Etiket arşivi: Trabzonspor

Brozek Kardeşler Trabzonspor’ da


Haber son derece taze. Şuradaki kaynak haricinde Ntvspor’ da da haberi geçildi az önce..

Arçil ve Şota‘ dan sonra ikinci kez ikiz futbolcu transferine imza atmış oluyoruz böylece. Ümit ediyorum ki forvet olan Pawel Brozek yeni bir Şota etkisi yaratırsa da sol kanatta oynayan Piotr Brozek yeni bir Arçil olmaz ve o da kardeşi gibi bolca katkı sağlamayı başarır..

Transferlerle ilgili kısa değerlendirme yapmaya kalkarsak her ikisi de gerekli transferlerdi. Umarım aynı zamanda doğru transfer olmayı da başarırlar. Her ne kadar kendi adıma santrfor mevkiinde daha uzun boylu, hava hakimiyeti olan ve pivot özelliklerine de sahip bir forvet tercih ediyor olsam da Pavel‘ in hareketli ve patlayıcı oyun özelliği hücum bölgemize üretkenlik getirebilir. Sol kanatta görev alacak olan Piotr hakkında çok fazla bilgim olmasa da Cale‘ den daha etkisiz olacağını sanmıyorum doğrusu. Ayrıca şimdilik edinilen bilgilere göre 2,5 yıllık anlaşma sağlanan her iki futbolcunun toplam maliyetlerinin 4 milyon euro civarında olduğunu söyleyebiliriz..

Şimdilik hayırlı olsun diyelim biz gene. Sahada gösterecekleri performanslarını bolca değerlendireceğiz nasılsa..

Bu arada söz konusu haberin videosu da buradan izlenebilir..

Mehmet’ in Özdileği

Şu sıralar Mehmetler’ den gidiyoruz. Mehmet Demirkol’ dan sonra şimdi de biraz Mehmet Özdilek’ e sardıralım bari!

Dün kendisine sormuşlar “Şampiyon kim olur?” diye..

Çalıştırdığı takımların o taraklarda bezi olmadığı ve bu kafayla da asla olamayacağı için cevap olarak “Bugün itibarıyle bakıldığında Trabzonspor şampiyonlukta bir adım önde ama ligi önde bitirecek anlamına gelmez” demiş..

Lakin gelin görün ki sorunun asıl cevabını vermemiş. Yani kimin şampiyon olacağı yönünde tahminde bulunmak yerine Trabzonspor’ un ileride düşüşe geçme olasılığını hatırlatarak bizleri aydınlatmayı daha uygun görmüş kurt teknik adam!

Tabii bir de aklına şu geliyor insanın..

Mesela sevgili Mehmet Özdilek bir öğretmen olsa ve kendisine “Sınıfındaki en başarılı öğrenci hangisi?” şeklinde bir soru sorulsa nasıl bir cevap verir diye de düşünmüyor değil insan..

Acaba kalkıp da “Mustafa şimdilik en başarılı öğrenci gibi gözüküyor, notları yüksek ve dersine de çalışıyor. Ama ileride ne olur bilinmez. Bakarsın bir sonraki sene sınıfta kalır” gibisinden bir cevap verir mi acaba?

Şimdi bunu neden mi buraya taşıdım?

Bazı arkadaşlar çıkıp “E yalan mı kardeşim? Adam haklı işte. Ne yani, Trabzonspor’ un düşüşe geçme olasılığı hiç mi yok?” diyebilsinler diye!

Demirkol’un Bordo Mavi Sancısı!

El Clasico’ da Barcelona’ nın Real Madrid’ i 5-0 lık skor ile ezip geçtiği maç sonrasında Ntvspor’ da Sergen Yalçın, Mustafa Doğan ve Ercan Taner ile birlikte ekran karşısındaki yerini alan Mehmet Demirkol, çok sevdiği Mourinho’ nun yaşadığı bu acı hezimetin etkisinden olsa gerek canlı yayında “tabiri caizse” kendini kaybetti..
Sürekli hareket halinde olan vücut dilinden, kaşını gözü seyirten jest ve mimiklerinden küçük çapta bir travma yaşadığı alenen belli olan Demirkol, Barca’ nın zaferini akıl almaz bir şekilde Mourinho’ nun “ofansif futbol” tercihine bağlayarak söze başladı. Yani bir başka deyişle, Mourinho’ nun aslında kendi hırsının kurbanı olduğunu ifade etti. Açık söyleyeyim, bu fantastik tespite maç 2-0 olana dek kendi cezasahasının hemen önünde kalecisi dahil 7 defansif oyuncuyla kümelenen R. Madrid ‘ in kenardaki teknik adamı Mourinho dahi arkasını dönerek gülerdi herhalde..
Ancak kendisini dün akşamki programa değin genel anlamda gayet objektif bulduğum Demirkol’ un bu istemsiz tavırları diğer yorumculardan gelen hafif dozdaki itirazlara rağmen artarak devam etti. Barcelona’ nın daha geçen hafta Almeria deplasmanında 8 gol attığı gerçeğini hiçe sayarcasına bu türden etkileyici performansları senede en fazla iki üç kez sergileyebildiğini savundu. O da yetmedi, buram buram etnik ayrımcılık kokan bir edayla Katalan halkına, Barcelona taraftarına ve Guardiola’ ya verdi veriştirdi. Barcelona’ nın Mourinho’ dan intikam almak amacıyla bu derece motive olduğuna ısrarla vurgu yapan Demirkol, etrafındakileri yeterince etkileyemediğini fark edince gemi azıya alarak bu kez de Mourinho’ yu allayıp pullamaya başladı. Gittiği her ülkede başarılı olduğu gerekçesiyle Mourinho’ yu kendince dünyanın en büyük teknik adamı olarak lanse eden Demirkol, Portekizli teknik adamın şu ana dek görev yaptığı her ülkede o ligin istisnasız en pahalı takımlarını çalıştırdığı gerçeğini görmezden geldi pek tabii ki..
Neyse efendim, mevzuu kısır bir tartışma ortamında devam ederken Sergen’ in de araya girmesiyle laf bir başka bordo mavili takım Trabzonspor’ a geldi. İşte o an Mehmet Demirkol kuvvetle muhtemel Trabzon’ da 3-2 kaybedilen maçın ve aradaki 6 puanın da etkisiyle olsa gerek iyiden iyiye kontrolden çıkıverdi. İlk olarak Trabzonspor’ un İstanbul’ da tutunamayan oyunculardan kurulu vasat bir ekip olduğunu ima etti. Oysa durduk yere orta yere yumurtlayıverdiği bu yakışıksız ifadenin arkasını doldurabilecek sadece iki futbolcu vardı Trabzonspor kadrosunda. Bunlardan bir tanesi, hali hazırda Türkiye liginin en formda beklerinden biri olarak kabul edilen Serkan, diğeriyse Trabzonspor’ da tutunamayan G. Ünal’ ın Fenerbahçe’ ye transferinde bir nevi para üzeri misali alınmasına karşın gösterdiği üstün performans ile önce geçen sene Fenerbahçe’ yi şampiyonluktan eden ve bu seneki müthiş performansıyla da Milli Takım’ a kadar yükselmeyi başaran Burak Yılmaz’ dı..

Ancak Demirkol’ un katatonik hali zaman geçtikçe hafiflemek yerine artarak devam etti ve kendisine itiraz getiren Sergen Yalçın’ a duyduğu öfkesini bu kez ülkenin tartışmasız en efektif orta saha kurgularından birini oluşturan Selçuk-Colman ikilisine yöneltti. Türkiye’ nin hali hazırda oyunu çift yönlü oynayabilen nadir defansif ortasaha oyuncularından biri olan Selçuk İnan’ ın Fenerbahçe’ de olsa en fazla ofansif ortasaha mevkiisinin yedek oyuncusu olabileceğini iddia etti. Ardından stüdyodakilerin de şaşkın bakışları arasında bu ikiliye Şenol Güneş haricinde hiçbir hocanın ilk onbirde şans vermeye cesaret edemeyeceğine yönelik tuhaf bir takım şeyler mırıldandı. Ne var ki Demirkol‘ un frenler patlamıştı bir kere. Kelimeler ağzından fütursuzca dökülmeye devam etti. Türkiye’ de eleştirilecek başka bir takım kalmamış gibi Yattara, Alanzinho, Teofilo, Glowacki, Engin, Ceyhun gibi oyuncularını rotasyonda kullanmasına rağmen zirvedeki yoluna emin adımlarla devam eden ve yerli oyuncularının neredeyse tamamı Milli Takım formasına layık görülen Trabzonspor kadrosunu yeterli kalitede bulmadığını söyleyerek programa devam etti..
Son zamanlarda Rıdvan Dilmen‘ in sürekli olarak altını ısıtıp durduğu ligimizin marka değeri ve ihaleyi alan Digitürk’ ün dekoder satışlarının düşmesi yönünde duyduğu endişeyi dile getirdiği çekinceleri, Schuster‘ in kendi basiretsizliğini örtmek adına biz dahil zirvedeki rakiplerini ve ligin futbol kalitesini aşağılayan ukala tavırları, Mehmet Demirkol gibi göz önündeki bazı yorumcuların Trabzonspor’ dan bahsederken “Kalite olarak çok üst düzey olmasalar da takım olmayı başarmışlar, aferin” kıvamında lütufen zikrettikleri başımızı okşayan türden boş beleş ifadeleri her ne kadar ciddiye almamak gerekse de birilerinin bu zokaları yutmadığını da göstermek gerekiyor illa ki..
Üstad Fużūlī boşuna dememiş “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” diye. O hesap..

Bursaspor 0-2 Trabzonspor (Her Açıdan Lider)

Maçtan önceki beklentim, geçen hafta oynanan Trabzonspor-Galatasaray maçına benzer bir havada geçeceği, Ertuğrul Sağlam’ ın tıpkı Hagi gibi önce kaybetmemeyi düşüneceği, Şenol Güneş’ in ise beraberliği önce sağlama alıp mümkünse galibiyet için de gerekli hamleleri üreteceği şeklindeydi. Ancak benim pek sıcak bakmadığım bir tabir olan “son vuruş ustası” olarak anılmak için altıpas köşelerinde pineklemeye gerek olmadığını dosta düşmana gösteren Jaja’ dan gelen erken goller maçın seyrini de tamamen değiştirdi..
Maçın hemen başında gelen bu goller sayesinde artık Şenol Hoca’ nın işi geçen haftaya nazaran daha kolaylaşmıştı. Çünkü geçtiğimiz hafta Galatasaray karşısında bir yandan oyunu 0-0 da tutup diğer yandan da galibiyet golü adına hamleler üretmesi gerekirken bu kez yapması gereken tek şey vardı; skoru ve oyunu kontrolde tutmak. Ancak yedek kulübesindeki futbolculara baktığımızda, skoru korumaktan ziyade ofansif yönü yüksek oyuncuların ağırlıkta olduğunu, daha açık ifadeyle o tipteki oyuncuların daha güçlü ve efektif olduklarını fark ediyoruz. Mesela maç Şenol Hoca’ nın istediği şekilde gitmediği evrelerde yapacağı hamleler, istediği skoru elde edip onu korumaya kalktığında yapacağı hamlelerden çok daha zenginlik içeriyor. Zira oyun sıkıştığında rahatlıkla kullanacağı Alanzinho ve Yattara gibi silahları kenarda hazır beklerken, oyunu tutmak adına kullanabileceği isimler Barış, Sezer ve çoğu zaman da Ceyhun’ dan ibaret. Bir de üzerine Colman’ ın sakatlığı nedeniyle bugün Ceyhun ilkonbirde başlayınca Şenol Hoca’ nın hamle kombinasyonu da daralmış oldu doğal olarak..
İşte yazının tam bu noktasında Şenol Hoca’ ya küçük bir sitemim olacak. Skor olarak geriye düştüğü maçlara müdahale ederken gösterdiği cesareti oyunu önde götürdüğü maçlarda da göstermesini bekliyorum kendisinden. Bunu bazen yapıyor olsa da çoğu zaman “oyuncu değiştirdikten sonra gol yemeyeyim” tedirginliğini sürekli hissediyor maalesef. Mesela bugün maçın son 20 dakikasında iyiden iyiye yüklenirken boşluklar bırakmak zorunda kalan Bursaspor’ a karşı Alanzinho ya da Yattara’ dan hiç değilse birini kullanabilirdi bence. Oysa onun yerine önce Barış, sonra Ferhat ve en son Mustafa olmak üzere üç defansif adam ile geriye yaslanmayı uygun gördü hoca. Gerçi Bursaspor’ un o yoğun baskısına rağmen herhangi net gol pozisyonu üretememesini de belirtmek gerek. Yani bir yandan sitem ederken diğer yandan da Şenol Hoca’ nın hakkını verelim..
Tabii ki hakkının teslim edilmesi gereken tek isim Şenol Güneş değildi bugün. Şimdiye dek genelde Cale’ nin sol kanattaki açıklarını kapatan Egemen bugün Bursaspor karşısında adeta tüm defansın yükünü tek başına çekerken Turgay ı da canından bezdirdi. Orta sahada Ceyhun ve Selçuk ikilisi Hüseyin ile Ergiç’ e büyük üstünlük kurdu. Nizami bir golü ofsayt gerekçesiyle verilmeyen Burak sağ kanatta Yattara’ yı, Engin ise sol kanatta Alanzinho’ yu kulübeye kilitleyen yüksek performanslarına devam ettiler. Jaja’ nın atmış olduğu iki gol haricinde takımın oyununu da oldukça yukarıya çeken hamleleri ve çekinmeden inisiyatif kullanan yapısı Trabzonspor’ un hücumdaki en büyük kazanımı olsa gerek. Umut’ a gelince söylenecek kelime bulmak zor olsa gerek. Kendisine çok daha önce verilmesi gereken milli görev onu daha da iştahlandırmış olmalı ki, Bursaspor defansını resmen silkeledi bu akşam. Kendine has bir şekilde Ömer’ den söktüğü top ile Jaja’ ya yaptığı asist haricinde maç boyunca gene çok çalıştı. Hatta rakip sağbekin atağa çıktığı bir pozisyonda hocasından fırça dahi yedi. Anlayın artık..
Uzun yıllardan beri şampiyonluğa böylesine kifayetle yakıştırılan ve taraflı tarafsız hemen herkesin saygısını kazanan bir takım kimliğine bürünememiştik. Ne mutlu ki geçen sezon elde ettiğimiz saygın imajın üzerine koyarak ilerliyoruz. Güzel ve güneşli günler göreceğimize uzun zamandır inanıyor ve bunu sürekli dile getiriyorduk zaten. Mutluyuz, keyifliyiz ve gururluyuz. Sonuçta Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ dan sonra son kurbanımız da Bursaspor oldu. Daha ne olsun..
Bu arada kurban demişken… Hepinize iyi bayramlar..

Gönlüme Göre Trabzon!

Tanrı’ nın çok seveceği ya da üzerine titreyeceği kullarından biri olmadığımın farkındayım. Öyle mübarek sayılacak türden bir özelliğim de yok. Ayrıca yakın dönem içerisinde bir insanın yaşayacağı en büyük acılardan birini de yaşadım. Ancak Trabzonspor ile ilgili olduğunda neredeyse her şey kalbime göre gerçekleşiyor garip bir şekilde..
Mesela son yıllarda şu takımdan gitmesini istediğim özellikle iki futbolcu vardı. Bunlardan önce Hüseyin Bursaspor’ a, ardından Gökhan ise Fenerbahçe’ ye gitti. Hüseyin’ in gider gitmez tıpkı diğer kaptanlarımızın da gittikleri sene şampiyonluk yaşamasına benzer bir şekilde Bursa’ da şampiyonluk yaşaması karizmamızı inceden çizdirmiş gibi gözükse de onun takımdan ayrıldığı ilk sezonda kazandığımız çifte kupa gönlümüzü yeterince hoş etti. Bunun dışında üzerine Burak Yılmaz hibe edilerek transferi gerçekleştirilen ve benim gözümde kırk yıllık tarihimizin en büyük kazığı olan Gökhan’ ın hali zaten malum. Durduk yere Fenerbahçeli dostların yarasını deşmeye gerek yok!

Blogu takip edenler bilir, bu sezonki kadromuzda da beni çoğu zaman irrite eden, bazı maçlarda adeta çileden çıkaran sadece iki futbolcu vardı. Kimi zaman acımasızca da olsa şu sayfalarda sıkça eleştirdiğim futbolcular tabii ki Teofilo ve Cale’ den ibaret. Teofilo hem kendisini, hem ailesini hem de kendisine destek verenleri yerin dibine sokacak derecede pespayelikler barındıran ayrılık hikayesiyle basının gündemine oturarak ülkesine belki de dönüşü olmayacak şekilde gitti. Açık söylemek gerekirse sahadaki etkisiz futbolundan, hantallığından, güçsüzlüğünden, hava hakimiyetsizliğinden, kaçak güreşen tavırlarından, bir kenarda pineklerken yakalandığı onca ofsayt pozisyonundan ve hatta boş kaleye dürterek attığı 3-5 golden dahi rahatsızlık duyduğumu her fırsatta belirten bendeniz açısından hiç de kötü bir haber olmadı bu..
Sanırım şimdi sırada Cale var! Gerçi kendisi diğerlerine göre çok da efektif bir bölgede oynamıyor olduğundan sebep pek fazla gözüme batmıyor olsa da onun cephesinde de bir takım gelişmeler bekliyorum artık. Zaten bu haftaki Konyaspor maçında sarı kart cezalısı olduğu için yer almayacak. Yani Konyaspor maçının kadrosunda benim takımdan gitmesini istediğim tek bir futbolcu dahi olmayacak. Maçın sonucu ne olur bilinmez tabii ancak Konya’ya giden kadro bu sezonun ideal kadrosudur nazarımda..