Etiket arşivi: Türkiye Kupası

Kupa’ da Kuralar Çekildi (TS – BJK Aynı Grupta)

Ziraat Türkiye Kupası Kuraları az önce çekildi. Kuraya göre gruplar aynen şu şekilde oluştu..

A- G.Saray Gaziantepspor Antalyaspor Denizlispor Beypazarı
B- Konya Torku Beşiktaş Trabzon Manisaspor G.Antep BŞB
C- Bucaspor Ankaragücü G.Birliği Y. Malatya F.Bahçe
D- İstanbul BŞB Kırıkhanspor Bursaspor Kasımpaşa Karşıyaka

Geçen sene Galatasaray ile aynı gruba düşen ve Ziraat Kupası Finali’ nde Fenerbahçe’ yi, Süper Kupa finalindeyse Bursaspor’ u yenerek şampiyon olan Trabzonspor bu kez de Beşiktaş ile aynı gruba düşerken 5 takım arasından bana göre en şanslı kurayı ise Bursaspor çekmiş gibi gözüküyor. En zorlu grup ise Fenerbahçe’ nin de içerisinde olduğu C Grubu olarak göze çarpıyor..

Gruplardaki ilk maçlar 9-10-11 Kasım 2010 tarihlerinde yapılacak ve Trabzonspor ilk haftayı bay geçecek. Başta Trabzonsporumuz olmak üzere bütün takımlarımıza başarılar..

Trabzonspor 3-1 Fenerbahçe / Kupa Beyi Büyük Oynadı

Nerede ve hangi saatte oynanacağı adeta yılan hikayesine dönen Ziraat Türkiye Kupası Finali’ nin Şanlıurfa Gap Arena Stadyumu’ nda saat 15.45’ de yapılacağının açıklanmasından sonra gerek Trabzonsporlu gerekse Fenerbahçeli binlerce sporsever akın ediverdi güneydoğuya. Birçok arkadaşımın ve akrabamın da otobüsler ya da özel araçları aracılığıyla büyük fedakarlıklar göstererek gittikleri onca yolun yorgunluğu ancak Fenerbahçe’ yi finalde mağlup edip kupayı almak ile giderilebilirdi sanırım..

Maç öncesinde bir kısım medyaya ait bazı futbol bağnazlarının biribirinden arabesk söylemler ve ajitasyon yüklü ağlak temalar ile süsleyerek anlamsızca zikredip durdukları “5 Mayıs’ ın İntikamı” andavallığının körüklemeye çalıştığı kin ve nefret dürtüsünün aksine son derece sağduyulu, serin kanlı ve bir o kadar da seviyeli bir maç ortamı vardı Gap Arena tribünlerinde. Aradan 14 yıl geçmiş olmasına rağmen her sene bıkıp usanmadan aynı duygu sömürüsünü yapıp duran bu çığırtkan tayfasına inat herkes sadece maçı ve kazanmayı düşünüyordu neyse ki. Zaten bu güzel görüntüler, gerek maç esnasında gerekse maç sonrasında da hiç bozulmadı. Hakem Cüneyt Çakır da her iki takım aleyhine vermiş olduğu iki hatalı elle oynama kararı haricinde kusursuz bir maç çıkardı..

Detaylara gelince..

Öncelikle belirteyim; Gap Arena’ nın sorunu sadece ışıklandırmasında değildi. Sahanın zemini de tam olarak futbola elverişli sayılmazdı. Top zemin üzerinde çoğu zaman dengesiz bir şekilde sekiyor ve özellikle tekniği yüksek futbolcuların top kontrollerindeki avantajlarını hayli düşürüyordu. Zira maçın hemen başlarında Umut’ un kaçırdığı inanılmaz gol pozisyonunda top yerden hafifçe sekerek ivme kazandı ve kontrolsüz bir şut çıkıverdi ortaya. Gerçi zemin düzgün olsaydı da Umut’ un o pozisyonu değerlendireceğinden emin olamazdık tabii. Ayrıca havanın alabildiğine sıcak oluşu, hem su molalarına sebebiyet verdi hem de yüksek tempolu maçlarda sorun yaşayan Fenerbahçe’ nin ikinci yarıda tamamen oyundan düşmesine neden oldu..

Şenol Güneş karşılaşmaya Onur, Serkan, Egemen, Song ve Cale’ den oluşan klasik defans dörtlüsüyle başladı. Onların hemen önünde Selçuk ve Colman’ ı yan yana oynatırken sağ kanada Burak, sola ise Engin’ i yerleştirdi. Tek forvet Umut’ un arkasında ise serbest oynayan Alanzinho vardı. Colman zaman zaman sol kanada deplase olduğunda Engin onun boşalttığı göbeği kontrol altına aldı. Açıkçası kadroyu gördüğümde Şenol Hoca’ ya sadece Burak Yılmaz tercihinden dolayı biraz sitem ettiysem de maç başladığında özellikle ilk yarı boyunca Burak’ dan müthiş bir performans izledik. Gerçi bunda karşısındaki Vederson’ un da etkisizliğinin payı olsa bile maç boyunca Fenerbahçe’ nin sağ kanadını resmen perişan etti..

Kalede Onur tek bir kritik kurtarış dahi yapmadan maçı tamamlarken, önündeki defans hattına da pek iş düşmedi aslında. Song’ un kaptırdığı topta gelişen atakta Alex’ in adeta yoktan var ettiği inanılmaz golü haricinde 90 dakika boyunca kalemizde herhangi bir gol pozisyonu yaşamadık. Şu açıkça gözüküyor ki, Trabzonspor defansı geriye yaslanmadığında çok daha az hata yapıyor. Rakibe önde bastıkları anlarda kimi zaman defansın arkasına atılan toplarda sorun yaşıyor olsalar da geriye yaslandıkları maçlardaki kadar bocalamıyorlar. Nitekim Egemen ve Song, göbekten Emre ve Alex önderliğinde geliştirilen ataklarda Selçuk ile Colman’ ın da oyunu çift yönlü olarak mükemmel bir şekilde kotarmaları sayesinde neredeyse hatasız oynadılar. Sağ kanatta Serkan, karşısındaki Özer’ i adeta sahadan silerken, solda Cale de en iyi maçlarından birini çıkardı Mehmet Topuz karşısında..

Fakat maçın kazanılmasında en büyük etken, her iki takımın ortasahasındaki kreatif futbolcuların gösterecekleri performans ile şekillenecekti. Yani Trabzonspor’ da Alanzinho, Colman ve Engin, Fenerbahçe’ de ise Alex, Özer ve Emre gibi inisiyatif kullanan yaratıcı futbolcuların gerçekleştirecekleri varyasyonlar büyük önem taşıyordu. Çünkü her iki takımın da forvetleri formsuz ve bir o kadar da moralsizdi maç öncesine kadar..

İşte bu şartlarda sazı eline alan isimler Colman ve Alanzinho oldu. Özellikle Alanzinho ayağına aldığı ya da pas aralarına girerek rakipten kaptığı hemen her topta öldürücü driplingleriyle ileriye doğru roketlenerek Selçuk ve Emre’ den oluşan Fenerbahçe göbeğini adeta delik deşik etti. Onun bu müthiş temposuna solda Engin, sağda ise Burak Yılmaz’ ın üretken futbolları eklenince maçın büyük kısmı Trabzonspor’ un dominasyonu altında geçti. Lakin Umut’ un Fenerbahçe savunması arasında gösterdiği insanüstü mücadeleye rağmen set hücumlarına uygun bir futbolcu tipi olmayışından sebep, o baskıdan gol üretemedik. Umut’ un ilk yarıda yakaladığı ve zeminin de azizliği nedeniyle kaçan o net pozisyon haricinde başka da ciddi bir pozisyon olmadı..

İkinci yarıda ise Alex’ in şapkasından çıkardığı golünden sonra skoru koruma telaşıyla geriye yaslanan ve Urfa’ nın sıcağında iyiden iyiye oyundan düşen Fenerbahçe’ ye kenarda pinekleyip duran Daum da müdahale etmeyince beklenen gol, ligin en yetenekli olmasa da en iştahlı ve arzulu golcüsü olan Umut Bulut’ un harika kafa vuruşuyla geldi. O golden sonra zaten fizik olarak çöküşte olan Fenerbahçe moral olarak da paralize olunca son yirmi dakikada ezici bir üstünlük kurduk rakip karşısında. Bu dakikalarda Colman’ ın bir şutu direkten dönerken, Burak’ ın altıpas içerisinde değerlendiremediği inanılmaz bir gol fırsatı daha vardı. Sonrasında Şenol Hoca’ nın bu periyodda yapmış olduğu akılcı hamleler ile kondisyonu sürekli olarak üst seviyede tutan Trabzonspor, önce Engin’ in Lugano’ yu ekarte ederek attığı gol ile öne geçerken, daha sonrasında maçın yıldızlarından Colman’ ın gene benzer hareketler eşliğinde kazandırdığı gol neticesinde Fenerbahçe’ nin 27 yıllık kupa hasretini devam ettirdi..

Sonuçta , bazı bağnaz kafalar tarafından desteksiz bir şekilde final maçlarını kazanamadığı gerekçesiyle eleştirilen Şenol Hoca, önce Galatasaray galibiyeti daha sonrasındaysa mükemmel futbol eşliğinde gelen kupa zaferiyle bu köhnemiş zihniyete gereken cevabı da vermiş oldu. Ligde herhangi bir amacımızın kalmadığı bir atmosferde sezonu bir başarı hikayesiyle noktalamak adına çok büyük bir önem taşıyan bu finalden yüzünün akıyla çıkan Şenol Güneş başta olmak üzere bütün futbolcularımızı ve büyük fedakarlıklar göstererek şu önemli maçta takımımızı yalnız bırakmayan binlerce Trabzonspor taraftarını yürekten tebrik ediyorum..

Haftalar önce ne demiştik? “Güzel günler göreceğiz güneşli günler”

Nitekim o ilk günü bütün güzellikleriyle şimdiden görmüş olduk. Darısı bir sonraki sezona..

Urfalıyak Ezelden!!

Haftalardır nerede oynanacağı konusunda tartışmaların yaşandığı Ziraat Türkiye Kupası Final maçının Şanlıurfa Gap Arena Stadyumu’ nda oynanacağının kesinleşmesinin ardından ilginç gelişmeler de yaşanmaya başladı..

Mesela final maçı için Urfa’ ya THY’ nin Barcelona kulübüne tahsis etmiş olduğu bordo-mavi renkli uçağıyla uçmak için “Bir tur verir misin ağbi?” kıvamında izin alan Trabzonspor Yönetimi, finalin Urfa’ da oynanacağının açıklanmasından sonraki gelişmelerin ardından Şanlıurfaspor Kulübü ile kardeş kulüp olma kararı da almış..

Bizim kardeş kulüplerimizi seçmemizde TFF’ nin final için seçtiği şehirlerin etkili olduğu düşüncesini her ne kadar biraz tuhaf ve inceden de popülist bir yaklaşım gibi algılıyor olsam da sonuçta güzel (en azından kötü değil) bir hamle olduğunu kabul etmek gerekir tabii..

Hatta iki kulüp arasındaki karşılıklı jestleşmeler bununla da kalmamış, artık iyiden iyiye klasikleşen 61 nci dakika şovunun 63 ncü dakikada yapılması konusunda fikir birliğine de varılmış. Tam burada insanın “Maç iyi ki Adana’ ya alınmamış” diyesi geliyor. Yani maçın daha ilk dakikasında gerçekleşecek bir tribün şovu fazlaca garip kaçardı herhalde. Umarım o dakikalarda skor olarak ümitsiz bir durumda olmayız da bunca tantananın ardından keyifli bir 63 ncü dakika ambiansı yaşarız hep birlikte..

Şu dev finali Atatürk Olimpiyat Stadyumu’ nda (dışarıda kalacaklar hariç) en az 70-75 bin taraftarın önünde oynatmak yerine, hafta içi mesai saatinde hangi şartlarda oraya ulaşabilecekleri meçhul 25-30 bin kişinin önünde oynanmasının kararını tam bir eyyamcılık ve emri vaki örneği göstererek alan TFF’ yi kendi adıma şiddetle kınadığımı da belirteyim..

Siz bakmayın önce Fenerbahçe, daha sonra da Trabzonspor Yönetimleri’ nin yarım ağız ile yaptıkları “Gerekirse Urfa’ da da oynamaktan memnunluk duyarız” şeklindeki nabza şerbet türünden açıklamalarına. Her iki kulübün de tribünlerden elde edecekleri salt maddi kayıplar bile böyle bir demeç vermelerine büyük engel teşkil edecek cinsten aslında. Ama işte tepelerde bir yerlerde yapılan bazı “küçük” hesaplar neticesinde “Onlarca trilyon harcayarak yaptığımız stadyum bir işe yarıyor gözüksün bari” zihniyeti devreye girmiş ve bu büyük final resmen sürgün edilmiştir..

Yağmayıp da gürlemeyi bir halt zanneden bir takım vurdumduymaz güruhu “Orası da sonuçta bizim topraamız. Urfalıyak eezeldeen!” teranelerini sıka dursunlar burada gözden kaçan asıl mevzuu, Federasyon’ un sezon başında açıklama gereğini duymadan son dakikada atmış olduğu golün varlığıdır. Önemli olan şey, bu acı gerçeği idrak edebilmek ve koyun gibi güdülmek yerine haklı tepkini gösterebilmektir. Gerisi benim nazarımda “tribüne oynayan” boş beleş zırvalardan öteye gitmez açıkçası..

Kupa’ yı Almak Değil, Fenerbahçe’ yi Yenmek !

Bir tarafta 27 yıldır kupa şampiyonluğuna hasret Fenerbahçe, diğer taraftaysa tam 26 senedir şampiyonluk bekleyen Trabzonspor. Her iki takım ligde bir çok kez kafa kafaya şampiyonluk yarışı vermiş olmasına karşın kupada ilk kez final oynayacak. Sadece bu açıdan baktığımızda bile 5 Mayıs’ da bir finalden çok daha fazlasını yaşayacağımız kesin..

Fakat özellikle medya tarafından körüklenen ve bazı patetik taraftar bünyelerini hedef alarak bilinçli bir ajitasyon silahı olarak kullanılan “eski defterleri açma” ve maçı bir nevi “kan davasına dönüştürme“ politikası şimdiden başladı bile. Bir çoğumuzun hatırladığı üzere, 5 Mayıs 1996’ da lig finali kıvamındaki bir maçta kendi sahamızda Fenerbahçe’ ye yenilerek şampiyonluğu kaybetmiş ve iki taraftarımız o maçtan sonra yaşadıkları travma sebebiyle intihar etmişti. Şimdi oynanacak kupa finalinin de tarihinin 5 Mayıs olması birilerinin kafasında hemen flashback patlatıverdi tabii. Çünkü tam da yurdum insanının yüreğine dokunacak cinsten arabesk bir malzemeydi bu. Aradan bir elli yıl daha geçse ve bu şark zihniyeti aynı kafayla devam etse eminim ki tekrar tekrar kaşınacak bir yaradır bu aslında..

Ben ise bir taraftar olarak olayın tamamen farklı tarafındayım. Yani daha çok sosyal tarafında. Sonuçta herbirimizin kendine özgü bir sosyal yaşantısı var ve bu yaşamı oluşturan en önemli faktörlerden bir tanesi de çevremizdeki dostların varlığı olsa gerek. Örneğin benim etrafımda bir tane dahi Fenerbahçeli olmasa, Fenerbahçe’ yi yenmek ya da yenilmek beni ne derece etkileyebilir ki? Ben o Fenerli arkadaşımı bizim kazandığımız ya da onların kaybettiği herhangi bir maçın ardından kızdıramadıktan sonra taraftarlık kimliğinin bize ne gibi bir getirisi olabilir? İşte futbolun zevki ve sosyal yaşama kattığı renk burada başlıyor zaten. Eski defterleri karıştırarak intikam duygusu yaratmak yerine futbolun bu rekabetçi yapısı üzerine eğilmek lazım bana göre..

Mesela Trabzon’ da benim birçok akrabam ve dostlarım var. Arada onlarla konuştuğumuzda sorarım “Yahu etrafınızda bir tane bile BJK li, FB li ya da GS li yokken hiç canınız sıkılmıyor mu?” diye. Hakikaten sıkıcı bir durum aslında. İlla ki Trabzon’ da da üç İstanbul takımı sempatizanı taraftarlar var ama çok azınlıktalar. Zaten o azınlık, yukarıda da bahsettiğim taraftarlığın en keyif veren yanı olan “karşı tarafa takılma ve kızdırma” tribalini doyasıya yaşayamıyor. Bir anlamda sadece kendileri sevinip gene kendileri üzülüyorlar. Rakip taraftarın sevincine ya da üzüntüsüne birebir şahit olamıyorlar. Trabzon’ un bu yapısı her ne kadar biz Trabzonsporlular için bir gurur kaynağı gibi gözükse de, ironik bir şekilde oradaki taraftarlarımız için bir nevi şanssızlıktır da aslında..

Gelelim tekrardan kupa finaline. Bu kupayı kaybedersek ben biraz daha fazla üzüleceğim mesela. Ama benim üzüntüm sadece kupayı kaybetmek ya da finalde Fenerbahçe’ ye yenilmekten ibaret olmayacak. Tam 27 yıldır 6 kez final oynayıp bunlardan üçünü GS’ ye, ikisini BJK’ ye, biriniyse G. Birliği’ ne kaybeden Fenerbahçe’ ye nihayetinde şampiyonluğu ikram eden takımın biz olacağımız çekincesidir bu maalesef. Zira şu finali kaybedersek Fenerli dostlarımızın “tacizlerinden” ziyade BJK ve GS li arkadaşların “Ulan finalde sizle karşılaşmamış olsalar elli yıl da geçse şampiyonluk göremezdi bunlar” şeklinde gelişebilecek yaklaşımlarıdır beni “rahatsız” edecek olan. Aksi gibi, Fenerbahçe finale yürürken bu iki takımdan herhangi birisini eleyerek gelmiş olsa “Naapalım oolum, adamlar sizi de eledi. Madem öyle siz eleseydiniz” diyebilirdik ama onu bile diyemeyeceğiz canına yandığım. İşte taraftarlığın keyfi de zaten bu triplerde gizli. Bu keyifli atraksiyonları yaşamadıktan sonra ne edeyim ben kupayı ya da şampiyonluğu..

Antalyaspor 1 -0 Trabzonspor (Utana Sıkıla Finale)

Uzun zaman sonra bir yazıya başlık atarken ilk kez hiç zorlanmadım doğrusu. Ortamda İstanbul takımı taraftarları olan dostlarımın da bulunduğu bir grup ile birlikte maçı izlerken kimi zaman sıkıntıdan bunaldım, kimi zamansa yediğimiz inanılmaz baskıdan dolayı adeta utandım. Tamam, sonuçta ilk maçtaki 2-0 lık avantaj sebebiyle daha kontrollü bir oyun oynayacağımızı ve alabildiğine dinamik bir rakip olan Antalyaspor’ u sahasına hapsederek ablukaya alacağımızı falan beklemiyordum tabii ki. Fakat Antalyaspor ikinci yarının ortalarına doğru yorulana dek bu derece domine olacağımıza, maçın belli periyodlarında böylesine çaresiz durumlara düşeceğimize asla ihtimal vermiyordum..

Başlama düdüğünün hemen ardından başlayan Antalyaspor baskısını ilk etapta normal karşılamış, hatta maçı yorumlayan Üründül’ ün “Trabzonspor doğal olarak kontrollü bir oyun sergiliyor” yorumuyla da kendimi biraz olsun ferahlatmaya çalışmıştım. Ancak Antalyaspor ortasahasında Jedinak, Ertuğrul ve Sedat‘ ın müthiş oyununa ofansta Tita, Djehoua ve Necati‘ nin üretken futbolları da eklenince özellikle Cale‘ nin bir türlü “savunamadığı” sol kanadımızdan ciddi tehlikeler yaşamaya başladık. Neyse ki bu kriz anlarında gerçekleşen iki net gol pozisyonunda geçit vermeyen kaleci Onur‘ un muhteşem performansının yanısıra Serkan, Giray ve Egemen‘ in de cansiperane çabaları skorun sadece 1-0 da kalmasını sağladı..

Tabii bu devrede Antalyaspor’ un bizi sürklase etmesindeki en büyük etken, ortasahada topu tutup pas trafiğini sağlaması gereken Colman, Ceyhun ve Selçuk üçlüsünden bilhassa Ceyhun‘ un büyük zaafiyet göstermesiydi. Bu durum, bir dinamo gibi çalışan Antalyaspor ortasahası karşısında bütün yükün Colman ve Selçuk‘ un üzerine binmesine sebep oldu. Bu baskıyı absorbe edebilecek yan unsurlardan bir tanesi de Burak ve Alanzinho‘ nun göstereceği performanstı tabii ki. Ancak bu iki futbolcudan özellikle Burak, kazandığı hemen hiçbir topu olumlu kullanamayınca maçın 60 ncı dakikasına kadar Antalyaspor, tabiri caizse squash maçı çıkardı..

Ortasahada halihazırda top yapamayan ve atak üstünlüğü elde edemeyen Trabzonspor’ un sahada ayakta kalabilen tek oyuncusu Colman önderliğinde gerçekleştirebildiği cılız ataklarında üçüncü bölgede topla buluşan Umut‘ un kronik sorunu olan topu ayağında 2 saniyeden uzun süreyle tutamama zaafiyeti hücum yollarındaki üretkenliği tamamen engelledi. İkinci yarının hemen başında Ceyhun‘ un yerine girerek takımın oyununu biraz olsun yukarıya çeken Engin‘ in kendi kişisel yetenekleriyle yarattığı tek pozisyonda direğe takılmasını saymazsak, koca maç boyunca kaleci Ömer‘ in kurtarmasını gerektirecek tek bir şut dahi atamadık Antalyaspor kalesine. Zaten hemen akabinde dönen topa vuran Umut da topu boş kale yerine Antalyaspor defans oyuncusuna nişanlayınca Ömer yere yatmadan maçı tamamlamış oldu..

İlla ki herşeye rağmen bir şekilde finale çıkmak ve finali Fenerbahçe ile oynayacak olmak sonuçta bir başarıdır. Fakat Şenol Hoca‘ nın geldiği günden bu yana ortaya koyduğumuz en kötü futbolu oynadık bu gece. Açıkçası bu performanstan daha kötüsüne şahit olacağımızı da düşünmüyorum ben. Şenol Hoca‘ yı bu maçta eleştireceğim tek nokta ise Burak‘ a maçın son onbeş dakikasına kadar sabır göstermesiydi. Forvet hattında tel tel dökülen Umut‘ a da gösterdiği sabır, kenarda bekleyen Teofilo‘ ya ne derece güvendiğinin bir kanıtı gibiydi bana göre..

Bir paragraf da TRT‘ ye açmazsam içimde uhde kalır. Yahu arkadaş, maçı şifresiz, parasız bir şekilde yayınladınız; eyvallah. Hatta Ömer Üründül bile belki de ilk kez bu derece doğru tespitler ile bir maçı yorumladı. Ama şu her atraksiyonunuzu allayıp pullayıp gözümüze sokma çabası nedir anlamak mümkün değil. Hadi eskiden iki kamerayla takip edebildiğiniz maçlarda kale arkasından gösterilen görüntüleri bile özenle anons ederdiniz etmesine de elalemin onlarca kamerayla her türlü açıdan yayınladığı maçları görmezden gelircesine her tekrar pozisyonunda “Bakın, ne de güzel her pozisyonun tekrarını bile gösteriyoruz” kıvamında yorumlar yapmanın manası nedir sanki? Bırakın onu da biz takdir edelim artık. Bir de maç aksiyon halindeyken yedek kulübesini gösterip durmak da neyin nesi?

Son olarak, bu derece yüksek tempolu bir maçı mükemmele yakın bir şekilde yöneten Yunus Yıldırım ile tek bir hava topunu dahi es geçmeyen ve bana göre sahanın açık ara yıldızı olan Jedinak başta olmak üzere Antalyaspor takımını tüm samimiyetimle kutlarım. Finalde görüşmek üzere..