle ilgili yapılan bazı imâlı eleştirilere de muhatapları ve kendim adına cevap vereyim. Söz konusu transferlerle ilgili gerek twitterda gerekse geçen pazar konuk olduğumuz Bugüntv’ deki Canlıgool programında aynen şunları söylemiştim..

Programda “Son anda aldığımız Slovak futbolcular yedek kulübemizde bekleyen bütün oyunculardan kalite olarak yüksek olsalar da Yönetim’ in taraftar üzerinde gereksiz yere yükselttiği beklentinin gölgesinde bırakılmışlardır. Şayet bu futbolcular transferin ilk günlerinde getirilmiş olsalardı belki hiçbir taraftar bu tepkileri vermezdi ama ŞL müjdesi ve onca süslü yıldız vaadlerinden sonra bu futbolcular da taraftarın gözünde bu intibayı bırakmışlardır” demiş, peşine de “Gelen tepkiler Slovak futbolculara değil, bu futbolcularla transferin kapatılmasınadır” cümlesini eklemiştim. Son olarak da Yönetim’ in en baştan “Biz bu parayla Trabzonspor’ un geleceğini inşa edeceğiz. Bu kaynağı altyapıya, amatör branşlara, borçlarımızın kapatılmasına ve daha mütevazi, akılcı transferlere harcayacağız” demesi gerektiğinin çok daha akîl ve dürüst bir davranış olacağına dikkat çekmiştim..

Sonuç olarak şu anki mevcut kadromuzun geçen yıla oranla fizikî ve mental direncinin daha yüksek ancak hücum varyasyonları ve çeşitliliği açısından daha kısır olduğu şüphesini hâla korumaktayım. Bu kısırlık Vittek‘ in benim görüşüme göre kendisinin rakip savunma önünde duvar olabilme özelliğiyle aşılabilir. Fakat ara transfer dönemine kadar geçen sürede devamlılık sağlayamazsa bir stoper haricinde bir de santrafor eksikliğinin tekrardan su yüzüne çıkması kaçınılmaz olacaktır. Sonuçta böylesi muhteşem galibiyetler dahi bizi yanıltmamalı ve bazı eksiklerimizi görmezden gelmemize sebep olmamalı. Rakipleri domine etmemiz gereken maçlardaki oyun şeklimiz ve bazı eksiklerimiz de göz önüne alınmalı, ayaklarımız yere sağlam basılmalı ki sonrasında beklenmedik hayal kırıklıkları yaşanmasın..

Bu arada yazıyı bitirirken dün gece Bostancı’ da 50′ yi aşkın bordo mavi yürekle izlediğimiz maçın coşkusuna değinmeden bitirmek istemedim. Celustka‘ nın attığı golden sonra cafeden doğruca bahçeye fırladığım için içeride kopan gümbürtüyü tam olarak algılayamadım. İçeri döndüğümdeyse sehpaların üzerindeki bardakların yerlerde olduğuna ve onlarca taraftarın biribirlerine sarılarak golü kutluyor olduklarına şahit oldum. Neyse ki mekan sahibi anlayışlı çıktı ve bu ufak zaiyatı görmezden geldi. Sonrasında çocukların Bostancı sahilinde durdukları horon, yakılan meşaleler ve Kadıköy’ ü inleten “Bize her yer Trabzon” nidalarına yoldan geçen araçların da eşlik etmesi görülmeye değer güzelliklerdi..

Umarım bana göre şu ligde kazanılacak bir şampiyonluktan dahi çok daha değerli olan bu tarihî İnter zaferi bir başlangıç olur ve artık grupta sadece üçüncülük değil, gruptan çıkma hesapları da yapabilmemizin önünü açar. Hep söylediğimiz gibi, sonuçta Şenol Hoca’ nın olduğu yerde her daim güneş vardır..